Altıncı Bölüm: Muzipler Birliği

Haftalar akıp gitti. Sınıftan sınıfa geçmekten, yeni arkadaşlarından ve ailesine her gün mektup yazmaktan, Harry'nin nefes almaya bile zor vakti oluyordu. Trendeki kaza, onu, Hermione'yi ve Ron'u birbirlerine bağlamıştı ve çoğu profesör, onlardan yapışık üçüzler olarak bahsediyordu. Snape tabi ki üçünden de nefret ediyordu, ama babası ve İksir Ustasının, birbirleriyle kibarca konuşmaktansa tükürmeyi tercih edeceğini bilen Harry'den, daha çok nefret ediyordu. Bazen Ron'un gerçekten haklı olup olmadığını düşünüyordu, bu sümüklü Slytherin sorumlusu, bir Ölüm Yiyende olması gereken herşeye sahipmiş gibi görünüyordu. Diğer profesörlerse iyiydi, sadece Profesör Fletcher kendi binasındakilerden bile uzak duruyordu. Hogwarts'taki herkes elbette Profesör Fletcher'ın geçmişini biliyordu ve yorum yapmaya cesaret edecek kimse yoktu -hatta Ron'un deyimiyle 'küçük Ölüm Yiyenler kulübü' başkanı olan, üst sınıflardan Marcus Flint bile ona saygılı davranıyordu. Belki bunun Fletcher'ın yüzünün sağ tarafındaki üçlü yarayla ya da belki de sadece su götürmez yeteneği ve gücüyle ilgisi olabilirdi ama Harry, Biçim Değiştirme Profesörü'nün mesafeli tavrını önemsemiyordu. Bu sadece şatoda gizlice gezmeyi daha da kolaylaştırıyordu.

Ailesinin ona anlattığı hikayeler kesinlikle bir pastadaki krema gibiydi. Babasının en iyi arkadaşlarından birinin, bir dönemdeki en çok ceza alma rekoruna sahip olduğunu (Harry'nin babası sadece 2 cezayla kaybetmişti) bilmesine rağmen, Harry asla bu rekoru gölgede bırakma isteği duymuyordu. Daha ziyade başını belaya sokmadan bol bol eğlenmeye çalışıyordu. Bunun babasının diğer en iyi arkadaşlarından birini, aynı zamanda da Hogwarts Müdürünü, (Şanslıydı ki bunu diğer öğrenciler fark etmemişti, çünkü Harry Remus'un asla öğrenci kayıracağını düşünmüyordu ama Malfoy gibi kazmalar işleri asla böyle görmezdi) üzmemesini umuyordu ama bunu kendi yoluyla, umursamazca yapacaktı.

En iyi tarafı, kendi binasının Quidditch takımında oynamasına izin verilen tek birinci sınıfın kendisi olmasıydı ve bunun nedeni yeteneğinden başka bir şey değildi. Harry, yürümeye başladığı günden beri Quidditch oynuyordu elbette, ama babası gibi Kovalayıcı değildi. Hayır, o Arayıcı olarak harika övgüler almıştı ve bu tamamen kendi becerisiydi. Hogwarts'da Quidditch oynamak farklıydı ama bunu da eskisi kadar seviyordu; her ne kadar, cumartesi akşamları, Remus'un evinde, babası, annesi, Remus ve Peter'la oynamaya benzemese de... Madam Hooch ilk seferde Harry'nin yeteneğini fark etmişti ve Profesör Fletcher'la, sonunda Harry'nin Gryffindor takımında Arayıcı olmasıyla sonuçlanacak olan konuşmayı yapmıştı. Hayat, Harry'nin hemen karara vardığı gibi, harikaydı.

Şimdi de, aradığı şeyi bir bulabilseydi...

"Eski bir parşömen parçasına benziyor," dedi Harry sessizce Ron ve Hermione'ye. Gryffindor masasının uzak ucunda oturuyorlardı ve birkaç boş iskemle, onları, diğer sınıf arkadaşlarından ve meraklı kulaklardan uzak tutuyordu.

