Lily, Kathy ve Jennifer kahvaltıda çok sessizdiler. O kadar saat geçmişti; ama James, Remus ve Sirius hala ortalıkta yoktular. Artık baloyla ilgili olarak önceki akşam verdikleri karara uyacaklardı. Fakat aslında dertleri baloya kiminle gidecekleri değildi. Çocuklara birdenbire ne olduğunu çok merak ediyorlardı ve hatta artık onlar için endişelenmeye başlamışlardı.
"Başlarına bir şey mi geldi acaba?" dedi sonunda Jennifer sessizliği bozarak.
Kathy ve Lily cevap vermek yerine çaresizce Jennifer'a baktılar. Lily bile artık gardını indirmiş ve gerçekten endişelenmeye başlamıştı.
Hızlıca kahvaltılarını yapıp kendilerini bahçeye, gür bir ağacın gölgesine attılar. Herkes de kahvaltıdan sonra yavaş yavaş bahçeye çıkıyor, kimse bu güzel havalarda içeride kalmak istemiyordu.
"Merhaba kızlar," diyen bir ses ağacın altına daha yeni uzanmış olan kızların tekrar doğrulmasına neden oldu. "Nasılsınız? Nasıl gidiyor bakalım?" diyerek yanlarına oturdu sesin sahibi Hank Mollery. Hank'de onlar gibi Griffindor'dandı ve iyi bir arkadaşları sayılırdı. Tabi arkadaşlıklarının başlaması Kathy'nin Hank'ten hoşlanmaya başlayıp onunla çıkmak için her şeyi yapmasıyla olmuştu. İkinci senelerinde bir gün Kathy, Lily ve Jennifer'a gelip Hank'e 'vurulduğunu' söylemişti. Onunla çıkmayı çok istiyordu; fakat aynı binadan olmalarına rağmen daha hiç doğru dürüst bir muhabbetleri olmamıştı. Bu yüzden Lily ve Jennifer'ın bir şekilde yakınlaşmalarını sağlamaları gerekiyordu; çünkü Kathy bir şeye taktığı zaman hep onun hakkında konuşur, bir türlü onları rahat ettirmezdi. Böylece ikisini yakınlaştırmaya çalışırken Hank'le arkadaş oluvermişlerdi. Ve sonra Hank'le Kathy çıkmaya başlayınca sürekli birlikte oldukları için Hank neredeyse onların dert ortağı olmuştu. Kathy de arkadaşlarının sevgilisiyle böyle iyi geçinmesine çok seviniyordu. Ne yazık ki bu mutlu tablo fazla uzun süremedi; çünkü Kathy iki hafta sonra Hank'ten sıkıldığını ilan etti. Böylece onlar ayrılınca Jennifer ve Lily'nin de onunla yakın kalması zorlaştı. Ama yıllar geçtikçe Hank Kathy'le de arkadaşça sohbetler yapmaya devam ederek aralarındaki bağları koparmamaya çalışırdı. Kathy ise bu arkadaşça davranışları hep Hank'in hala ona aşık olması şeklinde yorumlardı, Lily ve Jennifer da Kathy'i öyle olmadığına inandırmak için uğraşmazlardı.
Şimdi de gene Hank'le zevkle sohbet ediyorlardı, Hank hep çok komik ve eğlenceli biri olmuştu zaten.
"Ee, senin en sevdiğin insanları etrafınızda göremiyorum Lil," dedi Hank sırıtarak. "Son zamanlarda yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmez olmuştu da…"
"Jennifer Black'le çıkıyor, biz de diğerlerine katlanıyoruz işte," dedi Lily.
"Hımm, devam ediyorsunuz değil mi Jen? Etrafta bir sürü dedikodu dolanıyor da…"
"Yok, sen dedikodulara inanma; biz mutluyuz, devam ediyoruz," dedi Jennifer ışıl ışıl gülümseyerek.
