Yirmi Dördüncü Bölüm:Geri Dönüşler ve Anılar
On yıldan beridir bunu yapmamışken Uçuç Tozuyla seyahat etmek Sirius için ilginç bir deneyimdi ve Diagon Yolu'na zarafetten çok uzak bir şekilde yuvarlanmıştı. Güçlükle ayağa kalktı, nefes alırken kızgınca bakıyor ve küfrediyordu, ona yardım etmek için uzanan elle birlikte siniri iyice arttı. Ancak diğer büyücü onu acıyan bacağıyla ayağa kaldırırken kendini geri çekmeye uğraşmadı. Bunca şeyden sonra, arkadaşlarınızın önünde aptal gibi görünmekten çekinirseniz, kime güvenebilirsiniz ki?
"Teşekkürler," diye homurdandı, kendini çekti ve sağ ayağına bilinçli olarak sol ayağına verdiği kadar ağırlık verdi. Arkadaşlarının sürekli endişe etmesi onu duygulandırdığı kadar delirtmeye de başlamıştı —
"İyi misin?" diye sordu James kaygılı bir şekilde.
"İyiyim." Anlayışlı ela gözler onu inceledi ve Sirius yumuşadı. "Kısa bir süreliğine, olabileceğim kadar iyiyim, her neyse. Bunu kafana takma, James."
Arkadaşının gözünde acılı bir şey parıldamıştı. "Ben sadece..."
"Kendini suçlu hissediyorsun, biliyorum." Sirius onunla göz göze gelmek için döndü ve elini James'in omzuna attı. "Ve söyleyeceğim hiçbir şey bunu değiştirmeyecek, değil mi?"
"Hayır." James yutkundu. "Sana her bakışımda, başından neler geçtiğini düşüneceğim ve —"
"Kapa çeneni, James. Bunu söyleme. Bunu düşünme bile. Senin suçun değil."
"Ancak Voldemort yaptıktan sonra —"
Bu isim anıları geri getirdi, çok fazla anıyı ve Sirius gözlerini kapadı, görüntüleri dışarıda tutmak için uğraştı. Bir anlığına oradaydı, Azkaban veya Casa Serpente'deydi ve zihnini dolduran o baş döndüren acıyı saklayamıyordu veya ruhunu kendisinde tutabilmek için verdiği ezici, her gün yaşadığı sürekli savaşı anımsamasını durduramıyordu... ama anılarıyla mücadele etti. Hepsi bitti, dedi Sirius kendine. Bitti ve evdeyim. Evdeyim. Ancak James onun gözlerini kapattığını gördüğünde konuşmayı kesmiş olmalıydı; çünkü sonraki sözleri çok sessiz bir şekilde çıktı.
"Özür dilerim. Hatırlatmak istememiştim."
Sirius gözlerini açmak için zorladı. "Biliyorum," diye yanıtladı. Hissi içine attı. "Hadi başka şeylerden konuşalım, olur mu?"
"Tabi ki."
Sokağın aşağısına doğru yürürlerken konudan konuya atladılar, Quidditch'den (Puddlemere Birliği bir kez daha liderdi) eski okul arkadaşlarına kadar. Karanlık konulardan bilinçli olarak kaçındılar, yatakta geçirdiği hafta, Remus'un Sirius'u eski arkadaşlarından kaç tanesinin gittiği konusunda bilgilendirmesini sağlamıştı — Voldemort tarafından, ölüm yüzünden veya ikisi de. İlerleyişleri Sirius'un istediğinden biraz yavaştı; ancak James ayağının ona ne kadar acı verdiğini anlayabilmiş gibi görünüyordu ve yürüyüşünü ona göre ayarlamıştı. Sirius tartışmadı; James bunca şeyden sonra (bu düşünce ne kadar gurur kırıcı olsa da) ona göz kulak olmak için oradaydı ve bu ilgi onu çok duygulandırmıştı. Arkadaşlarıyla en son birlikte olmasının üstünden uzun bir zaman geçmişti ve bu his hala tuhaf kaçacak kadar yeniydi.
Ancak daha az değer verdiği bir his ise kaç tane gözün onların ilerleyişlerini izlediklerini bilmesiydi. Sirius çoğunun (en azından zekayla), onu sadece Gelecek Postası'nın ön sayfasından hatırlayan meraklı seyirciler olduklarını fark etmişti. Ama diğerleri ona doğru daha az kibar bir gülümsemeyle bakıyorlardı ve içgüdüleri bir kez daha güçsüzleşti.
"Rahatlatıcı, değil mi?" dedi James kuru bir şekilde, boynunun arkasında açık bir şekilde aynı ürpertiyi hissediyordu.
"Keşke bir asam olsaydı," diye homurdandı Sirius sessizce.
"Bunu bana anlat."
Birlikte Grinngots'u zıplayan adımlarla tırmandılar, kırmızı ve altın renkli giyinik cinleri geçip bronz ön kapıların içinden geçerek yürüdüler. İkinci gümüş kapı setini geçtikten sonra Sirius kendini kemerli tavanlara ve uzun vezneye bakarken buldu — uygarlıkla karşılaşmayalı uzun zaman olmuştu. Hogwarts tabi ki farklıydı, her ne kadar oraya da birazcık bakakalmış olsa da. Ancak şimdi... Kafasını salladı ve gözlerini Muggle doğumlu, daha önce hiç cin görmemiş zavallı bir büyücüymüş gibi bakmayı bırakması için zorladı. James'e bakmak için kafasını çevirdi.
"Sana daha önce söylemiş olmalıydım," dedi sessizce. "Ama benimle geldiğin için teşekkürler."
