-*- Harry Potter kitabı, filmi ve karakterlerine sahip değilim. -*-

Harry yüksek raflara ulaşmak için kullandığı tabureden inmeden önce el arabasındaki son kitabı da rafa yerleştirdi. Eski kitapların ne kadar ihmal edildiğini ve kirle kaplı olduğunu düşünürken bıkkınlıkla ellerini kotuna silerek temizledi.

Kir, örümcek, örümcek ağları ve diğer pisliklerle dolu raflara baktığında bir anda karar vermiş ve kendini onlarla kişisel bir savaş içinde bulmuştu. Bu da her bir kitabı tek tek indirip, rafları silip, sonra sıralarını bozmadan yerlerine yerleştirmek anlamına geliyordu (Madam Pince'in onu felaket şekilde sakatlaması korkusuyla tabii). Şöyle iyi bir iki saat sürmüştü bu iş ama en azından artık başka yapacak bir iş kalmamış gibiydi, meseleyi halletmişti.

Küçük kitap evinde gün gerçekten ağır geçiyordu; zaten normalde pek fazla müşteri uğramazdı ama bugün standartların da altındaydı müşteri sayısı, sadece bir elin parmaklarının sayısı kadar insan girmişti dükkana. Belki de insanlar artık kitaplarla ilgilenmiyordu?

Böylece Harry de kendi planlarına dönmüştü. Madam Pince'in ona yapması için verdiği şeyleri ve yapılması gereken şeyleri bitirmişti; ve oradan ayrılıp eve gitme eğiliminde değildi, üzerinde eski kasanın durduğu tezgahın arkasına geçip bir sandalyeye oturdu. Çekmecelerden birinden tükenmez kalem çıkardı ve parmaklarının arasında çevirmeye başladı.

Yüzündeki birkaç perçem saça üfleyerek yüzünden çekti ve bakışlarını pencereden dışarı çevirdi. Bulutlu bir pazar günüydü, yağmur çiseliyordu, gökyüzü griydi. Güneş bulutlar tarafından engelleniyordu ve şehri kocaman bir gölgede bırakıyordu. Gökyüzünden yere küçük damlalar düşüyordu. Gerçekten kasvetli bir manzaraydı. Ama Harry yaz bitip sonbahar gelmek üzereyken bu tip havaları daha çok göreceklerini biliyordu.

Parmaklarını tezgahın üzerine hafifçe vururken paltolarıyla, şemsiyeleriyle ve evrak çantalarıyla yürürken yağmurun oluşturduğu minik gölcüklere basan insanları izledi. Endişeyle gök gürültüsünün yakınlardan gelen sesini dinledi ve fırtına çıkıp çıkmayacağını merak etti. Yüzlerce minik su damlası dükkanın penceresine vuruyordu ve Harry onları izlerken damlaların hepsi birlikte camın aşağısına doğru yol alıyorlardı.

Başını sallayıp kalemi yerine koyarak 'Tamam, sonunda sıkıntıdan aklımı da kaybettim,' diye düşündü. Başını pencereden duvarda asılı duran saate çevirdi. 10:13'ü gösteriyordu.

'Gerçekten yavaş bir gün olacak.' Avuç içlerini çenesine yerleştirirken iç çekti ve boşluğa dalıp gitti.

Dükkanın girişinde asılı duran çan ötüp Harry'nin düşüncelerini böldüğünde, Harry müşteri görmeyi umarak kafasını kaldırıp baktı. Onun yerine yağmurdan sırılsıklam olmuş pembe paltosuyla Hermione'yi gördü. Saçları her zamankinden de kıvırcık gözüküyordu ve Harry bunun havadan dolayı olduğunu düşündü.