"Eee nerde o zaman sevgilin? Ohoo bizim kızımız ihmale gelmez, bilmiyor mu o?" diye güldü Hank.
"Ah bir bilsem nerde olduğunu…" dedi Jen gülümsemesi solup.
"Nasıl? Bilmiyor musun?" dedi Hank şaşırarak.
"Boş ver Hank, uzun hikaye…" dediler hep bir ağızdan.
"Hımm, tamam; ama baloda bu güzel kızlar yalnız kalacak diye korkuyorum," dedi yan gözle Kathy'e bakarak. "Tamam sen Sirius'la gideceksin; ama siz ikiniz ne yapıyorsunuz bakalım?"
"Aslında bizim şimdilik kimse yok gibi," dedi Kathy Hank'in gözlerinin içine bakarak. Eğer ona teklif edecek ilk kişiyi kabul edecekse, bu kişinin Hank olması çok uygun olurdu.
"Dalga mı geçiyorsun Kath? Sizi yalnız bırakmış olamazlar."
"Ne yaparsın işte, kader…" dedi Kathy gülerek. "Sen kiminle gidiyorsun?"
"Ben de baştan beri birini düşünüyordum; ama onun çoktan başka birini bulduğunu sanmıştım. Belli ki bazı erkekler gerçekten çok salak olabiliyormuş," dedi Hank gülerek. "Eee, benimle gitmeye ne dersin Kath?"
Ohh, neyse ki… "Çok isterim Hank." Lily ve Jennifer işte şimdi şaşırmışlardı. Hank-Kathy defteri artık tamamen kapandı sanıyorlardı; ama şimdi gene birbirlerine kur yapıyorlardı işte ve bir de baloya birlikte gidiyorlardı! Kathy'de az değil hani diye düşündü Lily. Ama oh olsun işte, iyi yaptı!
Hank yanlarında oturmaya devam edip onlarla gevezelik etti. Ve bunca yıldan sonra Kathy'e resmen kur yapıyordu. İşin daha da ilginç yanı Kathy'nin de ona karşılık veriyor gibi görünmesiydi.
Lily bir süre sonra sohbetten uzaklaşıp ellerini başının altında birleştirerek sırtüstü uzanıp gökyüzüne bakmaya başladı. Düşünceleri ise tekrar James'e kayıyordu. Onu hem çok merak ediyor, korkuyor, hem de ona hala kızıyordu. Ama ya ona bir şey olmuşsa… Bu ihtimali düşünmek bile istemiyordu. Ama o sırada düşünmesine fırsat bile kalmadı. Bu seferde bir kafa görüş alanına girmiş "Evans?" diyerek onun dikkatini çekmeye çalışıyordu. Lily önce güneş ışığının yansıması yüzünden bu kişinin kim olduğunu anlayamadı. Fakat sonra doğrulup Severus Snape'le burun buruna gelince şaşkınlıktan ağzı açık kaldı.
"Sü… Snape? Ne var?"
"Imm, Evans, biraz konuşabilir miyiz?" dedi Snape yanlarında konuşmayı kesmiş onlara şaşkın şaşkın bakan Jennifer, Kathy ve Hank'e bakarak.
Lily, Snape'in diğerlerinin varlığından rahatsız olmasını umursamayarak "Konuş," dedi oldukça keskin bir şekilde.
Snape orada konuşmaktan başka çaresi olmadığını görerek aklında söylemeyi tasarladığı şeyleri hatırlamaya çalıştı. Ama aklı bomboştu. Hep böyle oluyordu zaten. Ne zaman Lily'nin yakınında olsa saçmalıyordu. Ama bu son şansıydı. Hazır şu Potter ortalıkta yokken sonunda Lily'e gerçek Snape'i gösterebilecekti.
