Dördüncü Bölüm: Sonuna Kadar Seçimler

Yoldaşlık sonunda birer ikişer, yolda çocuklarını da toplayarak ayrıldı. Remus ayrılmalarından önce hepsini görüp, geldikleri için özel olarak teşekkür etti ve genellikle gülümsemeyle ama bazen de gülümseme çabasıyla ödüllendirildi. Bazı çok eski olmayan Yoldaşlık üyeleri onun bakmadığını sandıklarında şüpheli ve hoşlanmayan bakışlar atıyorlardı ama Remus bunu hiç şaşırtıcı bulmadığın söylemek isterdi.

Tüm Zümrüdüanka Yoldaşlığı yıllardır buluşmamıştı. Dumbledore Yoldaşlığı düzgünce ve verimle ama her zaman yarı gizlilikle çalıştırmıştı. Çoğu üye Dumbledore onları bazı özel işler için özel gruplara ayırmadığı sürece diğerlerinin kim olduğunu bilmiyordu. Sadece İç Çember Yoldaşlığın tüm işlerini biliyordu ve Dumbledore tüm işlerle bizzat ilgilenmişti. Remus hala lider pozisyonuna alışmaya çalışıyordu ve her seferinde Dumbledore'un daha önce hiç bahsetmediği bir şeyler fark ediyordu. Yoldaşlığı hemen bir araya toplaması gerektiği gerçeği de yardımcı olmuyordu; bir taraftan yeni bir lider bunu asla yapmamalıydı ama diğer taraftan Yoldaşlık korkmuştu ve Voldemort onları kıracaksa, o zaman bu zamandı. Böylece hızlı hareket etmeli ve gerçeği hızlıca öğrenmeliydi.

Ama şimdi bunun iyi bir fikir olduğundan o kadar da emin değildi. Dışardan her şeyin oldukça iyi gittiği görünüyordu... ama içten içe Remus, hoşnutsuzluğun yükseldiğini hissedebiliyordu. Ve bu his giderek artıyordu.

Endişelerini uzaklaştırmak için kafasını salladı ve Dung'ın onu izlediğini fark etti. Şimdi Büyük Salonda yalnızdılar; Sirius Seherbazlarla özel bir toplantı yapmaya Lily, Peter ve Harry de James'i ziyarete gitmişti. Remus'u memnun ederek Weasley'ler de ayrılmışlardı; Remus tüm aileden elbette hoşlanmıyor değildi ama çevresinde ona Dumbledore'un varisi gözüyle bakıp ona güvenen insanları görmek rahatsızlık vericiydi. Artık onu yeterince iyi tanıyan insanlarla birlikte olmaya ihtiyacı vardı.

Birden Dung kıkırdadı. "Çok yorgun görünüyorsun."

"Öyleyim." Remus bun söylemekten utanmadan omuz silkti. "Çok uzun bir gündü."

"Aslında iki uzun gündü," diye katıldı ona Biçim Değiştirme profesörü. "Hepimiz için."

"Ve hala yapılacak çok fazla şey var."

"Biliyorum." Dung boş salona göz attı. "Hepsinin gittiğine sevindim. Yoldaşlığın bu kadar büyük olduğunu bilmiyordum. Gerçekten bilmiyordum, her neyse. Tüm yüzleri görmek çok farklı..."

"Evet." Remus arkadaşına sessizce bakarken sözlerini düşündü. Yoldaşlık Büyük Salona göre bile çok kalabalıktı ama aslında gerçekten çok küçüktü. Yaklaşık yüz cadı ve büyücü son otuz altı saatten beri bir araya gelmişti ama dünyanın geri kalanıyla kıyaslanınca - ya da sadece Voldemort'un izinden gidenlerle karşılaştırılınca - seksen beş çok az bir sayıydı. Ama aynı zamanda seksen beş kişi çok fazlaydı.

"O zaman şimdi ne olacak?"

"Ne yapmamız gerekiyorsa onu yapacağız," dedi Remus otomatik olarak ve sonra hafifçe güldü. Hayatımda daha önce hiç bu kadar amaçsız bir laf etmemiştim, diye düşündü hoşnutsuzlukla. Yarı gülümserken omuz silkti ve Dung'un yüzünden anladığını fark etti. "Her şeyden önce öğrencilerin gittiğine memnunun... en azından yaz boyunca güvende olacaklar."

Dung'un yeşil gözleri genişledi. "Hogwarts'ın ikinci hedefi olacağını mı düşünüyorsun?"

"Öyle olmalı," dedi okul müdürü sessizce, çok emin olmamayı umarak. Bu düşünce midesine ağrılar sokuyordu ve eski Seherbazın yüzüne baktığında, arkadaşına da aynısının olduğunu anlayabiliyordu. "Başka nereye gidebilir ki? Voldemort şimdi yüksekte, Dung. Bakanlığa yapılan saldırı gibi bir şeyler olursa biteriz. Biteriz ve kaybederiz."

"Ama -"

"Ama ne?" diye sordu Remus nezaketle. "Bakanlık, Dumbledore'dan sonra ışığın tarafının gücünün büyük bir sembolüydü. Şimdi ikisi de gitti - Hogwarts tek kalan şey."

"Ve o da almaya çalışıp alamadığı tek yer," diye onayladı Fletcher ciddi bir sesle. Biçim Değiştirme profesörü gözlerini kapatıp hızlıca açtıktan sonra başıyla onayladı. Sonra kaşlarını çatıp ekledi, "tabi St. Mungo'yu önce almaya karar vermezse."

