-*- Harry Potter kitabı, filmi ve karakterlerine sahip değilim. -*-

Harry bir kez daha dans dersine yetişmek için zamanla yarışırken, yanından geçtiği arabalardan müzik sesi yükseliyordu. Başı büyük bir acıyla zonkluyordu, görüşü de dalgalıydı; gözlerini kırparak bunu düzeltmeye çalıştı ama zonklama geçmemekte ısrarlıydı. Bütün bunları üç çocuğuyla birlikte yürüyen bir kadının etrafından dolanıp kapıdan içeri dalarken görmezden gelmeye çalıştı. Merdivenlerin girişinde bir anlığına durdu, eğilerek elini duvara yasladı ve nefesini düzenlemeye çalıştı. Oda etrafında yüzüyordu ama başını sallayarak merdivenleri elinden geldiğince büyük bir hızla tırmandı.

Enerjisinin giderek azaldığını hissederek kapıyı titrek ellerle açtı ve içeri adım attı. Geldiğini bildirmek için ağzını açtı ama bütün çıkan derin bir acı eşliğinde büyük miktarlarda öksürük oldu.

Herkes durduğu yerde dönüp ona baktı; odanın karşısına giderken yere takıldığını gördüklerinde de kimse gülmedi. Terli alnını eliyle sildi ve çantasını Hermione'ninkinin yanına koyarken burnunu çekti.

"Selam Hermione," diye hırıldadı.

"Tanrım Harry, berbat görünüyorsun," dedi ve ayağa kalkıp endişeyle onu süzdü. "Çok solgun görünüyorsun ve titriyorsun! İyi misin?"

"Evet, evet, sadece biraz soğuk aldım galiba," diye soruyu başından savdı yeniden öksürürken. "Endişelenmene gerek yok."

"Belki de bugün alıştırmaya katılmayıp kenarda oturmalısın," dedi Hermione, elini onun alnına yerleştirdi. "Sanırım ateşin var."

"Sadece buraya kadar olan bütün yol boyunca koştuğum için sıcakladım o kadar," dedi Harry, başını kızın ellerinden geri çekti. "Ayrıca çalışmamız lazım yoksa seçilemeyiz!"

Hermione dudaklarını yaladı; Harry neredeyse kızın kafasının içindeki çatışmayı görür gibiydi. Bir yandan, seçilmeyi gerçekten istiyordu, diğer yandan arkadaşı için gerçekten endişelenmişti.

"Biliyorum ama…"

"Hermioneeee, lütfen canını sıkma," dedi Harry, sesini normal çıkması için zorladı ve şu anda hissettiği kadar titrek çıkmamış olmasını umdu. "Ayrıca, geçiyor, gördün mü?"

Hermione şüpheli gözlerle ona baktı ama sonra başıyla onayladı. "Pekala, ama eğer ölürsen, cesedinin dışarı taşınması tamamen senin sorunun."

Harry güldü ve anında bunu iyi bir fikir olmadığını anladı. Gelmek için tehdit oluşturan öksürüklerini tuttu, eğildi ve öğretmenleri gelmeden esneme hareketlerine başladı.

Bütün oda ayaklarının altından kaydığında Harry bir bacağını esnetmekle meşguldü. Biraz sendeleyerek olduğu yerde durmak zorunda kaldı ve güçlükle aldığı nefesleriyle baş dönmesini kontrol altına almaya çalıştı. Hemen Hermione'nin görüp görmediğini anlamak için onun tarafına kısa bir bakış attı ama kızın arkası dönüktü.

Doğruldu ve hiçbir şey olmamış gibi geri kalan esneme hareketlerini yaptı.

"Pekala çocuklar, alıştırmayı biliyorsunuz, düzeninizi alın," diye ilan etti Bayan Miranda odaya girer girmez. Radyoyu her zamanki yerine yerleştirdi ve ceketiyle eldivenlerini çıkardı. "Hava berbat, sizce de öyle değil mi?"