"Iıı, Lily ben senden özür dilemek istemiştim. Yani sana öyle dediğim için. Hani geçen gün… özür dilerim gerçekten, ben neden öyle oldu……"
"Bir dakika bir dakika," diye araya girdi Lily kaşlarını çatarak. "Sana biri büyü filan mı yaptı. Neden benden özür diliyorsun ki?"
"Çünkü yaptığım yanlıştı. Yani evet, biliyorum, Slytherinlilerle Griffindorluların araları hep kötü olur. Ama bu değişebilir bence Lily."
"Hımmm, bir şey mi istiyorsun Snape?" dedi Lily sabırsızca kaşları daha da çatılmış bir halde.
"Hayır Lily, neden anlamıyorsun? Ben sadece aramızın iyi olmasını istiyorum. Hem sen o gün bana iyilik yapmaya çalışırken benim yaptığım çok büyük bir hataydı. Lütfen affet."
"Tamam Snape, peki, dediğin gibi olsun," dedi sonunda Lily yavaşça. Sonra konuşmanın bittiğini varsayarak arkasına dönüyordu ki Snape'in henüz gitmeye pek de niyetli olmadığını gördü.
"Şeyy, aslında bir şey daha var Lily," dedi Snape yüzünde garip bir gülümsemeyle. "Artık aramız iyi olduğuna göre… ııı… belki… belki baloya birlikte gidebiliriz…?" Ama daha cümlesini bile tamamlayamadan sözü Lily'nin kahkahayı basasıyla yarıda kesilmişti.
"Dalga geçiyor olmalısın Snape! Yani nasıl sen böyle….."
"Eee, Lilyy…"
Lily birden araya giren Jennifer'a döndü şaşırarak. "Jennifer bir dakik…" o anda Lily aklına gelen şeyle donup kaldı. Jennifer'la anlaşmışlardı. İlk teklif eden Snape olmuştu ve onu kabul etmek zorundaydı! "Bu bir şaka olmalı" diye mırıldandı.
"Lily? Ne diyordun?" dedi Snape nereden geldiği belli olmayan bir kendine güvenle.
"Imm, sanırım ben kabul…."
"Heyy! Neler oluyor burada?"
Snape birden asasını çekerek hızla arkasına dönüp orda şaşkınlıkla durmuş olan James Potter'ın tam suratına doğrulttu. Tam bir lanet mırıldanırken asası elinden uçup metrelerce uzağa gitti.
"Sağ ol Pati," dedi James ağzının kenarıyla gülümseyerek yanında tüm yakışıklılığıyla duran Sirius'a. "İki dakika ortadan kaybolduk, şu hale bak! Ortalığı Sümsük'ün sümükleri kaplamış!" Asasını çıkararak yavaş yavaş Snape'e yaklaşırken Snape'de yan gözle uzakta, çimlerin üstünde yatan kendi asasına bakıyordu. Ama ulaşmaya çalışsa da yetişemeden lanetlenmiş olacağını biliyordu. O yüzden elinden bir şey gelmeden öylece dikiliyordu. Sonunda kendini rezil etmemek için bir şeyler demesi gerektiğini fark etti.
"Sen yerden bitivermeden önce burada Lily'le özel bir şey konuşuyorduk Potter. Bizi rahat…"
"Sen ne…? Hangi cüretle Lily'nin yanına bile yaklaşıyorsun ki? Özel bir şey konuşuyormuş! Sümsük seni burada gebertmem için mi uğraşıyorsun?!" dedi James dişlerinin arasından kükreyerek.
"Aslına bakarsan Snape beni baloya davet ediyordu," dedi Lily kollarını kavuşturup arkasındaki ağacın gövdesine yaslanarak. James ortaya çıktığı anda o kadar rahatlamış ve mutlu olmuştu ki… Fakat bu bir anlık rahatlama James'e olan kızgınlığını geçirmemişti. Şimdi ödeşme zamanı Potter. Orda durmuş izleyen herkes bunun James'i kesinlikle çileden çıkartacağını biliyordu. Sirius dudağını ısırarak olacakları bekliyordu. Ama Lily'nin son darbesi bu değildi anlaşılan. "Ve bende kabul ediyordum." Jennifer ve Kathy gözlerini sımsıkı yumdular. İşte bu ölümcül darbeydi.
