A/N:Reviewleriniz için çooook teşekkür ederim. Çok kısa ve neredeyse hiçbir şey içermeye bir başlangıç olmasına rağmen gene de beni reviewsız bırakmadınız, çok iyisiniz:) İşte şimdi karşınızda çoooook uzun bir bölüm, yazmak yıllarımı aldı :p Tabi bunlar ilk bölümler olduğu için daha çok hikayeyi oturtmaya yönelik bol bol konuşmalar içeriyor, altyapıyı oluşturuyorlar. umarım beğenirsiniz, beğenmezseniz de lütfen söyleyin, beğenirseniz tabiki daha çok söyleyin:) yani REVIEW!
(ayrıca diğer bölümümüzde planın gerçekleştiğini, çok heyecanlı olduğunu ve vee tamamen hazır gönderilmeyi beklediğini söylemeliyim. tabi göndermemi istiyorsanız bunu söylemeniz gerekiyor:))
Sanki işimi daha da zorlaştırmak için her gün daha da güzelleşiyor. Derin derin iç geçirdi James yemek masasının ucunda oturan Lily Evans'dan gözlerini alamayarak. O sırada James'in yanına Sirius gelip oturdu. Islık çalarak tabağına kahvaltılıklardan doldurmaya başladı. Anlaşılan dün gece James'le olan tartışmalarını unutmuştu. Ama James unutmamıştı, gece bunu düşünüp yanlış davrandığına karar vermişti. Kendini zorlayarak bakışlarını Lily'den çekerek Sirius'a dönüp dikkatini üstüne çekmek için boğazını temizledi. Sirius gülümseyerek James'e baktı; "Günaydın Çatalak."
"Günaydın," dedi James Sirius'un bu kadar normal davranışına şaşırarak. "Şey... Dün gece sana öyle çıkıştığım için kusura bakma, abi," diye devam etti.
"Saçmalama Çatalak, olur böyle şeyler," dedi Sirius. Konuyu geçiştirerek ilgisini kahvaltısına yöneltti. Ama James'ten kaçış yok gibi gözüküyordu.
"Hayır Pati, öyle deme. Yani moralim başka bir şeye bozuk olduğu için biraz kırıcı konuştum," dedi James Sirius'un gözlerinin içine bakıp moralinin neye bozuk olduğunu sormasını bekleyerek. Sirius'un ise hiç öyle bir niyeti yok gibi görünüyordu. "Tamam abi, önemli değil dedim ya. Bizim arkadaşlığımız böle basit şeylerden etkilenmez." Sirius tekrar tabağına döndü.
James "Evet," dedi hemen. "Zaten moralimin bozuk olduğu konuya bir çözüm bulduğum için artık daha iyiyim," diye ekledi son söylediklerinin Sirius'u meraklandıracağından emin bir ifadeyle. Sirius'un ise tek isteği kahvaltısına yumulmaktı. Ama James'ten kurtuluş olmadığını anlayıp hafifçe iç geçirdi. James'in beklediği soruyu sordu; zaten James yarısında atılıp anlatmaya başlamıştı bile.
"Neden moralin-"
"Yani illa anlatmamı istiyorsan anlatayım abi. Biliyorsun ilk yıldan beri Lily'le ilgili bir durum sürüp gidiyor. Bunu uzun uzun bu yaz düşündüm. Daha önce böyle olduğunu bilmiyordum; ama hislerim bayağı gerçekmiş. Yani aslında bu daha onu ilk kez birinci sınıfta trende gördüğümde başladı sanırım. Tamam, o zaman daha küçüktüm; ama genede bilmiyorum. Neyse ilk yıl trende, daha senle bile tanışmamıştık o zaman, ben Lily'e çarpmıştım. Sonra bana demişti ki-"
Sirius o anda dehşet içinde anladı ki James Lily'i basbayağı takıntı haline getirmişti. Belli ki onun hakkında uzun uzun konuşabileceği bir fırsat bekliyordu -ve fırsat eline geçince bunu sonuna kadar kullanacağa benziyordu. Sirius önünde duran dopdolu tabağına veda etti üzüntüyle. Anlaşılan bugün ona kahvaltı yoktu. Karnının guruldadığını hissetti. Karşısında bir şeyler anlatıp duran arkadaşına bakıp içi sızladı. Önemli bir şeyler anlatıyor Sirius, dikkatini topla! James'in anlattıklarına odaklanabilmek için sandalyesinde dikleşip gözlerini James'e dikti dikkatle.
