Otuz Üçüncü Bölüm:Dönüm Noktası
"Yere -"
"Avada Kedavra!"
Ernie Jordan yere yığılmadan önce havada bir topaç gibi döndü ve arkadaşlarının, sonsuza dek yüzüne kazılmış olan dehşet ifadesini görebilecekleri şekilde düştü. Diğerleri fal taşı gibi gözlerle izlerken, o, yavaş çekimde yere düşüyormuş gibiydi. Ernie yaşayan Seherbazlar arasında en deneyimlilerden biriydi, profesyoneldi, güçlüydü ve yetenekliydi - bu zamana kadar da çok şanslıydı. Ama bugün, geldikleri noktadan birkaç adım uzaktaki bir köşeyi dönerek, tam bir pusuya düştüğünde, şansı onu terk etmişti.
"- YATIN!" Sirius cümleyi ölü büyücünün yerine bitirdi ve kendini fırlatırken omzuyla Hestia Jones'a çarparak onun da düşmesini sağladı. Asası elindeyken sola doğru yuvarlanıp sırtını köşenin duvarına dayayarak bir kez bakma riskini göze aldı.
Tuzağa düşmüşlerdi. Çıkmaz sokak elbette ki onların gelişi için özel olarak yapılmıştı ve Sirius, anti-cisimlenme büyülerinin tüylerini diken diken etmeye başladığını hissedebiliyordu. Geldikleri yolun sonunda sadece bir tuğladan duvar var gibi görünse de, Kara Büyü detektörleri, ona dokunulmaz büyülerinin yapıldığını söylerdi ve görünen oydu ki hepsi tatsız bir şekilde öleceklerdi. Tuzağa düşmüşlerdi.
Sirius bağırmaları duyunca kafasını çevirerek tekrar baktı ve tam başına nişanlanmış yeşil büyüyü burnunun ucuyla sıyırmayı başararak, hepsi onlara doğru gelen, sekiz Ölüm Yiyen saydı. Eğer tam zamanında gelseydik, büyük ihtimalle çoktan ölmüştük, diye düşündü kendi kendine. Genelde çok planlı olmalarına rağmen Ernie'nin takımı tam üç dakika erken ayrılmıştı -ve bu yüzden hala hayattaydılar. Ama hemen bu durumdan kurtulmak için hareket etmezlerse bu durum fazla önemli olmayacaktı. Ölü, ölüdür, ne zaman olduğu önemli değildir. Sirius bir kez daha kafasını döndürüp asasının ucunu ileri uzattı.
"Impedimenta!" diye bağırdı sonucu görmek için beklemeden kafasını geri çekerken. Kızgın birkaç bağırış Sirius'a bir şeyleri vurduğunu belli ederken o da grubun geri kalanına döndü.
Kendisiyle birlikte beş kişiydiler ve Hestia diğerleri arasında en deneyimli olanıydı ama kadının genişlemiş gözlerindeki bakış Sirius'u huzursuz etti. Aralarından hiçbirinin bunu, grubu savaşa sokup korkunç sonuçları kabullenmeyi, daha önce yapmadığını anladı. Hatta deneyimli olmasına rağmen Jones bile, ya ikişerli çalışmıştı ya da başka bir grubun elemanı olmuştu. Ernie Jordan onlar için bir yapıştırıcıydı ve ne kadar onsuz tamamen çökmeyecek olsalar da lidersizdiler ve cevaplara ihtiyaçları vardı.
Bunu onlara Sirius sağladı. "Coleman, Whitenack - şu çöp kutularını şuraya götürüp bize gizlenme olanağı sağlayın. Diğerleri yerde ve sırtı duvarda beklesin! En az sekiz Ölüm Yiyen var."
"Burada kalamayız!" Jones, Sirius itiraz edemeden ayağa kalktı ve sağa doğru belli belirsiz bir adım attı. "Eğer bizi tuzağa düşürürlerse -"
Sirius, kadını yere çekti ve biraz önce ayakta durduğu yeri yeşil bir ışık doldurdu. "Sana yerde kal dedim," diye hırladı Sirius. "Ve bunu gerçekten kastederek söylüyorum."
Başka kimse kıpırdamadı ve Sirius hepsinin yüzlerine hızlıca baktı. Seherbaz arkadaşları gergindi ama korkudan donup kalmamışlardı ki bu da eğitimlerinin bir parçasıydı. Ama şimdi çözüm için hepsi ona bakıyordu - ve Sirius aralarında teknik olarak en yenisiydi ki dönüşünden beri genelde gözlemleyici konumundaydı. Ama düşmanla ilk çarpışmada, yapılan savaş planları genelde işlemezdi. Eski Ustası'nı ve onun büyüleyici arkadaşı Murphy adındaki Muggle'ı hatırlayınca, yüzüne ironik bir gülümseme yerleşti. Eğer Murphy ve Moody bu konuda gerçekten haklıysa, diye düşündü Sirius, her şey çok kötü ters gitti.
Üç çöp kutusu yolun girişine uçtu ve büyük bir gürültüyle yere düştü ama Seherbazlarla Ölüm Yiyenler arasında etkili bir bariyer oluşturmayı başardı. Sirius bakmak için döndü ve birinin onun olduğu yerden sadece birkaç inç uzaklıkta olduğunu görünce memnun oldu. Bunun sonsuza kadar sürmeyeceğini biliyordu ama kazanabileceği kadar çok zaman kazanması gerekliydi. Tekrar meslektaşlarına döndü.
"Aranızdaki en iyi lanet kırıcı kim?" diye sordu. Kibar olmanın zamanı değildi. Ya da nezaketin... Sadece harekete geçmek için zaman vardı.
"Benim," diye yanıtladı Jones.
Tak. Bir büyü ortadaki çöp bariyerine çarparak bir dakika boyunca bariyerin kırmızı durmasına neden oldu. Sirius, ilk kez olmayarak, Muggle işçiliğine teşekkür etti; bu kalın metaller patlamadan önce bir süre dayanabiliyordu.
