Lily Biçim Değiştirme kitabının sayfalarını karıştırırken neyi aradığı hakkında en ufak bir fikri yoktu. Biçim değiştirme ödevini yapması gerekiyordu; ancak aklı tamamen başka yerlerdeydi. Nasıl olabilir böyle bir şey? Kimsenin umurunda değil miyim yani?! Yan gözle şöminenin önünde oturmuş olan Kathy ve Jennifer'a baktı. Kitaplarının içine gömülmüş, arada birbirleriyle konuşarak ödevlerini yetiştirmeye çalışıyor gibi görünüyorlardı. Her şey normal gibiydi onlar için. Lily'nin yanlarında olmaması çokta umurlarında değildi anlaşılan. Lily gözlerine akın eden gözyaşlarını derin bir nefes alarak tutmaya çalıştı. Bunca yıllık arkadaşlık, dostluk… Sadece kendimizi kandırıyormuşuz. Umurlarında bile değilmişim! Lily sinirle kafasını tekrar kitabına gömdü. Sayfaları hızla karıştırıp ödevinin ilgili olduğu Büyük Değişimler bölümünü aramaya koyuldu. Gerçekten de büyük değişimler… diye düşündü acı acı. Sayfaları çevirirken gözüne bir şey takıldı. Üstün Biçim Değiştirmeler –Animaguslar. Elinde olmadan sayfaya bir göz attı. Sürekli bunun ne kadar komplike bir iş olduğundan, Bakanlığın izni ve gözetimi altında olmadan asla gerçekleştirilmemesi gerektiğinden filan bahsediliyordu. Lily dudağını ısırarak başını iki yana salladı. Bu çocuklar gerçekten üşütük! Bakanlığın izni tarzı şeylerle uğraşmadıkları kesin. Daha reşit bile değiller! Bu kadar zor ve tehlikeli bir şeyi nasıl yapmışlar? Lily bakışlarını yanındaki pencereden dışarı, içini olduğu gibi yansıtan karamakta olan gökyüzüne çevirdi. Dışarıda inanılmaz bir yağmur vardı. Ama o kadar sessizce ve yavaşça yağıyordu ki içeridekilerin bunun farkına bile varmadığı belliydi. Lily iç geçirerek yağmuru seyretti bir süre. Önceki geceki çatal boynuzlu geyiği düşünüyordu. Onları kurtarmıştı. James… James nasıl bir geyiğe dönüşebilirdi. Hala aklı bu gerçeği kabullenemiyordu. Diğer taraftan da her şey ortadaydı. Çatalak! Bunca zamandır bu aptal takma adların neyi ifade ettiğini hiç sorgulamamıştı. Geyiğe dönüşebilen bir sevgilim var… dı… Lily'nin içi sabahtan beri bir türlü kurtulamadığı kara bulutlarla doldu tekrar. Sanki birisi tüm iç organlarını bir tür makineyle sıkıştırıyor, nefes almasını önlemeye çalışıyordu. James de gün boyu Kathy ve Jennifer gibi ondan uzak durmuştu. Lily bunun olduğuna inanamıyordu. James'in daha o gece peşinden gelip özür dileyeceğini, Lily'e söyledikleri yüzünden kendini affettirmeye çalışacağını düşünmüştü. Ama anlaşılan hiçte pişman veya üzgün değildi. Zaten gündüz James ve Sirius pek ortalıkta görünmemişti. Akşam yemeğinde de Lily yemeğe yeni inmişken James ve Sirius Quidditch antrenmanı için ellerinde süpürgeleriyle bahçeye çıkıyorlardı bile. Jennifer'la Sirius da tüm gün pek yakın değil gibiydiler. Jennifer Sirius'tan o köpek yüzünden korkuyor bile olabilirdi. Lily şu anda Kathy ve Jen'in yanında oturup tüm bunları konuşmayı o kadar çok istiyordu ki… Ama onların benden özür dilemesi gerekiyor! diye düşündü. Hepsi birleşip benim üstüme geldi! Üstüne üstlük hala bu yaptıklarından pişman bile değil gibiler… Bakışlarını tekrar Jen ve Kathy'e çevirdi. Ödevlerini bitirmiş muhabbet ediyorlardı. Yüzünü ellerine gömdü Lily. Lanet olsun! Bende yanlarında olmalıydım…


"Uf! Lily'nin yanımızda olmaması çok garip," dedi Jennifer, göz ucuyla başını ellerine gömmüş Lily'e bakarak.