Hermione paltosunu üstünden çıkarıp koluna alırken, "Buraya geliyordum, yolu yarılamıştım ki gökyüzü birden üstüme boşanmaya karar verdi!" diye açıkladı. Harry'nin gözleri pencereye kaydı ve o hayal kurarken bardaktan boşanırcasına yağmaya başladığını görerek şaşırdı; şimdi yağmur iri damlalar halinde vuruyordu yere. 'Eh, bu, herhangi bir müşterinin buraya gelme şansını da yok eder.'

Hermione ona doğru yürürken gülümsedi; saçlarını elleriyle sağa sola salladı, muhtemelen saçlarını kurutmaya çalışıyordu ama yalnızca daha da kabarmasına sebep olmuştu. "İşler nasıl gidiyor Harry?"

"Ah gayet iyi; birkaç tavşan ve karadul tarafından saldırıya uğradık ama onun dışında her şey bildiğin gibi." Hermione kaşını kaldırdı ama sormak istemiyormuş gibi gözüküyordu.

"Madam Pince nerede?" diye sordu onun yerine.

"Arka odada envantere bakıyor," dedi Harry bahsettiği odaya doğru elini sallarken.

"Bu senin işin değil mi?"

"Evet, bilmiyorum, belki iyi günündedir. Ya da sıkıntıdan ne yapacağını şaşırmıştır ve işin tüm eğlencesini kendisine ayırmıştır."

Hermione başını sallayıp tezgaha doğru eğildi ve sergilenen birkaç kitabı incelemeye koyuldu.

"Burada ne yapıyorsun Hermione? Yani, buraya birkaç kilometre yürüyüp gelmek için pek iyi bir hava yok dışarıda."

"Sana bir bakmak istedim," diye Hermione kitap yığınına yarım bir merakla bakarken. "Tabii bir de şu indirim fırsatını kaçırmak istemedim."

Harry gözlerini devirdi ve Hermione'nin garipliğine gülümsedi. Orada çalıştığı için Harry'nin kendine almak istediği kitaplarda ufak bir indirim uygulanıyordu, bu indirim Hermione için de geçerliydi çünkü kız kendisinden daha fazla okuyordu ama arada sırada bu ayrıcalığı kötüye kullandığı da oluyordu.

"Peki, benim müşterim ol o zaman," diye yanıtladı Harry, bütün dükkanın onun emrine amade olduğunu göstermek için kollarını açtı. Hermione'nin yüzü sevinçle aydınlandı ve Tarihsel Yazılar bölümüne doğru koşturdu. Bu da Harry'yi yine yapacak hiçbir şeyi olmayacak şekilde bıraktı. Kitapların raflardan indirilip sayfaların çevrilme seslerini duyuyordu. Gidip arkasındaki rafların tozunu almaya karar verdikten sonra kalktı ve hafifçe gerindi.

Tezgahın altındaki bezi almak üzereydi ki kapının yine açıldı ve sallanan çanın sesi kulağına çalındı. Olduğu yerde doğruldu ve kapıya dikkatle baktı. Kapının girişinde dikilen ve yere büyük miktarlarda su damlatan ve etrafına bakınan uzun, kızıl saçlı genci görünce gözleri büyüdü.

Harry'nin gözleri hemen Hermione'nin olduğu tarafa döndü; kızın da genci gördüğü ve elinden geldiğince kitap raflarının arasına saklandığını gördü. Kocaman gözlerle ellerini serçe sallıyordu ona doğru.

Harry ona eğilmesini işaret ederek uzun gence döndü. Kızıl, sonunda tezgahın arkasındaki Harry'i fak etmiş olmalıydı ki yüzü aydınlandı.

"Harry! Orada olduğunu görmedim," ona doğru yürümeye başladı.

"Selam Ron," dedi Harry başını hafifçe sallayıp gülümsedi. Harry kızılla pek samimi değildi aslında ama Ron'un Hermione'ye ilgi duyduğunu biliyordu. Bir aralar ikisi çıkmıştı ama birkaç ay önce ayrılmışlardı; yani Ron onu kovalamaya başlayıp Hermione de ondan köşe bucak kaçmaya başlayana kadar.

