Harry, üç başlı köpek serüveninin harika olduğunu düşünmüştü o sabah, şimdi bir başka serüvene daha atılmak için içi gidiyordu. Bu arada Harry, Gringotts'tan çalınmak istenenin ne olabileceğini düşünmüştü, çaktırmadan Malfoy'a sordu o büyücü dünyasını daha iyi biliyordu nasıl olsa.
"Gringotts ile ilgili yeni birşey var mı? Gelecek Postası'nda yazmıştı, birileri sımsıkı korunan bir kasayı soymaya kalkmıştı hani." Harry gözlerini dikti ona.
"Aaa o olay; ilk duyduğunda babam kibirli goblinlerin beyinsizliklerinin sonucu olduğunu düşünmüştü. Ama kendine yaptıkları sunumdan sonra çok güçlü bir büyücünün yapmış olduğunu o bile kabul etmişti."
"Nasıl yani? Goblinler hiçbir sunum yapmadılar ki! Hatta gazeteye bu işe bulaşmaya kalkmayın diye tehdit etmişlerdi."
"Herkese değil, bizim gibi derindeki müşteriler için yaptılar, kimin kasasına girildiğini bilmiyoruz. Ama babamın söylediğine bakılırsa, o kadar engeli yapsa yapsa ancak çok güçlü büyücü aşabilir, Gringotts goblinleri işlerini yaptıklarını kabullenmişti. Hem neden bu haber ilgini çekti ki."
Konuşmanın yönünü değiştirmenin zamanı gelmişti.
"Aa-şey benimde kasam var da ondan sordum. Derindeki müşteri dedin o nedir?"
"Derinlerdeki yüksek güvenlikli kasalara sahip olan seçkinler." dedi Malfoy, sesinde ki gurur rahatça anlaşılıyordu. Harry kafasında bu haberi değerlendirmeye çalıştı. -Dünyada bir şey saklamak istersen, en güvenli yer Gringotts'tur; Hogwarts dışında-. Harry, yedi yüz on üç numaralı kasadaki küçük paketin nerede olduğunu anlamıştı galiba. Böylesine sıkı koruma gerektiren şeyin ne olabileceği üstüne epey kafa yormuşdu. "Gerçekten ender ve sihirli bir şeydir," demişti Granger. Esrarengiz nesne yaklaşık beş santim uzunluktaydı, bunu biliyordu sadece Harry, elinde başka ipucu yoktu. Bu yüzden de onun ne olduğunu kestiremiyordu. Harry kimseye düşündüklerini söylememişti. Önce kendi emin olmak istiyordu. Harry Hogwarts'ta iki ayın nasıl geçip gittiğini fark etmedi bile. Şato, kendisine Privet Drive'dan çok daha sıcak bir yuva olmuştu. Bir hafta sonra Quidditch seçmeleri yaklaşıyordu. Üst sınıflar heyecanlıydılar, Malfoyda kızgın ama Harry herkes konuşurken susmaktan bıkmıştı artık. Herkes boyuna Quidditch denen şeyden bahsediyordu. Bir sabah kahvaltısından sonra gururu bıraktı, Malfoy'u kenara çekip ona Quidditch'i basitçe anlatmasını istedi.
"Benim Mugglelarla birlikte büyüdüğümü unutma." diye de ekledi.
Malfoy'un yüzünde kendini beyenen bir ifade belirdi. Ünlü Harry Potter'dan bilgili olmak hoşuna gidiyordu besbelli.
"Pekala, her takımda yedi kişi bulunur. Üçüne Kovalayıcı denir. Kovalayıcılar Quaffle'i birbirlerine atarak onu direklerin üzerinde duran üç çemberlerden birinden geçirmeye çalışırlar. O zaman gol olur. Bir Quaffle'ı çemberlerin birinden geçirirsen on sayı kazanırsın."
"Quaffle'da nedir?"
Eliyle göstererek "Şu boyutlarda kırmızı büyüsüz bir top," dedi Malfoy.
"Her takımda bir oyuncu daha var, ona da Tutucu denir Boyuna çemberlerin çevresinde uçar, karşı takımın sayı yapmasını engellemeye çalışır, takımlarda ikişer Vurucu bulunur. Vurucular da Bludgerlar'ı kendi takımlarından uzak tutmaya çabalar,"
"Bludger nedir?"