"O halde, bu şeyi önemli yapan ne?" diye merak etti Ron. Bir aydan daha az bir süredir arkadaştılar ama birbirlerinin akıllarını çok iyi okuyabiliyorlardı ve Ron bu bakışı tanıyordu. Üçlü, Fred ve George'u haftalardır muziplik yaparken izliyorlardı ve artık onlar da işe ellerini atmak istiyordu (en azından Harry ve Ron istiyordu, Hermione'nin biraz iknaya ihtiyacı vardı ama, uzun vadede onu da kazanacaklardı).

"Sadece eski bir parşömen parçasından ibaret değil," dedi Harry muzipçe gülümseyerek. "O bir harita. Yalnızca, eski bir parşömen parçası gibi duruyor."

"Bir haritanın bir harita gibi görünmemesini nasıl sağlayabilirsin ki?" diye kaşlarını çattı Ron. Hermione onu dürttü.

"Çok açık, Ron. Büyülü."

Ron gözlerini yuvarladı. "Tabii ki büyülü. Ben sadece nasıl çalıştığını merak ediyorum."

"İyi," diye homurdandı Hermione.

"Her neyse," diye iç çekti Harry, yine ikisinin atışmaya başlamasına engel olmak için. "Onun adı Çapulcu Haritası. Tam olarak nasıl çalıştığını bilmiyorum... ama var olduğunu biliyorum. Ve tüm Hogwarts'ı gösterdiğini biliyorum... gizli geçitlerle birlikte."

Ron'un gözleri ışıldadı ama Hermione kaşlarını çattı.

"Yeterince belaya bulaşmadık mı?" diye sordu iğneleyerek.

"Macera duygun nerede, Hermione?" diye karşı çıktı Ron.

Harry sırıttı ve ekledi, "Daha hiç ceza almadık."

"Daha dün bize bağırdılar," diye itiraz etti Hermione.

"Profesör Snape sayılmaz," diye karşılık verdi Ron.

"Haydi, Hermione. Sen de şatoyu keşfetmek istediğini biliyorsun," dedi tatlılıkla Harry. "Hayatımız boyunca hiç görmediğimiz şeyleri düşün. Büyük ihtimalle yıllardır kimsenin girmediği odalar vardır."

"Bunu Tarih dersi olarak gör, ama daha eğlencelisi," diye devam etti Ron.

"Ben zaten Tarih dersinin seviyorum," diye iç çekti Hermione. "Siz ikiniz hiç vazgeçmez misiniz?"

"Hayır." diye güldü Harry.

"Bizi sevdiğini biliyorsun," deyip sırıttı Ron.

"Neden size uyduğumu bilmiyorum..." İşte bu! diye düşündü Harry sevinçle. Hakkında bu kadar şey duyduğu (ama babasının dediği gibi 'sürprizleri' bozmamak için yeterince duymadığı) şatoda ilk macerasına ve keşfine çıkacaktı, ama bunu arkadaşları olmadan yapmak istemiyordu. Sonunda Hermione pes etmişti. "Öyleyse bu haritayı nerede bulacağız?"

"Sorun bu," diye itiraf etti Harry. "Bilmiyorum."

Hermione kızgınlıkla baktı, Harry emindi ki, kız şimdi kendilerine ait olmayan bir şeyi kullanmak hakkında bir nutuk çekmeye başlayacaktı, ama Ron, sadece daha çok gülümsemişti. Cevabı da hemen geldi.

"Fred ve George. Onlar bilir."


O akşam üçlü, ikizleri Gryffindor Ortak Salonunda sıkıştırdı. Beş öğrenci, ateşin yanında yalnız ve neredeyse fark edilmeden oturuyordu - Percy ne yaptıklarını sormuştu elbette, ama Hermione'nin masum gülüşü onu kolayca atlatmalarını sağladı. Hermione, asla sorun yaratmazdı, bu sayede Sınıf Başkanı, başka hiç bir şey sormadan, kızın Fred ve George'un Muska ödevlerine yardım ettiğini söylemesine inanarak uzaklaştı. Büyük Weasley portre deliğinden kaybolunca ikizler şaşırarak gülümsedi.