Herkes başıyla onayladı; hava üç gündür kapalıydı ve neredeyse hepsi sıcak yaz günlerini özlemişti. Harry bu havadan nefret ediyordu; sürekli serin havada dışarı çıktığından iyileşememişti.

"Şimdi, başlamadan önce, hepinize birkaç şey söyleyeceğim," dedi Bayan Miranda sınıfa doğru yürürken. "Hafta oldukça hızlı geçti ve biliyorum ki hepiniz çok çalıştınız; hepinizi yakından izliyordum ve çalışmalarınızda gördüğüm en iyi dört çifti ayırmaya karar verdim. Ve bu haftanın sonuna kadar, bu dört çift arasından da hangi iki çifti ayıracağıma karar vereceğim."

Herkes birbirine baktı. Seçilen hangi dörtlü olacaktı?

"Seçilen çiftlerin daha da sıkı çalıştığını görmek istiyorum. Çalışabilmeleri için hafta boyunca stüdyo bütün gün açık olacak."

"Peki gruptakiler kim?" diye bir kız herkesin aklındaki soruyu seslendirmiş oldu. Harry hissettiği yorgunluğa rağmen yine de dikkat kesilmişti. Yanındaki Hermione'nin gerginliğini neredeyse hissedebiliyordu. Endişe ve heyecan her hareketinden kendini belli ediyordu.

Bayan Miranda hepsine gülümsedi. "Alıştırma bitene kadar söylemeyeceğim!" Odadaki herkes sabırsızlıkla homurdandı. "Sızlanmak yerine başlamaya ne dersiniz?"

Bayan Miranda yanında getirdiği küçük radyoya yürüdü, bir kaset koyarak sesi açtı. Herkes yerine geçerken müzik odayı doldurdu.

"Üzerinde çalıştığımız şeyleri görmek istiyorum," diye bilgilendirdi kadın onları. "Bunu kendinizin nasıl başardığınızı görmek istiyorum."

Harry gözlerini kırpıştırdı, kendini uyuşmuş hissediyordu. Hermione'nin, kolunu kavrayıp olması gereken yere koyduğunu hissetti.

"Odaklan, Harry, hadi, bunu mahvedemezsin!" Harry bulanık gözlerle ona baktı ve başını salladı. Ve böylece başladılar. Hermione, Harry'i yönlendirmeye çalışıyordu, özellikle dönüşlerde tökezleyip ayakları karıştırmaya başladığından beri.

"Hayır, hayır Harry, hepsini yanlış yapıyorsun," dedi Hermione onu omuzlarından tutup doğru adımlara yöneltirken. Harry'nin boğazı çıkmak isteyen bir dalga öksürükten dolayı yanmaya başlamıştı; onları yeniden bastırarak Hermione'nin dediklerine odaklanmaya çalıştı. Her söylenilen ona vızıltı gibi geliyordu; bu, sanki doğru çalışmayan bir radyoyu dinlemek gibiydi. Kızın dediklerini anlamaya çalışırken bir ton çekiyormuş gibi ağırlaşmış bacaklarını oynatmaya çalıştı. Bazı zor hareketleri yapmaya çalıştıktan sonra sırtı sancımaya başlamıştı.

Harry'nin Hermione'yi kaldırması gereken yere geldiklerinde Harry'nin kolundaki kaslar isyan etti ve bacakları titremeye başladı. Başka bir mide bulantısı dalga dalga içinden yükseldi ve yere yuvarlandı. Cilalanmış ahşaba vururken yanında Hermione'yi de götürdü. Omzu acıdan patladı ve sonunda boğazının gerisinde vahşice çıkmayı bekleyen öksürükleri ortaya çıktı.

Müzik de diğer herkes gibi durdu. Herkes yerdeki çifte dönüp baktı. Hermione yere otururken dirseğini ovalıyordu. Harry ise öksürükleri devam ederken ağrıyan omzunu ovuşturuyordu.

Mrs. Miranda ikili iyi mi diye bakmak için yanlarına koşturdu.

