3.Bölüm: Azkaban Kaçağı

Sirius uyandığında Remus'u 'Dikkat İsteyen Panzehirler'i okurken buldu. Bir yandan da not alıyordu. Sirius kalkınca ona gülümsedi. Fakat Sirius bu gülümsemeye yanıt vermedi. Dün yaşananlar bütün ağırlığıyla üstüne çökmüştü.

"İyi misin Sirius?"

"Evet," dedi Sirius asice. "Ne oldu?"

"Kötü haber! İksiri yapmamız elli gün alacak."

"Ne? Şaka ediyorsun?"

Remus dertli dertli başını salladı. "Keşke şaka olsaydı."

"Tamam, bir şeyler öğrenmek için vaktimiz olacak demek ki."

"Sirius, geri dönmeye odaklanmamız gerek."

"Evet, evet biliyorum." Sirius yaklaşıp kitabı işaret etti: "Ne yazıyorsun?"

"Panzehir üzerinde çalışıyorum. Gördüğüm kadarıyla oldukça basit bir iksir. Tek problem zaman. Malzemeleri çalmak gerekecek elbette, ama başka çaremiz yok. Hepsini birden alır ve hemen başlarsak iksiri yapmak elli gün sürüyor. Yani James kütüphaneyi alt üst ederse -ki edecektir- bizim elli gün içinde geleceğimizi tahmin edecektir. Üstelik Cumartesi ortadan kaybolduk. En azından hafta sonu bizi kimse aramaz."

"Bu James'e sadece iki gün verir Remus. Üstelik daha iksiri yapmaya başlamadık bile."

"Biliyorum, biliyorum." dedi Remus sıkıntıyla. "Zaten bu yüzden bir an önce başlamalıyız. James yokluğumuzu bir hafta gizleyebilir, ama Noel'e kadar? Hayır, sanmıyorum. Ancak bir şansımız olabilir. Burada aynı zamana dönmek diye bir bölüm var."

"Aynı zaman derken?"

"Yani tam kaybolduğumuz zaman demek istiyorum, fakat riskli. Belki birkaç gün ileri falan gidebiliriz."

"Niye tam aynı zamana gitmiyoruz?"

"Çünkü Sirius, hesaplamayı yanlış yapabiliriz. Şöyle düşün, kazan devrildi ve biz kaybolduk. Peki, kaybolmadan önce hemen yanı başında beliriveren bir Sirius görsen ne yaparsın?"

"Eee, aptallaşırdım herhalde."

"Aynen öyle. O yüzden buradaki talimatları çok dikkatli okuyacağız ve belki yakın bir zamana dönebiliriz. Tabii ne yaparsak yapalım, iksir elli günde bitecek. "

"Zaten ne olduğunu öğrenmeden gitmeye niyetim yok." dedi Sirius.

Remus eliyle yüzünü ovuşturdu. "Ne yapacaksın Sirius? Burada mı kalalım? O zaman zaten yok oluruz. Kimse zaman yolculuğuna çıkıp orada kalamaz. Bu tarihin akışını değiştirir. İstediğin bu mu?"

"Öyle söylemedim." dedi Sirius. "Sadece- sadece bilmek istiyorum. Öğrenmeden dönemem Remus."

Remus hiçbir şey söylemedi. Ona hak veriyordu elbette. O da olsa bilmek isterdi. Ancak Sirius'un aranan biri olması, gerçeğin çok daha dehşet verici olduğunu fısıldıyordu ona. Niye aranıyordu ki? Hem neden Hogwarts'a girmesi yasaktı? Dün geceden sonra, kapıdaki Ruh Emiciler'in onun için olabileceğini düşünmüştü Remus. Fakat bu düşünceyi kafasından uzaklaştırmıştı. Çünkü Ruh Emici'leri sadece tek bir şeyle bağdaştırabiliyordu: Azkaban. Ve bu fikir çılgıncaydı. Yanılıyordu evet, Ruh Emici'ler Voldemort tehlikesi için burada olmalıydılar. Ancak arkadaşına bu konuda ne söylemesi gerektiğini de bilemiyordu.