"Sen bizim yeni en iyi arkadaşımızsın, Hermione," dedi George kıkırdayarak.

"Sana inanıyor," diye neşeyle ekledi Fred.

Hermione kızgınlıkla bakmaya çalıştı ama Harry onun hafifçe pembeleştiğini düşünüyordu. İnsanın arkadaşları olması güzeldi ve Ron'un ağabeyleri de bu yolda hızla ilerliyordu. Ama sonra ikizler ciddileşti ve Fred devam etti. "Peki, Harry, bizimle ne hakkında konuşmak istiyordun? Ron haylazlık yapmakla ilgili birşeyler ima etti."

"Şeyi merak ediyordum," dedi Harry derin bir nefes alarak, "Çapulcu Haritası'nı hiç duyup duymadığınızı..."

"Neyi?" diye sordu hemen George, Fred de küçük bir çocuk gibi fazla hızlı cevap verirken.

"Hayır."

Harry tek kaşını kaldırdı. Önceden emin değildi, ama inkar etme konusundaki hızları onları ele vermişti. Kaçırmayacakları kadar tatlı bir alayla konuştu. "Gerçekten mi?"

İki çift yeşil göz Harry'nin biraz önceki blöflerini yakaladığının farkında olarak onu çok yakından süzdü. Bir dakikalığına konuyu tehlikeli sulardan uzaklaştıracaklarmış gibi göründü ama ne oldukları önemli değildi, Weasley ikizlerinden hiçbiri aptal değildi. Rahatsız bir dakika boyunca Harry'i süzen Weasley ikizleri daha sonra boş ortak salona ihtiyatlı bakışlar attı. Sonunda, Fred tekrar konuştu.

"Bilmek istediğim şey Harry, haritayı nasıl duydun. Biz Lee'den başka kimseye haritadan bahsetmedik ve onun da sana söylemediğini biliyorum."

"Sizinle bir anlaşma yapacağım," diye güldü Harry. "Eğer Çapulcu Haritası'nı görebilirsem size hakkında bildiğim her şeyi anlatacağım."

İkizler birbirlerine baktılar ve Harry, onların uzun zamandır bildiği harita hakkında onun ne bildiğini merak ettiklerini anladı. Aralarındaki bir dakikalık sessiz iletişim bittiğinde Fred omuz silkti. George onayladı. "Gidip getireceğim."

Birkaç dakika sonra George, elinde paçavraya benzeyen bir parşömenle geri döndü ve Harry kalbinin zevkle attığını hissetti. Çapulcu Haritası'yla ilgili yıllardır çok şey duymuştu ama onu hiç görmemişti. Neredeyse Hogwarts'ın çok eski tarihinden kalmışa benziyordu. George bir şey söylemeden haritayı gülümseyerek alan Harry'e uzattı. Bunun bir test olduğunu biliyordu ama önemsemedi. Aslında ikizlerin neden haritayı bu kadar iyi sakladıklarını anlıyordu -tam anlamıyla paha biçilmez bir inciydi. Asasını cübbesinin iç cebinden çıkartıp kaldırdı, yüzündeki sırıtmayı silmeye çalışıyordu. Gerçekten Çapulcu Haritası'nı elinde tuttuğuna inanamıyordu! Harry asasının ucunu dikkatle haritaya doğrulttu.

"Bütün ciddiyetimle yemin ederim ki, hayırlı bir şey düşünmüyorum." Hemen haritada yazılar belirmeye başladı, çizgiler birbiri ardına oluşup güzel hünerle yapılmış haritayı ortaya çıkartıyordu ve başında, orada olacağını bildiği kelimeler yazıyordu. Gülümsemesine engel olacak hiçbir umut yoktu şimdi, kendisine hâkim olamıyordu. Ama ona dumur olmuşçasına bakan George'a haritayı geri uzatırken kahkahalarla gülmesine engel oldu.

"Nasıl yapacağını nerden bildin?" diye sordu Fred. "Bizim bunu bulmamız haftalarımızı almıştı!"