"Pekala, pekala hiç önemi yok," dedi Bayan Miranda, Hermione'nin ayağa kalkmasına yardım etti ve sonra da Harry'nin yanına çömeldi. "İyi misin?"

"Evet," diye hırlayan bir sesle konuştu. "Özür dilerim."

"Ayağa kalkıp tekrar dene," dedi Bayan Miranda ve Harry'nin de ayağa kalkmasına yardım edip onu süzdü. "Sen titriyorsun hayatım, iyi olduğuna emin misin?"

"Ben… ben sanırım grip oldum, yani pek iyi hissetmiyorum ama halledebilirim."

Bayan Miranda elini uzatıp Harry'nin alnına koydu ve daha önce Hermione'nin yaptığı gibi kontrol etti.

"Ateşin var ve kızarmışsın, belki de sen ve Hermione alıştırmanın geri kalan kısmında oturmalısınız."

Harry Hermione'nin hayal kırıklığına uğramış yüzüne baktı ama aynı zamanda kızın gözlerindeki endişeyi de gördü.

"Ben…"

"Tartışma yok; stüdyomda tartışmalarla uğraşmadığımı bilecek kadar iyi tanıyorsun beni. Şimdi otur," diye emretti, odanın karşı tarafındaki bankları gösterdi.

Harry, Hermione'ye özür dileyen bir bakış fırlattıktan sonra banka yürüyüp oturdu. Başını ellerinin arasına aldığında nefesi hala kesik kesikti. Aynı zamanda omzundaki saf acının da farkındaydı ama onu boş vermeye karar verdi.

Hermione yanına iç çekerek oturdu ve çenesini ellerinin arasına aldı. Alıştırma bir kez daha başlarken müzik tekrar duvarlarda yankılanmaya başladı. Diğerlerinin hareketlerini izlediler; bazıları büyük bir başarıyla yaparken bazıları sadece tökezleme ve düşmeyi becerebiliyordu.

"Üzgünüm," diye fısıldadı Harry. "Seni düşürmek istememiştim. Canın yandı mı?"

"Hayır, ben iyiyim," diye yanıtladı Hermione ona bakarak. "Sadece senin için endişeleniyorum o kadar. Tam üç gündür hastasın."

"Geçecektir, soğuk algınlığı ya da grip olmalı."

"Evet, sanırım."

Öteki dansçıları izlerlerken sessizliğe gömüldüler; Harry zaman zaman öksürüyordu ve Hermione de öteki dansçılar hakkında bir iki yorum yapıyordu ama onun dışında alıştırma bitene kadar orada sessizlik içinde oturdular.

"Pekala sınıf," dedi Bayan Miranda müziği kapatarak. "Harikaydınız! Hepiniz inanılmaz şekilde gelişiyorsunuz. Çalışmaya devam edin. Şimdi, hepinizin merakla beklediği kısma geldik."

Herkes birden canlandı ve merak odayı yeniden doldurdu.

"Herkes otursun ve seçtiğim çiftleri duyurayım." Dansçıların kimi heyecanla banklara otururken kimi de yere oturdu. Harry'nin sinirleri gerilmişti; yaşadıkları felaket deneyimin seçilmelerini etkileyip etkilemeyeceğini merak etti.

"Seçtiğim ilk takım; Lavender ve Dean," diye bağırdı. İkili ayağa kalktı, herkes onları alkışlarken onlar da mutlulukla ışıldadı.

"İkinci çift; Parvati ve Seamus." Bu ikili de diğer çiftin yaptıklarını aynen tekrarladı ve geri oturdular.

"Üçüncü çift; Harry ve Hermione." Harry'nin gözleri büyüdü, Hermione direk ayağa fırladı ve Harry'i de zorla kaldırdı. Heyecanla ona sarıldı. "Başardık Harry," diye cıyakladı kız. Yerlerine geri oturdular ve son çiftin açıklanması için alkışlar durdu.