Gene eliyle göstererek "Şu boyutlarda siyah oradan oraya seğirtip oyuncuları süpürgelerinden düşürmek için büyülenmiş toplardır. Onlardanda iki tane var,takımın son oyuncusu Arayıcı'dır. Yani ben, arayıcı'nın görevi Snitch'i yakalamaktır, Snitch kendi altından kanatları gümüşten ceviz kadar bir toptur. Bütün toplardan önemlidir. Yakalaması çok güçtür, çok hızlıdır, onu görebilmek çok güçtür çünkü ceviz kadardır Aradan süzülüp, Kovalayıcılardan, Vuruculardan, Quaffle'dan, Bludgerlar'dan sıyrılıp, öteki takımın Arayıcı'sından önce yakalar onu. Kim Snitch'i daha önce yakalarsa, takımına yüz elli sayı kazandırır, bu da maçı bitirir. İşte bu yüzden Arayıcılar en seçkin oyunculardır. Bir Quidditch maçı ancak Snitch yakalanınca sona erer, yani sürüp gidebilir. Ama bir maç görmeden bu oyunu asla anlayamazsın emin ol. Quidditch kolay oyundur ama ustalaşmak zordur," dedi Malfoy. Harry hala çok birşey anlamamıştı ama içinde bir merak ve heyecan kabarmadığınıda inkar edemezdi. Anladığı kadarıyla Quidditch basketbol ve futbolun havada oynanan bir karışımıydı. Burda da kalmadı. Harry diğerlerinden yavaş yavaş Quidditch takımları öğrenmeye başladı. Appleby Arrows, Ballycastle Bats, Caerphilly Catapults, Falmouth Falcons, Holyhead Harpies, Wimbourne Wasps, Montrose Magpies, Chudley Cannons ve daha niceleri. Harry'nin anladığı kadarıyla bu sporun ligi oldukça hareketliydi. kazanan nerdeyse hersene farklı bir takım olmuş, gerçi Chudley Cannons adlı takım her sene sonuncu oluyormuş ama olsun. Nimbuslar Cometler Kayanyıldızlar Silsüpürler gibi süpürge cinsleri ve bir kaç sloganda öğrenmişti Harry. Gryffindorların ve Ravenclawların; "Aslanın pençeleri Snitch için" "Uç! Uç! Saldır! Saldır! Gryffindorlar bu gün kazanacak", "Aptallar hızla! Kazananlar akılla!" "Kartalın kovalar Snitch'i yakalar!" gibi iyi sloganları vardı. Hufflepuffların bile "Hufflepuff oflayacak puflayacak sizi uçuracak!" "Porsukta Snitch, porsukta Quaffle peki kimde Bludger?" gibi eğlenceli sloganları vardı. Slytherin ise bastır gümüş yılanlardan öteye gidememişti. Bunu sorduğunda "Bizim slogan'a ihtiyacımız yok!" demişti Malfoy, Harry bunu inandırıcı bulmamıştı ya neyse.

Temel bilgileri öğrendikleri için, dersleri de gittikçe daha ilginç oluyordu. Cadılar Bayramı sabahı, koridorları saran nefis bir kabak tatlısı kokusuyla uyandılar. Daha da güzel bir şey oldu sonra; Profesör Flitwick, Tılsım dersinde artık nesneleri uçurabilecek duruma geldiklerini söyledi. Bir yastığı odada dört döndürerek uçurduğundan beri herkes bu anı heyecanla bekliyordu Profesör Flitwick, ilk alıştırmalar için çocukları çifter çifter ayırdı. Harry'nin yanına Malfoy düştü. Profesör Flitwick, her zamanki gibi kitaplarının üstüne tüneyerek, "Çalıştığımız o bilek hareketlerini sakın unutmayın!" diye ciyakladı. "Hızlı ve kesin, unutmayın, hızlı ve kesin. Büyülü sözcükleri doğru söylemek de son derece önemlidir, büyücü Baruffio'yu hatırlayın hep, "f" yerine "s" deyince, kendini sırtüstü yerde buluvermişti, göğsünün üstüne de bir yaban mandası çökmüştü." Çok güçtü bu. Bilek hareketleri hızlı ve kesindi, ama uçurmak istediği kuş tüyü sıranın üstünde duruyor, bir türlü havalanmıyordu. "Wing-gaar-dium Levi-o-sa diyeceksin, 'gar'ı uzatacaksın. Elinide o kadar çevirme bileğin oynasın." diye buyurdu Malfoy. Asasını sallayarak, "Wingardium Leviosa!" dedi emince. Tüyü sıradan havalandı, başlarının bir metre kadar üstünde uçustu. Profesör Flitwick, el çırparak, "Güzel, aferin." dedi. Sınıftan bir iki kişi daha başarılı oldular, Harry genede tüyünü o kadar kaldıramakta zorlandı.

