Otuz Dördüncü Bölüm:Bozuk
Paskalya tatili sonunda gelmişti ve Kaçakların çok ihtiyacı olan, Hogwarts'tan uzak birkaç gün vaat ediyordu. Lee, okulun kapanmasından iki gün önce, babasının cenazesine katılmak için ayrılmıştı ve Fred'le George da ailelerinin izniyle ona moral vermek için onunla gitmişti. Weasley'ler kaybın ne demek olduğunu iyi biliyorlardı ve işler kaldırabileceğinden kötü gittiğinde arkadaşlarının yanında olması güzel bir histi. Ama Harry ve diğerleri maalesef okulda kalmak zorunda olmalarına rağmen, bunu anlıyorlardı. Lee, Fred ve George, küçük Kaçaklar aralarına katılmadan çok önce de iyi arkadaştılar. İkizlerin gitmeye daha çok hakkı vardı.
Buna rağmen onlar olmadan, Harry, Ron ve Hermione'nin Hogwarts Ekspresindeki kompartımanı çok sessiz gibiydi.
"Umarım Lee iyidir," dedi Hermione, tren, yolun yarısına gelmişken.
"Bence de," diye cevapladı Ron, ağzı kurbağa çikolatalarıyla doluyken. "Zaten Fred ve George'un baykuşu, yakında iyi olacağını umduklarını söylüyordu."
"Bu iyi," diye onayladı Harry.
"Evet." Ron birdenbire ağzına attığı çikolata kurbağayı düşürdü ve yakalayamadan sıçrayıp uzaklaşmasını seyretti. "Neden ne zaman savaş hakkında düşünsem iştahım kaçıyor?" diye sordu. "Bu adil değil. Çok kişi ölüyor ve biz hala yerimizde sayıyoruz. Bu savaşı daha biz doğmadan önce bile yaşıyorlardı!"
"Biliyorum," dedi Hermione sessizce. "Bazen asla kazanamayacakmışız gibi geliyor."
"Ve hiç sona ermeyecekmiş gibi," diye ekledi Harry suratsızca. "İkiniz mezun olduğumuzda bu savaşın hala devam edeceğini hiç düşündünüz mü? O zaman ne yapacağız?"
"O zamana çok var, dostum," diye itiraz etti Ron.
"Ama Harry haklı, Ron," diye atıldı Hermione. "Hiçbir şey yapmamıza izin vermedikleri için kendini hiç gereksiz hissetmedin mi?"
"Sanki herhangi biri kendi tarafında pis bir Bulanık istermiş gibi," ağır ağır konuşan bir ses onları rahatsız etti.
Harry, Ron ve Hermione kafalarını kaldırıp baktıklarında, onlar fark etmeden kompartımanın kapısını açıp kapıda duran Malfoy, Crabbe ve Goyle'u gördüler. Üç Kaçak da hemen ayağa fırlarken Hermione parlak bir pembe rengine dönmüştü.
"Defol, Malfoy," diye bağırdı Harry.
"Ah, zavallı Potter, Karanlık Lord kazanacak diye çaresiz mi hissediyor?" diye kışkırttı onu, Malfoy.
"Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen kazanamayacak!" diye hırladı Ron.
"Adını söylemekten korkuyor musun, Wızır?"
"Senin de ağzından bunu duyduğumu hatırlamıyorum!"
Malfoy kırmızıya dönerken kendini beğenmiş bir şekilde konuşmaya başladı ama Harry onun sözünü kesti. "Ben Voldemort'un ismini söylemekten korkmuyorum."
"Elbette ki korkmuyorsun. Sen aptal bir Potter'sın," diye hırladı Malfoy. "Sen de biliyorsun ki baban yakında ölecek. Karanlık Lord başka birini öldürdüğü için onun terfi ettiğini duydum. Dikkat edersen iyi olur, yoksa sıradaki o olur."
Harry kimse tepki veremeden önce asasını çıkartıp Malfoy'un yüzüne doğrulttu. Ama saniyeler içinde Ron, Hermione, Malfoy, Crabbe ve Goyle da asasını çıkartmış ve lanet fırlatmaya hazır bekliyorlardı.
"Babam ölmeyecek," diye belirtti Harry.
"Ah, sen gerçekten onun Karanlık Lord'a karşı durabileceğini mi düşünüyorsun?" diye kışkırttı sarışın çocuk. "Kaybedeceksin, Potter. Her şeyini kaybedeceksin."
Harry, sakin sesi duymadan önce bildiği tüm lanetleri Malfoy'a fırlatmasına ramak kalmıştı.
"Burada bir problem mi var?"
"Profesör Lupin!" Hermione o kadar şaşırmıştı ki neredeyse asasını düşürecekti ve Harry, altısının da hemen asaları ortadan kaldırdığını fark etti. Bundan iyi bir şey çıkmayacak, diye hatırlattı beynindeki küçük ses. Remus'tan hiçbir şey kaçmaz.
Malfoy'un yüzü morarmıştı ve Harry'ye bu onun suçuymuş gibi bakıyordu.