"Ve son çift; Angelina ve Thomas," onlar da kalktılar ve eğilip selam verdiler. Harry ve Hermione yüzlerindeki kocaman gülümsemeleri silmeden onları alkışladılar. Diğer seçilen ikililer gerçekten çok iyilerdi, bu yüzden aşırı derecede çalışmaları gerekecekti.

"Ve diğer herkes, çok çalışırsanız bir dahaki sefere sizin de şansınız olabilir! Şimdi, seçtiğim çiftler herkes gittikten sonra beni görebilir misiniz?"

Harry ve Hermione diğer grupların yaptığı gibi birbirine baktı. Onlara söyleyecek başka neyi vardı ki? Kalkıp eşyalarını toplamaya başladılar, herkes odadan çıkana kadar beklediler. Kapı sonunda kapandığında dört çift öğretmenleriyle baş başa kalmıştı, hepsi ona doğru yürüyüp bekledi.

"Şimdi, siz dört çiftten istediğim, diye başladı ve gülümsedi, "her çiftin bu hafta sonuna kadar bir dakikalık bir programla gelmeniz. Ben gördükten sonra değerlendireceğim ve seçmek istediğim iki çifte karar vereceğim."

Harry'nin kalbi hopladı; hafta sonu mu? Ama sadece üç günleri vardı.

"Evet, biliyorum sizi sıkıştırıyorum ama hepinizin verilen sürede halledebileceğinize eminim. Başarılar, ayrılabilirsiniz."

Bitmiş hissetmesinin yanında sonunda buradan gideceğini bildiği için mutlu olan Harry çantasını aldı ve Hermione'yle merdivene yürüdü.

"Üç gün. Umarım iyi bir şey bulabiliriz."

"Çok zor olmasa gerek," dedi Harry alnını ovuşturarak. Baş ağrısı bir türlü geçmiyordu.

"Çabucak iyileşmen gerekiyor, çünkü sen hastayken çalışamayız!"

"Ben güçsüz değilim Hermione; hastayken de çalışabilirim."

"Gerçekten öyle ve bugün de harika bir örnek oluşturdu zaten."

"Dalga geçme; ben…" Harry dışarı çıkıp soğuk hava suratına çarptığında biraz sallandı. "…iyiyim."

"Pekala ama benden kolay kurtulamayacaksın, seni feci yoracağım."

"Ah işte buna inanırım," diye cevapladı Harry sırıtarak, ya da, yoksa yüzünü mü buruşturmuştu? "Ailen nerede, seni almayacaklar mı?"

"Ah, babam bugün işten geç çıkacak ve annem de hamileliğinden dolayı çok yorgun, ben de ona eve yürüyebileceğimizi söyledim. Yalnız gecikemeyiz; eve saat altıdan önce döneceğimizi söyledim."

"Yani benim de gelmeme bir şey demezler?"

"Ne zamandan beri buna bir şey diyorlar Harry?"

"Haklısın." Eve doğru yolculuklarına başladılar, rüzgar saçlarını uçuşturuyordu. Arada bir yaprak Hermione'nin kabarık saçlarının arasına sıkışıp Harry'nin gülmesine yol açtı. Ve bu elbette omzuna iyi bir yumruk yemesine sebep oldu.

"Hey, hey, yavaş Hermione, zaten yeterince yaralıyım," diye anımsattı Harry omzunu ovarken.

Başka bir yaprağı da saçından çekip çıkarırken, "eh dalga geçme o zaman," diye yanıtladı kız. Kesinlikle bahar gelmişti; ağaçların tamamına yakını çıplaktı, bütün yapraklarını kaldırım kenarlarına ve köklerinin dibine dökmüşlerdi. Rüzgar ise dökülen yaprakları dört bir yana uçuşturuyor; arabaların, binaların üstüne dekoratif bir şekilde serpiştiriyordu.

