Hadi Remus, oğlum, tam zamanı. Hazır baş başa kalmışken hemen teklif etmelisin.
"Üff hava karamasına rağmen ne kadar aydınlık burası, değil mi Remus?"
"Ne, hıı?? Ha, evet evet aydınlık Kathy."
"Vay bee, şu ayın güzelliğine bak Remus!" dedi Kathy heyecanla yatakhanenin kocaman camlarına koşarak. Ne kadar romantik bir ortam… Artık şimdi de teklif etmezse bu çocuktan hakikaten ümidi keseceğim!
"Ayın güzelliğine mi?" dedi Remus birden sesinde telaşlı bir tonla. Kathy'nin yanına gitmek yerine iyice gerileyip camlardan gelen ışıktan olabildiğince uzaklaşmaya çalıştı. Yoksa dolunay mı…?
"Dolunay Remus. Heey, neden kaçıyorsun ki? Gel sende bak, çok güzel görünüyor."
"Eee, evet eminim çok güzel olduğuna Kathy," dedi Remus; ama artık sesi titriyor, içinden yükselen enerji patlaması gibi olan o bildik duyguyu hissetmeye başlıyordu. Henüz ay ışığına çıkmadığı için tam dönüşüm başlamamıştı; ama dolunay o kadar parlaktı ki her an bir şeyler olabilirdi. Nasıl unuttuk, lanet olsun, ne yapacağım şimdi ben?! Camlardan sızan gri ışıktan kaçmak için kapıya kadar geriledi. Ama birden yatakhanenin kapısı ardına kadar açılıverdi. İçeri oldukça telaşlı görünen James daldı ve kapının önünde dikilen Remus'a çarptı. Birlikte yere devrildiler.
"Ohh Aylak, tanrıya şükür, en azından hala…" Birden kafasını kaldırıp tepelerinde dikilen Kathy'i görünce sustu.
"Çatalak…" Remus'da Kathy yanlarında olduğu için hiçbir şey söyleyemeden sustu. Hemen ikisi de bir şeyler yapmaları gerektiğinin farkına vararak ayağa dikildiler. Remus artık dayanılmaz patlamalar hissediyordu içinde. Boynunu sağa sola çevirerek katır kutur sesler çıkardı. Ayakta durmakta zorlanıyor gibiydi. Kapıya tutunarak gözlerini bir şeyler yapması için James'e dikti. James hemen telaşla etrafa bakınarak Kathy'den kurtulması gerektiğini anladı. Çünkü Remus dönüşmeden görünmezlik pelerinini alıp Sirius'u ve Peter'ı bulması gerekiyordu.
İkisine de anlam veremeden bakıp duran Kathy'e dönerek "Iıı, Kathy, sanırım sen bir Lily'e baksan iyi olur," dedi.
"Lily'e mi? Ne oldu ki? Ne yaptın kıza James?" dedi Kathy kaşlarını kaldırarak.
"Iıı, bir şey yapmadım Kathy ama pek iyi değil gibiydi, bence bir bakmalısın! Hadi koş!" diyerek Kathy'i kapıdan dışarı doğru itti.
"Siz neler karıştırıyorsunuz bakayım! Neden benden kurtulmaya çalışıyorsun James?!"
"Hayır Kathy, Lily ağlıyor, çok kötü, berbat durumda. Seni çağırmamı istedi. Ve tabi Jennifer'ı." James korkuyla etrafına bakındı. Bir de Jennifer vardı tabii. O da buralarda olmalıydı. "Hadi onu da al ve gidin Kathy! Aaa, en yakın arkadaşınız zor durumda sen hala oyalanıyorsun!"
Kathy James'e bir süre inanmazlıkla baktı; ama sonunda ikna olmuş gibi banyoya doğru seslendi, "Jennifer!" Ama içeriden ses gelmedi. James ve Remus sabırsızlıkla birbirlerine baktılar. Onlar için her an çok kıymetliyken bir sürü vakit kaybediyorlardı. Kathy bir kez daha seslendi; ama hala cevap gelmiyordu. James sonunda dayanamayarak banyoya koşup kapıyı savurarak açtı. İçeride Jennifer ve Sirius küvetin kenarına oturmuş sarmaş dolaş öpüşüyorlardı. Bir anda baskına uğrayınca ikisi de sıçradılar.
