Üçüncü Bölüm: Binalar ve Umutlar

Üçü, trenden iner inmez birbirlerine sokuldular ve dev gölü geçmek üzere kayıklara bindiler. Ailesi bu yolculuk hakkında bir şeyler anlatmış olmasına rağmen Ron endişelenmekten kendini alamıyordu - Fred ve George anlatılanları anlamsız hale getirmişlerdi ve Percy de kendini beğenmiş bir şekilde, sırası gelince öğreneceğini, söylemişti. Ron, tüm birinci sınıfların yaptığı gibi dev bekçiyi takip ederken, yeni öğrencilerin, tahmin ettiğinden çok daha az olduğunu fark etti. Bu savaş, diye düşündü mutsuzlukla. Çoğu kişi hala çocuklarının gitmesine izin vermeyecek kadar korkuyor. Harry'yi küçük bir kayığa doğru izlerken kaşlarını çatmamaya çalıştı, Hermione hemen ayaklarının dibindeydi. Onların kayığına kimse binmedi, görünüşe göre öğrencilerden daha fazla sayıda kayık vardı.

Uyarı olmaksızın, kayıklar dev gölde aniden yüzmeye başlarken, arkasında, Hermione'nin nefesini tuttuğunu duydu. Dışarısı karanlıktı ve biraz korkutucuydu, kız tedirgince konuştuğunda, tek endişelenen kendisi olmadığı için sevindi. Kızın sesi, dev gölün atmosferinde zayıf geliyordu.

"Siz ikiniz hangi binada olmak istediğinizi biliyor musunuz?"

Ron tedirgin görünmemeye çalışarak omuz silkti. "Tüm ailem Gryffindor'daydı," diye cevapladı. "Ebeveynlerim ve tüm ağabeylerim... Eğer ben orada olmazsam ne derler bilmiyorum. Ya sen Hermione?"

"Bence de Gryffindor en iyisi gibi görünüyor," diye kız çabucak cevaplarken Ron, karanlıkta onun gülüşünü gördüğünü sandı. "Dumbledore'un kendisinin de Gryffindor'da olduğunu söylediler - Ama sanırım Ravenclaw da iyi. Bir Slytherin'li olma düşüncesineyse dayanamıyorum! Öğğ!"

"Şaka değil," dedi Ron. "Eminim Malfoy ve diğer salaklar oraya gider."

"Tam hak ettikleri gibi," diye onayladı Hermione, ve Ron gülümsedi.

"Ya sen Harry?" aklı tamamen uzaklaşmışa benzeyen ve sessizce suya bakan yeni arkadaşına dönerek sordu. "Senin baban da Gryffindor'da değil miydi?"

"Evet, annem de öyleydi," diye cevapladı sessizce ve kesin bir şekilde. "Ben de Gryffindor'da olacağım."

"Nasıl bilebiliyorsun?", diye merakla sordu Hermione. "Demek istediğim, bu seçmenin amacı değil mi? Yani bizim hangi binanın özelliklerine uyduğumuzu bulmak. Sanırım zamanından önce bilemezsin."

Harry gülümserken, Ron'a, kalbinin birden hızlanmasına neden olacak bir şeyler oldu. "Gryffindor'da olacağım," diye tekrarladı Harry.

"Demek ki doğruymuş?" diye sordu Ron yeni arkadaşına daha yakından bakarak.

"Ne doğru?" diye sordu Hermione, Harry iç çekerken.

"Evet."

Hermione kaşlarını çattı ama Ron heyecanla nefesini tuttu. Buna inanamıyordu! "Sen gerçekten Godric Gryffindor'un soyundan mı geliyorsun?"

"Lütfen başka kimseye söylemeyin," dedi Harry sessizce. "Kimsenin bana farklı davranmasını istemiyorum. Babamın kim olduğu konusu yeterince kötü."