"Evet,"dedi Kathy de. "Ama kendi seçimi… Onca şeyden sonra gelip bizle konuşmadı bile. Üstüne üstlük gene zeytinyağı gibi üste çıktı! Sanki biz durduk yere öyle tepki gösterdik."

"Lily'i biliyorsun Kathy," diye başladı Jennifer yumuşak bir ses tonuyla. "Haksız olduğunu bir türlü kabul edemez. Hem bir anda, bizle de James'le de arası bozuluverdi. Çok kötü hissediyordur eminim. James ona ne kadar kızgındı, barışmaya bile çalışmadı kızla. Yani sonuçta her şey de onun suçu değil ki… Çok üstüne gittik bence."

"Yaa, Lily'nin biraz da haksız olmaya alışması lazım artık! Eskiden James'e söylerken şimdi o dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanmaya başladı. Bu, sadece bu meseleyle ilgili değil. Bizim değerimizi, arkadaşlığımızın değerini anlamalı. Bence James de böyle düşündüğü için gidip konuşmaya çalışmıyor. Çünkü Lily onların ilişkisine de yeterince değer vermiyor. Her şey çantada keklik sanıyor. Bazı şeyleri dikkat etmezse kaybedebileceğini öğrenmeli Jen."

Jennifer bir süre arkadaşına bakarak düşündü. Sonra yavaşça başını salladı. "Galiba haklısın Kathy. Ama gene de umarım bir an önce her şeyi anlar da eski halimize döneriz. Çünkü bu durum çok canımı sıkıyor. Zaten Sirius yok. Sizlere çok ihtiyacım var. Her zamankinden çok…"

Kathy uzanıp Jennifer'a sımsıkı sarıldı. "Her şey yoluna girecek canım. Merak etme. Hem ne demek Sirius yok. Tabiî ki var Jen!"

"Nasıl var? Nasıl olabilir artık. Ben… benim için çok zor. Onu görmeye bile dayanamıyorum. Köpek…"

"Saçmalama Jen! Köpeği filan unut, o sadece köpeğe dönüşebiliyor. Yanında dönüşmediği sürece sorun değil-"

"Bence sorun!" diye atıldı Jennifer.

"Ama Jen, ben de şeyden… Peter'ın dönüştüğü şeyden korkuyorum; ama Peter'dan korkmuyorum yani."

"Ya Peter senin sevgilin değil ama. Yani Sirius benim için Peter gibi olsa ben de umursamazdım. Ama ben bir köpekle sevgili olamam yani… ıyyy! Sarılıyorum, öpüyorum filan düşünsene. Köpek ya köpek, dünya üzerinde en çok korktuğum yaratık!"

"Jennifer, Sirius köpek değil, tamam mı? Önce bu konuda bir anlaşalım. Çıktığınız bunca zamandır da köpeğe dönüşebiliyordu, belli ki. Ama sen farkına bile varmadın, değil mi?"

"Artık gerçeği biliyorum ama. Hem bugün animagusları biraz araştırdım. Dönüşeceğin şeyi belirlerken onunla benzer özelliklerine bakıyormuşsun. Yani Sirius'un havyanlar aleminden en çok köpekle ortak noktası varmış! Düşünebiliyor musun?!"

"Hımmm," dedi Kathy kaşlarını çatıp düşünerek. "Aslında Sirius'un gülüşü bana hep biraz havlama gibi-" Kathy Jennifer'ın yüzündeki ifadeyi görünce hemen sustu.

"Evet evet, doğru söylüyorsun Kathy…" dedi Jen umutsuzca başını sallayarak. "Her şeyi öyle gibi geliyor-" Jen Kathy'nin kaşını gözünü garip garip oynatması nedeniyle sustu. Zaten bir saniye sonra Kathy'nin onu neden susturmaya çalıştığını anlamıştı.