"Aylak?" Sirius gözlerinde soru dolu bir bakışla ona bakıyordu. Remus başını salladı.

"Tamam, Patiayak, nasıl istersen dostum." Sirius rahatlayarak arkasına yaslandı, ama Remus ekledi: "Fakat önce iksiri yapacağız, nasıl olsa sürekli kaynaması gerekiyor. Bu arada araştırmaya devam edebiliriz. Anlaştık mı?" Sirius gönülsüzce başını sallarken, Remus yazmaya devam etti. Az sonra kâğıdı alıp ona dönerek açıkladı:

"Öğle yemeği vakti geldi. Bundan faydalanıp Snape'in iksir stoğuna gireceğiz. Bazı malzemeleri de sınıftaki öğrenci dolabından alacağız."

"Niye hepsini stoktan almıyoruz?"

"Çünkü en az beş iksirlik malzeme çalacağız. Hepsi stoktan olmazsa daha iyi olur."

"Beş mi? Niye ki?"

"Sirius, Snape aptal değil. Hatta oldukça zeki." Sirius yüzünü buruşturdu, ama Remus aldırmadı. "Burada tüm iksirlerin malzemelerini yazdım. Bunların arasında Çok Özlü İksir ve Şaşırtma İksiri de var. Özellikle bazı ortak malzemeleri olan iki iksir daha seçtim."

"Yani?"

"Yanisi şu; senin yetişkin halin okula girmeye çalışıyor. Eh! Çok Özlü İksir başkasına benzemek için iyi bir seçim. Şaşırtma İksiri de yanıltıcı bir iksir. Bunlar Sirius Black'in de işine yarayabilecek iksirler."

"Yani suçu bana atıyoruz, öyle mi?"

"Biraz," dedi Remus özür diler gibi. "Ancak yetişkin Sirius bunları kullanmayacağına göre sorun olmaz. Zaten diğer iki iksir de öğrencilerin eğlence için kullanacağı iksirler. Yani suçlu onlar da olabilir."

Sirius sıkkın bir tavırla asasını çevirdi. "İyi, tamam, sen öyle diyorsan."

Remus kâğıdı cebine koyup, arkadaşına baktı. "Sirius," dedi yumuşak bir sesle. "Bunlar henüz olmadı dostum."

"Bu beni rahatlatmıyor Aylak." Ayağa kalktı. "Hadi gidip şu aptal malzemeleri alalım." Remus endişeyle arkadaşına bakıp, başını salladı.


Okul dün yaşananlardan dolayı heyecanla kaynıyordu. Tüm öğretmenler ve öğrenciler de öğle yemeğindeydiler. Öğretmenler masasına hızlı bir bakış attıktan sonra, iki genç dikkatle zindanlara indi. Snape'in masada olduğunu gördükleri için zaman kaybetmek anlamsızdı. Zindanlardaki sınıf kendi hatırladıklarından çok da farklı değildi. Basit iksir malzemelerini bulup yürütmek beş dakikalarını aldı.

"Aylak burada çıfıtotu yok," diye söylendi Sirius.

"Önemli değil diğerlerini al, onu stoktan alırız."

Tüm malzemeleri ceplerine doldurduktan sonra şimşek hızıyla ihtiyaç odasının yolunu tuttular. İçerde Remus asasının bir hareketiyle malzemenin sayımını yaptı ve eksikler için yeni bir liste hazırladı. Şimdiki hedefleri öncekinden daha zorluydu.

"Snape yerini değiştirmiş midir sence?"

"Sanmıyorum, ama belli olmaz."

İksir malzemeleri stoğunun yeri değişmemişti, ancak Remus yine de endişeliydi. Diğer iksirler o kadar önemli değildi, fakat panzehir için yine gerçekotu kullanmaya mecburdular ve bu ot sadece stokta olabilirdi.

"Patiayak, öncelikle gerçekotu ve nar şurubu alacağız, unutma." diye fısıldadı Remus.