Harry'nin kalbi Hermione'nin evine olan mesafeyi kat ederlerken göğsüne çarpıyordu. Tanrım, neden bu kadar hızlı çarpmayı kesmiyordu ki? Ve ne zaman nefesini içine çekse ciğerleri hırıltılar ve gürültüler çıkarıyordu. Hasta olmaktan nefret ediyordu; özellikle en uygunsuz zamanlarda hasta olmaktan.

Kollarını kendi etrafına sararak sessizce Hermione'nin yanında yürümeye devam etti. Şu anda konuşma konusunda kendisine güvenemiyordu. Eve vardıklarında basamakları beraber tırmandılar ve Hermione kapıyı açmak için anahtarını çıkardı. Harry içeri girip mont ve eldivenlerini çıkarırken evin sıcaklığına minnettar oldu.

"Annem uyanıp uyanmamış mı diye bakacağım bir," dedi Hermione. "Sen gidip televizyon izleyebilirsin ya da istediğin herhangi bir şeyi yapabilirsin."

Harry başını salladı ve oturma odasına yürüdü. İlerledi ve kanepeye oturmadan önce televizyonu açtı. Akşam haberleri başlamıştı ve haber sunucusu en son yapılan soygunu anons ediyordu.

"…bir şüpheli suç mahallinde tutuklandı; diğer suçluların kim olduğuna dair henüz bir bilgi bulanamadı. Polis yeni şüpheliler üzerinde duruyor fakat yeni bir kanıt olmaması…"

Harry başını kanepenin arkasına yasladı ve kadın anonsuna devam ederken sesi hafifçe açtı.

"Dükkan sahipleri, suç oranına dair endişelerini bildirdiler. Geçen Ekim ayından beri suç oranı neredeyse ikiye katlandı ve Polis Şefi güvenliği arttırarak insanların endişelerini en aza indirge-"

Harry ayağa kalktı ve televizyonu kapattı. Televizyonun sesi kafasında yankılanıyordu ve başının daha çok ağrımasına sebep oluyordu. Kanepeye gidip yüzüstü uzandı ve yastığa inledi.

Tam uykuya dalmak üzereyken birisinin bacaklarını oynattığını ve kanepede yanına oturduğunu hissetti. Başını kaldırıp çevirdiğinde Hermione'nin ona baktığını gördü.

"Neee?" diye söylendi Harry, sırtını dönüp yüzünü ona çevirdi, ayaklarını kızın kucağına yerleştirdi.

"Annemle konuştum ve bizim seçildiğimizi söyledim ve o da bundan dolayı çok heyecanlandı. Sana 'tebrikler'ini iletmemi istedi."

"Ah, evet, teşekkürler," diye yanıtladı Harry, karnı kendini oradan oraya savururken.

"Ve babam da her an eve gelmek üzere olmalı." Harry başını salladı ve gözlerini kapadı. Sanki ne dediklerini duymuş gibi kapı açıldı ve holde ayak sesleri duydular.

"Ah, merhaba Harry," diye karşıladı Mr. Granger, oturma odasına girdi ve evrak çantasını kanepenin yanına bıraktı. "İyi bir gün geçirdiniz mi gençler?"

"Evet, tahmin et! Bil bakalım ne oldu baba," dedi Hermione kanepeden sıçrayıp kalkarken.

"Bilmiyorum; ne?"

"Harry ve ben, Yılbaşında performans sergilemek için kendi arasında yarışacak dört çiftten biriyiz!"

"Bu harika Hermione," dedi Mr. Granger, aynı zamanda kızına ışıl ışıl bir gülücük attı. "Bahse varım çok heyecanlısınızdır; sanırım bu bir kutlama demek, değil mi? Hep beraber akşam yemeğine çıkmaya ne dersiniz?"

"Evet! Sen ne dersin Harry?"

Harry onlara baktı; ne dışarı çıkacak havasındaydı ne de çok açtı ama Hermione'nin yüzündeki mutlu ifadeyi görünce itiraz edemedi. Zayıf bir şekilde gülümsedi ve başını peki anlamında salladı.