"Merhaba kızlar." Sirius ve James çamura bulanmış, pislik içindeydiler. Sirius Jennifer'ın yanına James'te Kathy'nin yanına oturmuş. Jennifer yavaşça Sirius'a baktı ve ürpermesine engel olamadı. Sirius da ona bakıyordu. Jennifer hemen gözlerini kaçırdı. Sirius derin derin iç geçirdi. Sonunda Kathy konuştu.

"Ee, nerelerdesiniz ya?"

"Quidditch…" dedi James gülerek.

"Ehehe belli oluyor," dedi Kathy çamur içindeki kıyafetlerine ve suratlarına bakarak.

"Zaten dünden sonra bizi görmek ister misiniz bilemedik," dedi Sirius da, hala Jennifer'a bakarak. Jennifer'sa Sirius sanki orda yokmuş gibi davranmaya çalışıyordu.

Kathy ve James anlayışla bakıştılar. Sirius ve Jennifer'ın konuşmaları gerekiyordu kesinlikle. Bu yüzden Kathy hemen çok uykusu geldiğini mırıldanıp ayaklandı. James de "Ben de artık Lily'le yüzleşsem iyi olacak," diyip derin bir nefes alarak Lily'nin yanına ilerlemeye başladı.


Lily, James ve Sirius ortak salona girince aşırı heyecanlandığını hissetmişti. Bu olay James'e karşı hiç bilmediği duygularını ortaya çıkarmıştı. İlk çıkmaya başladıkları zamanlarda da çok heyecanlı olurdu genelde. Ama James ona hep ondan çok hoşlandığını, onu çok sevdiğini söylemekten hiç çekinmiyordu. Bu yüzden Lily artık James'i kaybetme korkusu duymuyor, onun varlığından pekte heyecanlanmıyordu. James'i sevdiğinden emindi tabiî ki ama onun kendisine olan sevgisinden daha çok emindi. Bu yüzden ipler o güne kadar hep Lily'nin elinde olmuştu ve James hep Lily'i kaybetmekten korkmuş, bu nedenle oldukça sık kavga etmişlerdi. Lily de James'e onu sevdiğini söylüyordu elbette; ancak James Lily'nin sevgisinden bir türlü emin olamıyor, öyle hissediyorsa bile hiçte öyle davranmadığını söylüyordu hep. Lily de sinirleniyor James'e 'bana nasıl güvenmezsin' diye bağırıp çağırıyordu. Ama Lily dün gece alt üst olmuştu. James neden onun peşinden gelip ondan özür dilememiş, Lily'nin fikrini değiştirmeye çalışmamıştı? Lily tamamen dumur olmuştu ve tüm gün boyunca da James'ten ses çıkmaması onu iyice çileden çıkarmıştı. James'e aslında gerçektende nasıl aşık olduğunu anlamıştı. Onu kaybedersem ne yaparım? James benim için meğer nasıl da değerliymiş...

James ve Sirius içeri girdiklerinde Lily bunları düşünüyordu. Sonra James'i görünce uzun zamandır hareketlenmeyen karnındaki o ejderha tekrar hareketlenip tüm vücuduna ateş püskürmeye başladı. James o an aslında 'berbat' olarak tanımlanabilecek bir durumdaydı. Çamurlu, pis… Ama Lily o anda James'e sımsıkı sarılıp dudaklarına yapışmak için ölüyordu. Elinde süpürgesi, cüppesi sarkmış, kirlenmiş, bu sefer gerçekten süpürgeye bindiği için dağılmış hafif ıslak saçları, aşırı karizmatik, kendinden emin bir görüntü… Lily mest olmuştu. Hep böyle abuk subuk zamanlar James'e tapardı bir anda. Doğal ve hiç uğraşılmamış olduğu için çok çekici gelirdi Lily'e. Ama bu sefer çok daha güçlüydü hisleri. Çünkü o anda James'e sahip değildi. Koşup boynuna atlayamazdı.