"Sonra seçim sırasında aynı binaya düşeceğimizi hissetmiştim. Hatta bunu onada söylemiştim; ama hala trende her tarafını mürekkep yaptığım için bana kızgındı. Yani evet, kabul ediyorum. Pek iyi bir başlangıç yaptığımız söylenemez. Belki de nefreti taa o günlere dayanıyordur. Ama bir türlü anlamıyorum, neden benden nefret ediyor ki? Her neyse, bina seçimlerinde kalmıştım."
Aman Tanrım... diye düşündü Sirius sıkıntıyla. Daha seçimleri anlatıyor! Önümüzde daha altı yıl var, sanırım anlattıkları bitmeden ben açlıktan ölmüş olacağım. Sonra tekrar arkadaşını seven yönü düşüncelerini ele geçirdi; kendine gel Sirius, arkadaşının derdini dinlemelisin, bu onun için önemli. Sirius tekrar James'in dediklerini dinlemeye başladı; ancak bir kaç dakika sonra dinlemek yerine dinliyor gibi görünmesinin de -James öyle sandığı sürece- onu yeteri kadar mutlu edeceğine karar verdi. Ama bununda kolay bir şey olmadığını gözleri kapanmaya başlayınca anladı. Uyanık kalıp James'i dinliyor gibi görünmeye devam etmek için bir yol bulmalıydı. Sonra bildiği tüm Quidditch takımlarını içinden saymaya karar verdi. Böylece hem uyanık kalıyor hem de takımları düşünürken düşünceli göründüğü için James Sirius'un kendi anlattıklarına kafa yorduğunu düşünüyordu. Bulduğu çözümden dolayı kendini kutladı Sirius; ancak on, on beş dakika sonra tüm Quidditch takımları tükenmişti ve James ancak üçüncü yıllarının ortalarına gelebilmişti. Her olay hakkında bir sürü yorum yapıp duruyordu. Tüm bu olaylarda bende yanındayım, hepsini biliyorum. Neden bana işkence ediyor ki! diye düşündü iç geçirerek. Bu seferde takımlardaki tüm oyuncuları ve hepsinin hangi pozisyonda oynadığını tek tek saymaya başladı. Tam bu çözümünde tükenmesine az kalmıştı -ve üzüntüyle farkettiği üzere James altıncı yıla yeni geçebilmişti ki ileriden onlara doğru yaklaşan Remus'u gördü. Kara göründüüü! Sirius umutla sandalyesinde dikleşti ve Remus'un gelip James'in yıllardır süren monoloğunu sonlandırmasını bekledi.
"Naber çocuklar? Ne konuşuyorsunuz öyle?"
Seni seviyorum Aylak! diye düşündü Sirius mutlulukla. Remus'un James'le konuşmasını fırsat bilip ışık hızıyla önünde hala masum masum duran dopdolu tabağına döndü. Ağzını alabileceği kadar yiyecekle doldurmaya başladı.
"Sirius'a bir şeyler anlatıyordum," diye Remus'a cevap verdi James o sırada. "Ama sen anlamazsın Aylak, dün akşam senin ilgilenmediğin konuyla ilgili," diye ekledi burnu havada diğer tarafa dönerek. Remus gözlerini devirdi. "Ama Patiayak senin gibi değil, sorunumla çok ilgilendi, sen gelene kadar onunla güzel güzel konuşuyorduk. Di mi Pati?" Sirius başını tabağından kaldırmadan kafa salladı. Konuştuk? Ne demezsin... diye düşündü içinden.
"Neyse, en son ne diyordum Sirius?"
--
"Hmmm..." Düşünceli düşünceli gözlerini bir noktaya dikmişti Amy.
"Ne oldu?" dedi Lily tostunu ısırırken.
"Sence de garip değil mi?" diyerek Lily'e döndü Amy.
"Ne garip değil mi?" dedi Lily sabırla.
"James," dedi Amy elini çenesinin altına koyup masaya yaslanarak.
"Ne olmuş Potter'a?" dedi Lily, James Potter'ın adını duyunca sinirleri gerilerek. Amy gene bile bile Potter'la ilgili Lily'i sinirlendirmeye çalışıyordu.