"O zaman anti-cisimlenme büyülerini kırmaya çalış," diye emretti Sirius. "Çıkış yoluna ihtiyacımız var."
Onu tanıdığından beri ilk kez Jones tartışmadı. Sadece kafasını salladı ve işe başladı. "Tamamdır."
Tuk. Bariyer havaya fırladıktan sonra parçalara ayrılarak üzerlerine fırtına gibi yağdı. Sirius yüzündeki muz kabuğunu temizledi. "Ve birileri de patlamadan önce şu varillerle ilgilensin!"
"Ben yaparım!" Oscar Whitenack ayağa kalktı ve o sırada Sirius patlamış varille duvar arasındaki boşluktan büyünün geldiğini fark etti.
"Eksiltme Lanetine dikkat et!" diye bağırdı ama çok geçti. Ortadaki varil patladı ve Seherbazların üzerine küçük kızgın metal parçaları olarak yağarken bazıları acıyla inledi.
"Lanet olsun." Kingsley Shacklebolt, Sirius'un sağından ilk kez konuştu.
Kafasını çok yavaşça çevirdi. "Herkes iyi mi?"
"Ben iyiyim," diye cevapladı siyahî Seherbaz sakinlikle ve asasını kaldırdı. "Küçük bir yanık… Engorgio!"
"İyi fikir," dedi Sirius kalan iki varilin büyüyüp patlamış olan üçüncünün yerini doldurduğunu görürken.
Tuk. Daha fazla büyü bariyerlere çarptı ama ikisi de direndi ki zaten Whitenack da yetişmişti.
"Gelişme var mı?" diye sordu Sirius, kendi güvenliği için en arkaya gitmiş olan Jones'a doğru "Hayır!" diye belirtti kızgınca. "Ve sen beni böyle rahatsız edersen büyük ihtimalle olamayacak da!
Sirius kafasını sallayarak hafifçe kendi kendine mırıldandı. "Çok nazik."
Sirius bunu kimsenin duymasını istememişti ama Whitenack yanına geldiğinde sırıtıyordu. "O hep böyledir," dedi hemen genç Seherbaz. "Varilleri hallettim. Şimdi ne yapıyoruz, üstat?"
"Atereperium." Sirius duvara doğru Kara Büyü Tespit Edici büyüsünü yollar yollamaz sonuçlar neredeyse hemen geldi. "Onlar sekiz kişi. Biz ise beş… Bu zırva için zamanımız yok." Tuk. Variller sallandı. "Burada kalın."
"Ne?"
Ama Sirius harekete geçmişti. Dikkatlice ileriye giderek sol varille duvar arasındaki boşluğa yaklaştı. İlk kez hala kilo almaya devam etmesine memnun oldu; eğer normal kas hacmine ve kilosuna sahip olsaydı bu iş için yeterince uygun olmayacağı belliydi. Açıklık yeterince dardı ve gitmek istediği yere şimdi hareket etse sıkışıp kalacağını biliyordu. Derin bir nefes alarak büyüsünü elinden gelen en iyi şekilde kontrol etmeye çalışarak asasını kaldırdı.
"Reducio," dedi sessizce ve varillerin birkaç inç sallandığını ve yeterince boşluk oluşturduğunu görerek memnun oldu. Diğer taraftaki manzarayı görmek için baktı.
Sekiz Ölüm Yiyen varillere sürekli büyü yollayarak mutlaka onları parçalayacakları zamanı bekliyorlardı. Ama Sirius onları izlerken aralarından biri arkasından bir süpürge çağırdı - Sirius kendini küfrederek geriye atarken Ölüm Yiyen de havalandı.
"Geliyor!"
Sirius hemen arkasına bir Engelleme Büyüsü gönderdi ve ıskaladı sonra da doğru yere nişan alabilecek kadar hızlı olan Kingsley'nin Yakma Büyüsünü yolladığını duydu. Ölüm Yiyen'in süpürgesinin arkası alev aldı ama Ölüm Yiyen devam ederek asasını Oscar Whitenack'a yöneltti. Sirius yuvarlanarak çok geç olmadan önce asasını doğrultmaya çalıştı.
"Ava -"
"Everbero!" diye bağırdı. Güçlü büyü Ölüm Yiyen'i süpürgesinden uçurdu, hasta edici ve ıslak bir çarpmayla sağ duvara yığılıp kaldı. Öbür köşede de Kingsley'in ateşi hala yanarak savaşa bir de garip bir ışık ekliyordu.
Mucia Coleman'in bağırışı Sirius'un kafasını çok hızlı bir şekilde döndürüp boynunun kütürdemesine neden oldu. Süpürgeli Ölüm Yiyen onların dikkatini çekerken diğerleri de varillerin üzerine çıkacak zamanı bulmuştu. Altı tanesi şimdi dikilerek Seherbazlara büyüler yolluyorlardı. Kingsley ve Coleman güçlü kalkanlar oluşturarak çarpışmanın etkilerini azalttılar ama Sirius sağ tarafından Whitenack'ın acıyla bağırdığını duydu. Buna rağmen içgüdüleri tamamen alarmdaydı. Altı, diye düşündü hemen. Yedinci nerede?
Umutsuzca yana dönerek etrafı araştırmaya başladı. Birden, biraz önce kendisinin açtığı açıklıkta bir gölge fark etti. Bu Ölüm Yiyen kısa ve inceydi, üstelik oldukça da sessizdi. Gölge birden kayboldu ve Sirius kendisine Yanılsama Büyüsü yaptığını fark etti.
"Incendio!"
Ateş, açıklığı doldururken Ölüm Yiyen acıyla haykırdı. Bir saniye için Sirius'un düşmanı ateşi söndürdü ve hemen onların tarafına geçti - "Ingulra!"