"Sirius çoktan bu ihtimal üzerinde çalışmaya başladı," diye cevapladı Remus. "Ama onun bir sonraki hedefinin orası olduğunu sanmıyorum. Bence buraya gelecek."

Bu cümleyi söylerken imgeler beynine dolmaya başlamıştı. Onları anlayabilmek için gözlerini kırptı ama Remus'un anlayabileceğinden çok hızlı geçmişlerdi. Ölüm Yiyenler. Ruh Emiciler. Hogwarts'ın zindanları - çığlıklar.

Kahkahalar.

Titredi. İmgeler çılgın gibi dönüyordu ve seslerle birlikte her şey çok hızlı oluyordu. Seslerin ne olduğunu anlayamadan geçip gidiyorlardı -

Çığlıklar. Kahkahalar. Karanlık.

"İyi misin, Remus?"

Yutkunup kafasını salladı. "İyiyim." Bu dakikadan önce Voldemort'un bir sonraki hedefi hakkında kanıtı olmasızın sadece mantıkla hareket ediyordu... ama artık biliyordu. Voldemort Hogwarts'a geliyordu. Olmadan tam olarak bilinemezdi ama artık daha fazla soru işareti ve eğer yoktu. Bunu anlamak karnına büyük bir buz oturmuş gibi hissettirdi. Yanılmış olmayı çok isterdi... "St. Mungo'ya saldırmak sadece insanları kızdırmaya yarar, Dung," diye devam etti okul müdürü, kendini normal ses tonuyla konuşmaya zorlayarak. "Tüm hastaneyi, içindeki tüm masum hastalarla yok etse bile yarattığı korku öfkeyle dengelenir. Direniş artar, kaybolmaz."

İkisi de Bakanlığa yapılan saldırı sonrasında bir direniş oluşmasının giderek zorlandığından bahsedemedi.

Bir dakikalık uzun bir sessizlikten sonra Fletcher sessizce sordu, "Ona karşı Hogwarts'ı ayakta tutabilir misin?"

Kaynak hakkında bir şey bilmiyordu elbette ama Fletcher aptal bir adam değildi. Müdürünün değiştiğini ve okulla olan bağının derinleştiğini hissetmişti. Bunu Fletcher'ın sorması bir saygı göstergesiydi - Hogwarts daha önce de Voldemort'a karşı ayakta durmuştu ama o sefer başında Dumbledore vardı. En karanlık zamanlardan birinde Voldemort, Hogwarts'ı düşürmeye çalışmıştı ama Büyücü Dünyası'nın gördüğü en büyük büyücü Dumbledore tarafından yenilmişti.

Ama şimdi Dumbledore ölmüştü ve Voldemort geliyordu.

"Evet," diye cevapladı Remus bir dakika sonra. "Eğer mecbur kalırsam."

Dung'ın kaşları merakla kalktı. "Emin misin?"

"Eminim." Bu sefer tereddüt etmedi. "Bunu yapmak kolay olmayacak ama yapabilirim. Yapacağım. Hogwarts düşmemek zorunda."

Okul Müdürünün sessindeki güven Remus'u olduğu kadar Fletcher'ı da hayrete düşürdü. Söylediği her sözünü kastediyordu ama bu şekilde hiç düşünmemişti. Voldemort'la tek başına karşılaşmayı asla hayal etmemişti (Kaynak olmasına rağmen bu kadar güçlü ya da bu kadar pervasız olacağını düşünmemişti) ama kale onun yanındayken Karanlık Lord'un karşısında durabilirdi. Yapabilirdi ve yapacaktı çünkü Remus buna mecbur olduğunu biliyordu... ve bu kader gününün çok da uzak olmadığıyla ilgili ilginç bir hissi vardı. Voldemort'u okulda hayal etmek hala titremesine neden oluyordu ama artık bilinci onu ısıtıyordu. Kale hep yerindeydi ve hala ona fısıldayarak, hislerini kuvvetlendirerek duruyordu. Bu da ona hiç olmadığı bir şey olması için cesaret veriyordu: Voldemort'la öğrencileri arasında durma cesareti.

Remus'un doğasında düşmanla çarpışmak için ileri atılıp, imkânsız şanslara tutunup, yetenek ve güçle zafere ulaşmak yoktu. Hogwarts'ı her zaman ölümü pahasına korurdu ama şimdi gerekirse öne çıkmak için cesareti de vardı. Gelenin önemi yoktu, ne olursa olsun onunla yüzleşecekti ve hazırdı.

"Sen değiştin, Remus," dedi Fletcher fısıldayan sesle. Neyse ki neden ve nasıl olduğunu sormamıştı - sessiz bir anlaşmayla Fletcher da Snape de hiç sormamıştı. Sadece James, Sirius ve Peter biliyordu ki bunun da nedeni Remus'un onlardan hiçbir şey saklayamamasıydı. Ama bunun dışında kaynak onun sırrıydı ve en yakın arkadaşları bile tüm etkilerini bilmiyordu.

"O kadar da değil" diye yanıtladı sonunda hafifçe kıkırdayarak. Sonra Remus gülümseyerek konuyu değiştirdi. "Ama hazır değişikliklerden bahsetmişken... benim teklifimi düşündün mü?"

Fletcher kaşlarını çatıp homurdandı.

"Ben ciddiyim, Dung."