"Neee?" diye bağıran zavallı James şaşkınlıktan asasını yere düşürdü. Aynı anda Snape'de yüzüne yayılan gülümsemeyle "Gerçekten mi?" diyerek Lily'e döndü.
"Tabiî ki gerçekten değil! Lily seninle dalga geçiyor Sümsükus! Baloya benimle gidiyor zaten…" dedi James şaşkınlığı üstünden atarak.
"Pek sanmıyorum Potter," dedi Lily.
James kaşlarını çatıp gözlerini kırpıştırarak bir süre Lily'e 'nasıl yani?' dercesine baktı. Sonra yavaşça ağzını açtı; ama hiçbir şey söylemeden geri kapattı. Lily'de James'e 'ne var?' dercesine bakıyordu.
Snape ise sırıtarak James'in kıvranışını izliyordu. "Tamam Lily, o zaman akşam seni Giriş salonundan alırım," diyerek asasına doğru yürüdü. Yerden alıp beline sıkıştırdı. Artık James'i lanetlemesine gerek yoktu. Lily onun işini bitirmişti bile.
"Kimse kimseyi almıyor!" diye bağırdı James çıldırmış gibi. "Lily benimle geliyor baloya Sümsük! Anladın mı?!"
"Bu kararı sen verecek değilsin Potter," dedi Snape James'e inat hala sırıtarak. "Görüşürüz Lily," diyip dönerek uzaklaştı.
"Sana sonra göstereceğim gününü!" diye arkasından bağırdı James. Sonra Lily'e dönüp hızla yanına gitti. Lily zevkle James'in çileden çıkmasını izliyordu. James Lily'nin kolunu sımsıkı tutup "Yürü!" diyerek onu çekişte çekiştire bahçenin diğer ucuna doğru sürüklemeye başladı. "Potter! Sen ne yaptığını…"
"Sus!" diye tısladı James. Lily şaşkınlıkla James'e bakıyordu.
"Uf, James Lily'i öldürebilir bence," dedi Kathy arkalarından bakarken.
"E öldürse de hakkı yani! Ne demek baloya Sümsükle gitmek?" dedi Sirius sinirle. Jennifer'ın yanına kendini atıp başını Jennifer'ın dizlerine koyarak uzandı.
"Siz de ortalıktan kaybolmasaydınız bir anda!" dedi Jennifer kucağındaki Sirius'un yüzüne bakarak.
"Aşkım, keyfimizden değildi herhalde. Önemli bir şeydi…"
"Bu önemli şeyi neden bizimle paylaşmıyorsunuz Sirius?"
"Benimle ilgili olsa bir dakika tereddüt etmezdim söylemekte; ama başkasıyla ilgili. Gerçekten!" dedi Sirius masum masum Jennifer'a bakarak. Jennifer bu açıklamadan hiçbir şekilde tatmin olmamıştı; ama daha fazla soru soramadan Kathy atıldı.
"Remus nerde?" diyiverdi Kathy daha fazla dayanamayarak. Hala yanında oturan Hank yan gözle Kathy'e baktı.
"Iıı, şeyy, Remus biraz hasta Kathy…" dedi Sirius. "Yatakhanede dinleniyor."
"Nesi var?" dedi Kathy bu seferde. "Hastane kanadına gitti mi?"
"Evet, dinlenmesi gerekiyormuş," diye uydurdu Sirius. "Naber Hank?" diye ekledi hemen konuyu değiştirmek için. Böylece Hank'i de sohbete dahil edip olası tüm soruları cevaplamaktan kurtulmaya çalıştı Sirius.