Günün geri kalanı derslere pek dikkat veremedi, herkes Cadılar bayramı şölenini merak ediyordu. Harry ise diğerleri karşısında nasılda cahil ve yeteneksiz kaldığını düşünüyordu. "Senin dünyan. Benim dünyam. Ana-babanın dünyası." demişti Hagrid ama bu dünyanın bile Harry'i dışlayacağını düşünmemişti belli ki. "Belkide yerim Hufflepuff idi" bu düşünce arada sırada zihninde şekillenmiyor değildi. Buradaki herşeyi Dursley'lere yeğlerdi, genede herşeye şaşıran olmak aşağılayıcıydı. Harry Dudley'den kurturduğunda artık yeni arkadaşlar edine bileceğini umardı. Hatta insanlarda hayatında ilk kez onunla arkadaş olmaya hevesli gözüküyordu, en azından kendi anladığınca. Lakin insanlar ünlü Harry Potter'a bu kadar ilgi gösterirken, kendini hayalkırıklığı yaratıyor hissediyordu sürekli. Hatırlamadığı birşey için ondan daha fazla şey bekliyorlarmış hissi vardı. Seçmen şapka bile onu Slytherine koyarken acaba fazla şey mi beklemişti? "Güç. Çok güç. Bakıyorum, bayağı gözüpek. Kafa da fena değil. Yetenek de var, evet, öyle kendini kanıtlama tutkusu... bak, bu ilginç..." Hayır şapka kesinlikle onu doğru yere seçmiş olmalıydı. Belkide daha çok çalışmalıyım... Herkes Cadılar bayramı şöleni için Büyük Salon'a giderken Harry bu düşüncelerle şatoda ayak sürüyordu. Şölene gitmek için acelesi yoktu, ikinci katta ki bir koridorda yürürken iğrenç bir koku aldı. kirli çorapla kimsenin nedense hiç temizlemediği genel tuvalet karışımı pis bir koku geldi burnuna. Sonra işitti derinlerden gelen bir homurtu, dev ayakların sürünmesi. Geri dönmeye karar vermişti ki, köşeden döndü.

Korkunç bir görüntüydü bu. Dört metre boyundaydı, derisi gri kaya rengindeydi, koskoca bedeninin üstüne hindistan cevizi büyüklüğünde ufacık bir kafa yerleştirilmişti. Kısa bacakları ağaç gövdeleri kadar kalındı, ayakları nasır içindeydi. İnanılmaz bir koku yayıyordu çevresine. Elinde tuttuğu kocaman tahta sopa, kollarının uzunluğu yüzünden yere değiyordu. Harry olduğu yerle bütünleşmişti, kımıldayamıyordu neyse ki farkedilmemişti. Koridorun başında durup bir kapıya baktı. Yaratık sivri kulaklarını oynattı, minicik beynini çalıştırdı, ve içeri girdi. Bir an kaçmayı düşündü sonra neden olduğunu bilmeden yaratığın girdiği odaya yaklaştı. Anahtarı kapının üstündeydi, bir an sonrada kapalı ve kilitli. Bir köşeyi koşarak dönerken bir şeye çarptı, yerde çırpınırken bir şeyin onu kaldırdığını fark etti. "Sen burada ne yapıyorsun Potter!" Karşısında iksir Profesörünün uzun yağlı saçları ve siyah soğuk ve boş gözlerini buldu, endişe ve tiksinme birbirine karışmıştı. "Okulda bir Troll var derhal Büyük Salona koş ve ordan ayrılma!" "Onu şurda ki odaya kilitledim Profesör," Yaratığın kapıya dayandığının işareti duyuldu, kapı çok dayanacağa benzemiyordu. Profesör Snape Harry'i geriye doğru yarı fırlattı, "Koş! Uzaklaş burdan!" Kapı gümbürtüyle yere indi. Yaratığın bağırışı koridorlarda yankılanıyordu, oldukça kızmışa benziyordu. Bu kez harekete geçmişti, daha önce koşmadığı gibi koşuyordu şimdi Harry, kaçarken kısa bir an arkasında baktı. Profesör Snape'in üst dudağı kıvrılmıştı, gözlerinden bu kez ateş çıkıyordu. Asasını keskin bir hareketle çekti. Troll ile karşılaşmadan önce Profesör Snape tek birşey söyledi. "POTTER CEZALISIN!" Harry Büyük salonun kapısına gelene kadar bir daha arkasına bakmadı. Can Havliyle kapıya vururken arkasından toynak sesleri duydu. -Bu ne acaba!- Arkasına baktığında zindanlara giden merdivenlerde parıltı görür gibi oldu. Onu içeri aldıklarında Percy Weasley hemen onu azarlamaya başladı. "Senin dışarda tek başına..." Slytherin sınıf başkanı araya girdi, "Sen orda dur Weasley, kendi binanla ilgilen bu öğrenci benim sorumluluğumda!" Harry'i yakasından tutup masaya yerleştirdi. "Neredeydin zindana bir Troll girmiş ve..." diye başladı Malfoy. "Evet gördüm onu ikinci kattaydı, Profesör Snape beni kurtardı." Çevresini incelemeye başladığında şu anki gergin durum olmasa -Duvarlardan ve tavandan havalanan bin yarasa ve içleri oyulmuş balkabaklarında yanan mumların ışıklarının titretiyişi harika gözükebilirdi.- diye düşündü Harry. Şimdiyse kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Bir saat kadar sonra öğretmenler gelip onları yatakanelerine yolladılar Profesör Snape aralarında değildi. Ortak salona döndüklerinde insanlar tehlikenin geçmesinden olsagerek konuşmaya başlamışlardı. -Bir troll içeri nasıl girebilirdi?- -Onu içeri kesin Pevees almıştı- gibi laflar havada uçuşuyordu. Herkes Harry'i dinlemek istiyordu ama o bu konuda konuşmak istemiyordu. Düşünmesi gerekiyordu, hücresinde yatarken -Büyük usta- olmak konusunda fikirleri oluşuyordu Harry'nin.