"Heyy! Ne oluyor?" diye feryat etti Sirius sinirle ayağa dikilerek. Ama James ondan çok daha fazla sinirliydi. Kendisi de şu anda Lily'i öpüyor olabilirdi; ama o, Remus için Lily'i öylece ortada bırakarak koşup gelmişti. Sirius ise hala hiçbir şeyin farkında olmadan burada böylece oturmuş sevgilisini öpüyor, üstüne üstlük bir de durumu düzeltmeye çalışan James'e bağırıyordu! "Jennifer'ın Lily'nin yanına gitmesi gerekiyor Sirius!" dedi James sinirini belli etmeden. "Nedenmiş, ne oldu ki bu kadar acil olan" diye bağırmaya devam etti Sirius. James Sirius'un üstüne atlamamak için kendini sakinleştirmeye çalışarak derin bir nefes aldı. O sırada Kathy koşup geldi ve ne olduğunu sorup duran Jennifer'ı kolundan çekip götürdü. "Hadi Jen, belli ki bunlar bir işler karıştırıyor ve bizim ayakaltından çekilmemiz için uğraşıyorlar." Jennifer şaşkın şaşkın bakınıp Kathy tarafından yatakhanenin dışına sürüklenirken Kathy, hala kapıya dayanmış duran ve neredeyse kendinden geçmiş olan Remus'a gözlerini kısarak bakıp geçti.
Kızlar kapıdan çıkar çıkmaz James Sirius'u tutup banyodan dışarı çıkardı. Sirius bir şeyler söyleyip James'e karşı gelmeye çalışırken yatakhanenin camlarından onlara bakıp göz kırpan kocaman dolunayı gördü. "Hiii, bugün dolunay varmış! Aylak, Aylak nerde James?! Onu uyarmalıyız! Dolunay var, dolunay!"
"Hadi yaa, gerçekten mi? Sağ ol abi ya, sen fark etmesen ne halt edecektik," dedi James alay ederek. Çoktan sandığından görünmezlik pelerinini aramaya başlamıştı. Sirius bir anda biraz önce yaptığı hatayı anlayarak mahcup mahcup James'e bakarak "Kusura bakma abi ya, biraz önce sana bağırdığım için…" dedi. James de sonunda pelerini sandığından bulup çıkarırken "Tamam Pati, önemli değil. Şimdi Aylak'ı kurtarmamız gerekiyor." Gözlerini hala kapının orda durup acılar içinde kıvranan Remus'a çevirdi. Sirius da sonunda Remus'un orda olduğunu görüp yanına koştu. "Kılkuyruk hangi cehennemde?" dedi James diğer ikisinin yanına gelip pelerini üstlerine atarak.
"Uzun zamandır görmedim," diye cevap verdi Sirius yatakhane merdivenlerinden hızla aşağı inerlerken. "Lazım olduğu zamanlarda hiç ortalıkta olmaz zaten," dedi James inleyen Remus'u sıkı sıkı tutmaya çalışırken. Birden ortak salona açılan kapıyı karşılarında buldular. Görünmez olarak kapıyı açamazlardı, salonda bu saatte kesin birileri olurdu ve tabiî ki kendi kendine açılan bir kapı herkesin dikkatini çekerdi. O yüzden Sirius hemen pelerinin altından sıyrılıp sanki biraz önce kendisini görünmez yapan bir pelerinin altında kurtadama dönüşmek üzere olan arkadaşıyla değilmiş gibi rahat bir tavırla ortak salonun kapısını açtı. Önce James ve Remus'un geçmesini bekleyip sonra kendisi geçti. Salonu boydan boya geçerken orda oturmuş tembellik eden diğerlerinin yerinde olmayı diledi. Ama Remus onun en yakın arkadaşlarından biriydi ve ona yardım etmek birinci sınıftan beri hem kendisinin hem de James'in en önem verdiği şeylerdendi. Remus için bu dönüşümleri ne kadar kolaylaştırabilirlerse o kadar iyiydi; çünkü Remus bu başına geleni hak etmiyordu. Tam ortak salonun diğer ucundaki portre deliğine ulaşmak üzereydiler ki…. "Sirius!" Jennifer'ın sesi Sirius'un olduğu yerde kalakalmasına yetmişti. Arkasını dönüp bakınca Jennifer, Kathy ve Lily'nin ortak salonun diğer ucundan ona sinirli sinirli baktıklarını gördü. Anlaşılan neler döndüğünü öğrenmek istiyorlardı ve