"Sana zaman ayırabilirim," diye yanıtladı James sakince. "Ayrıca, arkadaşlar başka ne içindir ki?"
Sonunda boş bir vezneye ulaşabildiler ve Sirius küçük altın anahtarı cebinden çıkardı, çok şükür ki çok uzun seneler önce gizlenmeye gitmeden önce onu Dumbledore'a emanet etmişti. "Sirius Black," dedi sessizce. "Yedi yüz on bir numaralı kasa."
Cin, sözlerini duyduktan sonra, ona doğru dönmeyen etraftaki tek canlı olmalıydı. Duyma mesafesinde olan tüm cadı ve büyücüler ona bakmak için dönmüşlerdi ve Sirius geniş mermer salonda heyecanlı mırıldanmaların hızla yayıldığını duydu. Sağ tarafında, James'in onun omzunu silkmesine neden olan sessiz iç çekişini duydu.
"Ünlüsün, dostum."
Gözlerini devirdi. "Ne hoş."
"Her şey yolunda görünüyor," diye belirtti cin, sanki garip bir şey olmamış ve salonun yarısı onlara bakmıyormuş gibi. Yakındaki bir cine işaret etti. "Eliphed sizi kasaya götürecek."
"Teşekkür ederim."
Sirius ve James Eliphed'i sessizce takip ettiler, az bir zaman sonra Londra'nın derinlerine doğru yol alan bir Grinngots arabasının içindeydiler. İlk başta, Sirius'un narin midesi bu hızlı yolculuğa haince itiraz etti; fakat birkaç dakika sonra delice bükülme ve dönüşlere rağmen sakinleşmiş gibi görünüyordu. Bu yoldan aşağı ne kadar inerse insin, Sirius gittikleri yol değişimlerini asla anımsamayı başaramamıştı ve bu defa da farklı değildi — en azından bu bakımdan. Ancak karanlık, unutmayı tercih ettiği anıları geri getirmişti ve bu tip yolculuklardan çok zevk aldığı çocukluk zamanlarının aksine, Sirius kendisini bu seferkinin bir an önce bitmesini isterken buldu.
"Ee," James arabanın gürültüsünün üstünden sordu, "sonra nereye gideceğiz?"
"Ollivander'a,"diye cevapladı Sirius aniden. "Biraz daha asasız idare etmek zorunda kalırsam kendimi lanetleyeceğim."
James kıkırdadı. "Bu laneti asa olmadan yapmak biraz zor ki sen de fark etmişsindir."
"Kapa çeneni." Ama gülmek zorunda kaldı. "Gücenmeni istemem ama bebekmişim gibi bakılmaktan zevk almıyorum. Ve özellikle senin tarafından."
"Çok kırıldım, Sirius. Ve burada, mükemmel bir bakıcı olduğumu düşünüyordum."
"Olurdun," diye homurdandı Sirius.
Arabanın diğer bir bükülme yüzünden gıcırdaması James'in cevabını bastırdı ve sonrasındaki sessizlikte, Sirius sağ ayağına dikkatlice dokundu. Pomfrey onun iyiye gittiği konusunda güvence vermişti; ama onun iyileşme tanımı Sirius'un istediğinden hala çok yavaştı. Kendini savunmasız hissetmekten nefret ediyordu. Hiç bir şekilde, Sirius'un elinden bir şey gelmezken, sadece hayatta kalmayı başarabilir ve olabileceği yer için savaşırken uzun yıllar geçmişti. Ama en sonunda yardıma muhtaç olmuştu.
"Yedi yüz on bir numaralı kasa," diye haber verdi Eliphed, araba oldukça eski ve yüksek güvenlikli, tanıdık bir kasanın önünde durmak için yana doğru savrulurken.
"Burası." Önce James tırmandı ve ona elini uzattı, Sirius da tuttu, her ne kadar biraz isteksiz olsa da. Zayıf hissetmekten nefret ediyordu.
"Teşekkürler."
James'in gülüşü onu tamamen anladığını anlatıyordu, Eliphed kapının kilidini açarken ikisi de samimi bir sessizlikle seyrettiler. Koridoru yeşil bir duman parıltısı doldurdu; ama bu ikisini de vazgeçirmedi ve Sirius hızla, buraya almak için geldiği paraları topladı. Burada duraklamak oldukça rahatlatıcıydı, ailesinin eski Gringotts kasasına dönmüştü; bu, çocukluk dönemiyle kalan son bağlarından biriydi. Bir anlığına gözlerini kapadı ve ebeveynlerinin görüntüsünü zihnine getirdi — ancak bu da karanlığı hatırlattı. İlk çocukluk dönemlerini daha mutlu zamanlar olarak anımsıyordu, koştuğunu ve zaman onları ayırmadan önce kardeşiyle oynadığını hatırlıyordu... Sirius kaşlarını çattı. On altı yaşında evinden kaçmış ve bir daha da geriye dönmemişti. Bazı yönlerden suçu Voldemort'a atabilirdi, onun yükselişi ailesinin önyargılarına öncekinden çok daha güçlü bir şekilde bağlanmasına cesaret vermişti ve Sirius dünyanın bu kadar dar fikirli olması gerekmediğini öğrendiğinde onu evden uzaklaştırmıştı. Hogwarts, onlar gibi canavarlarla savaşması konusunda onu eğitmiş ve cesaretlendirmişti. Evini ileriye yönelik terk ettiğinden beri Sirius, Seherbaz olacağını biliyordu.