"Ben de öyle," diye yanıtladı Biçim Değiştirme Profesörü. Yeşil gözleri beklendiği gibi karanlıklaştı ve bu düşmanca bakışları karşısında çoğu kişi pes ederdi - ama Remus onu çok uzun zamandır tanıyordu. Üstelik sorusuna gelecek tepkiye de alışmıştı... çünkü her seferinde aynı cevabı alıyordu.

Sakinlikteki ününe rağmen (ki Sirius bunu azizlik ilan etmişti) Remus daha fazla dayanamadı. "Sana ihtiyacımız var," dedi yavaşça.

"Hayır." Fletcher'ın gözleri parladı. "İşi Snape'e ver."

"Biliyorsun ki bunu yapamam." Remus kızgın gözlere karşılık verdi ve sonra sakince devam etti. "Sonsuza kadar saklanamazsın, Dung."

"Ben saklanmıyorum."

"Hayır mı?" diye sordu nazikçe. "Bence saklanıyorsun."

Fletcher ona doğru döndü, yüzünü öfke kaplamıştı. "Beni yargılamaya hakkın yok," diye öfkeyle konuştu.

"Hayır, yok," diye katıldı Remus. "Ama arkadaşın olarak sana yardım etmek istiyorum."

"Bunu göstermek için ilginç bir yol seçmişsin."

Ama Müdür kızgınlık dolu cevabı yok saydı. "Bunun senin için zor olduğunu ve Karanlık Sanatlarla ilgili hiçbir şey istemediğini biliyorum ama sonsuza kadar saklanamazsın. Belki daha önce yapabilirdin ama artık yapamazsın. Sana ihtiyacımız var, Dung. Ve artık bu sadece Hogwarts değil. Önümüzdeki yıl, savaş uzak bir kâbus olmayacak. Kapımızın hemen ardında olacak ve senin pratik yapmış bir halde ve savaşa hazır olmana ihtiyacım var."

"Devlere karşı gayet iyi idare ettim," diye belirtti Dung.

"Bu aynı şey değil ve sen de bunu biliyorsun," diye cevapladı.

"Bunun Karanlık Sanatlar işiyle ne alakası var?" diye sordu Fletcher.

"Çok alakası var. Sen, Voldemort geldiğinde hazır olması gereken tek kişi değilsin," diye hatırlattı Remus. "Öğrenciler savaşabilmeli - ne kadar buna gerek olmaması için dua etsem de kendilerini koruyabilmek zorundalar. Ve onlara bunu öğretecek senden başka birini düşünemiyorum."

Fletcher kızgınlıkla iç çekti. "Cehennemde çürü, Remus Lupin." Buna rağmen şimdi sesi daha az öfkeliydi. Öğrencilerin iması mükemmel bir etki yaratmıştı - Dung neyin yaklaştığını biliyordu ve daha da önemlisi bu tehdide karşı ne yapılacağını biliyordu. Ne olursa olsun Mundungus Fletcher güçlü bir adamdı ve görev ona geldiğinde bunda kaçmazdı. "İyi. Yapacağım. Sadece mucize bekleme."

"Hiç beklemedim."


"Bir problemimiz var," diye belirtti Jones.

Sirius gözlerini yuvarladı. "Bilmediğim bir şey söyle."

Yüzlerce yılın kokusunu taşıyan yeraltında oturuyorlardı. Bu Seherbazlar için en eski saklanma yerlerinden, acil durumda kullanılacak yerlerden biriydi - yani durum tamamen buraya uygundu. Bakanlık yok edilmişti ve onunla birlikte tüm Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi de gitmişti. Sirius'un bildiği kadarıyla Muggle Eşyalarının Kötüye Kullanımı Dairesindeki bir avuç yararlı insan dışında tüm gözde büyücüler ve cadılar saldırıda katledilmişti ki bunlardan ikisinden bahsetmiyordu bile. Ama en kötü yarayı Seherbazlar almıştı. Bir zamanlar sayıları doksana varmış Seherbazlardan şimdi on dokuz kalmıştı ve Sirius bir şekilde onların başına geçmişti.

Bunu hiç kimse söylemedi ama hepsinin hisleri açıktı. Kimse Sirius'un o köşeden tek başına dönüp Voldemort'la tek başına yüzleşeceğini düşünmemişti - en azından Sirius Black düşünmemişti - ama yapmıştı ve bunu yaparak savaş nerede olursa olsun en ön safhada olmayı da garantilemişti. Bu son birkaç haftadır bilinen bir gerçekti ama saldırıdan sonra herkesin kafası karışıktı. James, Seherbazları yönetmek için orda değildi ama Sirius onun burada olmasını ve bu işi ona yıkmayı dilerdi. Şimdi Sirius vardı.

"Düşündüğünden daha kötü," diye cevapladı basitçe. Tüm Seherbazların arasında Sirius "eski" olmaya en yakın kişiydi - ve o da on yıl boyunca Azkaban gibi bir cehennemde tıkalı kalmıştı. Ondan sonra Alice Longbottom hiyerarşide ikinci sıradaydı ama Hestia Jones güvenlikten sorumlu şef işini almıştı ve ses tonu herkesin dönüp bakmasına neden oldu.

"Ne?"