James gitmiş Kathy'nin yanına oturmuş, onlarla konuşuyordu. Lily inanılmaz bir dışlanmışlık duygusuyla doldu. Ama birkaç dakika sonra James kalkıp onun oturduğu yere doğru yürümeye başlayınca hem heyecanı iyice arttı hem de rahatladı. Lütfen benim yanıma gelsin. Lütfen benim yanıma gelsin. Lily hemen bakışlarını salonun geri kalanına çevirdi, onunla ilgilenmiyormuş gibi görünmek için. Salonda onlardan başka sadece birkaç kişi kalmış olduğunu fark etti. O sırada James Lily'nin oturduğu koltuğa, hemen yanına oturdu.

"Lils," dedi Lily'e bakarak.

"James," dedi Lily de ona bakarak.

"Sanırım konuşmamız gereken şeyler var."

Benden ayrılacak! diye düşündü Lily hemen. Artık James'in ona karşı ne hissettiğinden hiçbir şekilde emi değildi. İçinde bir gemi batıyordu hızla.

"Konuşalım," dedi sesini sakin tutmaya çalışarak.

"Lily, ilişkimizde… ilişkimizde bazı şeylerin yolunda gitmediğini düşünüyorum. Yanlış anlama, bu sadece dünkü olayla ilgili değil. Ama o da her şeye tuz biber oldu."

Lily odanın döndüğünü hissetti. Bu oluyor olamaz diye düşündü. James ondan ayrılıyordu resmen. Söylediklerini yakalamaya, odaklanmaya çalışıyordu; ama çok zordu. Yakışıklı, çocuksu, çamurlu yüze baktı. Bu halde her zamankinden de ciddiyetsiz görünüyordu James; ama karşısında oturmuş gayet ciddi bir şekilde ayrılık konuşmasını yapıyordu işte!

"Bir dakika, "dedi Lily derin bir nefes alıp aklını toplamaya çalışırken. "Sadede gel James. Benden ayrılmak mı istiyorsun?" diye bombayı düşürdü aralarına. James Lily'nin yüzüne anlaşılmaz bir ifadeyle baktı bir süre. James'in cevap vermesine kadar geçen saniyeler boyunca bomba Lily'nin içinde geri sayıyordu. Tik tak tik tak…

"İşte sorun da bu Lily!" diye bağırdı James birden elini kolunu sallayarak. "Her zaman böylesin işte! Hiçbir zaman biraz yapıcı olmaya çalışmıyorsun, hep yıkıcısın. Ben duvarları örüyorum, ortaya bir şeyler çıkarmaya çalışıyorum; ama sen gelip bir darbeyle hepsini yıkıyorsun! Dün de bunu yaptın Lily, dün de hemen 'madem öyle sevgilin olmam' diyip işin içinden çıktın! Ama hayır Lily, ilişkiler bu kadar kolay değil. Bazı şeyler hoşuna gitmeyince hemen ayrılamazsın. Eğer karşındakini gerçekten seviyorsan bu aklına bile gelmez zaten…" James yorulmuşçasına başını ellerinin arasına yerleştirip yere bakmaya başladı. Lily şaşkın şaşkın James'e bakıyordu. Dediklerinin her kelimesi doğruydu. Lily böyleydi işte. Bugüne kadar işin içinden hep 'ben böyleyim' diyerek çıkmıştı zaten. Ama değişmesi gerekiyordu. Yoksa James'i gerçekten kaybedecekti.

"Ve hayır Lily…" James yavaşça kafasını kaldırdı. "Tabiî ki senden ayrılmak istemiyorum. Böyle bir şey düşünmen bile gülünç! Sadece aramızdaki sorunları çözmek istiyorum ve sanırım bunu sadece konuşarak yapabiliriz. Ama sen ayrılmanın daha kolay bir yol olduğunu düşünüyorsan… diyecek bir şey yok o zaman."

"Ne yani?" dedi Lily. "Evet öyle düşünüyorum desem 'tamam' mı diyeceksin. Beni bırakacak mısın öylece? Hiç umursamayacak mısın?" Dudaklarını büzerek James'in gözlerine baktı.