"Ee…" dedi Ron tezgaha doğru eğildi, maksadını belirtir şekilde normalden farklı bir şekilde etrafa göz attı. Harry onun Hermione'yi aradığını biliyordu.

Ron başını çevirip onun gözlerine bakarken, "Son zamanlarda Hermione'yi gördün mü?" diye sordu. Bazen Harry'i ürperten -genelde kendi üzerine dikildiğinde- garip bir şekilde solgun mavi gözleri vardı.

Harry gözünün ucuyla Hermione'nin eğilip başını sağa sola savurduğunu gördü.

"Ah, hayır," diye yanıtladı Harry, durumdan dolayı kendini biraz garip hissederek. Hermione ve Ron'un meselelerinin ortasında yer almaktan hoşlanmıyordu ama en iyi arkadaşını da böyle bir durumda bırakamazdı. "Aslına bakarsan bugün hiç kimseyi görmedim. Büyük ihtimalle yağmurdandır; bu sağanakta dışarı çıkacak hele de kitap evine gelecek kadar aptal insan pek yoktur herhalde."

Ron'un kulakları Harry'nin yorumundan dolayı hafifçe kızardı. Harry genci aşağıladığı için kendisini suçlu buluyordu ama yine de kendisini rahatsız hissedip dükkandan ayrılmasını umdu. Hermione'nin başlattığı bu saklambaç oyununun ortasında durup oyunu devam ettirmek istemiyordu.

"Ee, evet," dedi Ron ensesini kaşırken, "ama, şey, etrafa bir göz atsam bir sakıncası olmaz, değil mi?"

Harry, Hermione'nin endişesini neredeyse durduğu yerden hissedebiliyordu. Yanağının içini ısırıp içinden gelen gülme isteğini bastırmaya çalıştı; bu durum baştan sona aptalcaydı. Hermione'nin nasıl çocukça davrandığına inanamıyordu, her zaman olgun davranan o olurdu!

"Y-yo, sakıncası yok," dedi Harry bastırdığı kahkahasının ardından. Ron onu onaylamadan önce garip garip baktı ve dükkanın arka tarafına yürümeye başladı. Hermione saklandığı yerden kalktı ve aceleyle ona doğru geldi. Harry'nin başının arkasına okkalı bir tokat attı.

"Neredeyse mahvediyordun Harry!" diye fısıldadı sertçe. "Yemin ediyorum, hele beni bir bulsun…" ama Harry sözünü böldü ve kafasından bastırarak onu tezgahın altına itti. Ron ise hayal kırıklığıyla dükkanı aramasından dönünce de kocaman gülümsedi.

"Aradığını bulabildin mi?"

"Hayır," dedi Ron kafasını sallarken. "Yani Hermione'yi görmediğine emin misin?"

"Hmm…" Harry bir an durdu. Bundan dolayı da uyluğuna bir çimdik yedi. Tıslayıp hafifçe yerinden sıçradı, sonra da eski soğukkanlılığına dönmeye çalıştı.

"İyi misin?" diye sordu Ron.

Harry elini sallayıp Ron'un sorusunu görmezden gelirken, "Evet, özür dilerim, sanırım bir böcek falan ısırdı," dedi. "Yardımcı olabileceğim başka bir şey var mı?"

"Hayır, hayır yok. Teşekkürler."

"Önemli değil."

"Görüşürüz Harry. Ve Hermione'yi görürsen onu aradığımı söyler misin?"

"Elbette Ron."

"Sağ ol. Hoşça kal."

"Güle güle, her zaman bekleriz!" Kapının açıldığı ve çanın öttüğü bir an oldu, bir sonraki anda da kapı kapanıp dükkanı sessizliğe gömdü. Harry kafasını çevirip hala yerde ekşi bir suratla çömelen Hermione'ye baktı. Kıza kocaman güldü.