"Ben gidip hazırlanayım!" Hermione odadan koşarak çıktı ve Harry ile Mr. Granger'ı başbaşa bıraktı.

"Nasılsın bakalım Harry?" diye sordu adam, boynundaki kravatı gevşetip oğlana bakarken.

"İyi… sayılır," diye cevapladı Harry güçsüzce. "Sanırım biraz yorgun hissediyorum."

"Öyle mi? Bu akşam çıkmamayı mı tercih ederdin?"

"Hayır, hayır önemli değil, gidebilirim," diye temin etti Harry. "Muhtemelen gereğinden fazla çalıştım, o kadar."

"Ah, anlıyorum, eh kendini çok zorlama," diye cevapladı Mr. Granger, Harry'nin omzunu patpatladı ve mutfağa yürüdü. "Neden sen de hazırlanmıyorsun?" diye seslendi.

Harry yorgunca ayağa kalktı ve Hermione'nin odasına yürümeye başladı. Kapalı kapıyı tıklattı ve kızın cevap vermesi için bekledi.

"Gir," diye seslendi Hermione içeriden. Harry kapının tokmağını çevirip kapıyı açtı. Hermione'nin odasının parlak renkleri Harry'nin gözlerine sertçe çarptı ve sinirlerini makul miktarlarda alt üst etti. Kızın odasını hep sevmişti; solgun sarı duvarlar, yumuşak bir yatak ve odanın her yerine asılı resimler eğer morali bozuk hissediyorsa onu hep neşelendirirdi. Ama bugün buna minnettar olacak enerjiyi bile toplayamıyordu.

Hermione çoktan giyinmişti ve ona dönerken saçlarını fırçalamayı bitirmeye çalışıyordu.

"Annem bazı kıyafetlerini yıkadı; yatağımın üstündeler," dedi. Harry, Hermione'nin açık mavi yorganının üstüne düzenle katlanarak konmuş ufak yığına baktı. O tarafa ilerledi ve giyeceklerini ayırdı; en temiz ve hoş gömleğiyle en az harap kot pantolonu seçip banyoya üstünü değiştirmeye geçti.

İçeri girer girmez üstündeki kirli ve terli gömleği çıkardı. Onu çamaşırlığa atıp aynadaki aksine baktı. Her zaman sıska görünüşünden nefret etmişti; bütün kaburgaları ve kalça kemiği teninin üstünden apaçık gözüküyordu. Vücudundaki çürükler geçmeye başlamıştı ama omzundaki eziği kontrol ederken yüzünü buruşturmadan edemedi. Bütün omzunu kaplıyordu ve çoktan korkunç bir biçimde morarmıştı.

Aynadan gözlerini kaçırarak siyah polo gömleği çekip giydi. Ardından soluk renkli kotunu da üstüne geçirip ayakkabılarını geri giydi.

Biraz kendine gelmişti ki oda yeniden döneye başladı ve lavaboya doğru eğildi. Kolyesi boynundan sallanıyordu ve onu tutmak için elini uzattı.

'Keşke burada olsaydın anne,' diye düşündü parmağını küçük meleğin üstünden geçirirken. 'Beni nasıl daha iyi yapacağını sen bilirdin.'

Baş dönmesinin ve ağrısının geçmesini umarak musluğu açtı ve yüzüne soğuk su çarptı. Kalıp sabunu aldı ve yüzünü terden arındırmak için sabunladı. Kendini daha iyi ve temiz hissederek suyu kapattı ve kurulandı.

Yatıştırmak adına saçlarından elini geçirdi, kapıdan çıktı ve bütün Granger ailesinin onu beklediği oturma odasına döndü.

"İşte buradasın Harry!" dedi Mrs. Granger, ayağa kalkmaya çalışırken Mr. Granger'dan yardım almak zorunda kaldı ve ayağa kalktığında Harry'e sarılmak için ilerledi. Harry bunu büyük bir memnuniyetle kabul etti ve başını kadının omzuna iç çekerek yasladı. Yalnızca uzanıp uyumak istiyordu.