Düşmanı boğaz kesme büyüsünü son anda atlattı ve Sirius'un, maskesinin altından bile görebildiği hasta bir gülümsemeyle dikildi. "Crucio!"
Yerin bol olduğunun güveniyle yuvarlanarak kaçtı ve Kingsley'in dondurma büyüsü onu vurdu. Ama teşekkür etmek için bir saniye bile yoktu. Sirius, suni ve iyiye alamet olmayan rüzgârı hissederken arkasına dönüp bağırdı.
"Jones!"
"Kes sesini! Neredeyse hallettim!"
Durumun korkunçluğuna rağmen adam sırıttı. Bazı şeyler hiç değişmeyecekti.
Kavgaya geri dönerken Whitenack'ın ayakta olduğunu ve sol kolu işe yaramaz bir şekilde yanında sallanırken asasını sağ eliyle kaldırdığını gördü. Altı Ölüm Yiyen hala tepede savaşa devam ediyordu ve iki tarafta yuvarlanıp dönerek bu dar alanda ölümleri engellemeye çalışıyorlardı. Buna rağmen Seherbazların sadece dördünün savaşması ve olayların aşağı tarafında olmaları gibi bariz dezavantajları vardı. Ölüm Yiyenler ise kesin olarak artık varillerin avantajıyla yukarıdan aşağıya çok daha rahat büyü yolluyorlardı.
Haksızlıkları değiştirme zamanı, diye düşündü Sirius yaramazca ve yana dönerek asasını uzattı. "Resiacio!"
Su borusu yan tarafta koparak üç Ölüm Yiyen'e çarpıp yukarıdan aşağıya düşmelerine sebep oldu. Birdenbire her şey Seherbazların lehine gelişmeye başladı ve Whitenack da o sırada çok iyi zamanlanmış bir atak büyüsüyle bir Ölüm Yiyen'i düşürmeyi başardı. Buna rağmen düşmanlardan biri Coleman'a Engelleme Büyüsü yollayarak kahverengi saçlı Seherbaz'ın yere yığılmasına sebep oldu. Sirius, Conjunctivitis büyüsü yaptı ama ıskaladı ve o Ölüm Yiyen aynı zamanda Kingsley'in tüm bedeni Kilitleme Büyüsünden de kurtulmayı başardı.
"Başardım!" diye bağırdı Jones ve bu sırada Sirius'un eski hedeflerinden iki tanesi tekrar varillere tırmanarak tarafların avantajlarını tekrar değiştirdi. Jones'un Dondurma Büyüsü Sirius'un sağ kulağının çok yakınından geçerek ıskaladı ve bu sırada Whitenack, kemik kırma büyüsüne hedef olduğundan kaburgalarını tutarak çığlık attı.
"Kingsley, Musio'yu al ve git!" diye emretti Sirius. Hiçbirini iyi tanımıyordu ama siyahî Seherbaz aralarındaki en kıdemlisi gibi görünmüştü ve birini geri götürme konusunda gayet iyi gibi duruyordu. Tartışma olmadı; büyük Seherbaz Musio'yu donmuş haliyle kaldırdı ve asasının bir hareketiyle gitti.
Sirius omzunun üstünden bir Boğma Büyüsü gönderirken Whitenack'a bağırdı. "Oscar!"
Yaralı Seherbaz bunu ikinci kez söyletmedi; bir dakika içinde o da gitmişti. Şimdi dört Ölüm Yiyen'e karşı Sirius ve Jones kalmıştı ve Sirius'un bu dezavantajı daha fazla zorlamaya niyeti yoktu. Ernie Jordan'ın bedenine doğru sıçrayıp onu kendine doğru çekti "Hadi gidelim!"
Sirius asasını kaldırarak bir kalp atışı boyunca önce Jones'un ayrıldığını görmek için bekledi ve sonra gitti.
Tam Seherbaz Karargahının hazırlanma odasının dışındaki Cisimlenme noktasına geldiler. Burası Seherbaz Karargahının tek korumasız bölümüydü ama duvarlarla çevrilmişti ve akınlara karşı korunmuştu. Cisimlenme noktası neredeyse herkes için açıktı ama geri gitmek sorun oluyordu. Özellikle geri gidecek kişi Seherbaz değilse.
Sirius hemen Musio Coleman'ın yanına eğilmiş Kingsley'e katıldı. Kadın, düzenli soluk alıp veriyordu ama zorlanıyordu ayrıca yüzü de solgundu. Siyahî Seherbaz'a onu uyandırmayı çalışıp çalışmadığını sormadan önce Kingsley asasını kaldırdı. "Enervate."
Musio gözlerini hemen açarak oturmaya çalıştı. Ama Kingsley kadını geri itti. "Kıpırdamadan dur," dedi sessizce. "Karargahtayız."
Kadın rahatladığında Sirius ayağa kalkıp Oscar Whitenach'ın yanına gitti. İçlerinden en genci berbat durumdaydı; sol kolu tamamen işe yaramaz şekilde sarkmıştı ve sağ kolu ise kaburgalarının üstünde korumayla duruyordu ve yüzündeki ifadeye bakılırsa çok kötü acıyordu. "Nasıl hissediyorsun, çocuk?"
"Felaket," diye cevapladı Oscar, Ernie'nin bedenine bakarak. Sirius, genç Seherbaz'ın bakışlarını izlerken midesinin ters döndüğünü hissetti. Ernie'nin bir oğlu olduğunu hatırladı. Lee Jordan, Harry'nin Hogwarts'tan arkadaşıydı. Hiçbir çocuk bu şekilde bir ebeveyni kaybetmeyi hak etmezdi.
"Evet," diye nefes aldı. Adrenalin yavaş yavaş azalıyordu ve Sirius birdenbire kendini çok yorgun hissetti. Ama önce yapılacak başka şeyler vardı. "Kingsley, Jones, siz iyi misiniz?"
"İyiyim," diye yanıtladı Jones soğukça.