"Sence de bu eğlenceli değil miydi?" dedi. "Bu arada söylemek zorundayım, Ron seni arıyordu."

"Kapa çeneni!" diye hırladı Hermione ve yerinden sıçrayarak kalktı, aniden Harry'nin başına vurmaya başladı.

Zavallı başını acımasız kızdan korumaya çalışırken, "Hey, hey, hey, Hermione dur! Sadece şaka yapıyordum!" dedi Harry.

"Seni… aşağılık…" dedi Hermione her bir yumruğun arasında, "neredeyse… beni…bulmasına… İZİN… VERDİN…"

"Seni anlayamıyorum!" diye bağırdı Harry ve kendisini korumak için Hermione ile arasına mesafe koydu. "Neden kendini ve BENİ bu duruma sokacağına sadece defolup gitmesini söylemiyorsun basitçe?"

Hermione'nin yanakları hafifçe kızardı ve kaçan gence saldırısını durdurdu. Ellerini saçlarından geçirdi ve iç çekti.

"Özür dilerim Harry, sadece onun gitmesine izin vermekle ilgili biraz problem yaşıyorum sanırım," diye yanıtladı Hermione her zamankinden daha da kızararak.

"Peki neden bunu ondan saklıyorsun?"

"Çünkü onunla yeniden bir araya gelip gelmemek istediğimi bilmiyorum."

"Neden?"

"Bilmiyorum; bu karışık bir konu. Sen anlayamazsın Harry, daha önce kimseyle bir ilişkin olmadı."

"Bu doğru olabilir ama yine de sana delicesine aşık biriyle birlikte olmanı engelleyen şeyi hala göremiyorum."

Hermione aniden başını kaldırıp şaşkınlıkla ona baktı. Kulaklarının duymaya alışık olmadığı bir kelimeydi muhtemelen "aşık", çünkü kafası karışmış bir şekilde sessizce ağzını oynatarak bu kelimeyi tekrar ediyordu. Konuşmaları arka odadan gelen ayak sesleri ve kapının açılmasıyla bölündü.

"Neler oluyor burada? Birisinin bağırdığını duydum," dedi Madam Pince. Yaşlı kadına bakmak için başlarını çevirdiler. "Her şey yolunda mı?"

"Her şey yolunda Bayan Pince," diye yanıtladı Harry. "Hermione geldi, hepsi bu."

"Ah, merhaba hayatım," dedi Madam Pince odada dikilen kızı fark ederken. "Yeni gelen kitaplara bakmak için mi geldin?"

Hermione biraz sersemlemiş gibiydi. Kadının sorusunu anlaması birkaç saniye sürdü.

"Ee…AH! Evet, evet, öyle," diye başını salladı Hermione kuvvetlice. Kocaman gülümsedi ve ona göstermeye çalıştığı yeni çıkmış romanları göstermek için Madam Pince'in durduğu yere doğru yürüdü.

Harry içinde kendi kendine kararlar alırken sessizce arkadaşını izledi. Harry bu Ron meselesinde daha fazla bir şeyler olduğuna emindi ve bunun ne olduğunu öğrenmeye kararlıydı. Hermione'nin bu aptalca davranışlarına daha fazla dayanabileceğini sanmıyordu. Bu durum onu çıldırtıyordu.

Yirmi dakikalık bir araştırmanın ardından Hermione sonunda kitaplardan birkaçını seçti ve parasını ödemek için yanına aldı. Harry fiyata indirim uygulayıp kitapları poşete koyarken Hermione kabaca sırıtıyordu.

"Her şey tamam sanıyorum," dedi Madam Pince, Harry'e dönerken. "Hayatım, neden bugün erken ayrılmıyorsun?"

"Ama ayrılmama hala birkaç saat…"

"Bunun için endişelenme! Ben idare ederim. Gerçekten yavaş bir gün ve birisinin gelip bir şeyler alacağından şüpheliyim."

