Beşinci Bölüm: Kopmayan Bağlar

Remus kendi odasına yöneldiğinde saat neredeyse sabahın üçüydü, yürürken tarihi koridorlarda yankılanan kendi ayak seslerini dinliyordu. Yorgunluktan gözkapaklarının birbirine yapışacak gibi olduğu böyle anlarda bile, Hogwarts'ı seviyordu. Onun için Hogwarts, uğruna savaştıkları her şey demekti: Özgürlük, mutluluk ve elbette, dostluk. Hayatında önemi olan hemen hemen her şeyin kökü bu okuldaydı; ilk olarak, hayatta edindiği en yakın dostları ve şimdi de Albus Dumbledore'un ona bıraktığı mükemmel öğrenciler. Geçmişin ve bugünün anıları zaman zaman birbirine karışabiliyordu, hatta gözlerini kapatıp kendini tekrar on sekiz yaşında hissedebildiği anlar da oluyordu...

"Biliyorsunuz," dedi Peter, "Aslında uyuyor olmalıydık. Yarın, az biraz önemli."

Sirius güldü. "Sadece mezuniyet töreni, Kılkuyruk. Hem James konuşurken kim uyanık kalmak ister ki?"

"Hey!" Bu yorumun karşılığı, çok gecikmeden Sirius'un kaburgalarına bir dirsek darbesi şeklinde geldi ve hepsi gülüştüler. Fakat Remus, Öğrenci Başı ve Quidditch kaptanı olan arkadaşına doğru döndü.

"Konuşmalardan bahsetmişken, Öğrenci Başı kızımız nerede?" diye sordu. James'i Lily'siz görmek nadiren mümkün olurdu.

"Uyuyor," diye yanıtladı James, hafif (ama tamamen sersemce bir şekilde) gülümseyerek. Arkadaşları, onun nişanlısına olan saplantı şeklindeki bağlılığına alışmış olmalarına rağmen, hiçbiri ona laf sokma isteğine direnemedi. Bunu içlerinden herhangi biri yapabilirdi; hep yaparlardı. Ama ağzını en çabuk açan Kılkuyruk oldu.

"Aay... Çatalakçık uyuyan meleğini uyandırmaya kıyamadı mı?" diye kıs kıs güldü Peter.

James ona kızgın olmaya çalışan bir bakışla baktı ama hiç başaramadı. Omuz silkti... "Sadece, bu gecenin yalnızca bize-yani Çapulculara ait olmasını istedim. Bir arada, Hogwarts'ta, tıpkı başladığımız gibi. Son bir defa."

"Yarın, her şeyi değiştirecek," diye yavaşça onayladı Sirius, her zaman olduğundan daha ağırbaşlıydı. Elbette ki Remus, Sirius'un ciddi seriuos olabildiğini bilecek kadar arkadaşını yakından tanıyordu (bu kelime esprisi sirius/serious Hogwarts Ekspresi'nde ilk kez karşılaştıkları ve birbirlerini sadece bir veya iki saattir tanıdıkları zamanki kadar eskiydi). Nadiren olan bir şeydi. Ama bu gece, dördüncü kattaki aynanın arkasındaki geçitte, doğruymuş gibi görünüyordu.

Sirius'un kafiyeli kelimelerini düşünen dört kişilik küçük gruba, aniden bir duygusalık çöktü. Yarın mezun oluyorlardı ve Sirius haklıydı. Mezuniyet her şeyi değiştirecekti. Dostlukları elbette devam edecekti, ama daha çok, asla bitmeyen bir yaz tatili gibi olacaktı - hepsi ailelerinin yanına dönecek, hatta belki daha uzağa gideceklerdi, ama asla tekrar aynı şekilde birlikte olmayacaklardı. Bir daha asla dördü aynı odayı ve birlikte uyandıkları her dakikayı paylaşmayacaklardı. Bir daha asla her öğünde birlikte olmayacak ve sırf Profesör McGonagall'ın nasıl tepki vereceğini görmek için yemek kavgasına girmeyeceklerdi. Bir daha asla geceleri gizlice çıkmak için James'in görünmezlik pelerinini kullanmayacaklardı, çünkü artık erişkin olacaklardı... ve artık Hogwarts'ta olmayacaklardı. Özgür olacaklardı.

Ancak bu özgürlük, o sırada biraz korkutucu görünüyordu.

"Nerede olursak olalım, daima ne olacağımızı biliyoruz," diye devam etti James. "Her zaman dost kalacağız."

"Kardeş kalacağız," diye ekledi hemen Peter.

"Ne olursa olsun," diye onayladı Remus.

"Ne olursa olsun," diye tekrarladı James. "Her zaman birbirimizin yanında yer alacağız."