Ron, gözleri iyice açılan Hermione ile bakıştı. Godric Gryffindor'un kim olduğunu bilecek kadar okuduğu barizdi ve Ron kadar şok olmuş görünüyordu. Ron, elbette dedikoduları duymuştu, ama ailesi ona dedikodulara fazla prim vermemesi gerektiğini söylemişlerdi... Ama bu doğruydu. Öte yandan Harry'nin diğer insanların bilmesine gönülsüz olmasını anlıyordu - Ron, insanların kendisini saç renginden ve bir Weasley olduğunu bilmelerinden dolayı yargılamasına alışkındı. Harry için bu durum iki kat daha kötüydü, çünkü babası dünyaca ünlü seherbazlardandı. Herkes James Potter'ın kim olduğunu bilirdi. Harry'nin babası seherbaz bölümünün şu andaki başkanıydı ve Sihirli Yasal Yaptırım Dairesinin başına geçeceğine kesin gözüyle bakılıyordu, ki bu da, Sihir Bakanlığ'ındaki en yüksek kademe işlerden biriydi.

"Kimseye söylemeyeceğiz," diye cevapladı Ron, Hermione onayladığında gözlerine bakarken. Harry minnettarlıkla ikisine de gülümsedi, Ron kendini sırıtırken buldu. Bir arkadaşlığı oluşturmaktan daha güzel bir şey yoktu.

Tak. Kayıklar, daha onlar fark edemeden öbür kıyıya ulaşmıştı ve Hermione heyecanla nefesini tuttuğunda, Ron, geldikleri yeraltı limanına baktı. Bir dakika boyunca, ta ki, bekçinin onların sınıfını çağırdığını duyana kadar, üç çocuk da Hogwarts'ın siluetine büyülenmişçesine bakakaldı.

"Haydi, beni takip edin birinci sınıflar! Bu taraftan!" Arkalarındaki devasa bekçinin iri kolları onları sürüklerken birbirlerine daha yakın yürümeye başladılar. Adım adım şatoya yaklaştılar ve bekçi büyük kapıya vurduğunda, Ron, korkunç bir düşünceye kapıldı. Hayatında ilk kez kendi arkadaşlarını bulmuştu (ailesi ya da ağabeyleriyle alakası olamayan birilerini) ve aniden, ayrılabilecekleri aklına geldi. Ayrı binalara düşersek ne olur? Paniğin kıyısında, düşüncelerini Harry ile paylaşmak için dönerken, bekçinin gök gürültüsünü andıran sesiyle birlikte kapı açıldı.

"Birinci sınıflar, Profesör Snape."

"Teşekkür ederim. Onları buradan ben alırım."

Aşırı nazik sesi duyunca Ron başını hızla kaldırdı. Kapının önünde, uzun boylu, kanca burunlu ve soluk yüz hatlarına sahip bir adam dikiliyordu. Yağlı siyah saçlarına ve koyu gözlerine uyan, modaya uygun siyah bir pelerin giymişti. Gözlerini öğrenciler arasında gezdirdiğinde, hepsi ürperdi ve Ron bir şekilde, onun, ters gitmek için en uygun profesör olmadığı düşüncesine kapıldı. Harry'ye döndü ve kulağına fısıldadı, "Snape! Babam onun bir Ölüm Yiyen olduğunu söylüyor"

"Şişt!" diye susturdu Hermione kaşlarını kaldırarak. "Konuşuyor."

Ve gerçekten Profesör, öğrencilerin içeri girmesini el işaretleriyle anlatırken konuşuyordu. "Hogwarts'a hoş geldiniz," dedi yumuşakça. "Benim adım Profesör Snape. Bu okulun müdür yardımcısıyım. Birkaç dakika içinde büyük salona alınacak ve seçime girip binalara ayrılacaksınız. Bu binalar Slytherin, Ravenclaw, Hufflepuff ve Gryffindor. Burada geçireceğiniz zaman boyunca o binada kalacaksınız ve seçildiğiniz bina, arkadaşlarınızı ve geleceğinizi etkileyecek. Umarım, iyiliğiniz açısından, seçim bilgece olur."

Gözleri bir kez daha öğrencileri üzerinde dolaştı ve Ron, buz gibi hissetmekten kendini alamadı. Bir dakika içinde, Profesör Snape'in gözleri, Harry'nin üzerinde herkeste oyalandığından 1 saniye daha fazla durmuş gibi geldi, ama neden olduğu konusunda Ron'un hiç bir fikri yoktu. Gözünün kenarıyla, Harry'nin sanki hiç rahatsız olmamış gibi Profesör'ün sinir bozucu bakışlarına sakince karşılık verdiğini gördü. Sonunda, Profesör soğukça konuştu.