"Biraz yandım," diye cevapladı siyahî Seherbaz ve o sırada Sirius, kel kafasının sol tarafındaki kanayan yanığı gördü. "Eğer sizin gibi saçım olsaydı bu kadar kötü olmazdı."
"Güzel," dedi Sirius sessizce ve Cisimlenme noktasının tek çıkışının kapısının kilitlerini teker teker açmaya başladı. Çok karmaşık değillerdi ama kaydediliyorlardı ve böylece Seherbazlar kapının ne zaman açıldığını anlayabiliyorlardı. Ayrıca Sirius çok beklemeyi ummuyordu ve hayal kırıklığına uğramadı. Saniyeler içinde kapı açıldı James koşarak içeriye daldı.
"Ne oldu?" diye sordu hemen, beklenenden çok daha önce geldiklerini bilerek. Ama sonra Sirius, arkadaşının önce Ernie'nin ölü bedenini, sonra da Musia'nın soluk halini ve Oscar'ın acı dolu ifadesini görünce dondu kaldı. "Aman tanrım..."
James hemen Ernie'nin yanına çökerek yüz ifadesinden bulamayacağını anladığı nabzı aramaya başladı. Uzun bir dakika boyunca durup diğerlerine baktı. "Ne oldu?"
"Pusuya düştük," dedi Sirius sessizce. Çok fazla soruşturma olacaktı bu konu hakkında ama cevap o kadar da karışık değildi. "Oraya Cisimlendiğimizde orada olacağımızdan haberleri vardı ve bizi bekliyorlardı. Ernie, herhangi birinin tepki verebileceğinden de hızlı düştü."
"Tamam," dedi James sessizce. "O zaman beşinizi buradan çıkartalım hemen."
Kadının ofisinin kapısı, çalışa cevap veremeden açıldı. Kızgınlık yüzüne doldu ama ziyaretçisinin ciddi yüzünü görünce hemen geçti.
"Bir problemimiz var, Arabella," dedi Dumbledore mutsuzca.
"Ne oldu?" Kadının midesi ters dönmüştü çünkü bu kelimeler Dumbledore'un ağzından kolay kolay duyulmazdı.
"Üç Muggle bugün Londra'da bir ceset buldu. Ceset dokuz gün dışarıda bırakılmış. Ve Muggle hastaneleri ölümünü açıklayamadı."
Arabella nedenini neredeyse kesin olarak biliyordu; bunu daha önce yaşamışlardı. "Öldüren Lanet," dedi basitçe. "Bu sefer kim?"
"Bartemius Crouch -"
"Ne?" diye kesti 'Bella şok olmuş bir şekilde. Crouch sadece sekiz gün önce kaçmıştı ve kadın, onların onu yakalamadan önce kendini öldürtmeyi başarmasına inanamıyordu.
"- yaşlı olan," diye bitirdi Dumbledore.
Arabella'nın dediklerini anlaması bir dakika sürdü ve anladığında da bir anlam veremedi. "Yanılıyor olmalısın," dedi kadın. "Onunla daha bir saat önce konuştum."
"Sanırım 'Bella sen de ben de uzun zamandır yanlış Barty Crouch'la görüşüyorduk," dedi Dumbledore alçak sesle. "Ama burada Lily devreye giriyor."
Arabella'nın gözleri zayıf, kızıl saçlı cadıya yöneldi ki o Arabella'nın dikkati başka yerdeyken ofisin kapısını arkasından kapatmıştı. Lily hafif ironik bir gülümsemeyle, kafasını hafifçe sallayarak Arabella'ya selam verdi. Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi başkanı, patronuyla yüzleşmek için döndü. "Çok Özlü İksir, değil mi?"
"Sanırım. Ama bilmenin tek yolu var."
Bir Ölüm Yiyen, Bakan Yardımcısını taklit edebiliyor, diye düşündü 'Bella kendi kendine. Bu ne büyük bir falekete yol açacak. Gazetelerin bu konu hakkında ne yazacağını tahmin bile edemiyorum... Lanet olsun sana Crouch! Nasıl kendini öz oğluna öldürtmeyi başarabildin? Kadın iç çekti. "Ne zaman onunla yüzleşeceksin?"
"Bir saat içinde. Çoktan James'le Sirius'u yolladım bile ama ondan önce Seherbaz Karargahında halletmeleri gereken başka bir mesele var."
"Ernie. Biliyorum." Arabella'nın kalbine büyük bir hüzün yerleşti. Ernie Jordan'ı kendi Seherbaz olduğu zamanlardan tanıyordu. Adam ondan birkaç yaş küçüktü ama tabi ki iyi arkadaştılar. James, Sirius ve diğerleri iki saat önce geldikten hemen sonra bu haberi ona özel olarak verme nezaketini göstermişti; bildiği kadarıyla takım hala tam olarak neyin ters gittiğini anlamak için sorgulama turları atıyorlardı.
"Evet, tabi ki," diye cevapladı Dumbledore ağırca. "Korkarım ki bu kayıp bizi uzun süre çok etkileyecek."
"James ihanete uğradıklarını düşünüyor," dedi Arabella hemen, daha önceki kısa konuşmalarını hatırlayarak. "Sirius da, o da, aynı fikirde gibi görünüyordu. Crouch bunun açıklaması olabilir mi?"
"Sen ona söylemediysen olamaz," dedi sessizce. "Çünkü ben kesinlikle söylemedim."
En azından Sirius'un görüşüne göre Sihir Bakanının odasındaki grup, garip bir gruptu. Masanın arkasında tabi ki Albus Dumbledore oturuyordu, solunda Lily Potter, sağında ise Arabella Figg vardı. James ve Sirius arka duvara yaslanmıştı ki bunun en büyük nedeni güvenlik olmasına rağmen, tek nedeni bu değildi. Dışarıdan biri neden özellikle bu iki Seherbazın orada olduğunu anlayamazdı; eski arkadaş olabilirlerdi ama biri karargahın başıydı diğeri de onun en yeni üyesi. Buna rağmen daha bilgili birisi neden özellikle ikisinin burada olduğunu anlardı. Dumbledore, Arabella ve Lily gibi ikisi de Zümrüdüanka Yoldaşlığının İç Çember üyeleriydi.