"Sabahın üçünde bile," diye sırıttı Sirius. Uyanmaktan her zaman nefret etmişti, haylazlık yapmak için bile - elbette ki, diğerlerini uyandırması gereken şanslı alçak kendisi olmadığı zamanlarda, ki o zamanlar, pek neşeli olurdu. Ancak James, devam ediyordu, gerçi biraz da endişeli görünüyordu.

"Aramızdakilerin gerçekten kelimelere dökülemeyeceğini biliyorum... ama denemeyi düşündüm. Lütfen bu yüzden bana gülmeyin." Tedirgin bir şekilde gülümsedi. "Sadece denemek ve bana ne ifade ettiğinizi anlatmak istedim... bunun için bir şey yazdım."

Hepsi ona bakakaldılar. Bir an için, kesinlikle biri konuşmaya başlayıp kaçınılmaz espriyi patlatacakmış gibi göründü (akla hemen "James, okur-yazar olduğunu bile bilmiyordum!" geldi), ama sadece sessizlik oldu. Nasılsa, o anda, her zamanki takılma ve şakaları uygun gelmemişti. Bu bir dostluk, bir sevgi anıydı, pürüzsüzdü - ve onu bir şakayla ucuzlaştırmak, yıllardır yaşamış olduklarının hak ettiği şey değildi. Dört genç, yaşadıklarını kelimelerle ifade etmeyi daha önce hiç denememişlerdi, ama bu son andı – yarın her şeyi değiştirecekti.

"Haydi dinleyelim, James," dedi nazik bir şekilde Remus.

James tekrar omuzlarını silkti. Utangaç bir gülümsemeyle, "Aslında onu yüksek sesle okumak istemiyorum," diye itiraf etti. Remus'a alması için bir parça kağıt uzattı. Hareketleri, sanki böyle yapmazsa gerekli cesareti bulamamaktan korkuyormuş gibi hızlıydı. "İşte. Sadece oku."

Remus gülümseyerek kâğıdı aldı. James'in düzensiz karalamalarıyla sayfaya yazılan kelimeler aklına kazındı, belkemiğinden aşağıya doğru inen bir ürperti hissetti. Bir an için, dünya durdu sanki. Dostlukları her zaman tanımların ötesinde olmuştu, şu ana dek. James nasıl olduysa onların arasındaki dostluğun özünü kelimelere taşımış ve bu güzel kelimeleri bir şekilde kâğıda dökmüştü. Belki bir başkası, bu kısa şiirin ardındaki anlamı anlayamazdı, fakat Remus anlamıştı. Mısraların arasında gezinen saf duyguyu hissedebiliyordu.

Kâğıdı iki kez okuduktan sonra derin bir soluk alarak onu Peter'a verdi. Remus, Peter'ın yüzündeki hafif şüpheli ifadenin, anlayışa doğru değişmesini izledi ve sarışın arkadaşının gözlerinin sayfanın üzerinde tekrar tekrar gezindiğini gördü. Peter'ın yüzünde yavaş yavaş bir gülümseme belirdi ve kâğıdı, gri gözlerindeki neredeyse rahatsız edici olan keskin bir bakışla alan Sirius'a uzattı. Sirius Peter'den daha hızlı okudu ve gözleri sayfanın üzerinde uçarcasına dolaştı. Eğer Remus onu bu kadar iyi tanımasaydı, Sirius'un kâğıtta yazanları zaten bildiğinden kuşkulanırdı - ama James'in yüzündeki endişeli ifade bu şüpheyi doğmadan öldürdü. Hayır, bu sadece James'in yoğun çabasının bir ürünüydü ve Remus, arkadaşının bu iş için kendi kalbindekileri döktüğünü biliyordu. Mükemmeldi.

"Mükemmel," diye fısıldadı Sirius bitirdiği zaman, bilmeden Remus'un düşüncelerini dile getirerek.

"Bu biziz," diye onayladı Peter.

Remus başını salladı. "Harika iş çıkarmışsın, James."

"Gerçekten beğendiniz mi?" diye sordu James yavaşça. Remus onu bu kadar gergin görmeyeli yıllar oluyordu (aslında sadece bir kez görmüştü, beşinci sınıfın sonunda, James artık Lily Evans'a pikniğe gitmeyi teklif edecek cesareti bulduğu zaman), ve eğer bu an, hepsine çok şey ifade ediyor olmasaydı, komik sayılabilirdi. Ama hayatında ilk kez, normalde oldukça güzel konuşan Remus Lupin, neler hissettiğini anlatmaya çalışırken, kelimeler yetersiz kalıyordu.

"Mükemmel, James," siye yanıtladı Sirius onun yerine, kâğıdı arkadaşına geri vererek. Yüzünde yumuşak bir gülümseme vardı. "Gerçekten öyle. Bizim aramızdaki bağlantıyı nasıl tanımlayacağımı hiç hayal edememiştim-'arkadaş' yeterince güçlü bir kelime değil. Biz kardeşiz, gerçekten, çünkü dediğin gibi önemli olan kan bağı değil. Ama ben yeterince şairane anlatamıyorum ya da kelimelerle aram bunu anlatacak kadar iyi değil. Sen yaptın ve sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum."