"Tamam, yirmi kere söyledin Aylak. Bırak da şu kilidi inceleyeyim."

Daha önce pratik yaptıkları için kilidi açmak sorun olmadı, ama yine de her çıtırtı da sıçramaktan kendilerini alamadılar. Remus hızla gerekli malzemeler için yer belirleme büyüsü yaparken, Sirius bir gözü kapıda onu izledi.

On beş dakika sonra ihtiyaç odasındaki koltuklara serilmişlerdi. Nihayet Remus yerinden kalktı. İksir yapabilmek için odadan yardım istemesiyle birlikte, hemen köşede küçük bir ateş, değişik boyda birkaç kazan, kepçeler ve minik şişeler belirdi. Remus memnuniyetle yürüttükleri malzemeleri düzenlemeye girişti. Sirius ise sıkıntılı gözlerle onu izledi.

"Yardım edecek misin dostum? Yoksa orada oturup bakacak mısın?" Sirius lütfedip yardım ettiğinde tüm malzemeleri ayırmayı ve detayları halletmeyi başardılar. Kazan ateşe oturtulup, ilk hafta kaynayacak malzemeler koyulunca Remus rahat bir nefes aldı.

"Pekâlâ, Sirius," dedi, "Otları iksire atma işini bana bırakacaksın, anlaştık mı?" Sirius ters ters baktı, ama onayladı.

"Artık çıkabilir miyiz?"

"Nereye?"

"Karnım aç Remus, eğer fark etmediysen saat üç buçuk ve en son dün şölende bir şeyler yedik."

"Biliyorum," dedi Remus karnını ovuştururken üzüntüyle.

"Oda niye yemek vermez, hiç anlamamışımdır."

"Çünkü yemek-"

"Tamam, tamam biliyorum, yaratılamaz."

"Belki mutfaktan yürütebiliriz," dedi Remus düşünceyle. "Tamam, kalk!" Sirius şaşkınca kalkarken, Remus asasını ona tutup bir şeyler mırıldandı. Az sonra gülümseyerek ona bakıyordu.

"Ne oldu?" diye sordu Sirius üstüne başına bakarken.

"Ayna!" dedi Remus ve duvarda büyük bir boy aynası belirdi. Sirius aynaya ilerleyip şaşkınlıkla yeni görüntüsüne baktı. Kirli sarı saçlara ve yeşil gözlere sahip olmuştu. Onların dışında aslında hâlâ Sirius'tu.

"Remus mükemmel olmuş, niye hep böyle dolaşmıyoruz?"

"Çünkü geçici, üstelik Dumbledore da McGonagall da Biçim Değiştirme'ye kanmaz. Şimdi mutfağa iniyoruz ve sen cinlerden bol miktarda yemek rica ediyorsun. Kibar ol ki, tekrar gidebilelim."

Kırk dakika sonra Sirius kendi görüntüsüne dönmüş, Remus'la karşılıklı ziyafet çekiyordu. Uzun süreli bir açlıktan sonra yemeklere inleyerek saldırmışlardı.


Akşam olduğunda Sirius'un ısrarlarına dayanamayan Remus çevreyi şöyle bir kolaçan etmeyi kabul etmişti. Elbette Sirius'a yanlış bir şey yapmayacağı konusunda bir sürü söz verdirdikten sonra. Fakat Sirius'un önerdiği gibi Harry'ye yaklaşmak pek de mümkün olmamıştı. Zira insanlar sanki sözleşmiş gibi hep onun peşinde dolanıyorlardı. Birçok sonuçsuz denemeden sonra hâlâ dün geceden dolayı yorgun oldukları için pes edip döndüler. Konuşan insanlardan tek duyabildikleri ise, hep Black'in nasıl okula girdiği konusunda üretilen, çoğu birbirinden saçma teoriler olmuştu. Sessizce kalan yemeklerden yediler ve hem fiziksel hem de ruhsal yorgunluklarının etkisiyle uykuya yenik düştüler.