"Sana hala çıkma teklif etmedi," dedi Amy sonunda. İşaret parmağını hafifçe çenesine vurarak düşünüyordu.
"Bana da bu yıl Hogwarts daha bir huzur dolu geliyordu, demek ki bu yüzdenmiş" dedi Lily.
"Yani farketmedin, öyle mi?" dedi Amy alaycı bakışlarla Lily'e bakarak.
Lily sinirlenerek çıkıştı, "Mankafa Potter'ın yaptıklarının çetelesini mi tutuyorum?!" Aslında elbette ki farketmişti.
"Ama Lil, yani James bu yıl bayağı garip görünüyor. Hiç Sirius'la gülüp eğlendiklerini görmedim, Snape'le bile uğraşmıyor," dedi Amy hızlıca.
Lily şaşırarak Amy'e baktı. "Oturup tüm gün Potter'ı gözetliyorsun herhalde. Yoksaa..?" Lily muzip muzip göz kırptı.
Amy ise gözlerini devirdi. "Saçmalama Lily, sadece James bir anda etrafımızda şaklabanlık yapmayı bırakınca dikkatimi çekti." dedi, sonrada hemen ekledi; "Yani merak etme, o hala tamamen senin canım." Lily'nin tekrar sinirlenen suratına sırıttı.
--
Masanın diğer ucunda kendisi hakkında konuşulduğunun farkında bile olmayan James, Lily hakkında o kadar çok konuşunca gene kendini kötü hissetmeye başlamış, durgunlaşmıştı.
"Sonuçta," dedi güçsüzleşmiş bir sesle. "Onu unutmam gerektiğine karar verdim."
"Başkasıyla çık," dedi Sirius çok emin bir ifadeyle. "Ne biçim bir öğüt bu," diye karşı çıktı Remus hemen. "James ciddi duygular hissediyor. Başka bir kızla çıkması bunları atlatmasını nasıl kolaylaştıracak?"
"Çivi çiviyi söker Aylak," dedi Sirius göz kırparak. Remus gözlerini devirdi. "Ya çıktığı kız James'e karşı ciddi şeyler hissetmeye başlarsa; ama James'in aklı hala Lily'de olursa? O kıza yazık değil mi?"
"Amaan, Aylak. Ona bakılırsa halamında sakalı olsa amcam olurdu! Oturup gerçekleşmeyen olasılıklara kafa yormanın gereği yok. Bence Çatalak'ın Lily'i unutmasının tek yolu başka bir kızla çıkması. Tabii bu kız taş gibi olmalı, Lily'e on basıp beşe katlamalı-"
"Kimse Lily'e on basamaz," diye kestirip attı James. Sirius bezgin bezgin James'e baktı. "Abi, sen şu Hogwarts'a geldin geleli Lily'den başka bir kıza hiç şööyle bir alıcı gözüyle baktın mı? Sen bir onu söylesene bana? Ya Lily'le çıkıyor olsanız bu kadar sadık olmazdın!"
James omuz silkti. "Niye başkasına bakayım ki? Ben bir tek onu istiyorum. Yani öyleydi..."
"Ya Çatalak, sen yıllardır onu isterken o ne yaptı? Bir sürü erkekle çıkmadı mı? O çocukların hepsine tuzakları birlikte kurduk, hepsine uğursuzluk büyüleri yaptık. O, o kadar insanla çıkarken sen de arada başkalarıyla çıksaydın belki çoktaan Lily'i unutup gitmiştin. Ama sözümü dinletemedim ki!"
"Sirius," diye lafa karıştı Remus. "Sen hiç duygudan filan anlamaz mısın ya? Bir insanı, başka kimseyi gözün görmeyecek kadar sevmeye, aşık olmaya inanmaz mısın?"
"Aşk mı?" dedi Sirius alayla. "Yani sen Lily'e aşıksın, öyle mi Çatalak?"
James bir an düşündü. Duyguları olduğunu falan biliyordu; ama buna bir isim koymaya hiç çalışmamıştı. Şu aşk dedikleri meşhur şey bu muydu acaba? Kim bu duyguyu tanımlayabilmişti ki James bunu başarabilsindi. Sadece içinden geldiği gibi cevap verdi, "Evet, sanırım..."
Sirius inanmamazlıkla kafa salladı. "Onunla hiç oturup uzun uzun konuşmadın, ona hiç sevgilinmiş gibi dokunmadın, onu hiç öpmedin, onu tanımıyorsun bile James! Nasıl aşık olduğunu söylersin?"