"Fudge," diye cevapladı sadece. "Şimdi onu Kingsley izliyor ve onu bir yere hapsetmek dışında onu durdurmak için yapacağımız bir şey yok. Onun halka konuşmasını istemediğini biliyorum ama çoktan WWN ile bir röportaj ayarladı -"

"Şaka yapıyor olmalısın," dedi Alice Longbottom. Yuvarlak yüzü her zamankinden daha zayıf ve solgundu. Diğer birçokları gibi Alice Longbottom da St. Mungo'da olmalıydı ama hızlı iyileştirmeye ve kontrole razı edilebilmişti. Yapılacak çok şey vardı ve bunun için çok az zaman vardı. Ve bunun birçok saatini Hogwarts'da harcadık, dedi kendi kendine kızgınlıkla Sirius. Yoldaşlık toplantısı önemliydi ama hala... diğer herkesin ne kadar çok korkmuş olduğunu görmekten başka bir şey başaramamışlardı.

"Ne cehennem düşünüyor ki?" diye sordu Bill Weasley. Frank Longbottom, Adam Macmillan ve Jessica Avery gibi o da Azkabanda geçirdiği onca şeyden sonra Seherbazlara katılmaya karar vermişti. Onların gelmesi küçük grubu yirmi üçe çıkarmıştı - ama bunların içinde Kingsley Shacklebolt ve James Potter'ı koruyan iki Seherbazı da katıyordu.

"Hırslı piç," diye fısıldadı Jones ve sonra özür dilercesine omuz silkti. "Şimdiden Voldemort'u yatıştırmaktan bahsetmeye başladı -"

"Ne?" Frank kelimeyi neredeyse bağırarak söylemişti ve neredeyse odadaki herkes tarafından yankılandırılmıştı. Sirius'un emin olduğu bir şey varsa, o da bu odada bir hain olmadığıydı.

Jones vahşice onayladı. "Bakan olmak istiyor ve 'sonsuza dek' savaşı bitireceğinin vaadini veriyor."

"Buna sadece bir aptal inanır," dedi biri.

"Ama herkes inanmak isteyecek," diye cevapladı Alice sessizce. Bazıları itiraz etmek için ağzını açtı ama Alice kafasını salladı. "Bir hafta önce hızlı gidiyorduk. Azkaban'ı düşürdük ve herkes savaşın belki kazanılabileceğini düşündü - şimdi Bakanlık gitti, Dumbledore öldü ve Voldemort en yukarda. Ne kadar çok kişinin saldırıda ailesinden birini kaybettiğini düşünün. Barış fikrine atlayacaklar."

"Bunun için de onu sessiz tutmamız lazım," diye ekledi Sirius. "Ve politikadan uzak..."

Hestia öfkeyle homurdandı. "İmkânsız. Fudge politika için yaşıyor."

"Aslında bu o kadar da zor olmayabilir," diye gülümsedi Sirius hafifçe. "Aslında James'in isteğiyle tüm Bölüm Başkanlarıyla iletişim kurdum - tabi ki Fudge dışında. Hepsi böyle kötü bir durumda James'in geçici Bakan olmasını onaylayacağını söyledi."

"Bu yasal mı?" diye sordu Bill.

"Evet," dedi Alice, Sirius yanıtlayamadan önce. "Acil durumda yasaldır. Ama çok uzun süre kalamaz."

"Kalmak zorunda değil," diye cevapladı Sirius. "Seçimi sonra kazanabiliriz. Şu anda önemli olan tek şey Fudge'un sesini kesmek."

Jones kıs kıs güldü. "Bundan nefret edecek."

"Bu umurumda mı bir sor," dedi Sirius ve omuz silkti. "Tamamdır. Fudge halledildi - en azından geçici olarak. Ama sizi buraya çağırmamın nedeni diğer problemlerimizle ilgilenmekti."

"Eğer planın sorunlarımızın hepsini halletmekse önümüzdeki birkaç yıl buradayız demektir, Sirius," diye belirtti Frank basitçe ve diğerleri de güldü. Sirius bile hafifçe gülümsedi. Böyle karanlık zamanlarda bile hala gülebildiklerini görmek çok güzeldi. Bu odada durumun ciddiyetini ya da ne kadar çok şey kaybetmeleri gerektiğini anlamayan tek bir kişi yoktu - ama en azından hala gülebiliyorlardı. Yoldaşlıktaki birçok insan gibi Sirius'un adamları korkudan titremiyorlardı. Yılmamışlardı ve yenilgiden bahsetmiyorlardı. Gelecek her şey için sadece hazırdılar - bazen serttiler ama hazırdılar.

"Aslında size birkaç yıl boyunca gerçekten buralarda olacağımızı belirteyim," diye cevapladı Sirius. Kelimelerin kıyısından geçmek istemiyordu. "Eğer Voldemort'a herhangi bir zarar vermek istiyorsak daha çok Seherbaza ihtiyacımız var."

"Bu zor olacak," dedi Oscar Whitenack ilk kez konuşarak. "Artık Bakanlığın kaynakları yok ve eğitim alanlarımız -"

"Avalon dışında," diye ekledi Alice ekşice ve duygu odadaki herkese aktı.

Dedikleri herkese pek de mantıklı görünmedi; Büyücü Dünyası için bile Avalon hala efsanevi bir yerdi. Bu günlerde büyülü adanın hala var olduğunu düşünen az kişi vardı ama bunu Seherbazlar umursamıyordu. Avalon onların bilinen en iyi sihirlerle yıllardır gizli tutulan, eğitim yerlerine sahip en gizli karargâhlarıydı. Avalon ismi, espri anlayışı ilginç eski bir Seherbaz cadıdan geliyordu - ve daha da ilginç bir tarih anlayışı vardı. Neden bu ismi seçtiğini kimse bilmiyordu ama yıllarca değiştirilmeden kalmıştı. Yine de efsanedeki Avalon'a bir ada olması dışında yer ve amaç açısından biraz benziyordu.