"Beni takip edin."


Büyük salona girdiklerinde Harry'nin midesine kramplar girdi. İçeri girdiklerinde tüm yüzlerin ona ve yeni sınıfa baktığını fark etmişti; dört uzun masanın tepesinde asılı duran ve binaları temsil eden dört bayrağı gördü. Çatıysa, dışarıdaki gecenin mükemmel bir kopyasıyla, ona güven verecekmiş gibi parlıyordu, ama vermedi. İşte geldi, diye düşündü kendi kendine. Ailesine defalarca sormasının bir önemi olmadı, ikisi de seçmelerin nasıl yapıldığını söylemedi - söyledikleri tek şey Hogwarts'a gittiğinde öğreneceğiydi. Arkasında Ron ve Hermione'nin onun kadar telaşlı olduğunu görebiliyordu, kızıl saçlı çocuğun boş bakışları kendininkilerle aynıydı. Ron'un da okulda büyük kardeşlerinin olmasına rağmen neler olacağını bilmediği açıktı.

Profesör Snape onları baş masaya kadar getirdi. Harry masadakilerin kendisine baktığını hissediyordu, ama arkaya bakma isteğine karşı koydu. Onun yerine, müdür yardımcısının uzaklaşmasını ve dört bacaklı bir tabure ve onun üstünde duran kirli, eski bir şapkayla dönmesini izledi. Kafası karışmıştı. Yamalı şapkanın ne gibi bir amaca hizmet ettiğini düşünerek baktı- ve tam o anda, şapka şarkı söylemeye başladı.

"Bu şapka, dersiniz, çirkin mi çirkin!
Ama öyle hemen karar vermeyin.
Toz olurum varsa benden güzeli,
Eşsizim kendimi bildim bileli.
Ne kasket dinlerim ne de silindir,
Şampiyonluk kaçmaz, hep bana gelir.
Hogwarts okulunda Seçmen Şapka'yım,
Her gün, her ay, her yıl başka başkayım.
Karşımda şöyle bir ürperin biraz
Dünyada hiçbir şey gözümden kaçmaz.
Eğer geçirirsen beni başına
Gideceğin yen söylerim sana.
Seni Gryffindor'a yollarım belki,
Zamanla olursun aslanın teki,
Yiğittir orada kalan çocuklar,
Hepsinin yüreği, nah, mangal kadar.
Belki de düşersin Hufflepuff'a
Haksızlığı hemen kaldırıp rafa
Adalet uğruna savaş verirsin
Her yere mutluluk götürmek için.
Ravenclaw kısmetin belki,
Oradakilerin hiç çıkmaz sesi,
Mantıktır onlarca önemli olan,
Öyle kurtulurlar tüm sorunlardan.
Düşersin belki de Slytherin'e sen,
Bir başkadır sanki oraya giden,
Amaçları için neler yapmazlar
Açıklasam bitmez sabaha kadar.
Giy kafana beni! Çekinme sakın!
Birinci koşul bu: Korkmayacaksın!
Hiç kimseye gelmez kötülük benden,
Şapkalar içinde en uysalım ben."

Harry, kalabalığın alkışlarını bastırarak Ron'un kızgınca konuştuğunu duydu. "Fred ve George'u öldüreceğim! Bana sürekli bir trolle güreşeceğimizden söz ediyorlardı ama tek yapmamız gereken şapkayı kafamıza geçirmekmiş!"

Harry kendi sinirliliğini saklamak için sırıttı. Hangi binada olacağından oldukça emin olmasına rağmen (Şapkanın onu neden başka bir binaya koymayacağını anlamasa bile), tüm okulun gözleri önünde, onu başına geçirmeye pek hevesli değildi. Bunu özel olarak yapamazlar mıydı? Ama şimdi Snape konuşmaya başlasdı.