James omuz silkti. "Bilmiyorum, sadece öyle hissediyorum," dedi. Sonra bir kaç saniye duraklayıp ekledi, "Sanki onu tamamen tanıyormuşum gibi geliyor..."
Sirius abartılı bir şekilde nefes verdi. "Anlaşılan siz ikiniz de kafayı aşkla sevgiyle bozmuşsunuz, bu yaz ikinize de bol bol Amortentia içirmişler herhalde. Ama açıkçası ben bu aptalca şeylere inanmıyorum."
James'de Remus'da Sirius'a bezgin ve inanmaz bir ifadeyle baktılar. Sirius hep böyle şeyleri küçümserdi, zaten hep yaptığı şey de bir kızı bırakıp ötekiyle çıkmaktı -hatta çoğu zaman henüz birini bırakmadan ötekiyle çıkmak... Okuldaki tüm kızlar Sirius'un bu çapkınlığını bildikleri halde hepsi de onun karizmasına aldanıp onunla çıkmak için yarışırlardı. Çoğu sonunda üzülürdü; ama gene de Sirius Black'le çıkmış olmak kızlar arasında büyük bir şey sayılırdı. Bu sırada Sirius'un bu kızlardan hiçbirini gerçek anlamda önemsediği görülmemişti, onlardan hoşlanır, güzel sözler filan söylerdi; ama çabucakta sıkılırdı. Çıktığı kız onu sahiplenmeye çalıştığı anda o 'ilişki' Sirius için biterdi. Remus gruptaki en duygusal kişi olduğu için Sirius'a hep böyle yapmamasını öğütlerdi; ama bir süre sonra o da Sirius'un değişmeyeceğini anlayıp vazgeçmişti. James ise zaten en başta Sirius'u olduğu gibi kabullenmişti. Peter da zaten diğerlerini hiç eleştiremezdi -özellikle Sirius'u eleştirmeye kalkarsa alnının ortasına bir lanet yiyeceğinin farkındaydı büyük ihtimalle.
"Yani aşk demek insanın başkasını kendinden fazla düşünüp önemsemesi demek, ki bence bu imkansız. Kimse bir başkasını kendinden fazla önemsemez, insanın doğasına aykırı." diye devam etti Sirius.
"Sadece bu demek değil ki," dedi Remus. "Ayrıca insanın bir başkasını kendinden fazla düşünmesi imkansız değil. Zaten aşkta işin içine bambaşka duygular giriyor, insan mantıklı düşünemiyor ki."
"Evet," dedi James yavaş yavaş başını sallayarak "O kişi sana acı çektirse de, yerden yere vursa da sen farkına bile varmıyorsun. Sadece onunla konuşmak, ona bakmak yetiyor. Gurur diye bir şey kalmıyor."
"Saçmalık," diye homurdandı Sirius.
"Peki bunca yıldır Lily'nin beni her şekilde aşağılamasını, üstüme lanetler yağdırmasını, tokatlayıp durmasını nasıl kaldırabildim sence Sirius? Lily dışında hiç kimsenin bana öyle davranmasına izin vermem; ama konu o olunca ne gurur kalıyor, ne kızgınlık..."
"Eğer aşk buysa, aşık olmakta istemem zaten," dedi Sirius.
"Hayır, sadece bu değil," dedi James hemen. "Aynı zamanda içinde sürekli bir mutluluk oluyor. Ertesi gün kalkıp onu göreceğin için gece uyurken mutlu oluyorsun, yazın tatil biterken onu göreceğin için havalara uçuyorsun, en ufak bir gülümsemesi bile dünyaları senin yapıyor. Seni üzdüğü zamanlarda mutsuzluk bile hoşuna gidiyor," dedi James, sonra ekledi. "Tabi bir de aşk karşılıklı olursa eminim çok daha güzel oluyordur; ama ben onu yaşayamadım maalesef." Suratını üzüntüyle buruşturdu. "Yani sonuçta bu altı yıldır Lily'nin peşinden filan koşmaktan hiç pişman değilim. Ama artık karşılıksız bir aşkla sürüklenip gitmek yordu beni. Lily'e takılıp kalmaya devam edersem okul bittiğinde şimdiye kadar üzüldüğümün on katı kadar üzüleceğim; çünkü bir daha onu nasıl göreceğim bile belli değil."