Sirius gözlerini açtı ve dudakları sessiz bir hırıltıyla kıvrıldı. Oradan ayrılmak için dönerken, ailesinin ona bıraktığı, on beş yıldır ziyaret etmediği aile evinin dışındaki tek fiziksel mirasa omzunun üstünden son bir kez daha baktı. Her şeye rağmen, ikisinden de oldukça büyük miktarda bir güç ve ona uyan bir mizaç miras edinmişti. Şimdi, Karanlık Lordu iki kat fazla suçlayabilirdi. Öncelikle, onu yarattığı için — ve şimdi, onu şekillendirdiği için.
İçtenlikle umuyorum ki, o şey sana musallat olmak için geri dönsün.
James'le birlikte bankayı terk ettiler ve Sirius'un ikinci asasını satın almaya doğru yöneldiler. İkisi de geriye doğru bakma ihtiyacı hissetmedi.
Ne yazık ki, bela onları Gambol ve Japes'in önünde buldu. Elbette ki, bahsi geçen cadı tam olarak Sirius'un veya James'in karşılaştığı en büyük tehlike değildi (meslekleri düşünüldüğünde, bunca şeyden sonra bunu söylemek çok fazla olurdu) ; ancak kadın kesinlikle koca bir baş belasıydı. Sarı saçları sıkıca kıvrılmıştı ve yeşil gözleri mücevherli gözlüğünün arkasından bakıyordu, onlara Sirius'un dişlerini bilemesine neden olan sokulgan bir gülümsemeyle yanaştı.
Geçmişe baktığında, Ölüm Yiyenleri daha çok tercih ederdi.
"Sirius Black!" Öne doğru koşturdu, tutmasını beklermişçesine manikürlü ellerini uzattı.
Sirius tutmadı.
Darbeyi kaçırmadı. "Rita Skeeter, Gelecek Postası," dedi canlı bir şekilde. "Size bir kaç soru sormamın bir sakıncası yoktur, değil mi?"
"Aslında —"
"Hikayeniz dünyanın dört bir tarafında binlerce cadı ve büyücüyü cezp etti," diye devam etti, sanki Sirius itiraz etmemiş gibi onunla konuşarak. "Azkaban'dan mucizevi kaçışınız birçoklarının sizi umut işareti olarak göstermesine neden oldu. Size ileriki günler için bir örnek olarak bakanlara neler söylemek istersiniz?"
"Bakın, kaba olmaktan nefret ederim ama bunun için gerçekten zamanım yok," diye yanıtladı Sirius. Skeeter'ın yanında, havada bir kağıt ve tüy kalem süzülüyordu; tüy kalem sayfa üzerinde kızgınlıkla hareket ediyordu, her ne kadar neredeyse hiçbir şey söylememiş olsa da. Sirius uzaklaşmaya başladı. "Belki başka zaman."
"Azkaban'da olmak nasıl bir şeydi, Mr. Black?"
Donakaldı.
Acı.
"Sonsuza kadar direnemezsin, biliyorsun."
Kan, görüşünü bulanıklaştırmıştı. Büyü başarısız olduğunda, Lestrange'ler her zaman birlikte oynayacak daha yaratıcı şeyler buluyorlardı.
"Neden zahmet ediyorsun ki? Neden kendi acı çekişini uzatıyorsun?"
Acı.
"Hayır..."
"Crucio!"
Skeeter önüne doğru yürüdü, azimli bir ifadesi vardı. "Eminim ki, hapishanenin içindeki yakınlarının neyle yüzleştiğini umutsuzca öğrenmek isteyen birçok aile vardır —"
Sirius gözlerini kırpıştırdı. "Hayır."
"Fakat onlardan bu bilgiyi esirgeyebilir misiniz? Bilmeyi hak etmiyorlar mı?" Skeeter üsteledi.
"Bazı şeyler vardır," en sonunda göğsündeki gergin hissi kontrol altına almayı başardı, "insanların bilmesi gerekmez."
"Ama —"
"Hayır." Şimdi kadını katı bir sesle susturan James'ti, Sirius'la Skeeter'ın arasına adım attı. "Sana cevabını verdi."
James'e sinirli bir şekilde baktı. "Toplumun bilmeye hakkı var."
"Tıpkı onun cevap vermeme hakkının olduğu gibi,"diye cevapladı James. Aniden uzandı ve Tez Tekrar Tüyü'nün altından kağıdı çekti. "Ve bunu alacağım."
"O benim kişisel eşyam!"
James asasını çıkardı. "Bunu geri vermeyi tasarlıyorum. Pariocum."
Zihninin karışıklığına rağmen, James artık boş bir parşömen parçası halini almış kağıdı masumca Rita Skeeter'a geri verirken Sirius neredeyse gülümsedi. Onu sinirli bir şekilde aldı; ancak James onun gözlerinde garip bir ışık gördü, hiç şüphesiz bilgiyi daha sonra tekrar meydana çıkarabileceğini düşünüyor olmalıydı. Ancak besbelli çapulcuların muziplik yeteneklerini hafife almıştı — ve parşömenin ona sadece pis şakalar yapacağı hakkında da açıkça hiçbir fikri yoktu.
"İyi günler, Ms. Skeeter."
James ve Sirius birlikte oradan ayrıldılar, bakakalan kalabalığı görmezden gelip Ollivander'a doğru yola koyuldular. Az bir zaman sonra, toplanmış cadı ve büyücüler kendi işlerine geri dönmeye başladılar; ancak Sirius onlara doğru atılan ekstra bakışları kaçırmadı. Ayağı delice acıdı.
"Teşekkürler," dedi sessizce. "Sana bir şey borçluyum."
"Hayır değilsin." James ona sert bir bakış attı ama bir an sonra yumuşadı. "Anılar seni farkında olmadan yakalıyor mu?"