"Adınızı okuduğumda öne çıkıp tabureye oturun ve şapkayı başınıza geçirin," dedi soğukça. "Abbott, Hannah."

"HUFFLEPUFF!"

Harry, kız tabureden atlayıp onu alkışlayan bina arkadaşlarına doğru yürürken merakla izledi. Ah, alfabenin sonlarına doğru olmaktansa, en başlarında olmayı ne kadar isterdi -

"Bones, Susan."

"HUFFLEPUFF!"

"Boot, Terry."

"RAVENCLAW!"

Ve seçm,e bazı öğrencilerin birkaç saniyede, bazılarının ise çok çok uzun sürede seçilmeleriyle geçti. Profesör Snape listeye tekrar göz atmaya başladığında Harry, sağ tarafından birinin derince nefesini tuttuğunu duydu. Müdür yardımcısının huzur bozan gözleri bir arkadaşına dikildi ve Snape, eğer bu mümkünse, daha soğuk bir sesle konuştu. "Granger, Hermione."

Kızın vahşi gözleri Harry'yle Ron'a baktı ve Harry nedenini bilmeden yeni arkadaşının dirseğini sıktı. "Her şey iyi olacak," dedi sessizce. "Bol şans."

"Bol şans," diye tekrarladı Ron.

Hermione son bir kez telaşla gülümsedi ve gitti. Biraz sonra taburede oturmuş şapkayı başına geçiriyordu. Şapkanın 'yüzü' gülümseyip bağırdığında, neredeyse saçına yeni değmişti.

"GRYFFINDOR!"

Hermione gülümseyerek Ron'un sınıf başkanı ağabeyi Percy'nin yanına giderken Harry, nefesini rahatlayarak verdi. Şapkanın onu Slytherin'e koymadığına çok sevinmişti. Bu Hermione için büyük bir haksızlık olurdu... trende olan her şeyin onun için haksızlık olduğu gibi. Harry gerçekten bazı insanların neden kanın her şey olduğunu düşünüp bununla gururlandıklarını anlayamıyordu... İlgisizce Malfoy'un Slytherin'e gittiğini fark etti (bu tahmin edilebilirdi diye düşündü) ve Snape devam etti,

"Potter, Harry."

Harry ileri fırladı. Bunun nedeni kibirli Malfoy kadar güven duyduğundan değildi sadece bir an önce bitsin istiyordu. Umarım babam haklıdır , diye düşündü. Umarım Slytherin gibi bir şeye düşecek kadar bozuk değilimdir. Harry'nin ensesine bir ürperti geldi. Slytherin'e seçilirsem ne olur? diye düşündü. Babam ne der? Godric Gryffindor'un neslinden gelenler Slytherin binasında son bulursa? Eminim biri bu ironiyi takdir eder ama bu felaket olur. Neredeyse tüm Ölüm Yiyenler Slytherinli... Bu konu hakkında kendi kendine daha fazla konuşamadan şapkayı başına geçirdi. Derin bir nefes aldı ve çok yavaşça bir sesin kulağına konuştuğunu duydu.

"Hmm, seni tanıyorum," diye kıkırdadı şapka. "Slytherin'e seçilmekten korkuyorsun, değil mi? Senin gücüne sahip biri, orada büyük usta olabilirdi... ama senin gibi bir kalbe sahip olan değil. Yine de senin kadar güçlü biriyle çok uzun zamandır karşılaşmamıştım..."

Harry, tuttuğunu fark etmediği nefesini vermeye çalıştı.

"... Baban bile değildi," diye devam etti seçmen şapka. "Elbette ki ilginç bir geleceğin olacak Harry Potter, ama olaylar biraz değiştiğine göre, olması düşünülen kadar karanlık bir gelecek değil... Eminim, başarılı olacaksın; GRYFFINDOR!"

Neşe içinde bağırabilirdi ama bunun yerine, yeni binasının masasına giderek gülümseyen Hermione'nin yanına oturdu. "İkimiz de aynı binadayız!" diye soluğunu tuttu. "Buna inanamıyorum!"

Ben inanabilirim. Ama Harry gülümsedi ve izledi. Dakikalar sonra Ron Weasley onlara Gryffindor masasında katıldı ve kaderin unutamayacağı üçlüyü tamamladı.