James bakakaldı; Remus ve Peter de öyle yaptı. Sirius'un gülmesine ve dalga geçmesine öyle alışkındılar ki, bazen onun, arkadaşların-daha doğrusu kardeşlerin en sadığı olduğunu unutabiliyorlardı. James yavaşça gülümsedi.

"Teşekkürden bahsetmişken," dedi yavaşça Peter, "Size bu yıllar boyunca bana yardım ettiğiniz için yeterince teşekkür ettiğimi sanmıyorum... Eğer başka bir binada olsaydım ne halde olacağımı hayal etmek bile istemiyorum. Siz bana düşünebildiğimden daha fazlası olabileceğimi gösterdiniz."

Yine bir sessizlik oldu; bu aslında rahatsız edici değildi, fakat bu kez hepsi için biraz tuhaftı. Dördü ne kadar yakın olsalar da, tehlikeyi göze alarak duygularını açığa vurmaya alışık değildiler. Daha çok zekâlarına dayanarak iletişim kurarlardı, diğerlerinin hislerini, daha o söylemeden anlamaya alışmışlardı. Genç birer delikanlıydılar, duygularını özgür bırakmak için fazla "sert"tiler-ama o anda, bunun bir önemi yoktu. O anda önemli olan, o anın son olmasıydı ve birlikte olmalarıydı. O zaman bile, bu açıklık tuhaf hissetmelerine yol açıyordu, ne kadar doğru olursa olsun. Ancak James sorunları çözmekte hep çok iyiydi. Hafifçe sırıttı. "Dostlar bunun içindir, Kılkuyruk."

Fakat Remus yutkundu. Asla yeterince konuşmadıkları, ama paylaşmak zorunda oldukları bir şey daha vardı. Kalbinin göğsünde attığını hissederek, cesaretini kaybetmeden önce konuşması gerektiğine karar verdi. "Ve dostluktan söz etmişken..." dedi yumuşak ve titremesine engel olmaya çalıştığı bir sesle. "Ben de size teşekkür etmek istiyorum. Dostum olduğunuz için teşekkür ederim. Biliyorsunuz, çoğu insan bunu yapmazdı."

Nedenini söylemesine gerek yoktu.

"Ama biz buyuz, Aylak," dedi yumuşak bir sesle Sirius. Elini uzatıp Remus'un elini tuttu. "Dostuz."

"Kardeşiz." James elini onların ellerinin üzerine koydu.

Peter'ın eli diğer üçüne katıldı. "Sonuna kadar sadık."

"Sonuna kadar," dediler hep birlikte.

Bir kez daha sessizlik oldu ve Remus gözlerinden yaşların akmak üzere olduğunu hissetti. Bu sihirli bir şeyin sonuydu-ve aynı zamanda başka bir şeyin başlangıcıydı, yarın, her şeyi değiştirecekti. Çocukluktaki ve Hogwarts'taki kaygısız günleri sona ermişti. Dünya onları bekliyordu ve önlerindeki yollar onları ayrı yerlere götürecekti. Geleceğin neler getireceğini söylemek mümkün değildi ve bu andan sonra, bir garanti verilemezdi. Ama ne olursa olsun, daima dost, kardeş kalacaklardı, sonuna dek.

Huzurlu bir dinginlik içinde oturup, her biri geçmişi düşünürken, Remus boğazında bir yumru hissetti. Bazen diğerlerini ezelden beri tanıyormuş gibi hissederdi, ama bazen de dün gibi hatırladığı anlar olurdu -Hogwarts Ekspresi'nde karşılaştıkları kader anı ya da Sirius, James ve Peter'ın, onun bir kurt adam olduğu gerçeğiyle yüzleştikleri an... ve buna aldırış etmemeleri. Beşinci yılda, arkadaşlarının onun için animagus oldukları ilk geceyi hatırladı, anlaşılmanın verdiği harika duyguyu ve onun gerçekte ne olduğunu bilen arkadaşlara sahip olmanın mutluluğunu. İsabetli eşek şakalarını ve Filch'in Çapulcu Haritası'na el koyduğu zamanki gibi felaketleri hatırlayabiliyordu... ve gelecek ona nasıl bir yol çizerse çizsin, asla unutmayacağı arkadaşlarının elini tutarak, dördüncü kattaki gizli geçitte sessizce oturdukları bu anı daima hatırlayacağını biliyordu.

Hep birlikte ayağa kalkıp sessizce ayrılmaya karar verdikleri ana kadar, ne kadar süre geçtiğini asla bilemeyecekti. Ancak, tam Peter geçidin başlangıcına vardığı anda, Sirius elini kaldırarak onları durdurdu.

