BÖLÜM II
Fleur açık kahve bir takım giymiş,saçlarını taramış ve uzun zaman sonra ilk defa makyaj yapmıştı.Bugün iş görüşmesine gidicekti ama bir sorun vardı; Victoire'ye kim bakıcaktı? Her zaman ki gibi Bill işteydi. Molly Weasley Fleur'e geçici evcini almasını söylemşti ama Fleur evcinlerine güvenmiyordu. Zaten Hermione'nin E.R.I.T'i imzalamıştı ve ona ihanet edemezdi. O sırada kapı çaldı. Çok şaşırmıştı. Kapı açmak için kapıya koştu ve karşısında Luna'yı bulunca çok sevindi. "Luna!" Luna güldü."Selam Fleur" Fleur çok sevinmişti. Ona göre Luna yardımına koşan bir kahramandı. Luna'yı içeri aldı. Luna kapıdan girdikte sonra Fleur'a dönerek "Dışarı çıkman gerekiyormuş sanırım. Molly teyze sana yardım etmemi istedi." Fleur'un gülümsemesi büyüdü. "Molly teyze mi? Ah. Bir insanın alabileceği en iyi kayınvalde belkide o dur." İlk günlerde Molly teyze ile Fleur anlaşmasalardıda Victoire doğduktan sonra birbirlerine sandıklarından daha çok benzediklerini fark ettiler. Luna gülümsedi. "Keşke Molly teyze benim kayınvaldem olsaydı." Fleur kapıyı kapattı ve gülümsedi. "Eminim senide kendi evladıymışsın gibi seviyordur. Seni sevmemek mümkün mü?" Luna tekrar gülmsedi ve küçük salona, Victoire'in uyuduğu mavi beşiğe yürüdü. "Hogwarts'ta işe başlayacağını duydum."
-Evet. Şimdi iş görüşmesine gidiyorum. En iyi olduğum, yani Tılsım dersi vermeyi düşünüyorum.
Luna kafasını salladı.
-Güzel olur aslında. Bizim çocuklarımızada ders verirsin.
Fleur kahkaha atarak;
-Haha olabilir belki. Gerçi o kadar işi devam etirirmiyim bilmiyorum. Hem zaten işi alıcağımda garanti değil.
Luna gülümsedi.
-Sen alırsın, alırsın
Fleur'u gaza getiriyordu.
-Umarım alırım. Hogwarts'ta Üç Büyücü Turnuvasında kaldığımdan beri oraya karşı bir ilgim var. İlk geldiğimde çok kısanmıştım. Çünkü Fransa'da bize çok baskı yapıyorlar ve herşeye kızıyorlar.
Luna dudalarını kıstı.
-Neyse sen öğrencilerini öyle zorlamazsın. Ciddsin ama eğlencelisin.
Fleur teşekkür etti. Gülümsedi. Böyle şeyler duymak onu iş başvurusu için rahatlatıyordu.
-Neyse sana iş görüşmende başarılar. Victoire'e iyi bakıcağımdan emin olabilrsin.
Fleur gülümsedi.
-Hiç olmadı zaten. Eminim bir gün güzel kızların veya yakışıklı oğulların olabilir.
Luna gülümsedi. Onun en büyük hayallerinden biriydi: Aile sahibi olmak. Fleur bunun bir gün gerçekleşeceğinden emindi. Bu yüzden Victoire'i, Luna'nın gözetimine bırakmakta hiç zorluk çekmedi.
-O zaman ben çıkayim.
Fleur deri ceketini giydi. Aynada saçını düzeltti. Luna beşiğe doğru yaklaştı ve Victoire'i kucağına aldı. Victoire uykulu bakıyordu.
-Peki Fleur. Saat dokuza kadar burada kalabilirim. Aklında burda kalmasın.
Yüzünde sıcak bir gülümseme belirdi. Fleur'da ona gülümsedi ve Victoire'ye el salladı. Victoire ona bakmaktan başka bişi yapmıyordu. Çok masumdu. Fleur kapıyı açtı ve dışarı baktı. Kapıyı kapatırken Victoire ve Luna'ya tekrar baktı. Kapıyı kapattıktan sonra eline kapının yanındaki mor çiçeklerden birini kopardı. Önüne döndü ve derin nefes aldı. Dobby'nin mezarına kadar yürüdü. Dobby'nin mezarına eğildi ve elindeki mor çiçeği Dobby'nin mezarının üzerine hafifçe koydu. Fleur ayaı kalktı. Hogwarts'ı hayal etti. Sonra uzun zamandan sonra asasını çıkardı. "Carpe Portus." Cisimlendi. Kendini Hogsmeadde bulan Fleur yavaşça ilerledi. Giydiği uzun kahverengi çizmenin topukları ortamın ilgisini çekiyordu ve bu Fleur'un istediği son şeydi. O kalabalığın arasından bir ses: "Bayan Delacour!"
Fleur sesin nerden geldiğini anlamaya çalıştı. Ama bulamadı. Sonra uzun boylu birinin el salladığını fark etti. Bu kişi Bayan McGonagall'dı. Fleur'e yaklaştı.
-Fleur sensin değil mi?
Fleur kafasını salladı.
-Memnun oldum bende Minevra McGonagall. Okulun müdürüyüm. İş başvurusu için geldiniz yanılmıyorsam.
-Evet efendim.
-Güzel.
Minevra gülümsedi "O zaman bu taraftan Bayan Delacour."