"Evet." Ama bunu düşünmek istemiyorum, o yüzden bunun hakkında konuşmayalım.
James bu sessiz yalvarışı yakalamış olmalıydı. "Bu defa ne çeşit bir asa alacağını düşünüyorsun?"
"Emin değilim." Omuz silkti. "Bir taraftan, ben değiştim; ancak diğer taraftan... Sanırım sadece keşfetmek zorundayım."
"Umarım Harry'nin geçen ağustostaki gidişine benzemez," diye yorum yaptı James.
"O da neden?"
"Ona uyan bir tane bulmak Ollivander'ın saatlerini aldı. En sonunda, en azından yarım asırlık ve uzun zamandır toz tutmuş bir asayı buldu. Harry onu evde paketten çıkardığında Lily aksırmasını durduramadı."
Sirius hafifçe gülümsedi. "O neydi?"
"Maun ağacı ve tek boynuzlu at kılı, on bir inç." James gülümsedi ve Sirius onun gözlerinden arkadaşının Harry'le ne kadar gurur duyduğunu okudu. Ve yine, her zaman James'in mükemmel bir baba olacağını biliyordu.
"İlginç." Sirius, Ollivander'lar: İyi Asaların Yapımcıları, M.Ö. 382'den beri yazısını okuduğu büyük tabelanın hemen altında durdu.
"Ne?"
"Bu yer azıcık bile değişmemiş." Aynı perde aynı tozlu pencereye takılmıştı, muhtemelen üzerindeki asa da aynı asaydı. Kapıyı açmak için çektiğinde, Sirius aynı toz dolu havayı içine çekti ve merak etti —ilk defa değildi— birçok asanın yapımında kullanılan bu kadar değerli tahtalar, bu kadar berbat bir ortamda nasıl sağlam kalabiliyordu? Aksırdı.
"Değişebileceğini sanmıyorum," diye cevapladı James. Aynı hafif çıngırak mağazanın arka tarafında tıngırdadı ve saniyeler içinde Ollivander göründü. On bir yaşındayken, Sirius onun direk önündeki noktaya cisimlendiğine inanmıştı; ama artık daha iyi biliyordu. Dükkanın sahibi sadece sonu gelmeyen sıra sıra kutuların arkasına gizleniyordu, yeni müşterilerin gelişini beklerken artık ne yapıyorduysa...
Bu defa şaşırma sırası Ollivander'daydı. Sirius hafif bir memnunlukla seyrederken yaşlı büyücünün gri gözleri açıldı, sonra bir kere, soğukkanlılığını geri kazanmak için sertçe gözlerini kırpıştırdı.
"Sirius Black," dedi aniden. "Abanoz ağacı ve anka tüyü, 13 inç ve oldukça esnek."
Sirius çocukken endişelendirici olduğunu düşündüğü bakışa karşılık verdi ve şimdi bu karşılaşmada neredeyse gözlerini bile kırpamıyordu. "Evet."
"Ve James Potter, bu ne sürpriz." Gri gözler kısa bir süre arkadaşı üzerine odaklandı. "Maun ağacı ve ejderha yüreklifi ve bükülebilir, değil mi?"
"Öyle." James doğruladı. Bazı büyücüler büyüdüklerinde asalarını değiştiriyorlardı; ancak Sirius onun hala ilk asasını kullandığını duyunca şaşırmadı. Her zaman James'e çok uymuştu.
"Bu şerefi neye borçluyum, beyler?" diye sordu Ollivander, bakışlarını ikisinin arasında gezdiriyordu.
"Bir asaya ihtiyacım var," diye yanıtladı Sirius sessizce.
Ollivander ona sertçe baktı. "Eskisine ne oldu?"diye sordu kuşkuyla. "Çok güçlü bir asaydı — Karanlık Sanatlar için mükemmeldi... ya da onlara karşı savunma için."
"Voldemort," diye cevapladı Sirius kısaca, Ollivander'ın zıplamasına neden olarak. İçine bir şeyler dolmaya çalıştı; ancak onu iteledi. O canavarın ismini söylemekten korkarsa lanetlenirdi.
"Ah, anlıyorum." Yaşlı büyücü hızla geriye döndü, en yakın kutu yığınına yürüdü. "Evet, o zaman... belki de..." Bir kutu çiftini indirdi. "Abanoz ağacı ve anka teleği alışılmamış bir birleşimdir... belki budur."
Sirius önerilen asayı sessizce aldı; ama içinden bir ses bunun olmadığını söylüyordu. İlk asasını alması Harry'ninki kadar uzun sürmemişti; ancak on bir yaşındayken rahat bir yarım saatini telaşlı ebeveynleriyle asa denerken geçirmişti, bu defa da o kadar uzun sürerse şaşırmayacaktı. Tabi daha uzun sürmezse.
"Abanoz ağacı ve tek boynuzlu at kılı, sekiz buçuk inç, esnek. Devam et, salla onu."
Bileğinin hafif bir hareketi bir kitabı tek kişilik uzun koltuğa uçurdu ve Ollivander asayı elinden kaptı.
"Belki de değil. Şunu dene — on bir buçuk inç, söğüt ve ejderha yürek lifi. Tılsım için mükemmel."
Hiçbir şey olmadı. Ollivander sonra bir tane daha önerdi. Ve sonra bir tane daha, ta ki yüzünde meraklı bir bakışla ikisine bakmak için dönene kadar. "Merak ediyorum..."
"Neyi merak ediyorsun?" diye sordu Sirius dikkatli bir şekilde.