"Eh, eminseniz…"

"Elbette, evine git. Dikkatli ol ve iyi giyin, bu korkunç yağmurda hastalanayım deme."

Harry ve Hermione paltolarını alıp Madam Pince'e hoşça kal demek için ellerini sallarlarken giyindiler. Yağmur hala çok hızlı yağıyordu ve Harry'nin içinden bir ses eve gidene kadar sırılsıklam olacaklarını söylüyordu.

Sağanağa bakarlarken, "Ee… sence aileni aramalı mıyız Hermione?" diye sordu Harry.

"Ah, hadi, yalnızca biraz yağmur, bir şey olmaz," dedi Hermione gözlerinde şeytanca bir pırıltıyla.

"Hayır, hayır, hayır, bunun ne demek olduğunu biliyorum," dedi Harry başını sallarken. "Kafayı yemişsin sen."

"Neden, yoksa korkak bir tavuk musun? Buradan benim evime yalnızca üç kilometre var, bunu basitçe yapabiliriz."

"Evet tonlarca su üstüme dökülmezken!"

"Hadi Harry, hem böyle daha hızlı varırız. Yağmurda ufak bir koşu sadece, bir zarar gelmez emin ol."

"Yağmurda ufak bir koşu mu? Hah, Hermione seni gayet iyi tanıyorum; bunu nerdeyse bir maraton yarışına döndüreceğinden eminim."

Hermione sırıttı ve paltosunu çıkarıp kollarını beline sararak düğümledi. Saçlarını arkada at kuyruğu yaptı ve esneme hareketleri yapmaya başladı.

"Bundan kurtuluş yolu yok, değil mi?" diye mızırdandı Harry ve kendi paltosunu çıkarıp etrafına sardı. İnce, uzun kollu gömleğine soğuk hava çarptığında titredi.

"Yok!" Hermione başını salladı, Harry onun da üşüdüğünü görebiliyordu; ama bunu göz ardı edeceğinden emindi. Bu kız gerçekten öyle iddiacıydı ki hiçbir şey onu durduramazdı. Eğer bu kazanacağı anlamına geliyorsa Harry'i bir otobüsün altında bile itebilirdi.

"Hazır mısın?"

"Bu durumda ne kadar hazır olabilirsem, evet," dedi Harry ve başlangıç pozisyonu aldı. Kafasını Hermione'ye çevirip küstahça sırıttı.

"Ve… BAŞLA!"

Ve başladılar. Harry binanın korumasından yağmura adım atar atmaz sırılsıklam oldu. Gömleği ıslanarak üstüne yapıştı ve ayakkabıları suyla dolarak onu rahatsız etmeye başladı.

Hermione başı çekiyordu; Harry onu birkaç adım geriden takip ediyordu, ama yağmurdan dolayı gözlüğü bulanmıştı ve bu, görüşünü engelliyordu. Hermione'yle arayı açmamaya çalışırken başını sallayıp saçlarını yüzünden çekti ve gözlüğünü çıkarıp cebine yerleştirdi aceleyle.

Buz gibi havayı ciğerlerine çekerken Harry hızlandı ve Hermione'yi yakaladı. Kalbi göğsünde delicesine çarpıyordu ve yağmur da acımasızca üstüne yağmaya devam ediyordu; hayatında hiç bu kadar canlı olduğunu hissetmemişti. Adrenalin damarlarında akıyor ve ona şimdiye kadar yalnızca dansın yapabildiği bir şekilde zindelik veriyordu. İyi hissediyordu, mutlu hissediyordu.

Kendisini hafif hissederek güldü, Hermione'yi geride bırakırken ona sırıttı. Hermione'nin yüzündeki aynı ifadeyi de kaçırmadı. Arkasından koşan ıslak ayakkabıların minik gölcüklere basarken çıkardığı sesleri duydu. Kızın nefesi her zamankinden de kesik kesikti ve ensesini gıdıklıyordu. Liderliği ele almak için kendisini zorluyordu.