Sonraki birkaç gün Remus Sirius'u oyalamak için mümkün olduğunca çabaladı. Odadan yatak ve temiz kıyafet istemişlerdi evet, ancak banyo biraz problem olmuştu. Gece yarısından sonra okuldaki banyoları kullanmak zorunda kalmışlardı ve sırayla nöbet tutarak bunun da üstesinden gelmeyi başardılar.

Okul ise telaşlı yüzlerle doluydu. Öğretmen olsun öğrenci olsun herkes gruplar halinde dolaşıyor ve endişeli görünüyordu. Ayrıca okula girmeseler bile kapıda Ruh Emici'ler vardı. Yine de onlar düzenli olarak mutfaktan yiyecek alıyor, iksirle ilgileniyor ve arada bir de bahçede dolaşmaya çıkıyorlardı. Elbette pelerinin korumasında.

Sirius hâlâ bir şey öğrenememişti ve Remus onun içten içe kıvrandığını biliyordu. Bazen üzüntüyle Dumbledore'a gidip her şeyi anlatmayı aklından geçiriyordu, ama Sirius'un aranıyor olması bunu yapmasını engelliyordu.

Havalar kötüleşmişti. Anlaşılan berbat bir Kasım ayı olacaktı. Gryffindor antrenman yapmaya başlamıştı. Üstelik Harry de takımdaydı. Bir çalışmayı gizlice izlemişler ve ikisi de Harry'yle gurur duymuştu. Çocuk James'i aratmıyordu gerçekten. Mükemmel uçuyordu. Bu arada tüm dertlerine baskın çıkacak kadar önemli bir problemle karşı karşıya kaldılar. Dolunay yaklaşıyordu. Remus odada bir ileri bir geri yürüyor ve çaresiz görünüyordu.

"Remus, sakin ol. Bağıran Baraka var."

"Sirius, anlamıyorsun. Ben orada olacağım zaten. Yani Profesör halim."

"O zaman ihtiyaç odasını kullanırız."

"Okulun içinde mi? Delirdin mi sen?"

"Kahretsin! Keşke harita olsaydı, Lupin'in nereye gideceğini bilirdik."

"Ya evet, bir de o sorun var."

"Nasıl yani sorun?"

"Dün düşündüm de, ya James haritayı oğluna verdiyse? Biz de aptal gibi okulda dolaşıp duruyoruz." Sirius şaşkınlıkla ona baktı.

"Ben bunu hiç düşünmemiştim. Ne yapacağız?"

"Bilsem? Harry haritaya bakıp seni gördüğü an neler olur düşünebiliyor musun?"

"Ama kaç gündür dolaşıyoruz. Hiçbir şey olmadı."

"Tahminimce sadece şans, Sirius. Artık sen ortalarda dolaşmamalısın. Benim yetişkin halim nasıl olsa buralarda, o yüzden kendimle yan yana gelmediğim sürece göze çarpmayabilirim, ama sen artık burada kalmak zorundasın."

"Bu ihtimalden hiç hoşlanmadım. Bu kadar dolaştım, ama birden riskli oldu. Garip!"

"Anlıyorum, ama Sirius burada pek çok garip şey olduğunu kabul etmelisin."

"Snape'in Profesör olması gibi mi?"

"Hayır, bak. Eğer geleceğe gidip döndüysek, bunu unutmuş olamayız değil mi?"

"Seni bilmem, ama ben kesinlikle unutmayacağımdan eminim Aylak."

"Demek istediğim de o zaten. Harry'yi dinlediğimiz ilk günü hatırlıyor musun? Yetişkin Lupin o sırada odada olduğumuzu bilmeliydi, ama bizim köşeye tek bir bakış atmadı." Sirius duraklayıp arkadaşına baktı.

"Hım… Haklısın. Belki de zamanla oynamamak gerektiği içindir Remus. Bu yaşında bu kadar kuralcısın, öğretmenken daha betersindir herhalde." Remus gözlerini devirdi.

"Belki, ama yine de tuhaf."