"Bunu dene. Çobanpüskülü ve anka teleği, on bir inç, güzel ve esnek." Ollivander hala onu vermek için kararsız görünüyordu. Sonunda verdi ve Sirius onu deneme amaçlı salladı.
Asanın ucunda çok hafif bir parıltı belirdi; ama o kadar çabuk kayboldu ki Sirius onu hayal ettiğini düşündü. Koluna kadar bir karıncalanma oluştu ve bir asadan bugüne kadar hiç hissetmediği bir şeyi hissetti — bekleme hissi. Orada güç vardı ve olasılık; ama bu asa o güne kadar hiç olmamış bir şeyi kastediyor gibiydi, belki de asla olmayacak bir şey. Asa hala bekliyordu.
"Neredeyse," dedi sessizce, düşüncelerini gelecekten uzaklaştırarak. "Ama bana göre değil."
Ollivander asayı geri aldı. "İlginç," diyerek düşüncelere daldı, kutu sırasına döndü. "Başka biri olsaydı düşünürdüm ki... Neyse boş verin. İşte burada. En yeni asam: Abanoz ve anka teleği, on iki inç, çok sert. Güçlü bir asa bu."
Siyah ve altın rengi kıvılcımlar çıktığında ve odayı ürkütücü gölgelerle ve aydınlıkla doldurduğunda Sirius asayı henüz ellemişti. Sirius kolundan yukarıya, bedenine doğru bir gücün çıktığını hissederken Ollivander'ın yüzünde bir sırıtış belirdi. Aniden kendini daha hafif ve senelerdir olduğundan çok daha kendisi gibi hissetti.
"Bunu alacağım," dedi Sirius hafifçe, gözleri hala asanın üzerindeydi. Güzeldi: parıldıyordu, siyahtı ve en ufak bir lekesi bile yoktu, bir şeyler ona, buna Ollivander'dan sonra parmak dokunduran ilk kişinin kendisi olduğunu söylüyordu. Ve artık onundu. Tamamıyla onun.
Gülümsemesi bilinçsiz bir şekilde arttı ve James'in gözlerine bakmak için kafasını kaldırdığında onunkilerin de parladığını biliyordu. Yeniden canlıymış gibi hissetti, belki de en iyi arkadaşlarıylayken olduğundan bile daha fazla. Asayı elinde hafifçe döndürerek dengesini ve ağırlığını test etti. İkisi de mükemmeldi, tabi ki; ama daha azını beklemiyordu. Birkaç gün içinde, o asayı kendini tanıdığından bile fazla tanır hale gelecekti.
"Mükemmel,"diye bağırdı Ollivander. "Sarmamı ister misin —"
O sırada dünya aniden patladı.
"Çalışacağından emin misin," diye sordu Lily endişeyle.
Molly kıkırdadı. Doğruyu söylemek gerekirse, bazı zamanlar, bu kadar kendinden emin, yetenekli ve güçlü bir cadı olmasına rağmen Lily Potter garip bir şekilde kendisini değersiz hissedebiliyordu. Genç arkadaşının omzuna elini attı. "Elbette çalışacak tatlım."
"Belki," diye iç çekti Lily. "Sadece odaklanma büyüsünü doğru anladığımızı umuyorum."
"Eh, bunu anlamanın tek bir yolu var, değil mi?"
"Sanırım öyle." Lily sonunda, yüzünde bir gülümsemeyle ona bakmak için döndü. "Teşekkürler Molly. Senin yardımın olmasaydı Gardiyan Projesi hala sığ yerlerde dönüp duruyor olurdu.
"Hepimiz yapabildiğimiz kadarını yapıyoruz Lily," diye karşılık verdi Molly sessizce. Bunca şeyden sonra, Molly Zümrüdüanka Yoldaşlığına katılmadan çok önce bile, Lily ve Tek Boynuzlu At Grubu, bu proje üzerinde aylardır çalışmamış gibiydi. Gardiyan projesinde, büyü kısmının neredeyse yarısını yaptığını bilmesine rağmen, Lily tarafından bu kadar övgü almak hala ona garip geliyordu, o Molly'den bu kadar yaş küçük olmasına rağmen, on sene öncesinden beridir Tek Boynuzlu At Grubunun başındaydı. Lily ne de olsa Dumbledore'un seçtiği çok az kişiden biriydi ve Molly yoldaşlığın iç yönetimini anlayacak kadar çok şey bilmese de, yanındaki zeki cadıya saygı duyacak kadarını biliyordu.
"Güzel," arkadaşı derin bir nefes aldı. "O zaman deneyelim bunu."
Birlikte son büyülü sözü söylediler. Bu, aslında tek bir anahtar kelimeydi, Gardiyan Projesinin dış görünüşünün altında çalışan katmanlarca büyüyü aktive etmeye yarıyordu. Satırlar, yavaşça önlerindeki masa genişliğinde olan gergin parşömen parçasının üstüne dağılmaya başladı ve çoğaldıklarında şekil almaya başladılar. Birçok kısımda açık renkli ve kabarık duruyorlardı; ancak kağıtla dolu bir oda Londra'nın tamamını (ve Diagon yolunu) tam olarak gösteremezdi, bu yüzden Tek Boynuzlu At Grubu önemli kısımlara detay yerleştirmişti ve ilgilenilen kısımlara görüntüyü yaklaştırma özelliği koymuştu. Gereken tek şey sorunlu bölgeye asanın ucuyla dokunulmasıydı ve sonra o alan bir insanın isteyeceği bütün ayrıntılarla donanmış olarak ortaya çıkıyordu. Ancak bu esnada harita hareketsiz şekilde bekliyor oluyordu ve sadece kara büyüye aktif olarak hassas oluyordu.