Aslında Azkaban'a rahatsız edici derecede yakın bir adaydı ki adanın altı yıldır kullanılmama nedeni de buydu.

"Benim aklımı okudun," dedi Sirius sessizce. "Seherbaz Karargâhını Avalon'a taşıyacağız ve bundan kimseye bahsetmeyin. Adayları incelemek için Bakanlığın metotları yok o yüzden adaya kimi getireceğimize dikkat etmeliyiz - ve oraya getirdiğimizde bile tek birinin dahi geri dönmeyi bilmesini istemiyorum."

Kafalarıyla onayladılar ve Sirius onların düşündüğünü görebiliyordu. Bazı mutsuz yüzler vardı ama çoğu dinliyor görünüyordu ki bu da Sirius'u rahatsız ediyordu. Azkaban'a bu kadar yakın kurulma kararına itirazlar bekliyordu (ki gazetelerin yazığı gibi Azkaban çok çabuk yeniden inşa edilmişti) ama kimse karşı çıkmadı. Ya bunun çok mantıklı olduğunu fark etmişlerdi ya da ona çok çok fazla güveniyorlardı.

Omurgasından aşağıya bir ürperdi geldi ve birinci seçeneğin doğru olmasını umut etti.


Birkaç saat sonra Sirius, yeraltından kurtulmuştu ve daha aydınlık bir yerde duruyordu. St. Mungo'nun beyaz duvarları bu hissi veriyordu ama - neredeyse hasta yapacak derecede aydınlık gibiydi. Ama arkadaşları her şeyi güzel hale getiriyordu ve Sirius bir dakika için neredeyse kaybetmek üzere oldukları bir savaşın ortasında olduğunu unutacaktı. James'in hastanedeki odasını terk ettiğinde kendini neredeyse kaybetmekten birkaç mil uzakta oldukları bir savaşın ortasında olmadığına inandıracaktı.

Şu anda dört Çapulcu da Voldemort Bakanlığa saldırdıktan sonra ilk kez toplanmıştı ve gülmek güzeldi. Lily ve Harry de onlarla birlikteydi ve şimdi James'in oğlu kıpkırmızı bir yüzle Remus'un son muziplikleriyle dalga geçmesini dinliyordu.

"Yani Weasley ikizlerini olacakları çok belli olan bir yere gönderince senle Ron'un hiçbir yerde olmadığınızı düşüneceğimi mi sandınız?"

Remus kıkırdayıp, Sirius sırıtınca Harry iyice kızardı. Okul müdürü olsun ya da olmasın Aylak'ı böyle kendisi gibi görmek güzeldi. "Şey... bu benim fikrim değildi!" diye itiraz etti çocuk.

"Elbette. Herkes böyle der," diye güldü Peter.

"Ama bu Ron'un fikriydi," diye kendini savundu Harry. "Ve nerden bilebilirdik ki -"

Ama babası sözünü kesti. "Muzipliğin ilk kuralı Harry,-"

"Müttefiklerini iyi seç ve yakalanma," diye koro halinde söyledi hepsi ve kahkahalar attılar. Bir dakika sonra Harry de onlara katılmaya karar verdi ama Lily sadece başını sallayıp mırıldandı:

"Bu gruptaki tek aklı başındaki kişi nasıl ben oldum?"

Sirius kahkaha attı. "Sen aklı başında değilsin, Lily. Sen Çatalak'la evlendin."

"Hey!" solgun ve yatakta yatıyor da olsa James hala öfke duyusunu yitirmemişti. "Konuşana bakın, Patiayak!"

"Üstelik bir de Çatalakcığın var..."

"Sirius!"

"Bence doğru tanım 'geyik yavrusu' Sirius," diye belirtti Peter ciddi bir yüzle.

"Anlamlı." Omuz silkerek sandalyesine yaslandı. "Tamamen saçmalık."

Lily, Sirius'u yukardan bakarak düzeltti. "Çocuk sahibi olana kadar bekle."

Sirius kıkırdadı ve diğer Çapulcular kahkaha attı. Aslında gülerken oldukça içtendiler ta ki Remus hala kıkırdayan Sirius adına konuşana kadar (ki biraz da rol yaparak gülüyor gibiydi.)

"Patiayak? Çocuk sahibi olmak?"

"Köpek yavruları?" diye ekledi Peter gülümseyerek.

Remus kıkırdadı. "Sadece Lassie ile çıkarsa!"

Sirius incinmiş görünmeye çalıştı ama sonra dayanamayıp onlara katıldı. Aklında bir dakikalık bir imge oluştu ve Julia ile Lassie'nin alakası yoktu ama düşünce komikti. Ama Julia'nın bunu komik bulmayacağına emindi... Ah kimi kandırıyorum ki? O da alınmış bakmaya çalışacak ama sonra benim yaptığımın aynısını yapacak. Gülecek. Sonunda kahkahalar azalmaya başlayınca Sirius konuyu köpeklerden tamamen alakasız bir yere çekmek için şans elde etti... ve sonunda Harry'nin genç kulaklarına pek de uygun düşmeyen Remus'la ilgili yorumlara başladı.

"Toplardan ne haber?"

James homurdandı. "Sirius, sen bir aptalsın."

"Bilmediğimiz bir şey söyle!" dedi Peter ve Lily kaşlarını kaldırdı. Remus elbette ki sadece gülümseyip sakin sesiyle konuştu:

"Çayı demlemeye başla, James."