Üstündeki kıyafetler her an biraz daha ağır gelmeye başlıyordu, nefesi kısa aralıklarla buhar halinde gökyüzüne yükselirken Harry kaldırımın ortasındaki bir direğin etrafından dolaştı. Ciğerleri yanıyordu ve kemikleri soğuktan titriyordu; bir an önce Hermione'nin evine varmalarını umdu. Hem soğuk hem heyecandan titrerken Harry sırıttı ve hızını biraz daha artırdı, arkasında koşan kızla aralarını iyice açtı.

Kaldırımdan inip caddenin karşısına geçerken arkasına bir anlığına bakmadı bile. Yola çıktığında arabalar durup kornalarını öttürmeye başladırlar; arkasından kızgınlıkla bağıran insanları duyuyordu ama onlara hiç kulak asmayıp maratonuna devam etti.

Adımlarının arasını olduğunca açarak arkasına bir bakış attı ve Hermione'nin yine arayı kapattığını gördü. Yüzünden, ona yetişmek için hızlandığında oluşturduğu konsantrasyonu okunabiliyordu. At kuyruğu ıslak bir biçimde her adımıyla arkasında sağa sola sallanıyordu.

Harry yarışta liderliğinin fazla sürmeyeceğini biliyordu; hemen sonra Hermione yanından rüzgar gibi geçip liderliği yine ele aldı. Onu geçip önüne yöneldiğinde de el salladı. Şimdi kendisini geçemesin diye onun yolunu bloke etmeye çalıştığını biliyordu.

"Biraz hızlan istersen yavaş ihtiyar!" diye seslendi ona Hermione, sesi yağmurun ve rüzgarın sesi arasına karıştı. "Yoruldun mu? Varmak üzereyiz!"

"Çok beklersin!" diye geri bağırdı Harry bunun doğru olduğunu bile bile; bacakları yanıyordu ve ciğerleri her an patlamaya hazır gibiydi. Burun deliklerinden derin, yağmur kokulu ve soğuk havayı çekerken Harry çevresindeki her şeyi görmezden geldi. Sadece o ve kulaklarında duyduğu kalp atışının sesi vardı.

'Konsantre ol, Hermione'nin bu sefer yenmesine izin verme, bunu kafana kakmadan yaşayamaz,' dedi Harry kendisine. Hermione'nin evi görüş alanına girdiğinde Harry enerjisini son damlasına kadar zorlayıp biraz daha hızlandı. Son anda Hermione'nin önüne geçip onu yenmenin kıvancını hissetmeye engel olamadı.

Zafer dolu ama bir şekilde bozulmuş bir çığlıkla Granger evinin merdivenlerinin tam önünde durdu. Hırıldayarak ellerini kalçalarına koydu, nefes almaya çalıştı. Yüzü kızarmıştı ve soğuk havaya nazaran çok sıcaktı; kıyafetleri rahatsız edici şekilde üstüne yapışmıştı ve ayakkabıları da sırılsıklamdı.

"Peki, bu nasıldı Hermione? Kimmiş yavaş ihtiyar?" diye hırıldadı ve kıza dönüp baktı. Kızın üstündeki yeşil tişörtün de onun üstüne yapışmış olduğunu fark etti. Saçları kafasına yapışmıştı ve yanaklarında yer yer pembelikler vardı. Bir de tabii yüzünde görülen kendisi savunma ifadesi.

"Pekala, bunu sen kazandın. Ama tekrar olacağını düşünme sakın," dedi Hermione ve alnından ter ve yağmuru silerek.

"Her zaman beklerim," dedi Harry doğrulup öksürürken. Akmaya başlayan burnunu sildi. "İçeri gideli hadi, böyle yağmurda dikilirken çok aptal gözüküyor olmalıyız; ha tabi buraya kadar yine aynı yağmurda üç kilometre koşmak hiç aptalca değil, pardon."