Şölen hemen başladı ve en azından bu, ailesinin sözünü ettiği şeylerin olacağını kanıtladı. Harry yemeğe iştahla daldı. Trende yediği tatlılara rağmen (ki bu bir ömür gibi geliyordu şimdi) açlıktan ölüyordu. Evinde bile, böyle şeyler hiç görmemişti - her çeşit yemek vardı, hatta bazılarının adından emin bile değildi. Sohbet de, Gryffindor binasının hayaleti Sir Nicholas'la tanışmaktan, bina arkadaşlarıyla konuşmaya kadar harikaydı. Onlardan biri olan Neville Longbottom'la, bir süre önce tanıştığını hatırladı. Onun ebeveynleri de seherbaz , diye düşündü birden.

"Ne düşünüyorsun?" diye sordu Ron, Harry'i düşlerinden çıkmaya zorlayarak.

Harry gözlerini kırpıştırdı. "Üzgünüm. Düşünüyordum. Ee, sen ne hakkında ne düşündüğümü sordun?"

Ron güldü. "Belli oluyor. Ben sormuştum ki -"

Ama birdenbire tatlılar kayboldu ve okul müdürü ayağa kalkarken salona sessizlik çöktü. Diğerleri gibi Harry de, konuşmaya başlayan büyücüyü dinlemek için döndü.

"Hogwarts'a hoş geldiniz," dedi Profesör Remus Lupin. "Yatakhanelerinize gitmeden önce duyurmam gereken birkaç dönem başı hatırlatması var."

"Öncelikle birinci sınıflara ve bazı eski haylaz öğrencilere -" bu sırada birden Ron'un ikiz ağabeylerine doğru baktı "- hatırlatmalıyım ki, adından da anlaşılacağı gibi Yasak Orman tüm öğrencilere yasaktır." Lupin, devam etmeden önce hafifçe gülümsedi.

"İkinci olarak okul hadememiz Mr. Filch, ders aralarında koridorlarda büyü yapmanın yasak olduğunu hatırlatmamı istedi. Ayrıca merak edenler için yasaklı objeler listesine Geğirti Tozu ve sahte asalar da eklendi. Tüm liste, üç yüz doksan dokuz objeyi içeriyor ve Mr. Filch merak edenler için göstermeye her zaman hazır."

Bunları duyduktan sonra Harry, kahkahasını bastırmak için çok uğraştı; eğer babasının kendi okul yılları hakkında anlattığı hikâyelerin yarısı bile doğruysa, o listedeki objelerin çoğu, şu anki okul müdürünün yardımıyla buraya sokulmuştu... ama Lupin hala konuşuyordu.

"Ve tabi ki yeniden tüm öğrencileri, dolunay gecelerinde odamdan uzak durmaları konusunda uyarıyorum."

Birinci sınıflar arasında bir uğultu başladı ama bu, olması gerektiği kadar yüksek sesli değildi. Profesör Lupin'in (ya da Harry'nin onu yıllarca çağırdığı adıyla Remus'un) bir kurt adam olduğu, herkesçe biliniyordu. Bir zamanlar bu büyük heyecan yaratmıştı, ama Remus okulda sekiz yıldır öğretmendi ve artık insanlar bunu konuşmaktan vazgeçmişti. Üstelik son dört yıldır okul müdürüydü ve herkes onun iyi bir adam olduğunu -ve Kurtboğan İksirinin, onun herhangi birine zarar vermesini engellediğini- biliyordu. Tabi ki Harry, babasının en iyi arkadaşlarından birine karşı önyargılıydı ama sihir dünyasının geri kalanı da Remus Lupin'i sevmemek konusunda oldukça zorlanıyordu.

"Her şey söylendi," diye devam etti müdür. "Tüm Sınıf Başkanları birinci sınıfları yataklarına götürdükten sonra, artık uyku zamanı."

Gecenin ilerleyen saatlerinde Harry, Ron'un yanındaki yatağa kendisini bıraktığında bu senenin gerçekten ilginç olacağını düşünmeden edemedi. Gerçekten, ilginç.

Çeviren: Luthien