Bartemius Crouch'u ortaya çıkararak kapı açıldı. İfadesi her zamanki gibi kendinden emin ve güvenliydi - ta ki odadaki beş kişiyi fark edene kadar ki o zaman da çok yavaşça adımları titremeye başladı. Crouch'un gözleri Lily'nin üzerinde normalden uzun süre durdu ve Sirius bu sırada Dumbledore'un haklı olduğunu anladı. Lily'nin Çok Özlü İksir'in ötesini "görme" yeteneği çok iyi biliniyordu ve bu da neden "Bakan Yardımcısının" son bir buçuk haftadır Lily ile özellikle görüşmediğini açıklıyordu. Bilinmeyen şeyse Lily ve Tek Boynuzlu At grubunun anti -çok özlü iksiri keşfettiğiydi.
Lily nefesinin altından büyüyü yaptı ve Crouch'un görünüşü titreşip yıkıldı ve altından daha genç ama yerine geçtiğine benzer bir adamı ortaya çıkarttı. Ama asıl soru o bunu fark etmiş miydi?
"Otur lütfen, Barty," dedi Dumbledore sessizce.
Genç büyücü tereddüt edip gözlerini kırpıştırarak sanki olanları anlamış gibi göründü. Arkasını dönmeye başladı ama Sirius ile James ileri gidip Dumbledore'un masasının etrafını kapatarak yaklaşmaya devam ettiler. Sirius kapıyı tutarken James konuştu.
"Bakan sana oturmanı söyledi," dedi nazikçe.
Crouch'un ölümcül bakışları James'le Sirius arasında gidip geliyordu; iki Seherbaz da asalarını çıkartmamıştı ama varlıklarındaki güç ve tehdit çok açıktı. Ama Ölüm Yiyen'in gözleri yine de kısıldı ve Sirius onun hala aksiyon düşündüğünün farkındaydı. Genç Crouch her şey olabilirdi ama korkak değildi.
"Yapma," dedi Dumbledore sessizce, "zaten senin için yeterince zor olan işleri daha da karıştırma."
Crouch'tan çok daha büyük büyücüler Dumbledore'un gücünün karşısında çökmüştü; bu da farklı olmadı. Bir dakika tereddüt ettikten sonra genç büyücü oturdu.
"Şimdi," dedi Bakan sakince, "senin nasıl bunu yaptığını incelemekle sıkılıyoruz. Sanırım bu odadaki herkes kaçmak için babanı kullandığını ve bundan kısa süre sonra da onu etkin altına aldığını tahmin eder - ne kadar kısa sürede olması önemli değil. Ama soru hala cevapsız kalıyor: seninle ne yapacağız?"
Crouch'un çenesi dışarıya çıktı ve gözleri Dumbledore'unkilerle hemen buluştu. "Beni öldürmek zorundasınız."
"Sevgili oğlum, bu tür bir şeyi asla yapmam." Yaşlı büyücü hafifçe gülümsedi. "Buna rağmen seni temin ederim ki mahkemeye çıkacaksın, hem eski suçların hem de babanı öldürmen yüzünden."
"Hiçbir şeyi kanıtlayamazsınız," dedi Crouch ama sesinde güvensizlik vardı.
"Yapamaz mıyız?" diye sordu Arabella ilk kez. "Senin hakkındaki dosyamız neredeyse tamamlandı, Mr. Crouch. Çok dikkatsiz bir Ölüm Yiyendin üstelik tek başına da büyük suç olan bir Bakanlık çalışanının görünüşünde dolaşmanı saymıyorum bile."
"Başka bir seçenek var," dedi Dumbledore sessizce. Crouch ona şüpheyle bakarken devam etti: "Sanırım bu odadaki herkes senin Efendinin yakalanacak kadar dikkatsiz olan Ölüm Yiyenlere ne yaptığını biliyordur. Buna rağmen eğer Bakanlıkla iş birliği yaparsan seni koruruz."
Crouch güldü. "Sizin için ajanlık yapmayacağım."
"Biz de sana zaten bu konuda güvenmeyiz!" diye bildirdi Figg. "Noktayı kaçırıyorsun, çocuk. Biz iş birliğinden bahsediyoruz özgürlüğünden değil. Ama hayatını kurtaracağız."
"Karanlık Lord'a karşı mı?" Crouch güldü. "Sizin gibiler yerine onu yenmesi için bir elma kurduna güvenirim daha iyi!" Ayağa kalktı ve James'le Sirius aksiyona hazırlandı. "Size, teklifinizi ne yapacağınızı söyleyeyim. Çünkü Efendime asla ihanet etmeyeceğim. Sizin gibilere hizmet etmektense ölmeyi tercih ederim!"
Crouch'un sesi konuştukça yükselirken, Dumbledore gözünü bile kırpmadı.
"Ben korkak değilim, yani sizin gibi bu odada Karanlık Lord'tan dehşete düşerek saklananlardan değilim! Onun hakkında yalanlar uyduruyorsunuz çünkü doğruları kaldıramıyorsunuz! Asla Lordumun gücünü ve kudretini anlayamayacaksınız! Sizin seviyenize inmektense, ona hizmet ederken ölmekten gurur duyarım." Dudak büktü. "Büyücüler ve hayvanlar arasında iş birliği! Mugglelara saygı gösteren büyücüler! Bulanıklar ve yarım kanlar! Midemi bulandırıyor ve bunlara dâhil olmaktansa bin kere ölürüm daha iyi!"
Birden asasını çıkartarak Dumbledore'a döndü. Crouch diğerlerinin tahmin ettiğinden çok daha hızlı hareket ediyordu ama yaşlı adam hiç kıpırdamadı.