"Tebrikler hayatım, siz ikiniz adına çok mutlu olduk," dedi Harry'i kol uzaklığında tutarak. "O halde gitmeye hazır mıyız?"

Harry başını salladı ve herkes toparlandı, çıktılar. Güneş çoktan batmıştı ve gökyüzünde birkaç yıldız ortaya çıkmıştı. Basamakları indiler ve park yerindeki eski arabaya yürüdüler. Harry ve Hermione arka tarafa binerlerken Mr. Granger kapıyı karısı için tuttu.

"Nereye gidiyoruz baba?" diye sordu Hermione merakla. O sırada Mr. Granger şoför koltuğuna oturdu ve arabayı çalıştırdı.

"Hoş küçük bir İtalyan lokantasına gidebileceğimizi düşündüm, ne dersiniz?"

"Bana uyar," diye yanıtladı Hermione sırıtarak. Mr. Granger el frenini indirdi ve cadde boyunca arabayı sürmeye başladı. Harry alnını arabanın camına koydu ve tekerlerin altında kaybolan zemini izlemeye koyuldu.

Caddede yürüyen insanlara baktı; gezmeye çıkmış olan kadınlar eşlerinin kollarındaydı, çok karanlık olmadan eve varma telaşındaki kadınlar çocuklarını iteleyip kakalıyordu ve sevgilileri sahneye girene kadar kendilerine çeki düzen vermeye çalışan genç kızlar rujlarını tazeliyorlardı. Hepsi hızlanan arabanın etkisiyle bulanıklaşmaya başladı.

Harry, daha iyi olup dışarıda kutlama havasına girebilmeyi diledi ama vücudu ve zihni onunla apayrı yollarda gidiyordu. Alnını ovup gözlerini kapatırken ailenin yaptığı konuşmaların dışında kaldı.

Yolculuk hiç bitmeyecekmiş gibi gözüküyordu ve arabanın yaptığı her bir sıçrama Harry'nin başının ortadan ikiye ayrılmasına ve göğsünün acıyla yanmasına sebep oluyordu. Karanlığın sınırına ulaştığında her şey ona çok uzak görünmeye başlamıştı çoktan.

"Harry, uyan, geldik," diyen bir sesi duydu, aynı anda omzundan sarsıldı. Karanlık çözüldü ve Harry gözlerini açtı.

'Ne zaman uyuyakaldım? Hatırlamıyorum.' Döndü ve onu sarsan Hermione'yi gördü.

"Ah, peki, teşekkürler."

Mr. Granger park yerine arabayı park ederken Harry restorana baktı. Çok etkileyici değildi ama uygun fiyata servis yapan bir yer için gayet hoştu. Konuşan ve iyi vakit geçiren çiftler ve aileler ön kapıdan içeri giriyordu.

"Pekala, gidelim," dedi Mr. Granger kapısını açarken. Diğerleri de onun yaptığını yaptı ve yakıcı soğuk havaya adımlarını attılar. Lokantaya beraber yürüdüler, Mr. Granger ara sıra gökyüzünü gösterip bildiği değişik takımyıldızları ve yıldızlar hakkında konuştu. Görünüşe göre üniversite yıllarında oldukça hevesli bir astronomi araştırıcısıydı. Hermione ilgiyle dinliyordu ama Harry kendinde umursayacak enerjiyi bulamadı.

Gülümseyen bir bayan tarafından biraz bekletildikten sonra yerlerine yerleştiler. Hepsi masanın etrafına oturup uzatılan menüleri aldılar. Kadına teşekkür ettiler ve kadın da yerine döndü.

Menülerine bakıp ne alacakları konusunda birbirleriyle fikir alışverişi yaptılar. Sonunda garson gözüktü.