"Doğru söylüyorsun abi," dedi Remus destek olmak için elini James'in omzuna vurarak. "En iyisi onu unutmaya çalışman, doğru kararı vermişsin."
"İşte ben de onu diyorum," diye araya girdi Sirius. "Öyle unutacağım demekle olmaz, unutmak için başka biriyle çıkman lazım Çatalak." Sirius 'bu kadar basit' dercesine baktı James'e.
"Hayır," dedi James. "Benim tamamen kapanışı yapabilmek için bir planım var," diye ekledi gözleri parlayarak.
--
Gece Lily Evans yatağında yatmış düşünüyordu. O gün de tamamen olaysız geçmişti. Lily'nin aklı istemeden sabah kahvaltıda Amy'nin söylediklerine kaydı. Cidden Potter'da bir gariplik vardı. Yani Lily Potter'ın kendisine çıkma teklif etmesine meraklı değildi; ama gene de neler olduğunu merak ediyordu.
James ilk yıldan beri hep bir şekilde hayatında olmayı başarmıştı. Beşinci sınıfa kadar Lily'e çıkma teklif etmeye cesaret edemese de sürekli Lily'e kur yapmış, Lily'nin hoşuna gidecek jestlerle onu etkilemeye çalışmış, etrafında pervane olmuştu. Ama son iki yıl bu iyice kontrolden çıkmaya başlamıştı. James, Lily'nin doğumgünlerinde ortak salonu süsleyip büyük partiler vermiş, 14 şubatlarda abartılı yollarla mükemmel kartlar göndermiş, Lily'nin ağzından tek bir 'evet' duyabilmek için yapmadığı kalmamıştı neredeyse. Ama hiçbir zaman o 'evet'i duyamamıştı. Lily James'ten gerçekten nefret ettiğini biliyordu. Çünkü James Potter'ın tek yaptığı Lily'e şaşaalı davranışlarda bulunmak değildi; aynı zamanda James Potter ve 'tayfası' okulun en çılgın, en inanılmaz ve en kural-dışı şakalarını yapan insanlardı. Tüm okul adeta onların yeni oyunlarıyla eğlenmek için beklerdi, tabi bir de Severus Snape'le uğraşmalarını izlemek için... Lily böylesine baş belası insanların nasıl olupta kendisi dışındaki herkes tarafından bu kadar sevildiğini bir türlü anlayamıyordu. Amy bile onlara bayılırdı. Zaten Lily etrafta olmadığı zamanlarda onlarla takılır ve hepsiyle çok iyi anlaşırdı. Yalnızca Pettigrew de hep bir gariplik olduğunu söyleyip dururdu, James ve Sirius'a yalakalık yaptığı için grupta olduğunu iddia ederdi. Lily de buna karşılık olarak sadece kendilerine yalakalık yaptığı için biriyle arkadaş olan insanlardan ne hayır geleceğinden, onların neresini iyi ve eğlenceli bulduğunu anlamadığından yakınırdı. Zaten James Potter herkes tarafından bu kadar sevildiği ve okulun en popüler çocuklarından biri olduğu için Lily'le aralarındaki durumda artık herkes tarafından biliniyordu. O olmasa bile James'in abartılı jestleri ve kahvaltı sırasında gelen baykuş postasıyla Lily'e gönderdiği kocaman hediyeler herkes tarafından görüldüğü için insanların James'in Lily için ne kadar uğraştığını anlamaları pekte zor değildi. Lily elbette ki hiçbir hediyeyi kabul etmiyor, hepsini James'e iade ediyordu -genelde James onu bir nedenden dolayı kızdırmış olduğu için çoğunu kafasına fırlatarak... James'in yaptığı jestleri de yüzünde midesi bulanmış bir ifadeyle ya da asık bir suratla ya da çatık kaşlarla karşılıyor, bir parçacık ilgi kırıntısı bile göstermiyordu. Okuldaki pek çok kız James Potter'a bayıldıkları için Lily'nin yerinde olmak için ölmeye razıydılar -ve Lily böyle yaptığı için onun tam bir aptal olduğunu düşünüyorlardı. James ne etrafında dönüp duran kızlara, ne de Lily'nin bütün o sürprizler karşısındaki ilgisizliğine aldırıyordu. Lily istemedikçe James daha çok, daha çok vermişti ama şimdi...