Sirius'un engelleme büyüsü James'inkiyle bir saniyeden az bir zamanla çarptı, iki büyüde Crouch'u karnından vurdu ve bir taş gibi yere yıkıldı. İki Seherbaz birbiriyle bakışıp muzipçe gülümsedi; ikisi de belaya bayılırdı tabi ki ama başlamadan önlemek de iyiydi.
"Güzel," dedi Lily kuruca. "Bu aydınlatıcıydı."
"Elbette aydınlatıcıydı," dedi Dumbledore sessizce. Ayağa kalkarak masanın öbür tarafına geçti. "Teşekkür ederim," diye devam etti. "Ama sanırım şimdi başka bir görüşme zamanı."
Sekizi de odayı gece yarısında doldurdu; daha erken toplanmak istemişlerdi ama Snape'nin çağırılıp çağırılmayacağını görmek için (çağırılmamıştı) ve genç Crouch'un işlerini halletmek tahmin ettiklerinden de uzun sürmüştü. Sirius Güç sandalyesine oturduğunda kemik iliklerine kadar yorgundu ve ters giden öğlendeki akın, sanki günler önce olmuş gibi geliyordu. Remus, Severus ve Dung durumdan haberdar edilip çağırılmıştı ama şimdi herkes, Sirius'un dönüp baktığında kendinden bile yorgun görünen Dumbledore'a bakıyorlardı.
"Kısa nota rağmen geldiğiniz için teşekkür ederim," diye başladı. "Çok önemli birkaç şey hakkında tartışmamız lazım. Ama önce Bartemius Crouch'un ölümünden daha önemli bir şey konuşmak istiyorum."
Masanın etrafındaki herkese ürperdi geldi ve Sirius, diğerleri gibi Dumbledore'un ne demek istediğini anlamak için dikkatle baktı. Sesindeki ciddiyet herkesin dikkatini toplamasına ve bir şeylerin çok kötü olduğunu anlamasına neden olmuştu ve Sirius masanın etrafındakilere teker teker bakarken midesinde bir dehşet hissetti. Masadaki tek heyecanlı ve endişeli görünmeyen kişi Snape'ti ve karanlık, şüpheli gözlerle diğerlerini süzüyordu. Sonunda Dumbledore devam etti.
"Çoğunuzun bildiği gibi bugün Seherbaz akınında Ernie Jordan öldü. O ve takımı bir ölü ve iki ağır yaralıya sebep olan bir pusuya düştü. Buna rağmen akın plansızdı. O ana kadar Ernie ve grubu da nereye gideceklerini bilmiyorlardı. Bu odadaki insanlar dışında kimse bilmiyordu."
Sessizlik ağır gelmeye başlamıştı ve Sirius nefesini tutma dürtüsüyle savaştı. James'e endişelerini anlatırken Seherbazların soruşturmalarının nereye gideceğini düşünmemişti. Birisi bir yerde dikkatsizlik yaptığından ve olayın tüm suçunun genç Bartemius Crouch'a ait olduğunu varsaymıştı. Bununla birlikte, Dumbledore ve Arabella, Ölüm Yiyen'e akınla ilgili tek kelime etmediklerini söylediklerinde bir şeylerin çok yanlış gittiğini anlamıştı.
Bunun anlamı İç Çemberde birisinin ihanet etmesiydi.
Dumbledore tekrar konuşmadan önce derin bir nefes aldı; diğerleri ona şok olmuş bir sessizlikle bakıyordu. "Bunu yapmak zorunda olmasaydım en kötüsüne inanmazdım," dedi sessizce. "Ve yanılmış olmam halinde hepinizden çok özür diliyorum ve yanılmış olmayı içtenlikle istiyorum. Ama sizden rica etmek zorundayım - rica dikkatinizi çekerim, emir değil - iç çemberdeki herkes Veritaserum alıp masumiyetini kanıtlamalı.
Diğerleri ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. Yoldaşlığın İç Çemberi her zaman saf güvenden oluşmuştu. En başında efsanevi büyücü ve cadılardan oluşan bir grup olmuştu ki içlerinde Alastor Moody, Minerva McGonagall, David Potter ve Armando Dippet gibileri vardı - hepsi de şimdi ölüydü. Ama ikinci Çemberde de yirmi yaşlarında ve Dumbledore'un kişiliklerine çok güvendiği dört gencin katılmasıyla bu saf güveni devam ettirmişti. Öyle olmak zorundaydı. Aksi durum hepsinin hemen ölümü anlamına gelirdi çünkü tek kişi bile çemberi kırardı ki bu da tüm Zümrüdüanka Yoldaşlığının çöküşü demekti. Güven olmadan, onlar bir hiçti.
İçten birinin ihaneti hasta ediciydi. Yutkunarak önce Sirius konuştu. "Ben yapacağım."
"Ve ben de," dedi James hemen.
Sirius'un solunda Lily kafasıyla onayladı ve tabi ki arkadaşlarına Remus da katıldı. Bir dakika sonra Snape onayladı ve hemen yanında Yanıltıcılıkta oturan Fletcher da katıldı. En sonunda Figg mutsuzca kafasını sallayarak oy birliğiyle kabul edilmesini sağladı.
"Severus, eğer Veritaserum'u uzatabilirsen," diye sordu Dumbledore nazikçe. Snape denileni yapmak için ayağa kalktığında Dumbledore özür dilercesine konuştu, "ertelemek için bir neden göremiyorum."
"Katılıyorum," dedi Arabella Figg ve kımıldayarak çaydanlığı kendine doğru çekti. "Bunu lezzetli hale getirebiliriz sanırım."