Sirius sıkıntıyla ofladı. "Bence şu dolunayı atlatalım da, bunu sonra konuşuruz." Dolunaydan bahsedilince Remus tekrar gerildi. Ellerini yüzüne kapatıp, yorgunca masaya çöktü.

Sonuç olarak, ormanın içerisinde, okuldan yeterince uzak, kuytu bir yer bulmaya karar verdiler. Sirius da onunla gelmek zorundaydı ve Remus sağlam bir ağaca zincirlenecekti. Sirius zarar görmemek için dönüşecekti, ama zincirler koparsa diye tetikte beklemek zorundaydı. Onlar için çok zor bir deneyim oldu, ayrıca sanki işleri zorlaşsın diye berbat bir hava vardı. Onlar ormandayken okuldan bolca tezahürat ve alkış sesleri yükseliyordu. Bir Quidditch maçıydı besbelli. Kurtadam seslere uluyarak yanıt veriyordu. Fakat neyse ki bir aksilikle karşılaşmadan geceyi atlatmayı başardılar.


Pazartesi günü öğleden sonra Sirius yorgunluk içinde uyuyan Remus'a bir göz atıp, görüntüsünü yine değiştirerek okulda dolaşmaya çıktı. Arkadaşının uyarısı beyninde çınlıyordu. Haritaya yakalanabilirdi, ancak Remus'un ve tabii kendisinin yemeğe ihtiyaçları vardı ve mutfağa inmeden önce okulda bir tur atmak Sirius'a çok da yanlış görünmemişti.

Kendini tutamayıp Karanlık Sanatlara Karşı Savunma sınıfının önünden geçtiğinde, öğrencilerin gülüp konuşarak dersten çıktıklarını gördü. Harry'nin arkadaşları kızıl saçlı oğlan ve kahverengi saçlı kız biraz ötesinde yürüyorlardı, ancak Harry yanlarında değildi. Sirius pervasızca açık duran kapıya yaklaştı. Profesör Lupin içerde Harry'yle konuşuyordu. Hastalıktan yeni kalkmış gibi görünüyordu. Sirius derin bir soluk alıp sessizce içeri girdi.

"… Bir Ruh Emici, eğer başarabilir de seninle uzun süre beslenirse, sonunda seni de kendi gibi bir şey haline getirir- ruhsuz ve kötücül. Elinde hayatındaki en kötü deneyimlerin haricinde hiçbir şey kalmaz. Ve senin başına gelen en kötü şey, Harry, herkesi süpürgesinden düşürmeye yeter. Utanacak hiçbir şeyin yok." dedi Lupin.

Harry, Lupin'in masasına bakıp, "Bana yaklaştıkları zaman-" dedi yutkunarak, "Voldemort'un annemi öldürüşünü duyabiliyorum."

Lupin koluyla ani bir hareket yaptı, iyi ki de yapmıştı, çünkü pelerinin altında Sirius acı bir soluk koyuvermişti. Harry'nin annesini Voldemort mu öldürmüştü? Ya James? Düşünürken konuşmaları kaçırdığını fark edip toparlandı.

"Azkaban korkunç bir yer olmalı," diye mırıldandı Harry. Lupin yüzünde tatsız bir ifadeyle onu onayladı.

"Kale denizin ortasında, küçük bir adada. Aslında onları içerde tutmak için duvarlara ve denize ihtiyaç yok. Çünkü zaten hepsi kendi kafalarının içinde kısılmış durumdalar, neşeli tek bir şey düşünebilecek durumda değiller. Çoğu birkaç haftada çıldırıyor."

"Ama Sirius Black onlardan kaçtı," dedi Harry ağır ağır. "Ellerinden kurtuldu…" Lupin'in çantası masadan aşağı kaydı; yakalamak için eğilmesi gerekti.

Pelerinin altında Sirius kül rengi bir yüzle onlara bakıyordu. Ne yapmıştı? Ağır ağır geriledi, kapıdan çıktı ve kurşun gibi adımlarla ihtiyaç odasına yöneldi.

O, Sirius Black, Azkaban kaçağı bir suçluydu.