Satırlar parşömeni doldurmayı bitirdiğinde iki cadı birbirlerine muzaffer bakışlarla gülümsediler; Gardiyan, işe koyulurken hafifçe titreşti. Çalışacağını bilmelerine rağmen, bilmiyorlardı ve bir kanıttan başka, başarı hissini besleyebilen bir şey yoktu. Yoldaşlık —ve bunun sonucunda Bakanlık— o anda paha biçilemez bir alet kazanmışlardı. Çalışmıştı.
Ancak Gardiyan'ın sonuçları anında bildirmesini beklemiyorlardı.
"Aman tanrım,"diye fısıldadı Lily.
"Neresi?" Lily'nin asası yere dokunduğu anda Molly hızlıca masanın köşesinden geldi.
"Diagon Yolu."
Pencere parçalara ayrıldı ve Sirius yere yattı, uzaktan James'in de sağındaki Ollivander'ı kendisiyle birlikte çekerken aynı şeyi yaptığını fark etmişti. Kırmızı ışık parladı ve camın arkasına en yakın olan kutu sırasının arkasına doğru yuvarlandı, giderken altında kırık camların çatırdadığını duyuyordu. Gözünün bir kenarıyla James'in ayakkabılarının tezgahın arkasında kaybolmasını izledi ve onunla birlikte gelen korkunç sesler —ayy!— Ollivander'ın da hayatta olduğunu gösteriyordu. Hala, dikkatli olmaya çalışarak "James?" diye seslendi.
"Ben iyiyim. Ya sen?"
"Evet."
Sirius bir itişme sesi duydu, Seherbazın Ollivander'ı hedeften çekebildiği kadar uzağa sürükleyip kendisine bir yer aradığını tahmin ediyordu. Bu sırada, Sirius tedbirli bir şekilde kafasını gevşetip kutuların üzerinden bakmak ve pencereden neler kaldığını anlamak için yukarı kaldırdı. Fark ettiği ilk şey sokağın gözle görülür bir şekilde boş olmasıydı.
İkincisi ise iki tane belirsiz şekildi, biri sokağın karşısındaki hurda dükkanının gölgeli kapı aralığından gizlice dışarıya bakıyordu, diğeri ise ters dönmüş uygun bir çöp kutusunun arkasına gizlenmişti. İkisi de açık bir şekilde James veya kendisinin dışarı çıkıp neler olduğunu keşfedecek kadar akılsız olduklarını umuyorlardı, bu tam olarak böyle olmasa da. Sirius kafasını yavaşça yukarıya doğru hareket ettirdi, ikisinden birini tanımayı umuyordu ama hurda dükkanının camının arkasındakinin ani bir hareketi, onu tam zamanında uyardı—
Işık parıldadı ve bir çok asa kutusu kafasının üstünde patladı. Tahta parçaları, kartonlar ve cam kırıkları, Sirius umutsuz bir şekilde yüzünü kollarıyla örtmeye çalışırken üzerine yağdı, aynı zamanda bir lanet yapıyordu. O anda elinde soğuk ve sert bir şey vardı, silindir şeklinde ve katı. Abanoz ve anka teleği, on iki inç.
"Sirius," diye seslendi James endişeli bir şekilde.
İçgüdüsel olarak karşılık verdi. "Sağlam durumdayım."
"Hala ona sahip misin?"
İkisi de James'in onun yeni asasından bahsetmediğini biliyorlardı. Hala ona sahip misin, Sirius? diye sordu kendine. Seherbaz olmasından bu yana on yıl geçmişti. Karanlık ve acıyla geçirilmiş bir ömür onu geçmişteki yeteneklerinden ayırmıştı. Bir önceki gün kahvaltı masasında yaşanan olaydan beridir deli gibi sihir kitaplarını çalışıyordu; fakat bu tam olarak aynı şey değildi. Bir nefes. İki. Konsantrasyon ve odaklanma. Adrenalin kalp atışlarını hızlandırıyordu, şimdi nefes alması yavaşlamıştı. Sakinleşti. Dünya o anda sadece orayla sınırlıydı, diğer bütün kaygılar kaybolmuştu. Başka hiçbir şey önemli değildi.
Cam kırıklarının ve enkazın arasında sırtüstü uzanan Sirius "Ben iyiyim," diye sakince karşılık verdi.
"Kapı mı pencere mi?" diye sordu James aniden.
"Pencere." Bir yıllık iş ortağıydılar ve ondan bile uzun süredir arkadaştılar. Sirius'a savaşa kiminle girmek istediğini sorsalar cevabı her zaman James olurdu. "Onlardan iki kişi var. Teki hurda dükkanında, diğeri sokakta."
"Tamam. Sana geliyorum. Dikkat dağıtacak bir şey yapacaksın, değil mi?"
"Hazırım." Sirius asasını bu defa daha dikkatli bir şekilde kaldırdı. "Üç deyince." Çok yavaşça, asasını çöp kutusunu hedef alacak şekilde pencerenin alt çıkıntısına doğru ilerletti. "Üç! Reducto!"
Gözünün ucuyla, James'in masanın üstünden atladığını gördü, fakat çöp kutusunun şaşırtıcı bir şekilde patlaması dikkatinin ona doğru kaymasına neden oldu. Onu daha önce siper olarak kullanan Ölüm Yiyen, Sirius'un soluna doğru uçtu ve gözden kaybolurken hafifçe topallıyordu. Umarım acımıştır, diye düşündü Sirius sinirli bir şekilde. Ancak rakiplerinin hiçbiri ikinci bir defa bu kadar dikkatsiz davranmadı, bu yüzden hızla kafasını aşağı doğru çekti ve kendisini görünen bir hedef olmaktan çıkardı.