Sirius iç çekti ve arkadaşına döndü. "Sanırım sayıca biz üstünüz, Çatalak."

"Silahça."

"Küfürce."

"Sınıfça."

Harry güldü; Lily şaşırmamışçasına kafasını salladı. Yiğitçe konuyu değiştirmeye çalıştı. "Bakanlık hakkında -"

"Savaşılmamışça," diye yapıştırdı Sirius sırıtarak.

James'in ela gözleri parladı. "Karşılanmamışça."

"Kandırılmışça."

"James -" Lily gözlerini yuvarladı ama onu kocası yine kesti. Artık James kocaman gülümsüyordu ve Sirius James'i böyle gülerken gördüğü için mutluydu. Son iki haftadır ne kadar neşeli davranmaya çalışsa da Sirius arkadaşının gözlerindeki karanlığı ve acıyı görmüştü. Ama şimdi endişeler gözlerinden silinmişti ve yine eski James'ti.

"Kaldırılmışça."

"Hakkından gelinmişçe."

"Üstün-"

"İkiniz hiç büyüyecek misiniz?" dedi Lily, sonunda sakinliğini kaybederek. Ama sesi hala yarı eğleniyor, yarı kızgın gibiydi. Onlarla çok fazla vakit geçirmişti.

"Hayır." Dört Çapulcu da kıkırdadı.

Remus kafasını yas tutar gibi salladı. "Bu ne kadar salakça bir soru."

"Hadi anne." Harry gözlerini yuvarladı. "Bunu ben bile biliyorum."

"Umut etmek zorundayım," diye mırıldandı Lily kocasına bir bakış atarak.

Sirius kıkırdadı. "Rüya görmeye devam et."

"Ne diyordun, canım?" James karısına o kadar masum baktı ki Lily'nin homurdanmasına neden oldu. Cevaplamadan önce omzunu yumrukladı.

"Senin çocuk gibi ve sorumsuz bir koca olduğunu söylüyordum!"

James eline uzanıp onu öperken şeytanca sırıttı. Gözleri parladı. "Bundan başka?"

"Ah, sen imkânsızsın!" Ama kadın sevgiyle gülümsedi ve Sirius ikisinin gözleri birleştiğinde yıllardır aralarında paylaştıkları hasta edici tatlılığı gördü. Gözleri sadece birbirleri için, diye düşündü gülümseyerek. Bunu Lily James'ten nefret etmekten vazgeçtiği gün anlamalıydık ama kim James'in dördüncü yılımızda onunla evleneceğine ant içmesine inanırdı ki? Onca yıldan ve onca yaşanan şeyden sonra Sirius'un hala hasta edici derecede âşık olan tanıdığı tek çifttiler.

"On altı yıldan sonra bunu anlayacağını umuyordum," diye cevapladı James.

Lily hafifçe gülümsedi ve Sirius onun güzel yüzünden de endişelerin silindiğini gördü. Parmakları hala birbirlerine yapışmıştı ve yüzlerindeki bu sevgi dolu ifade Çapulcuların çok önceden alıştıkları bir şeydi. Sirius, Remus ve Peter deneyimlerinden bu dakikaların geçmesini bekleyerek durmaları gerektiğini öğrenmişlerdi - ama görünen o ki bu hala Harry'nin öğrenemediği bir şeydi.

"Anne! Baba!" On bir yaşındaki çocuk belli ki ebeveynlerinin maskaralıklarından dolayı utanıp kızardı. James ve Lily bakışlarını birbirinde ayırdı ve güldü.

"Affedersin, Harry," diye sataştı James. "Hala kuşları, böcekleri açıklamadığımızı unutmuşum."

Çocuğun kaçınılmaz tıkanmasından anlaşıldığı kadarıyla Sirius bunun bir problem olmadığını düşünüyordu. Aslında tam tersi olduğu için bir sorundu ve çocuk parlak kırmızıya dönüşürken Çapulcular güldüler. Mırıldandı, "Baba..."

"Sanırım senin önceki sorunu yanıtlayabilirim, Lily," diye araya girdi Sirius, vaftiz oğluna acıyıp konuyu değiştirerek. Arkadaşlarının yüzündeki şakacı ifadenin hemen değiştiğini görüp bunu hiçbir profesörlerinin başaramadığını hatırladı. Sirius gelişmeleri onlarla paylaşacak zaman bulamamıştı; Seherbazlarla toplantıdan hemen sonra hastaneye gelmişti ve ondan önce de birazdan açıklayıcı problemi çözmeye çalışmıştı.

"Şu anda görevde olan tüm Bölüm Başkanlarıyla görüştüm," diye devam etti ve yüzünü buruşturdu. "Fudge'la bile. Hepsi - tabi ki bizim saygıdeğer Sihirsel Felaketler Dairesi başkanımız hariç - seçimler hazırlanana kadar geçici bir Sihir Bakanı atanmasının en mantıklısı olduğu konusunda hem fikir. Bunun da ötesinde bu kişinin sen olacağı konusunda da aynı fikirdeler."

James sakince onayladı. Bunun yaklaştığını hepsi biliyordu. "Ve Fudge?"

"Seçimler geldiğinde bu desteği yıkmaya çalışıyor." Şaşırtıcı olarak Peter cevapladı. Artık Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesinin başkanı olarak (üstü Bakanlığın yıkıntılarında bulunmuştu) bunu en iyi bilecek pozisyondaydı. "Neredeyse Sirius'la konuştuktan hemen sonra Fudge benimle iletişime geçti. Benden başka diğer tüm başkanlarla da görüşüp Büyücü Dünyasını en iyi onun koruyabileceğine inandırmaya çalışıyordu." Küçük adam sırıttı.