Lily James'le ilgili bu olayları şöyle bir kafasından geçirince onun bu yılki davran(mayı)şının nedenini anlamıştı. Her erkeğin bir noktada gururu devreye girer, diye düşündü Lily. Gerçi Potter dangalağının asla gurur yapacağı aklıma gelmezdi ama demek ki kişiliğinin bir üst seviyesine çıkmayı başarmış sonunda.
Lily, o zamana kadar James'in onun için yaptıklarını hatırlayınca bu yılki hali gerçekten inanılmaz görünmüştü gözüne. Yıl başlayalı bir haftayı geçkin bir süre olmasına rağmen daha sadece bir kere -o da zorunluluktan- konuşmuşlardı Lily'le James -ki bu zaman dilimi eski James Potter düşünüldüğünde farklı tip ve şekillerde en az 10 çıkma teklifi demekti.
(flashback)
Lily trenin ön kısmındaki Öğrenci Başkanları kompartımanında oturmuş sabırsızlıkla ayağını yere vuruyordu. Gryffindor'un diğer Öğrenci Başkanı her kimse ya mektubunu almamış ya da ölmüştü. Hogwarts ekspresi şehirden çoktan çıkmış, yolu neredeyse yarılamıştı ve Lily diğer Öğrenci Başkanıyla tanışmak ve görevlerini yerine getirmeye başlamak için trene biner binmez bu kompartımana gelmişti. Ama çocuk hala ortada yoktu.
"Gergin görünüyorsun." Sağ tarafından gelen sese döndü irkilerek. Yakasında ÖB harfleri parlayan bir rozet takmış bir çocukla karşılaştı. Ama maalesef o aradığı kişi değildi. Çocuğun rozeti siyah ve sarı renklerle parıldıyordu; Hufflepuff2ın Öğrenci Başkanı... Lily çocuğu anımsamaya çalışarak suratına baktı ama bir türlü çıkaramıyordu.
"Chad Murray," dedi çocuk kendini tanıtarak. Lily'nin yanına oturdu. "Sen de Lily Evans olmalısın; bu saçları nerde görsem tanırım," diye devam etti gülümseyip. "Daha önce tanışmamıştık; ama seni okulda hep görüyordum, hep tanışmak istiyordum."
Lily de gülümseyerek baktı çocuğa. "O zaman tanıştığımıza sevindim," dedi. Chad Murray sıradan kumral saçları, sıradan kahverengi gözleri, ortalama bir boyu ve kilosu olan sıradan görünümlü birine benziyordu. Ama biraz önce gülümseyince Lily onun hiçte sıradan olmadığını anlamıştı. Ne dişleri göz kamaştıracak kadar beyazdı, ne de büyüleyici gamzeleri vardı; ancak çok etkileyici bir gülümsemesi vardı. Lily onu daha önce okulda pek farketmemesine şaşırdı biraz. Galiba bir iki kere Quidditch maçlarında görmüştü.
"Neden gerginsin?" dedi Chad merakla.
"Gryffindor'un diğer Öğrenci Başkanı henüz ortaya çıkmadı da," dedi Lily kızararak. Tam bir şeyler daha söylemek için ağzını açmıştı ki kompartımanın kapısı açıldı ve içeri orayla oldukça alakasız biri girdi. Harika, diye düşündü Lily gözlerini devirerek. James Potter gene iş başında. Hayatımı bana zindan etmek için hiç vakit kaybetmiyor! Burada olduğumu nasıl bildi bu çocuk?
James bir süre etrafa bakınıp Lily'nin üstünde bakışlarını durdurdu. "Selam Evans," dedi Lily ve Chad'in yanına gelerek. Chad'e de başıyla bir selam gönderip Lily'le konuşmaya devam etti. "Sen olacağını biliyordum. Ben de-"
"Potter, şimdi seninle uğraşamam," diye terslenerek James'in lafını kesti Lily hemen. "Senin burada olmaman gerekiyor, burası sadece Öğrenci Başkanları için." Lily son kısmı sanki üç yaşındaki bir çocuğa laf anlatmaya çalışıyormuş gibi işaretlerle destekleyerek söylemişti. James bir şey demeden bir süre Lily'e baktı. "Bende o yüzden geldim zaten," dedi sonunda. Kotunun cebine elini daldırıp biraz karıştırdıktan sonra iğnesi yamulmuş, altın sarısı ve kırmızı parlaklığı bir göz kamaştırıp bi sönen ÖB rozetini çıkardı. Lily'nin şaşkınlıktan açılan çenesi nerdeyse yere değecekti. Sonra bir anda kendini toparlayıp James'e alaycı bir bakış yöneltti.