Patırtı. Diğer kötü adam tepki veremeden James yanına geldi.
"Güzel," dedi ve bir nefes aldı, "Çöp kutusu mu?"
"Öncesinde."
James hafifçe kıkırdadı, neredeyse arka arkaya olana kadar pozisyonunu değiştirdi. Sirius'un, ne yapacağını anlaması için eski arkadaşına bakmasına gerek yoktu; daha önce böyle bir durumla karşılaşmamış olmalarına rağmen ikisi, bir diğerinin nerede olacağını bileceği kadar çok sorunu paylaşmışlardı. Karar çoktan verilmişti ve sadece iki çıkış vardı, her neyse - "Mr. Ollivander?"
"Evet?" Yaşlı adamın kafası yukarı çıkmaya başlamıştı.
"Yerde kalın."
"Protego!" Arkasında, James'in kalkan büyüsü gelen laneti engellemişti. Ollivander bir kez daha kayboldu ve Sirius sessizce küfretti.
"Bu yerin bir arka kapısı yoktur, değil mi?"
"Çoktan sordum." Ollivander cevaplayamadan önce James karşılık verdi. Ses tonu Sirius'un gerek duyduğu şekilde cevap vermişti.
"Ne güzel."
"Hakikaten."
"Peki, yapmalı mıyız?" Sirius sinsice parçalanmış pencereden dışarıya doğru baktı. "İlki hala hurda dükkanında. İkincisi benim sol tarafımda kalıyor, dükkanların kenarından ilerliyor."
"Hazır mısın?" İkisi de cisimlenmeyi düşünmemişti. Bunu yapmak, Ollivander'ın ve Diagon Yolu'nda oturan diğerlerinin en azından iki Ölüm Yiyenle yalnız başlarına uğraşmaları demekti, bu hiçbirinin yapabileceği bir şey değildi. Uzun zaman önce, ikisi böyle insanları koruyacaklarına yemin etmişlerdi ve ne Sirius Black, ne de James Potter başarısızlığa tahammül edemezdi.
"Hazırım."
Sirius bir kalp atışı bekledi, sonra ikincisini. Bir yanlış hareket sonrasında ikisi de ölebilirlerdi —veya daha da kötüsü olabilirdi— fakat James ve o, eski rollerine geçmişlerdi, birbirlerine tamamen güveniyorlardı. Daha önce bunu yaşamışlardı ve sanki birisi beynine pas çözme büyüsü yapmış gibi kondisyonu yerine geliyordu. Alastor Moody'nin eski sözlerini anımsadı. Harekete geç, karşılık verme. Düşmanını aklından çıkarmaya ve öleceğini düşünmemeye çalış. Harekete geç. Yanında, James'in gerginliğini hissetti. Bir kalp atışı daha.
"Şimdi!" diye feryat etti James.
Sirius kendisini yukarıya doğru attı ve James soluna doğru kayıp kapıdan çıktığında pencereden yuvarlandı. Takla attı, momentumunun onu, ilk rakibinin hedef aldığı yerin ilerisine doğru taşımasına izin verdi ve eski düello oturuşuna geçti, onu sırf içgüdüyle bulmuştu. Aniden sağ eli ileriye atıldı ve kondisyonunun aklını başından almasına izin verdi. "Petrificus Totalus!" Solunda, James bir çakma büyüsü yaptı; ama ikisi de tahmin edilebilir bir şekilde ıskaladılar.
İkisi de gerçekte vurabilmeyi beklememişlerdi. Sadece kaçmaya ihtiyaçları vardı; ancak şimdi eğlence başlayabilirdi ve lanetler Diagon Yolu'nun havasında çapraz halde uçuşmaya başlamıştı.
"Imperio."
Sirius'un aceleyle gönderilmiş kalkanı büküldü ve Affedilmeyen Lanetlerden birinin altında ezildi; ancak zayıflayan büyü içinden geçtiği anda yeniden yuvarlandı ve gözden kayboldu. Imperius lanetini engellemenin veya kırmanın zor olduğu bilindik bir şeydi; fakat yeterince hızlı bir hareket bir büyücünün onu atlatmasını sağlardı. Dikleşti ama hala çömelme pozisyonunda duruyordu— "Suffocoum!"
Boğma büyüsü engellendi ve karşılığında bir Konjunktivitis laneti yollandı, Sirius ikinci kere düşünmeden onu yan tarafa yolladı. Hızlı bir şekilde hedefini hafifçe kaydırdı.
"Reducto!"
Hurda dükkanının kapısı patladı, tahta parçalarının uzun boylu Ölüm Yiyeni topa tutmasına ve onun saklandığı yerden çıkmasına neden oldu. Sirius solunda, James tarafından gönderilen dondurma büyüsünü ve karşılığında gelen yakma büyüsünü fark etmişti; ancak arkadaşının kendi başının çaresine bakabileceğini biliyordu. Daha uzun boylu olan ölüm yiyen açıkta sendelediği anda (artık ikisini de görebiliyordu) Sirius hazırdı. "Resiacio!"
Yakındaki bir sıra ölüm yiyene saldırdı ve yere düştü. Sirius olumlu sonuçları beklemedi; onun yerine ayaklarının üzerinde zıpladı ve ileriye doğru hareket etti, asası hala yukarıdaydı ve hedefe kilitlenmişti.