"Sen beni istemedikten sonra ne yapabilirim ki!" diye isyan etti James. "Artık yoruldum senin için savaşıp durmaktan Lily. Önce benimle çıkman için savaştım yıllarca, şimdi hala savaşıyorum ve artık ne için olduğunu da bilmiyorum. Beni sevmen için belki de…"

"Saçmalama James! Seni seviyorum, sana aşığım! Seni asla kaybetmek istemiyorum ve bu yüzden benden ayrılırsın diye delicesine korktum!" James şaşkınlıkla Lily'e bakıyordu. "Oh be," dedi Lily hafifçe gülümseyerek. "Rahatladım ya."

James birden uzanıp Lily'e sımsıkı sarıldı. "Asıl ben rahatladım," diye fısıldadı saçları arasından Lily'nin kulağına. Lily içindeki ejderhayı hissetti tekrar. James'i sıkıyor sıkıyor, bırakmıyordu. "Seni çok seviyorum," diye fısıldıyordu sürekli kulağına. James inanamıyordu buna. Kendini sarhoş gibi hissediyordu mutluluktan. Sonra Lily başını kaldırıp James'in gözlerine baktı. Yüzünü ellerinin içine aldı ve "Çok özür dilerim," dedi. "Bu güne kadar yaptığım tüm saçmalıklar için. Ama artık her şey çok farklı olacak, söz veriyorum."

"Lils… bir anda bu kadar değişim bana fazla ya. Neredeyse şımaracağım yani," diye güldü James. Lily de gülümsedi. Sonra yavaşça uzandı. Dudakları birleşti. "Balkabağım…" diye mırıldandı James öpüşmeye devam ederlerken. "Her şeyden çok seviyorum seni ben…"


(Avril Lavigne- fall to peices)

"Ee?" dedi Sirius. "Ne olacak şimdi?" Merakla Jennifer'a bakıyordu. Lanet olsun! Her şey harika giderken bir anda bitecek mi yani?! İstemeyecek mi artık beni…

Jennifer hala gözlerini kaçırıyordu. "Bilmiyorum Sirius. Ben… yani… uf biliyorsun fobimi. Ben bunun düşüncesine bile dayanamıyorum…"

Sirius derin bir nefes aldı. "Biliyorum Jen. Bu yüzden hep senden saklamaya çalıştım; ama bir gün öğrenecektin nasılsa… Yani yüzüme bile bakamıyorsun! Şimdi de benden korkuyor musun? Dönüşmediğim halde…?"

"Sirius… Bu çok zor… Yani sevgilim olman. Sana yakın olmam. Gerçekten artık çok zor." Jennifer şöminedeki alevlere bakıyordu. Bunları söylerken kendi içi de böyle alev alev yanıyordu. Ama ne yapabilirdi ki… Elinde değildi.

Sirius şok olmuştu. Gerçekten bitiyordu! Ama buna izin veremezdi, bir şeyler yapmalıydı. "Ama Jennifer!" diye isyan etti. "Bak lütfen, ne yapmam gerektiği söyle! Her şey bu kadar olamaz! İstersen bir daha hiç dönüşmem! Asla… Hiç öyle bir şey yokmuş gibi davranırız… Olmaz mı Jen?"

Jennifer hiç hareket etmeden kaldı birkaç saniye. Sonra yavaşça Sirius'a döndü. Yüzüne bakmaya başladı. Siyah saçlarına, biçimli burnuna, dolgun, pembe dudaklarına baktı. Sonra gözlerine… ve işte oradaydı. O koca köpeğin gözleriydi bunlar. Jennifer ürpermesine engel olamadı. Hemen gözlerini gözlerinden çekti. Eskiden baktığında içini aydınlatan bu gözler şimdi içine korku salıyordu. Ve bu korkunun bir tarifi yoktu. Dünyadaki her şeyden çok korkutuyordu onu. Sevgilisinin, sevdiği kişinin gözlerine bakamıyordu... Bu düşünce karşısında kendi gözleri yaşarmaya başladı. Engel olamadı akan yaşlara… "Tanrım…" diye inledi Sirius. Elinde olmadan uzanıp Jennifer'ın ellerini ellerinin içine aldı. Ama Jennifer kaçtı ondan. Hemen çekti ellerini ve ayağa kalkıp uzaklaştı. Yapamazdı… Bitmişti, bitmek zorundaydı… Arkasında yaşlarla dolu o köpeğin gözlerini bırakarak bir kere bile dönmeden uzaklaştı.