Minevra, Fleur'u sırtından tuttu ve beraber yürüdüler.
Fleur bir senesini burda geçirmişti. Anıları her bir adımda canlanıyordu. 3 süpürge'de içtikleri kaymak biraları, herşeyi. Ama McGonagall etrafı anlatmaya üşenmiyordu. O sırada yürüye yürüye Hogwarts kapısına geldik. "Ostia Aperiam" kapı yavaşça açılmaya başladı. Kapı belki de Fleur'un üç katı boyundaydı ve kapıyı iki taştan yapılmış kanatlı domuzlar koruyordu. Garipti çünkü Fleur hep onları ejderha olarak hatırlıyordu. McGonagall kapıdan içeri girdi ve heykelleri izleyen Fleur'u çağırdı. "Hadi gel. Daha okulun turunu yapıcağız" Fleur, McGonagall'a baktı ve hızlıca yanına yürüdü. McGonagall asasını kaldırdı ve kapıları kapattı. Küçük, yeşillik bir alandan geçtikten sonra karşılarına büyük, muhteşem Hogwarts çıktı. Fleur şaşırmıştı. Daha küçük olduğunu hatırlıyordu. Duvarları ve kulelri eskisinden farklıydı. Savaştan sonra tadilat yapılmış olduğu belliydi. McGonagall ve Fleur yeni yapılan köprünün üzerinden geçiyorlardı. Fleur aşağıya bakmamak için çok uğraştı. Yükseklik korkusu vardı. McGonagall bunu fark etti ve Fleur'u sol omzundan tutup sarıldı. Bu Fleur'un üzerindeki baskıyı azaltmıştı. Köprünün sonuna geldiklerinde Fleur isteksiz McGonagall'dan ayrıldı. Biraz yürüdüktüler. Hagrid'in küçük evini ve uzun merdivenleri yürüdükten sonra Hogwarts'a girdiler. McGonagall önünden geçtiğimiz tüm öğretmenlere selam verdi. Fleur ise onların adlarını ezberlemeye çalışıyordu. Ama birçoğu savaştan kurtulmuş, eski öğretmenlerdendi. Sonra büyük bir anka kuşu heykelinin önüne geldiler. Fleur'a göre bu fazla birşey ifade etmiyordu. McGonagall yaklaştı ve "Lemon Drop" diye fısıldadı. Fleur duymak istememişti ama fısıltı tüm koridorda yankılanmıştı. Heykel etrafında dönmeye başladı. Ve heykel döndükçe bir merdiven ortaya çıktı. McGonagall dönen merdivene atladı. Sonra Fleur'un gelmesini söyledi. Fleur onun arkasından atladı. Aralarında 3 basamak vardı. Merdiven döndükçe onlar yukarı çıkıyorlardı. Yukarıa çıktıklarında ise büyük bir odaya geldiler. Dumbledore'un odasına. Fleur daha önce Üç büyücü Turnuvasında yarışmacılar asalarını kontrol ettirmek için buraya gelmişti. Fazla bir değişiklik görmemişti. Fleur odayı göz gezdirirken, McGonagall masaya doğru geçti ve Fleur'a seslendi.
-İstediğiniz zaman başlayabiliriz.
Sesi Fleur'a güven verdi. Sandalyeye oturan McGonagall eline bir kalme aldı ve Fleur'un karşısına oturmasını bekledi. Fleur hemen karşısına geçti. Mcgonagall gözlüklerini taktı ve Fleur'dan CV istedi.
Fleur deri çantasından zımbalanmış, üç sayfa kağıt verdi. Minevra gözden geçirdi. "Cinler ile çalışmışsın. Etkileyci. Ne kadar çalışmıştın?"
Fleur biraz geri çekildi, arkasına yaslandı.
-Yaklaşık üç sene çalıştım. Az olduğunu biliyorum ama Fransız olduğum için dilim iyi değildi bu nedenle kurs almıştım.
-Hmm. İyi olmuş ama. Aksanınız yok. Öğrencileriniz sizi anlamakta zorlanmayacaktır. Tılsım öğretmeni olmak istiyordunuz değil mi?
Fleur kafasını salladı. Minevra ise CVyi okumaya devam etti. Gözlükleri burnundan düşücekti nerdeyse;
-Beaxbatons'tan geliyorsunuz. Oranın eğitiminin iyi olduğunu biliyoruz ve ordan aldığın notlara bakıcak olursan bize uygunsun.
Fleur, Minevra'ya şaşkınlıkla baktı. Minevra kağıtlardan başını kaldırdı ve;
-Sizi çok iyi hatırlıyorum Fleur. Üç Büyücü turnuvasında iki rakibini, tabi o değişiklik ile üç rakibini geçemesen bile o zor durumlarda kullandığın büyüler ve taktikler gerçekten çok etkileyiciydi.
Fleur durumu kavramada zorlandı. Minevra ise gözlüğünü çıkarttı ve "Haftaya başlamanı isterim Bayan Delacour."dedi. Fleur onun elini sıktı ama şaşkınlıktan ne diyeceğini bilmiyordu. Minevra sandalyesinden kalktı. Fleur'da kalktı:
-Çok teşekkür ederim. Bir hayal gerçekleştirmiş oldunuz.
Minevra masasının yanındaki kırmızı, orta yaşlardaki anka kuşunu sevdi.
-Herkes bir şans hakkeder Fleur.
Gülümsedi. Hızlıca çantasını aldı ve merdivenlerden aşağı indi. Gülümsüyordu.