"Vulernocorpus!" İkinci bir kere düşünmeden felç etme büyüsünü yolladı, tam zamanında yollamıştı. Sırayı bir kenara fırlattıktan sonra ayağa kalkmaya başladı, alt bedeni gevşediği için sadece yere çökebildi. Ancak asasını yeniden Sirius'a doğrultmak yerine kendisine doğru tuttu.
Bir şak sesiyle buharlaştı.
Sirius biraz durmak için yana kaydı ve döndü, odak noktasını değiştirdi ve geç olmadan birine nişan almaya çalıştı. James'in rakibiyle yüzleşmek için döndüğünde bile bunun yararsız olduğunu biliyordu. Sadece eski dostu kısa olan adamı, iyi hedeflenmiş bir boğma büyüsüyle yere düşürürken dönmeyi başarmıştı; ancak bir sersemletme büyüsü James'ın dudaklarına henüz değdiği anda, rakibi arkadaşını taklit etti. Bir göz kırpma süresinde Ölüm Yiyenler gitmişlerdi. James ona döndüğünde yüzünden hayal kırıklığı okunuyordu. Sirius da aynı şekilde görünüyor olmalıydı.
Sokak ürkütücü bir şekilde sessizdi; ancak kafalar saklanmak için bulabildikleri yerlerin arkasından çıkmaya başlamıştı. Meraklı ve gözü pek kişiler saklandıkları yerden sokağa çıktılar, hala mesafeyi koruyorlardı, kimileri Sirius'un arkasında bıraktığı enkazı elliyordu, diğerleri ise sadece bakıyordu. İçgüdüleri alarm verince Sirius etrafına göz gezdirdi; ama başka ani tehlike yokmuş gibi görünüyordu. James onun tarafına doğru yürümeye başladı ve Sirius onunla yarı yolda buluşmak için öne doğru seğirtti. Dikkatlice asasını bir kenara koydu, onu elinde tutmanın verdiği histen hoşlanmıştı; ama bunun onu sadece paranoyak gibi göstereceğinin farkındaydı.
"Kahretsin," dedi sessizce.
"Hızlıydılar," diye doğruladı James. "Ve zeki."
"Ne yazık ki," diye içini çekti. "O, düşündüğüm kişi miydi?"
James'in cevabı Arabella Figg'in ve kalan Seherbaz takımının gelmesiyle kesildi. Sirius, Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi başkanını en son, ikisi de henüz bölümdeki Seherbazlardan ikisiyken görmüş olmasına rağmen, yaşlı kadının yüzündeki acılı bakışı tahribata göz gezdirmeye başladığı anda hatırladı, kendi yarattıkları —aslında hepsinin sorumlusu Sirius'tu; çünkü James bu gibi olaylarda her zaman daha düzenli davranırdı— tahribata. James'e doğru ters ters baktı.
"Belayı bulacağını tahmin etmeliydim," dedi Figg mutsuz bir şekilde.
"Genelde bulurum."
"Kimdi?"
"Mulciber ve Flint," diye yanıtladı James; ancak sesinin hafif tonu hayal kırıklığını Sirius'tan saklayamadı; Sirius, Arabella Figg'in sert gözleri ona odaklandığı anda kaşlarını çattı.
"Kendini hedef gösterdin, Black."
Bakışlarına karşılık verdi. "Bunun için Voldemort'u suçlayabilirsin."
"Gerçekten mi,"diye homurdandı Figg. Ancak gözleri, Sirius'un parçalara ayrılmasını beklermiş gibi onun gözlerini deldi. Ruhunun kaybolmuş, parçalanmış ve gerilmiş parçası bunu yapmayı çok istiyordu; kaçmak ve saklanmak istiyordu, kendisinden geriye kalanı dış dünyanın dehşetine karşı koruma altına almak istiyordu. Fakat buna izin veremezdi, bu kararlılık gözlerine yansımış olmalıydı çünkü Arabella yumuşadı. "Yeteri kadar düzelmişsin."
Senin takdirini kazandığım için çok mutluyum, diye düşündü Sirius kuru bir şekilde; ama bunu söylemedi. Figg yaşlı olabilirdi; ama onun yeteneklerine ve adaletine saygı duyardı, her ne kadar dağılmasını beklermiş gibi baksa da. Bunun yerine, basit bir şekilde cevapladı, "Sağ ol."
"Buraya bu kadar hızlı nasıl gelebildiniz?" James hızla diğer Seherbazlara sordu ve becerikli bir şekilde alanı kanıt bulmak için taramaya başladı. Bir şey bulamayacaklardı, tabi ki; ama bu standart bir çalışmaydı ve birilerinin dikkatsizce davranma olasılığı her zaman için vardı.
Ufak bi gülümseme Arabella'nın yüzünü buruşturdu ve gözleri hafifçe Sirius'u kesmeye başladı. "Gardiyan Projesi şu anda tamamen çalışıyor."
Sirius yumuşak bir ıslık sesi çıkardı. "Ne güzel."
"Bu iyi haber," diye destekledi James.
"Oldukça," diye hırıldadı Figg, Aniden, keskin gözleri Sirius ve James'in arkasında bir şeyler yakaladı ve derin bir şekilde kaşlarını çattı. "Buradan hızlı bir şekilde ayrılsanız iyi olur."
"Neden?" diye sordu James ihtiyatlı bir şekilde.
"Skeeter."
İkinci bir kere söylettirmediler. Birbirlerine neredeyse hiç bakmadan iki eski arkadaş hurda dükkanı ve komşusunun arasındaki bir yoldan aşağıya doğru kaçtılar, Arabella Figg'i Gelecek Postası'nın sansasyon arayan muhabiriyle uğraşması için bıraktılar.
Çeviren: sinek