Asasının bir hareketiyle suyu kaynatan Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi başkanı, çaydanlığı yanındakilere geçirdi. Kendi adına Sirius çayı koymadan iletti, zaten çayı sevmezdi ve bir de ona Veritaserum eklemek iki tane sevmediği tadı karıştırmaktan ibaretti. Bunun yanında James'in yüzünde bir gülümsemeyle çayına büyük miktarda süt ve şeker eklediğini gördü. James genelde çayını pek bir şey karıştırmadan içerdi ama zaten bu da normal çay değildi. Ya da en azından bir dakika sonra olmayacaktı.
Snape elinde iki şişeyle geri döndü, birisi gümüş renkli Veritaserum diğeri de büyük ihtimalle antidottu. Tek kelime etmeden ikisini de Dumbledore'a uzattı. Dumbledore'un sağındaki yerine otururken, Fletcher'ın uzattığı çayı, Sirius gibi reddetti. Görünüşe göre o da sadece bu olayı bir an önce atlatmak istiyordu.
"Bunu yaptığınız için hepinize teşekkür ederim," dedi Dumbledore solundaki Remus'a şişeyi uzatırken. "Üç damla, lütfen."
Remus'un yüzü, işlemi yaparken sakindi ve sonra şişeyi yan tarafa uzattı. Sonunda Lily şişeyi Sirius'a geçirince Sirius, gerekli miktarı bardağına dökerek ve bu konuda daha fazla düşünmemeye çalışarak şişeyi yanına geçirdi. Bu iksiri daha önce elbette ki almıştı - Yaşama Çalışmalarında Seherbazlar bunu çok sık yaparlardı ve James'in yüzündeki tiksinme ifadesi bunu açıklıyordu - ama Sirius bundan hep nefret etmişti. Voldemort'un elinde geçirdiği zamanlar da buna katkı sağlamamıştı çünkü Karanlık Lord, Bakanlığın kurallarını pek fazla sallamıyordu ve bir zamanlar Potterları çok istemişti. En azından bu sefer kimse iksiri boğazımdan zorla itmiyor.
Sonunda şişe James'ten Fletcher'a ve en son da Snape'e geçti ki o da iki saniye bile bakmadan işlemi tamamladı. Tabi ki iksiri o hazırladığı için en çok o güvenecekti - ve Sirius hayatında ilk kez çok defa Veritaserum almış olmasına sevindi. Snape'in yaptığı herhangi bir iksirden hasta olmak korkunç bir şey olurdu. Hayatının en kötü şeylerinden biri hatta...
Dumbledore'un onayıyla hepsi bardağındakileri içti. Sirius, James'in sıcak çayını iki yudumda içerken burnunu kapattığını fark etti. Bitirdikten sonra yüzü biraz kızarmıştı ama Veritaserum'u çıkartmamayı başardı. Diğer taraftan Sirius, üç yudumunu olabildiğince çabuk yudumlayarak iksir midesine temas ettiğinde midesindeki garip hissi görmezden gelmeye çalıştı. Remus aralarında bunu yapan en iyisiydi (tabi ki Snape'le birlikte) ve sanki çayının içinde hiçbir şey yokmuş gibi görünüyordu.
Birkaç uzun ve sessiz dakika boyunca Veritaserum etkisini göstersin diye beklediler. Sirius midesi mutsuzca çırpınırken tavana bakarak yok saymaya çalıştı. En azından bu akşam bir cevap bulacaklardı. Veritaserum'un etkisine karşı elbette savaşmanın yolları vardı (bu yetenek en azından Seherbaz eğitimi almış masadaki dört kişi için geçerliydi ve Sirius emindi ki Snape'in de bu yeteneği vardı) ama iksiri aldıktan sonra yalan söylemek imkânsızdı. Direk sorulan sorular mutlaka doğruca cevaplanırdı - iksirle savaşmanın tek yolu ki Sirius bunu kişisel deneyimlerinden çok iyi biliyordu, soruya cevap vermemekti. Ve bu durumda bunu yapmak suçunu itiraf etmek kadar belirgin bir şeydi.
Sonunda Dumbledore dönüp Remus'a konuştu. Sesi yumuşaktı ama Sirius'un, Yoldaşlığın başının, iksirin etkisine ek olarak tüm Zihnefend yeteneğini kullandığından şüphesi yoktu.
"Bu akşamüzeri olan akından kimseye bahsettin mi?"
"Hayır," diye cevapladı Remus açıkça. Sesindeki sakinlik garipti; Remus daha önce Veritaserum yüzünden hep rahatsız olmuştu. Her ay aldığı Kurtboğan İksiri de dâhil hiçbir iksir Remus'u pek seviyor gibi görünmüyordu. Ama bu sefer iksir onu pek fazla etkilememiş görünüyordu.
"Hiç Zümrüdüanka Yoldaşlığına ihanet ettin mi?" diye sordu Dumbledore.
"Hayır." Remus'un sesi hala normaldi.
"Hayatında hiç, herhangi bir şekilde, yolda ya da formda Lord Voldemort'a hizmet ettin mi?"
"Etmedim."
Dumbledore tatmin olmuş bir şekilde başını salladı ve ona antidotu geçirirken Arabella'ya dönerek ona aynı soruları sordu ve aynı güvenli cevapları aldı. Figg de Remus gibi iksirden etkilenmemiş görünüyordu ama Dumbledore Lily'e döndüğünde onun yeşile dönmeye başlamış olduğunu gördü. Ama yine de aynı sorulara aynı cevaplar alında ve Sirius'un sırası geldi.
Karnı hala garip bir hisle doluydu ve dünya etrafında dönerken Dumbledore'un gözlerine odaklanmak zor oluyordu. Sirius, duygularına hâkim olmaya çalışarak gözlerini kırpıştırdı; buna rağmen Dumbledore'un sesi çok uzaktan geliyormuş gibiydi.
"Bu akşamüzeri olan akından kimseye bahsettin mi?"
"Evet," diye yanıtladı Sirius dürüstçe. "Bundan ayrılmadan önce takıma bahsettim."
"Bu görevden başka herhangi birine bahsettin mi?"