"Bir fikrim var" dedi ani bir dürtüyle, mavi gözleri parlıyordu. Kimse bir tepki veremeden, gidip kâğıdı James'in elinden aldı, asasını kaldırdı. Kısa bir süre sonra, James'in şiiri, sonsuza dek kalacağı duvara kazınmıştı. Sirius arkadaşlarına dönüp kâğıdı geri verdi. Yüzünde ağırbaşlı bir gülümseme vardı.

"Unutma ihtimalimize karşı."

Remus aniden durdu. Kalbi sıkıştı. Unutmamıştı, ama hatırlamak istiyordu... Okul müdürü, daha kararı bilinç düzeyine bile ulaşmadan geri döndü ve uzun adımlarla, ona yol vermek için yavaş hareket eden merdivenin basamaklarını hızla çıktı. Ne de olsa okul müdürü olmanın avantajları vardı -şato ona karşı daha uysal davranıyordu. Kısa ve hızlı bir yürüyüşten sonra dördüncü kattaki aynanın önündeydi ve daha önce hissettiği bitkinlik yok olmuştu. Her adımda başka bir anıyı hatırlıyordu, ama sonunda tanıdık bir koridora döndü ve hedefine ulaştı. Aynanın önünde bir saniye durdu ve James, Peter ve Sirius ile birlikte Filch'ten veya onun can sıkıcı kedisinden kaçmak için ya da ödev yapmaları gereken saatlerde Hogsmeade'e gizlice gitmek için geçide daldıkları zamanları hatırladı. Bir zamanlar, diye düşündü kendi kendine, her şeye sahiptik.

Okul müdürü, asasını kaldırarak parolayı söyledi. "Abscondum."

Ayna kenara doğru açıldı ve Remus geçide adım attı. Buraya gelmeyeli yıllar olmuştu-ama tünelin halinden, başka birinin geldiği anlaşılıyordu. Muhtemelen Weasley ikizleriydi- bunu yanlarına bırakmazdı; her zaman başlarını derde sokarlardı -ama orada okul müdürü olarak bulunmuyordu şimdi. Eşek şakaları ve kurallara uymamak, şu anda bir önem taşımıyordu. Sadece bu gece, burada, Aylak olarak duruyordu. Sadece bir kez daha.

Arkasından kapanan aynanın yumuşak tıkırtısına aldırmadı, yüzünü duvarın uzak tarafına doğru çevirdi. Bir an için, kalbi göğsünde sıkışır gibi oldu ve orada olmayabileceğinden korktu, ama Remus karanlıkta gözlerini kısarken bir şeyi fark edebildi. Asasını kaldırıp ışık için bir büyü mırıldanırken James'in şiirinin önünde duruncaya kadar yaklaştı. Çok uzun zamandır, o geceden beri, buraya gelmemişti, tam mezuniyetten önceydi, ama şimdi eski duyguları onu tekrar sarmıştı. Güçlükle yutkunarak kelimeleri okudu:

Gerçek dostluk, asla gerçekten ölmez,
Ve aileyi kan bağı belirlemez
Kopmayan bağlarla sağlamlaşır
Dertlerle ve acıyla güçlenip, sınanır
Bizi kardeş yapan budur ve böyle kalacağız
Sonuna kadar birbirimize sadığız
Ne olursa olsun bu andan sonra
Hep şükredeceğim, sahip olduğum için böyle dostlara

James bu sözcükleri Sirius'un cenazesinde ve daha sonra Sirius'un kayboluşunun her yıldönümünde, gelecek onları nereye götürürse götürsün, üç çapulcu tekrar bir araya geldikleri zaman tekrarlamıştı. James şiiri yazdığı zaman, Remus, sayılarının bu kadar zalim bir şekilde azalacağını asla düşünmediğini biliyordu-ama bu olmuştu. Sirius'a olmuştu. Remus derin bir nefes almaya çalıştı, ama göğsünden tuhaf bir çınlama sesi çıktı. Hatırlamak hala onun için bir işkenceydi. Kaybı ve acısı hala canını yakabiliyordu. Dudağını kederle hafifçe ısırdı ve sonra yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. James'in sözlerinin altında Sirius'un eklediği sözcükler vardı.

AYLAK KILKUYRUK PATİAYAK ÇATALAK

Remus aniden gözyaşlarıyla dolan gözlerini kırpıştırarak yazıtın yanına diz çöktü. Düşünmeksizin asasını sol eline aldı ve titreyen parmaklarıyla üçüncü isme dokundu. Kurtadam derin bir nefes aldı.

"Unutmayacağım, Patiayak," diye fısıldadı. "Hiçbirimiz unutmayacağız."

Çeviren: lunatic