"Kendisini becermesi gerektiğini söyledim elbette."

Remus kafasıyla onaylayıp kıkırdadı. "Molly'yi önceden görmüştüm. Edindiğim izlenime göre başka herkes aynı şeyi söylemiş. Arthur kesinlikle söylemiş."

Artık gülüşler çok da neşeli değildi; daha karanlık ve daha yaşlıydı, yaşadıkları karanlık dünyayı anlayan ve bilgili gülüşlerdi. James Potter, Sirius Black, Remus Lupin ve Peter Pettigrew gibi adamlar için böyle bir politik felaketi neden kendilerine karşı kışkırttıklarını anlamak zordu ama bunun sonuçları konusunda pek de endişelenmiyorlardı. Çocukken burada, dünyalarının yükünün omuzlarında olacağını hiç düşünmezlerdi ama bir şeylerden sorumlu olmayı anlıyorlardı. Her zaman ne yapılması gerekiyorsa onu yapacaklardı.

Lily birden sandalyesini çevirdi. "Fudge'dan bahsetmişken..." Kaşları kalktı. "Şu anda burada..."

"Ha?" James, Harry konuşurken kaşlarını çattı:

"Nasıl biliyorsun?"

Lily tatlıca gülümseyip parmaklarıyla sağ şakağına vurdu. "Muskalar."

Remus hafifçe ıslık çaldı ve Sirius ona katıldı. Lily her zaman Muskalarda başarılı olmuştu ama yıllar boyunca bunda mükemmelleşmişti. Daha da önemlisi bu yeteneğini kimse bilmeden kullanıyordu - Sirius biliyordu ki İç Çember ve Tek Boynuzlu At grubu dışındaki herkese güzel yüzü ve ilgili anneyi oynuyordu. Çok az kişi onun ne kadar güçlü olduğunu biliyordu çünkü Lily, sahne arkasında çalışmayı seviyordu. Bu yüzden kocasının hastanesine geleni belirten muskalar koymasının aslında Çapulculara garip gelmemesi gerekiyordu ama gelenin kimliğini herhangi bir hareket ve çaba sarf etmeden öğrenmek yeniydi.

"Lily, beni şaşırtmaktan hiç vazgeçmiyorsun." Sirius kaşlarını ona doğru kaldırdı. "Aslında, en iyi arkadaşımla evli olmasan..." diyerek öneriyle gülümsedi.

"Çok yazık değil mi?" diye kahkaha attı kadın. "Ne yazık ki James ilk sorandı."

"Hey!" Ama alınmış kocasının bakışları o kadar da alınmış değildi.

"Tabi Julia'nın seni öldüreceği fikrini de saymazsak," diye ekledi Peter gülerek.

"Haklısın." Sirius katılarak omuz silkti. "Yazık, sadece -"

Sözünü keserek kapı açıldı. Kapıda görevli Seherbazları mola vermeye yolladığı için kendine sinirlendi. Ama en azından her gelenin kapıyı çalacak nezakete sahip olduğunu düşünmüştüm. Ama yine de kendilerini böyle hazırlıksız yakalattığı için Kingsley'in kafasını şişirmeye karar verdi. Cornelius Fudge ve Dolores Umbridge kapıda politikacılara özgü aptal bir neşeyle durup, altı hiç de arkadaşça olmayan bakışa maruz kalıyorlardı.

"Misafirlerin olduğunu bilmiyordum, James," dedi Fudge sonunda.

"Ve biz de senin geleceğini beklemiyorduk," diye cevapladı Sirius'un en iyi arkadaşı tersçe. "Ve kapıyı çalmak çok nazikçe..." Fudge bakarken durdu ve sonra güldü. "Ama lütfen içeri gir, Cornelius. Lütfen."

"Ehem, Ehem."

Umbridge boğazını temizledi ve Sirius gözünün bir köşesiyle Lily'nin tüylerinin diken diken olduğunu fark etti. Ama James aynı tavrıyla ve kadını yeni görmüş gibi devam etti. "Ah, merhaba, Dolores." Gülümsedi. "Hepinizin tanıştığını sanmıyorum. Remus Lupin'le elbette daha önceden tanıştınız ama size Sirius Black'i, Peter Pettigrew'u ve oğlum Harry'i tanıtmama izin verin ve tabi Lily'i tanıyorsunuz."

Sirius, Umbrige'in yuvarlak yüzü sertleşirken başıyla selam verdi. Hepsini görmeyi beklemediğini fark etti; Umbridge ve Fudge, James'i yalnız yakalamayı ummuştu ve ... ve ne? Sirius gülmemek için kendini zor tuttu. Eğer bu politikanın uşakları James Potter'ın gözünü korkutarak bir şey yapmayı umdularsa çok fena halde yanılmışlardı. Bu çok zevkli olabilir, diye düşündü. Ya da biraz olsun eğlenceli.

"İyi akşamlar," dedi sonunda Umbridge. Sirius gözünü onun üzerinde tutarken James konuştu; James tamamen saf, masum bir ifade takınıp neden geldiklerinden haberi yokmuş numarası yaptığını arkadaşlarının anladığını fark etmesi için yüzlerini görmesine gerek yoktu.

"Sizin için ne yapabilirim?" diye sordu James nazikçe.