Kendilerini hala nefessiz ve donmuş hissederek evin merdivenlerini tırmandılar.

Hermione kapıyı açtı ve içeri girdi. Sıcak hava ve mutfaktan gelen ev yapımı yemeklerin kokusu Harry'nin ilk fark ettiği şeydi.

Belindeki paltoyu çekip çıkarır, bir kapının koluna asarken, "Anne, baba, ben geldim! Harry de yanımda," diye seslendi Hermione. Harry ikisinin de yerde kocaman gölcükler oluşturduklarını görünce utanmasına engel olamadı.

"Mutfaktayız!" diye seslendi Hermione'nin babası. İkisi de oturma odasını geçip mutfağın girişine geldiklerinde Mr. Granger'ı ocak başında sosa benzer bir şeyi karıştırırken buldular. Adam ikisine dönüp gülümsedi. "Merhaba Harry, nasılsın. Ve evlat ne kadar da ıslak görünüyorsunuz. Yüzmeye mi gittiniz yoksa bugün?"

"Kıyafetlerimizle mi baba? Hayır, dışarıda sağanak yağmur var fark etmedin mi? Eve koşmaya karar verdik."

"Umarım hasta olmazsınız," diye yanıtladı Mr. Granger başını sallarken. "Bazen senin için endişeleniyorum Hermione."

"Annem nerede?" diye sordu Hermione ayakkabılarını çıkarıp eline alırken.

"Biraz uzanıyor. Ve siz ikiniz üstünüzü değiştirip şu yaptığınız pasağı, o uyanmadan ve derinizi yüzmeden önce, temizleyeceksiniz."

Hermione, Harry'nin kolunu kavradı ve yine oturma odasının yönünde onu sürüklemeye başladı, koridoru geçip odasına ilerledi. Harry kendisini zorla sürükleyip götürmesine izin verdi, artık buna alışmıştı.

Odasının kapısını açıp içeri girdiler, Hermione onu içeri itti ve kapıyı kapattı.

"Soyun!" diye emretti.

"Ah Hermione, yanımda hiç kıyafetim yok ve hiç ee hiç gerçekten… senin önünde kıyafetlerimi çıkarmak hiç rahat değil."

"Koca bir bebek gibi davranma. Sanırım sana uyacak bir şeyim var. Eğer bu ıslak kıyafetlerle oturup annemi sinirlendirmek istemiyorsan, dediklerimi yapacaksın."

Bir anda başının döndüğünü hissederek içindeki öksürme isteğiyle savaşan Harry ıslak tişörtü üzerinden sıyırdı ve yere fırlattı. Böyle teşhir edildiği için hafifçe kızardı. Hermione onu daha önce defalarca tişörtü olmadan görmüştü ama bu onun yine de utanmasına engel olmuyordu.

"Güzel kaburgalar," diye yorumda bulundu Hermione tahrik edercesine, sonra da geri dönüp çekmecelerini karıştırmaya başladı. Birkaç saniye sonra da lacivert bir eşofman ve beyaz bir tişört çıkarıyordu.

"Bunlar sana uyar," dedi ve elindekileri ona verdi. Arkasını döndü ve odayı geçmeden önce kendisi için yeni kıyafetler çıkardı. "Ben banyoya gidip üstümü değiştireceğim, böylece sen de rahatça değiştirebilirsin."

Hermione ona bakıp durduğunda Harry tişörtü üzerine geçirmek üzereydi. Gözleri Harry'nin kalçasının üstünde bir noktadaydı.

"Bu da nesi?" diye sordu odayı aniden geçerek.

"Ah, ne?" diye sordu Harry, kalbi çarpmaya başlarken aceleyle tişörtü aşağıya indirdi.