tabiî ki Sirius'un yalnız olduğunu sandıkları için iyice meraklanmışlardı. Ama diğer tarafından da pelerinin altındaki Remus'un iniltisini duydu Sirius. Oradan hemen gitmezlerse herkesin hayatı tehlikeye girecekti. Bu yüzden ona doğru ilerlemeye başlamış olan kızlara bakıp aklına gelen tek şeyi yaptı: "Sonra görüşürüz!" diyerek el sallayıp kendini hızla portre deliğinden dışarı atmak. Sirius'un hemen ardından delik kapanmadan James ve Remus'da neyse ki ortak salondan çıkabilmişlerdi. Sirius koridora bir göz atıp kimse olmadığından emin olunca kendini hemen tekrar pelerinin içine soktu. "Peter'ı bulmaya zaman yok Sirius, Remus dönüşmek üzere. Hemen şamarcı söğüde gidip, bir sopa filan kullanarak tünele girmeliyiz," dedi James hemen. Remus'u artık o taşıyor gibiydi; çünkü Remus bırakıldığı anda yere düşüp kıvranacak gibi görünüyordu. Sirius da James'e yardım etmeye çalışırken hızla yürümeye başladılar. O sırada arkalarında portre deliğinin savrulup açıldığını duydular ve tanıdık sesleri…
"Nereye kayboldu şimdi bu Sirius?" dedi Kathy şaşkınlıkla Lily ve Jennifer'a
"Nasıl bana böyle arkasını dönüp gidebilir!" diye ayaklarını yere vurdu Jennifer.
"Arkasını dönüp gitmeyi bir de bana sor…" dedi Lily acı acı. "Bir kerecik, sadece bir kerecik Potter'ın bana yaklaşmasına izin verdim ve o da beni salak gibi ortada bırakıp gitti!"
Koridorun biraz ilerisinden gülmeye benzer bir ses duyuldu. Kızlar hemen dönüp o tarafa baktılar. Ama koridor bomboştu. Tam yanlış duyduklarını düşünürken aynı yerden bu sefer bir inilti yükseldi. Üçü de korkuyla birbirlerine sokulup boş koridora gözlerini diktiler. "Sizde duydunuz değil mi?" dedi Kathy korku dolu bir sesle diğerlerine. Jennifer ve Lily başlarını salladı. Sonra Lily birden aklına bir şey gelmiş gibi öne çıkıp "Peeves! Sen misin?" diye bağırdı. Kathy ve Jennifer'da bu garipliği Peeves'in saçma şakalarıyla açıklamanın mantıklı olduğuna karar verip biraz rahatladılar. Ama Lily hala etrafına bakınıp duruyordu. "Tamam Lil boş ver. Peeves'in saçmalıklarıdır işte," dedi Jennifer. "Ama o olsa ortaya çıkıp 'haha, nasıl korkuttum sizi!' filan diye eğlenirdi" dedi Lily kuşkuyla etrafına bakmaya devam ederek. "Hem Black nasıl öyle birden bire kayboldu Jen? Bunlar o baş belaları! Bir şekilde görünmez olmuşlar! Potter da orda durmuş kıs kıs gülüyor! Ve… ve iniltide Lupin'den geldi! Lupin'in çok kötü göründüğünü söylemiştin, di mi Kathy?" Lily heyecanla bunları söylerken hala deli gibi etrafına bakınıyordu.
"Evet Lily, ama bence biraz saçmalıyorsun. Neden böyle bir şey yapsınlar ki? Bak kimse yok işte. Hadi gel ortak salona geri dönelim," diyerek Lily'i çeke çeke Şişman Hanım'ın portresine götürdü. Jennifer'da Kathy'e katıldığını belirtmek için başını sallarken "Semiz çubuğu" dedi Şişman Hanım'a. Portre açıldı ve kızlar deliğin arkasında kayboldular. Delik tam kapanırken Lily başını şöyle bir uzatıp tekrar boş gibi gözüken koridora bir göz attı. Ama hala hiçbir şey yoktu. "Lilyy!" diye sabrı tükenmişçesine bağıran Jennifer'ın sesi duyulduktan sonra portre tamamen kapandı.
"Hem çok güzel, hem de çok zeki," dedi James pelerinin altından sırıtarak. Sirius gözlerini devirerek başını iki yana salladı. "O kadar zeki ki az kalsın yakalanıyorduk Çatalak!" diye fısıldadı telaşla. "Bilmem farkında mısın ama yanımızda kurtadama dönüşmekte olan bir arkadaşımız var. Hadi çabuk, yürü James!"