"Kolay." diye gülümsedi Harry. "Babam Çatalak."

"NE?" diye güçlükle soludu ikisi. Fred şoktan neredeyse yere düşecekti, George da o kadar hızla ayağa kalkmıştı ki Çapulcu Haritasını elinden düşürdü ve yere çarpmadan önce yakalamak zorunda kaldı. Ron ve Hermione bile ona şaşkınlıkla bakıyordu; kayıp haritayı gerçekten bulacaklarına emin olmadan bunu onlara da söylemek istememişti. Şimdi hepsi çok heyecanlanmıştı ve en azından Harry, Ron'un tüm olasılıkları gözünde canlandırdığını tahmin edebiliyordu. Ama Harry sadece ciddiyetle onayladı.

"Senin baban...?" diye başladı George.

"Çatalak mı? Çatalak'ı tanıyor musun?" dedi Fred aşırı heyecanla. "Ve diğerlerini?"

"Evet," diye cevapladı. "Babam ve onun arkadaşları haritayı altıncı senelerinde yaptı."

İkizler birbirlerine aşırı bir heyecanla baktı. George tekrar yerine oturdu. "Bize diğerlerini anlat."

"Şey, bu en iyi tarafı," diye cevapladı Harry sırıtarak. " Kılkuyruk, babamın arkadaşı Peter Pettigrew. Sihir Bakanlığında çalışıyor."

Ron hemen onayladı. "Babam onu tanıyor. O, Uluslararası Sihirsel İşbirliği Bölümü'nün başkan yardımcı, değil mi?"

"Evet. Ama şunu duyun... Aylak, Profesör Lupin."

"NE?" dedi bu sefer üç Weasley birden ama Hermione mantıklıca cevapladı.

"Bu imkânsız. O, Okul Müdürü, Harry."

Harry güldü. "İmkansız değil. Aslında Remus -ups, Profesör Lupin- benim babamın en iyi arkadaşlarından biri. O ve Peter, bana bundan ilk bahseden kişilerdi. Unutmayın ki bu, Profesör Lupin, Okul Müdürü olmadan önceydi. Şimdi bunu bilmemi istediğini sanmıyorum." Kıs kıs güldü. "Siz ikinizin, buna sahip olduğunu biliyor mu?"

"Sanmıyorum," diye cevapladı George düşünceli düşünceli.

"Ama onu kandırmak inanılmaz zor," diye ekledi Fred.

"Patiayak kim?" diye sordu George ve Harry ilk kez Remus ona haritadan bahsederkenki yüz ifadesini hatırladı ve büyük bir hüzün hissetti. Ve çok az hatırladığı ama ailesini derinden etkileyen eski zamanların kederini hatırladı.

"Patiayak Sirius Black'ti," dedi sessizce. "Benim vaftiz babamdı."

"Dı?" Ron, farkı en hızlı anlayandı.

Harry onayladı. "O, ben bebekken annele babamın Sır Tutucusuydu. Voldemort onu yakaladı ve öldürdü." Bir süre sessiz kaldı. "Sirius'u pek hatırlayamıyorum," dedi yumuşakça gülmeye çalışarak. Bu üzücüydü, Harry ne kadar babasının eski arkadaşını hatırlamasa da her zaman, babasında ve diğer Çapulcularda Sirius'un kaybının bıraktığı derin boşluğu fark ediyordu. Harry sadece kaybettiği vaftiz babasıyla ilgili çok küçük anlar hatırlıyordu ama beyni her zaman gülen, mutlu ve arkadaşlarını uğurlarında ölecek kadar seven bir adam olarak resmediyordu - ve asla ihanet etmemiş bir adam. Harry hayatına Sirius Black'e borçlu olduğunu biliyordu ve onu hatırlamayı çok isterdi.

"Ama bazen annem ve babam ondan bahseder. Buradayken birçok belaya bulaşmış... Profesör Lupin, onun hala, bir dönemde en çok cezaya kalma rekorunun sahibi olduğunu söylüyor."