"Bana 'ah, ne'leme Harry," dedi Hermione sertçe ve tişörtü geri açarken nefesi kesildi. Harry'nin solgun teninin büyük bir kısmını koyu morluk kaplıyordu. "Nasıl oldu bu?"

Harry, Hermione yavaşça morluğa parmağıyla dokunduğunda gözlerini kırptı ve elini çektiğinde rahatlayarak iç çekti, bunun canını yaktığını fark etmişti.

"Hmm, alıştırma yaparken olmuş olmalı," dedi Harry omzunu silkip tişörtünü yine aşağı çekerken. "Endişelenecek bir şey yok."

Hermione ona sakinleştirici bir bakış attı, sonra başını sallayıp odadan çıktı. Harry kızın arkasından kapı hafifçe örtüldüğünde yeniden iç çekti.

Islak pantolonunu da çıkararak Hermione'nin ona verdiği sıcak ve kuru eşofmanları üstüne geçirdi. Tişörtün omuzları üstüne tam oturmuştu, pantolonun beli de gayet iyiydi ve Hermione'nin ondan beş santim daha uzun olduğu düşünülürse, paçalarının biraz uzun gelmesi de doğaldı. Ama yine de rahatlardı bu yüzden Harry hiç şikayet etmedi. Islak kıyafetlerini eline alarak odadan çıktı ve Hermione'nin saçlarını havluyla kuruladığı yere doğru yürüdü.

"Onları banyodaki çamaşırlığa koyabilirsin, annem yıkar." Harry başını salladı ve denileni yaptı.

Hemen etraftaki duyu ve çamuru temizlediler, sonra da mutfağa geri döndüler. Mr. Granger tabak ve bardakları masaya yerleştiriyor, Mrs. Granger ise elindeki kupadan sıcak çayını içiyordu.

Mrs. Granger onlara sıcak bir gülümseme verdi ve kalkıp Harry'e sarıldı. Kadın altı aylık hamileydi ve Harry onun karnının hissiyle kendini bir garip hissetti. Yine de kadının düşüncesinden dolayı hoşnut oldu ve kendisini rahatlamış hissetti.

"Harry, seni görmek ne güzel. Nasılsın?" Muhabbet etmek için onu masaya yönlendirdi.

"İyiyim teşekkürler Mrs. Granger," diye yanıtladı Harry ardından hapşırmasına engel olamayarak.

"Ah, tatlım, hasta mı olacaksın yoksa?" Mrs. Granger elini onun alnına koydu ve kaşlarını çattı.

"Daha ateşin yok ama yine de şansını zorlamamalısın. Sana şimdi sıcak çay ve çorba yaparım sonra da yatağına gidersin. Geceyi burada geçirebilirsin."

"Size dert olmak istemem…" Harry yıllardır neredeyse burada yaşıyor olmasına rağmen sanki onların iyi niyetlerini suiistimal ediyormuş gibi hissetmekten kendini alıkoyamıyordu, sanki burada olmamalıymış gibi hissediyordu.

"Ah aklından bile geçirme Harry! Sen de bizim ailedensin ve bunu biliyorsun."

Harry gülümsedi ve başını salladı, kadına karşı şükran doluydu ama yine de ona annesiymiş gibi davrandığında ne tepki vermesi gerektiğini bilmiyordu. Ve söylediği doğruydu; Grangerlar onun ailesi gibiydi, Dursleyler'in hiçbir zaman olmadığı ve olamayacağı kadar.

Aklındaki bu düşüncelerle aileyi izlerken gülümsemesine engel olamadı; Mrs. Granger aceleyle onun çayını ve çorbasını hazırlıyordu, Hermione ve Mr. Granger gerçek birer baba kız gibi konuşurken öğle yemeği için masaya oturuyorlardı. Ve onlarla birlikte bu şekilde oturmak kendisini bir şekilde kabul edilmiş hissetmesine yol açıyordu. Ve mutlu. Sanki gerçekten oraya aitmiş gibi.