"Hayır." Midesi ters dönmüş gibi hissetti ve Sirius gözlerini kırpmamak için kendini zor tuttu.
"Hiç Zümrüdüanka Yoldaşlığına ihanet ettin mi?" diye sordu Dumbledore.
"Hayır."
"Hayatında hiç, herhangi bir şekilde, yolda ya da formda Lord Voldemort'a hizmet ettin mi?"
Sirius öksürdü. "Hayır."
"Çok güzel," dedi Dumbledore ve Lily antidotu Sirius'a uzattı.
Sonra dünya birden çok hızlı dönmeye başladı ve Sirius, tüm Yoldaşlık İç Çemberinin Üyeleri, akşam yemeğinden kalanlara iyi bir bakış açısıyla bakarken, bedeninin sarsıldığını hissetti. Maalesef kusmak daha iyi hissettirmedi. Birden çok soğuk hissetti ve aklının bilinçli olan bir köşesi deliler gibi titrediğini hissettiriyordu. Lily'nin elleri omuzlarındaydı ve bir bardağı zorla ağzına dayamaya çalışıyordu. Çok uzaktan James'in adını söylediğini ve Snape'in küfrettiğini duydu.
"Hayır, bunu ona içirme!" Sirius kırılma sesi duydu ve Lily çığlık attı.
"Sirius? Sirius, beni duyabiliyor musun?" James onu sallıyordu ama dünya karardı.
"Lanet olsun, bunun olacağını bilmeliydim!" diye bağırdı Snape.
"Burada neler oluyor?" diye sordu Lily.
Sirius titriyordu ve bir kez daha bedeni kasıldı ve ikinci sefer kustu. İkinci çift eller omuzlarından tutuyordu ve düşmesine engel oluyordu. Üşüyordu, çok üşüyordu...
"Bilincini kaybediyor!"
"Sirius!" Remus onu şiddetle sarstı.
Nefes almak için çırpındı ama tüm boğazı yanıyordu. Sirius üçüncü kez kustu ve fonda Arabella'nın küfrettiğini duydu. Sonra her şey karardı.
Uyandığında hala titriyordu ama birileri üzerini örtmüştü ve bir kanepede yatıyordu. Sirius gözlerini açtığında ilk gördüğü şey kendisininkinden çok az bir mesafe ötede duran Dumbledore'un kemerli burnuydu.
"Nasıl hissediyorsun, Sirius?"
"Korkunç," diye hırıldadı. Boğazı o kadar kuruydu ki konuşmak canını yakıyordu.
"Al." Sirius'un önünde diz çökerek James, ona bir bardak su uzattı.
"Teşekkürler." Yudumlarken İç Çemberin tüm üyelerinin etrafında dizilip onu endişeli gözlerle izlediklerini fark etti. Hatta Snape bile tüm bu olanlardan rahatsız olmuş gibi görünüyordu - ya da Veritaserum yüzünden rahatsız da olabilirdi.
Dumbledore hala üzerine eğilmiş ve gözlerinin ardındaki mavi gözleriyle endişelice onu inceliyordu. "Azkaban'da Veritaserum'a maruz kaldın mı, Sirius?"
"Evet." Anılar tekrar aklına dolmaya başlarken Sirius onları geri itti. Şu anda ihtiyacı olan en son şey buydu. "Ve ondan önce de. Çok kez."
"Ah," diye soludu yaşlı büyücü. "O zaman düşündüğüm şey."
"Ne?" Aklı hala mantıklı düşünemeyecek kadar karışıktı.
"Aşırı doz Veritaserum almak senin bu iksire karşı direncini kırmış," diye cevapladı Dumbledore. "Sanırım, özellikle Severus Snape tarafından hazırlanan Veritaseruma."
"Ya da, benim hazırladığım herhangi bir iksire," diye ekledi Snape. "Tahmin ediyorum ki onlardan en azından birkaç tanesini içmeye zorlandın."
"Evet," diye yutkundu Sirius basitçe. "Birkaç tanesine."
Sonunda ısınmaya başlamıştı ve titremesi durmuştu. Yavaşça Sirius ayağa kalktı ve kimsenin kendisini durdurmamasına ve bunu başarmasına şaşırdı. Gözünün bir köşesiyle kirlettiği bölgenin birisinin temizleme büyüsüyle temizlendiğini fark etti. Bir yudum daha su içti.
"Sorgulamanın devamı nasıl gitti?" diye sordu.
"Harika gitti," dedi Dumbledore neşeyle. "Görünen o ki ben yanılmışım ve genç Crouch bir şekilde kendi öğrenmiş... ama bu önemli değil. Yakında nedenini bulacağız."
"Ah."
"Dung'ın da Veritaserum'unu kustuğunu duymaktan memnun olursun, Sirius," dedi James gözlerinde muzip bir parlamayla.
"Senin kadar kötü olmadığını eklemek isterim," diye araya girdi Fletcher nazlıca.
"Kimin kimden daha kötü kustuğunun pek bir önemi yok," diye itiraz etti Lily, "Sirius'un artık eve gitme zamanı geldi. Cisimlenebilecek misin?"
"Bana birkaç dakika verin ve iyi olacağım," diye cevapladı hemen ve bunun ne kadar yalan olduğunu merak etti. Buna rağmen iyi hissediyordu ve hiçbir yerden destek almadan ayakta durabiliyordu. Ancak ondan sonra Remus Lupin'in endişeli mavi gözlerinin hala üzerinde olduğunu fark edebildi.
"Benimle birlikte yeniden okula gelmezsin, değil mi?" diye sordu sakince. "Eskisi gibi olmanı istemiyorum."
Sirius yutkundu. Voldemort'un elinden kaçtığını gören ve ne kadar korkunç olduğunu gören Remus'a yalan söyleyemezdi. "İyi olacağım," dedi bir dakika sonra. "Gerçekten."
Çeviren:Luthien