Fred ve George ciddiyetle onayladı. George cevapladı, "Bu, Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in hesabını vermesi gereken bir başka şey."

"Evet," diye onayladı Ron yavaşça ve hepsi sessiz bir dakikayı paylaşırken, Harry onların ne düşündüklerini biliyordu. Savaşta sevdiği birini kaybetmemiş olan çok az büyücü ailesi vardı ve Weasley'ler istisna değildi. İki yıl önce Seherbaz Charlie Weasley, kim oldukları belirlenemeyen Ölüm Yiyenlerin elinde öldürüldü. Katili asla yakalanmadı.

"Şey," dedi sonunda Fred biraz zorlamayla. "Bize harita hakkında söylediklerin için teşekkürler Harry. Başarımızı kime borçlu olduğumuzu bilmek güzel." İkizler kalkmaya başladı ama Harry gülümsedi. Aklına bir fikir gelmişti; boşu boşuna bir Çapulcunun oğlu değildi.

"Bu başarıyı iyice büyütmek ister misiniz?" diye sordu.

Fred ve George birbirleriyle bakıştılar ve yeniden oturdular. "Dinliyoruz."

"Size ittifak teklif ediyorum," diye cevapladı Harry. "Sizin haritanız ve okul hakkındaki bilgilerinize ek olarak babamın bana anlattıkları. Siz ikinize ek olarak biz üçümüz - yenilmez olacağız."

İkizler biraz düşünceli baktılar. Fred yavaşça cevapladı "Hiç yıllar arası muzipler grubu kurulmadı."

"O zaman bu ilk olsun," diye sırıttı Ron. Harry bu fikri arkadaşlarıyla daha önce paylaşmamıştı (her şeyden önce şimdi düşünmüştü, bu dakikanın golü olarak adlandırılabilirdi) ama Ron aşırı hevesliydi. Ama George daha tedbirliydi.

"Sizin, bizden daha çok şey bildiğiniz konusunda şüpheliyim," dedi.

"Şamarcı Söğüt'ü nasıl durduracağımızı biliyorum"

Fred ıslık çaldı ama Hermione kimse cevaplayamadan karşı çıktı. "Harry bu iyi bir fikir değil," dedi. "Bulaşacağımız onca belayı düşünsene."

İkizler Hermione'ye ters ters baktılar ama Harry daha ağzını açamadan Ron cevapladı. "Malfoy ve yardakçılarına her şeyi ödetebileceğini düşün Hermione."

"Ve ben yakalanmayı düşünmüyorum," diye ekledi Harry. İki grubu birleştirme fikri çok çekiciydi ama bunu diğer arkadaşı olmadan yapmak istemiyordu. Hermione tereddüt etti - Malfoy ve diğerleri onu tren yolculuğundan beri zor duruma düşürüyorlardı (giderek artan Profesör Snape'in cesaretlendirmeleriyle tabi ki) ve Harry, bunun Hermione'yi nasıl incittiğini biliyordu. Harry, intikam almanın ona iyi geleceğinden emindi - ama George kahkaha attı.

"Her zaman yakalanırsın. Eninde sonunda."

"Ama merak etme bu o kadar da kötü değil," diye garanti verdi Fred ona.

Harry sırıttı. "Benim sahip olduğum şeyle değil."

"Sen delisin," diye cevapladı Fred. "Babanın sana Hogwarts'la ilgili söylediği şeylerin bir önemi yok, bu olacak. Her zaman işler yolunda gitmez, haritayla olsa da."

"Babam bana sadece bilgi vermedi," dedi Harry. "Bana bir Görünmezlik Pelerini verdi."

Herkes ona baktı. Fred tekrar ıslık çaldı. "Lafımı geri alıyorum..."

"Tüm olasılıkları bir düşünsene..." diye onayladı George.

"Öyleyse anlaştık mı?" Ron'un gülümsemesi yüzünü neredeyse ikiye ayıracaktı. Hatta Hermione bile artık gülümsüyordu.

"Bir şartla," dedi George. "Lee de işin içinde. Onsuz olsaydık, yaramazlıklarımızın yarısını bile yapamazdık."