"Merhaba, benim adım Draco ve bugün garson olarak size ben yardımcı olacağım," diyen hafiften sıkılmış bir ses Harry'nin sisini böldü. Harry sesi bir yerden tanıdığını düşünerek yorgunca başını kaldırıp baktı; okuldaki sarışın oğlanı gördüğünde gözleri irileşti. Üstünde garson üniforması ve elindeki bloknot ve kalemle dikilmiş, onlara bakıyordu.

"Draco?" diye sordu hafiften sersem gibi. Draco ona baktı ve bütün yüzünü şaşkınlık kapladı.

"Ee.. merhaba.. erm… Harry'di, değil mi?" Harry başıyla onayladı.

"Burada mı çalışıyorsun?" diye sordu.

"Evet, Salı ve Perşembe akşamları," diye yanıtladı Draco. "Evet, sizlere içecek olarak ne getirebilirim?"

"Bana limonata lütfen," dedi Mrs. Granger.

"Ben çay alayım."

"Diyet kola."

"Sadece su, teşekkürler," dedi kısık sesiyle Harry. Boğazı çok kurumuştu. Draco bunların hepsini not aldı ve içecekleri getirmeye gitti.

"Onu tanıyor musun?" diye sordu Hermione, ilgiyle kaşının tekini kaldırdı.

"Pek… sayılmaz," dedi cevap olarak. "Yalnızca selamlaşmıştık, bizim okula gidiyor."

"Ah, ne hoş. Belki de onu Hermione'yle tanıştırsan iyi olur; fikrimi sorarsanız onu dışarı çıkarıp daha fazla erkekle tanıştırması çok iyi olurdu," diye yorumunu yaptı Mrs. Granger, menünün sayfasını çevirirken.

"Anneeeee," diye yakındı Hermione. "Sana söyleyip duruyorum, şu anda hiçbir erkekle tanışmakla falan ilgilenmiyorum."

"Şu Ron denen oğlan yüzünden mi?"

"Ne? Hayır!"

"Yalnızca, ondan hoşlanıyorsan bu konuda çekingen olmamalısın diyorum hayatım."

"Ondan hoşlanmıyorum! Şunu söyleyip durma!"

Harry yarım yamalak dikkat verdiği konuşmaya kıkırdadı. Ağız dalaşı yapan anne ve kızın arka plana gitmesine izin verdi, artık sadece kalbinin göğsüne çarpma sesine ve her nefes alışında hırıldayan ciğerlerine odaklanmıştı.

Bir bardak su önüne konduğunda hafifçe yerinden sıçradı. Başını kaldırıp teşekkür için Draco'ya gülümsedi. Bardağı kaldırdı, kenarsındaki limonu çıkardı ve içti. Boğazından su akıp giderken aynı zamanda bardağı da yutmuş gibi hissetti ama yine de hepsini bitirdi.

Bardağı masaya geri koydu, midesinin rahatsızca çalkalandığını hissetti.

"İyi misin Harry?" diye sordu Mrs. Granger. "Biraz rahatsız gibi gözüküyorsun." Masadaki herkes ve Draco ona bakmak için döndü.

"Ee… evet," kızardı, "ben… ben bir lavaboya kadar gideyim."

Harry titreyerek ayağa kalktı ve destek için masayı kavradı. Anlaşılan o ki çok hızlı kalkmıştı; çünkü dünya tehdit edici bir şekilde sallandı ve oldukça kuvvetli bir öksürük dalgası onu vurdu.

"Harry!"

"Her şey yolunda mı?"

"Neler oluyor?"

Her şey çok uzak ve belirsiz gözüküyordu. Yuvarlanırken masayı kavradı, bardak ve tabakları yere devirdi. Bir çığlık ve onun yönüne ilerleyen ayak sesleri duyuldu. Bir şey söylemek için ağzını açtı ama bu bir tek onun bulanan midesinin sonunda yolu bulup kendini dışarı salmasına, bütün yere kusmasına sebep oldu.

Hatırladığı son şey birisinin adını haykırdığı, zeminin fazlaca yakınlaştığı ve bir çift güçlü kolun bütün dünya kararmadan önce onu yakaladığıydı.