Fudge elini kaldırdı. "Seninle politik durum hakkında konuşmak için geldim," dedi hemen. "Burada arkadaşlarınızın -" Sirius'a bir bakış attı "-tüm bölüm başkanlarıyla kendi açısından görüşmesini anlıyorum. İsteğini takdir etmeme rağmen bunu yapacak ne yetkisi olduğunu merak ediyorum."

"O, Seherbaz Karargâhının başkanı," diye cevapladı James nezaketle.

"Ah-gerçekten mi?" Fudge kaşlarını çattı. "Bu kural dışı... Eminim ki ondan çok daha kıdemli birkaç Seherbaz vardır ve bu da -"

"Seherbazlar politik bir grup değildir. Liderler kendi arkadaşları tarafında ve özerk olarak seçilir. Hikâyenin sonu." James'in gözleri buz gibiydi. "Şikâyet edecek başka bir şey bul."

"Ehem, ehem." Umbridge boğazını temizledi. "Mr. Fudge'un iyi bir noktaya değindiğine inanıyorum. Birkaç yasaya karşı geldiler ve böyle kötü bir zamanda kuralların dengesine tamamen uymalıyız."

Ah, işte bu! Sirius sandalyesine oturup kollarını kavuşturdu. Sağında Harry kızarıyordu ama Remus'un kolunu uzatıp çocuğu sakinleştirdiğini fark etti. Lily hala James'in yanında ifadesiz bir yüzle oturuyordu ve Peter'ın yüzünde anlamsız bir gülücük vardı. Buna rağmen James neşeyle belirtti.

"Tabi ki katılıyorum," dedi basitçe. "Ayrıca aramızda hoşnutsuzluğun bizi bölmesine de izin veremeyiz özellikle Bakanlığın yok edilmesinden sonra."

Fudge gülümsedi ve ne kadar onun bunu yapmaya niyeti olmasa da Sirius suratını bir inekten başka bir şeye benzetemedi. "Anlaşmamıza memnun oldum," diye cevapladı politikacı. "Ama aslında beni buraya getiren konu bu değildi."

"Ah?" Bir şekilde James şaşırmış gibi yapmayı başardı. Buna rağmen Peter sabırsızlığından çıkan homurtuları gizleyemedi. Bu zamanla ilgili, diye düşündü Sirius. Fudge, Peter orada değilmiş gibi davranmaya devam etti.

"Evet. Buraya seni geçici Sihir Bakanı olarak desteklemek için geldim." James'in kaşları inanamazca kalkarken Fudge devam etti "... Bir şartla."

"Ve bu da?" diye sordu James hemen.

Fudge gülümsedi. "Elbette ki beni bakan yardımcısı seçersen..."

Kendinden çok emindi ve James'in bu fikre atlayacağını düşündüğü belliydi. Fudge'un yüzündeki kendini beğenmiş bakış, Umbridge'inkiyle tıpa tıp aynıydı ve bu Sirius'a kahkahalar attırmaya yetecekti. Kendini tam zamanında durdurdu ama politikacılara yine de inanamayan bakışlar atmayı ihmal etmedi. James'in doğru olduğunu inanacağı şeyi yapacağını hala anlamamalarına ve onu bu kadar yanlış tanımalarına inanamıyordu. Gerçekten politik manevraların bunu çözeceğine mi inanıyordu? Küçük bir tereddütten sonra James sakin ve ilgili bir sesle konuştu.

"Üzgünüm, ama bu işe yaramaz."

"Ne - affedersin?" Fudge ona boşça baktı ama sonra kontrolünü geri kazandı. "Neden?"

"Ne yazık ki politik düşüncelerimizin farklılığı bunu imkânsız kılacak." Diye cevapladı James dürüstçe ve Sirius kahkahalar atmamak için kendini zor tuttu. Ah, bunu iyi anladı.

Fudge ona kötü kötü baktı. "Politik uzlaşmanın önemini anlayacağını düşünüyorum."

"Ah, anlıyorum." James başıyla onayladı. "Senin düşündüğünden de çok. Ama uzlaşmakla kendimi ölmüş bir ejderhaya bağlamak arasında fark var ve kusura bakma ama seninle çalışmak da aynen böyle bir şey. Bana karşı değil, benimle birlikte çalışacak birine ihtiyacım var."

Fudge kızardı. "Ben -"

"Sihir Bakanı olmak istiyorsun. Bu işi benden çok daha fazla istiyorsun ama sorun bu değil. Sorun şu ben hala gücümü kaybetmedim ve bu lanet olası savaş hepimizi öldürmeden önce kazanmak istiyorum. Ama politik oyunlar oynayacak vaktim yok ve senin nazik teklifini geri çevirmek zorundayım."

"Bu koşulda sana verdiğim desteği geri çekiyorum," dedi kısa adam öfkeyle.

"İstiyorsan yap." James omuz silkti. "Sadece bölüm başkanlarının üçte iki çoğunluğuna ihtiyacım var sonuçta."

Fudge sanki ona tokat atılmış gibi geriledi ve Umbridge'in yüzü kıpkırmızı parlıyordu. Bir şey söylemek için ağzını açtı ama üstü onu kızgınlıkla konuşarak kesti. "Buna pişman olacaksın, Potter."

"Belki." Sesi kısıktı. "Belki de olmam. Eğer olursam da en azından dar kafalı ünlüleri desteklememiş olacağım. Her yönden de elimden gelenin en iyisini yaptığımı bileceğim."

Çeviren: Luthien