"Altı, kulağa hoş geliyor," dedi Ron.

"Altı, kulağa harika geliyor," dedi Hermione zevkle. Harry tekrar gülümsedi. Bazen onun dışarıda tutulduğunu biliyordu hatta Ron ve Harry'nin güveniyle bile, ama diğerlerinin onu kabul ettiğini görmek güzeldi - aslında Ron'un ağabeylerinin bunu yapacaklarından hiç kuşkusu olmamıştı. Hermione hala, büyücülerin yarısının ona çöpmüş gibi baktıkları bu dünyaya alışmaya çalışıyordu ve herkesin öyle olmadığını hatırlaması iyiydi.

"Bir isme ihtiyacımız var," dedi Fred birdenbire.

"Çapulcuların kapılmış olması çok kötü," diye onayladı Ron. "Oldukça ilham verici."

"Buldum," diye sırıttı George birden. "Biz Kaçak'lar olacağız - Karıştıran Ama Çaktırmayan Arkadaşlar Klubü!"


"Ve oradaydım, Alman Başbakanı'nı büyünün gerçekten var olduğuna ikna etmeye çalışıyordum," diye güldü Peter. "Zavallı adam bu işte daha yeni -eskisi bir kalp krizi geçirdi- ve onların Sihir Bakanı o kadar yoğun ki, Muggle başkanını bırak, beni bile görecek çok az zaman bulabiliyor. Zeki bir büyükelçi olarak onunla görüşmeyi teklif ettim -bu, şimdiye kadarki en zekice fikrim değildi, hatırlatayım- neredeyse tutuklanıp 'suçlu deliler evi' adı verilen bire yere atılıyordum."

Lily'nin kaşları kalktı ama James güldü. "Bu yakışır."

"Ne yaptın, Peter," diye sordu Lily, bir saniyeliğine kocasına kötü bir bakış attıktan sonra.

"Zavallı adam korumalarına bağırıp duruyordu, İngiliz casus hakkında bir şeyler söylüyordu -yani sizin de anlamış olduğunuz gibi, iribaş bir paranoyaktı- haliyle, hızlı hareket etmeliydim ben de. Onlardan biri odaya daldı ve beni tutmaya çalıştı ve o sırada yapabileceğim tek şey, fareye dönüşmekti. Ve yaptım, sonra da masasının altına saklandım ve onlar da ne olduğunu anlamaya çalıştılar. Sonuç olarak her şey yoluna girdi."

"Ve sen animagusluğun iyi bir fikir olmadığını düşünen tek kişiydin, Kılkuyruk," diye yorum yaptı James sırıtarak. "Çok işine yarayan bir fikre dönüştü değil mi?"

Sarışın adam zorla gülümsedi. " En azından ben yararlı bir hayvanım - boynuzcukları olan çirkin bir yaratık değil."

"Çatal Boynuz!"

"Ve gizli iş yapma yeteneği yok." Mavi gözleri parıldadı. "Ve ben yasalım. Tamamen yeryüzünde ve dürüst."

"Yasal?" diye nefesini tuttu James. Ela gözleri bir jant kapağı kadar genişledi. "Kaydoldun! Sen hainsin!"

Cevabı kahkahaydı. "Tabi ki kaydoldum! Başka ne yapabilirdim, tüm Alman Sihir Bakanlığı ve diğerleri benim animagus olduğumu bilirken ne yapabilirdim? Sen ne yapardın, Çatalak, hepsine Unutturma Büyüsü mü?"

"Şey..." dedi James surat asarak. " Senin yasallaştığına inanmıyorum!"

Lily, Peter'ın kahkahasına katıldı ve kocasına rahat koltuğa doğru ittirdi. "Bu kadar hayal kırıklığına uğramış görünme James. Bu senin yaşlılığında sorumlu olduğun bir şey değil."