"Buna kanacağımı düşünmedin herhalde Potter," dedi yüzünü buruşturarak. "Bu da beni tavlamak için uydurduğun yeni numaran mı? Gerçek Öğrenci Başkanı nerede? Eminim çocukcağızı sersemletip kuytu bir kompartımana kitlemişsindir!"
James dudaklarını büzüp iç geçirdi. "İnanmayacağını biliyordum," dedi. "O yüzdeen..." Tekrar kotunun cebini karıştırmaya başladı; bu sefer kolu dirseğine kadar cebine girmişti. Lily o cebin bir genişletme tılsımıyla büyülendiğini düşündü. James o sırada aradığı şeyi bulmuş gibiydi; Lily'e buruşuk bir kağıt parçası uzatıyordu. "... bunu da yanıma aldım."
Lily kağıdı açar açmaz ne olduğunu anladı; yedi senedir her okul yılı başlamadan önce evlerine baykuşla gelen mektupta kullanılan zümrütyeşili mürekkeple ve o bilindik elyazısıyla yazılmış bit not... James'in Öğrenci Başkanı olduğunu belirtiyordu Altta Profesör McGonagall'ın imzası olmasına rağmen bu da Lily'i tatmin etmişe benzemiyordu. James Potter nasıl Öğrenci Başkanı olabilir ki? Nasıl? Bu da o aptal şakalarından biri! Lily tek kelime etmeden asasını çıkarıp James'in hala elinde tuttuğu yamuk yumuk rozete doğrulttu. Bir saniye sonra Lily'nin asasının ucundan çıkan minik baloncuğun içinde James Potter'ın gülümseyen suratı belirdi. Bu büyü yanılmış olamazdı. James Potter gerçekten de o rozetin sahibiydi; yani Öğrenci Başkanı...
"İnanılmaz..." diye mırıldandı Lily bozularak. James ona sırıtarak 'ben sana söylemiştim' ifadesiyle bakıyordu. Lily onun suratındaki sırıtmayı görünce iyice morali bozulmuştu. Hala tuttuğu buruşuk mektubunu James'in eline tutuşturdu. "Zaten senden başka kimse görevi için bu kadar geç kalamazdı Potter. Bunun içinde sen olduğunu baştan anlamalıydım! Haydi yürü, yapacak çok işimiz ve çok az zamanımız var." Hızla yürüyerek kompartımanın kapısına ilerlerken orda durmuş onları izlemekte olan Chad'e de belli belirsiz bir 'hoşçakal' işareti gönderdi. James de masum masum Lily'nin peşinden giderken "Görüşürüz Chad," diye seslendi.
(flashback)
Lily o günü ayrıntılarıyla hatırlayınca biraz utandı. James'in kompartımana girdiğini gördüğü anda ona çıkma teklif etmek için geldiğini düşünmüştü, yolculuğun devamında da James'in konuşmak için ağzını açtığı her an Lily olası bir çıkma teklifine 'hayır' demek üzere hazırlamıştı kendini. Ama James teklif bir yana Lily'e en ufak bir iltifatta bile bulunmamıştı. Sadece Lily'nin talimatlarına uyuyor, çoğu zaman kaytarmaya çalışıyor ve belli ki hemen Black, Lupin ve Pettigrew'in yanına dönmek istiyordu. Sanki önceki altı yıl boyunca Lily'nin peşinden koşup duran insan kendisi değildi.
Lily o zaman bunu pek farketmemişti; ama Amy'nin sabah söyledikleriyle birlikte düşününce Lily de Potter'da bir sorun olduğu kanısına varmıştı. Belki de sadece artık senle uğraşmaktan sıkıldı. Belki de hiçbir zaman 'evet' cevabı alamayacağını kafasına dank etti. Belki de tatilde kendine bir sevgili buldu. ... Son düşünce Lily'nin -nedense- biraz garip hissetmesine neden olmuştu. Sanki... sanki moral bozulması gibi bir şey hissetmesine...