"Sorumlu?" diye sordu. Bir dakika için James tekrar kendini on altı yaşında hissediyordu, Lily ve Peter'la Godric's Hollow'da oturmak birçok eski anıyı aklına getirmişti. Neredeyse yedinci yıllarına geri dönmüş ve yaklaşan FYBS'lerin aşırı yorucu temposuna biraz ara vermiş olabilirlerdi. Eğer biraz daha konsantre olabilse daha önce defalarca yaptıkları gibi kütüphanede oturup Aritmansi notlarını gözden geçirdiklerini hayal edebilirdi... Ve eğer dikkatli olmasalardı, Madam Pince sorumsuzca gürültü yaptıkları için onları azarlamaya gelirdi. Kıkırdadı. "Ne zamandan beri sorumlu oldum ki?"

"Liste yapmamı ister misin?" diye karşılık verdi karısı. James ona bakarak iç çekti - çok güzeldi ve gözlerinde korkunç bir ışık vardı, asla pes etmeyeceğini söyleyen bir ışık.

"Eee, hayır ," diye kabul etti adam. Lily nasıl olsa kazanacaktı. Her zaman kazanırdı.

"Güzel," diye gülümsedi kadın. "Benim her zaman haklı olduğumu fark ettiğine sevindim."

"Her zaman?" diye kahkaha attı Peter. "Bir gün gelecek..."

"Peter!" Ona bakmak için döndü Lily ve James kendisinden başka birinin hedef haline geldiğini görünce rahatladı. Kaşlarını çattığında gülmemeye çalıştı. "Ben sana yardım etmeye çalışıyorum! Senin benim tarafımda olman gerekir!"

"Bir Çapulcu dosta karşı mı? Asla!"

"Vay, bunu ödeyeceksin Peter Pettigrew!" diye bildirdi Lily kraliçe gibi. "Çikolatalı Fransız keki yapmıştım, ama senin bu davranışından sonra hiç de paylaşma eğilimi göstermiyorum..."

"Ah, bu alçakça," dedi James gülerek. Her şeyden önce o bu evde yaşıyordu - ve karısı bakmazken nasıl yemek bulacağını iyi biliyordu. Ama Peter sabahtan Paris'e gitmek zorunda kalırdı.

"Hadi Lily," diye yalvardı küçük adam. "Uslu duracağım, söz veriyorum."

Kadın sertçe parmağını ona doğrulttu. "İyi edersin."

"Hey, ben böyleyim." En etkili gülüşünün takınmaya çalışırken, James ve Lily'i güldürdü.

"Evet, sen böylesin, Peter," diye kabul etti. "Ve sorun da bu!"

"Ben bir sorun bulamadım," diye belirtti James tatlılıkla -ve karnına bir parmak yedi.

"Bana karşı çıkma James Potter, yoksa hiç tatlı yiyemezsin!"

Kıs kıs güldü. "Şüphesiz."

"Nedenmiş?" diye sordu Lily neşeyle.

"Çünkü seni her konuda nasıl kandıracağımı biliyorum," diye yanıtladı James gülerek ve kaşlarını anlamlı anlamlı kaldırdı. Karısının gözlerindeki tanıdık ışıltıyla ödüllendirilmişti ve Lily ona kızgınca bakmaya çalıştığında sadece gülüşü daha da derinleşti.

"Sen şimdi...?"

"Hı hı." James öne doğru eğildi ve Lily tepki veremeden dudaklarını nazikçe öptü. James mırıltıyla devam etti "Bu kazanılmış bir yetenek, gördüğün gibi."

"Aman tanrım. Siz ikiniz, tekrar başlamayın sakın!"

İkisi de büyüyü bozduğu için kızgınca Peter'a döndü ama eski arkadaşları hiç pişmanlık belirtisi göstermiyordu. James'in defalarca gördüğü -daha çok Hogwarts'dayken, ama son yıllarda da yüzlerce gördüğü- anlamlı bakışlarla baktı ve omuz silkti. Peter gözlerini yuvarladı.

"Eğer kırıştırmaya bu kadar niyetliyseniz en azından odadan çıkın," diye devam etti. "Tabi ki keki ortaya çıkarttıktan sonra."

James ve Lily güldü. Bazı şeylerin hiç değişmediğini görmek güzeldi.

Çeviren: Luthien