"Hayır, efendim," diye cevapladı Harry, Remus'un sorusunu. "Sadece görüşlerimizde biraz farklılık var."
"Hepsi bu." Malfoy'un bakışları öfke doluydu ama Remus'un gözlerindeki belirgin işaret cümlesine bir ek getirmesine neden oldu, "efendim."
"Eğer farkında değilseniz diye söylüyorum," dedi Remus nazikçe, " 'Görüşlerdeki farklılıklar' benim okulumda ya da trenimde asalar çekilerek halledilmez ve bu, uygun da görülmez. Eğer bu huyu bırakamayacaksanız, size ayrılmanızı ve birbirinizi kışkırtmaktan vazgeçmenizi öneririm."
"Evet, efendim," dedi Harry mutsuzca ve diğerlerinin de aynı şeyi mırıldandığını fark etti. Başka ne diyebilirlerdi ki? Remus'un bina puanı silme huyu olmadığına memnundu.
"Trende, daha fazla görüş farklılıkları olmayacağına inanıyorum," diye devam etti müdür. "Tatilden geri dönüp cezaya kalmak çok yazık olurdu, değil mi?"
"Evet, efendim," diye koro şeklinde söylediler ama bu sefer bunu kastederek söylemişlerdi. Eğer dünyada Harry'nin hiç istemediği bir şey varsa o da kendini beğenmiş, kibirli Draco Malfoy'la cezaya kalmaktı. Tatmin olmuş görünen Remus arkasını dönüp yürümeye başladı.
"Sanki etrafta bunun olmasını görecek kadar uzun kalacaksın da, hayvan," diye fısıldadı Malfoy nefesini verirken.
Harry, gözleri şokla açılırken donup kaldı. Biraz önce duyduklarına inanamıyordu – Büyücü Dünyası'nda kurtadamlara büyük ön yargıyla bakanların çok olmasına rağmen daha önce fikirlerini Remus'un duyabileceği mesafeden söylemeye cesaret eden birini duymamıştı. Ama tabi Malfoy, Kurtadam olmanın, Remus'un duyma yeteneğini düşürdüğüne inanacak kadar aptalsa...
Remus birden bire durdu ve çok yavaşça arkasını döndü. Yüzü hala sakindi ama gözleri, Harry'nin daha önce hiç görmediği kadar keskindi.
"Belki kalmam, Mr. Malfoy, ama bu okulda olduğum sürece benim kurallarıma uyacaksın." Sesi birden çok korkutucu ve güçlü olmuştu. "Eğer bunu yapmamayı tercih edersen, Hogwarts'ta uzun süre kalamayacaksın demektir."
"Beni okuldan atmakla tehdit edemezsin!" diye itiraz etti Draco, ama Remus'un güç akan bakışları karşısında büzüldü.
"Kimseyi atma gibi bir isteğim yok," diye cevapladı müdür. "Bu seçim senin elinde."
Ve Malfoy'a cevap şansı tanımadan önce Remus uzaklaştı. Harry onun giden figürünü uzun süre izledi ve onu bu kadar güçlü ve farklı yapanın ne olduğunu merak etti. Remus Lupin'i hayatı boyunca tanımıştı ve onu hiç bu kadar tehlikeli görmemişti. Bir şeyler onu değiştirmiş diye düşündü Harry. Önemli bir şey...
"Vav," dedi Ron, Malfoy ve takımı gittikten sonra arkadaşlarına bakarken. "Bu inanılmazdı."
"Evet," diye katıldı Harry sessizce. "Onu daha önce hiç böyle görmemiştim."
Paskalya yemeği kısa sürede bir sirke benzemeye başlamıştı. Oturma odası, Harry'nin babasının, Remus'un, Peter'ın ve Peter'ın köpek yavrusunun savaş alanı haline gelmişti ve Harry onlara katılmak için can atıyordu – ama onun yerine mutfakta tıkılıp kalmış, annesine yemek için yardım ediyordu. Lily elbette ki Çapulcuları hiçbir şey pişiremeyeceklerini söyleyerek mutfaktan kovup, bir şeylerin yanmasına tahammül edemeyeceğini belirtmişti. Peter, hakarete uğramış bir şekilde bakmayı başarırken Remus yalnızca güldü ve James de iş yapmasının ertelenmesinin tadını çıkardı. Zaten Harry de babasının bir knut'a değer bir yemek bile pişiremeyeceğini biliyordu. Annesinin belirttiği gibi Sirius bu konuda aralarındaki en iyisiydi ama hala gelmemiş olduğundan bunun da bir önemi yoktu. Sonunda, giriş kapısı çarparak açıldı.
"Parti şimdi başlayabilir," diye bildirdi yüzünde sırıtmayla ve o sırada Harry de annesinin dikkati dağılmışken mutfaktan kaçabildi. "Ben geldim."
Harry'nin babası ve diğerleri onu karşılamak için yürüdüler ama ilk başaran Peter'ın Sibirya köpeğiydi ve patileriyle adamın karnına vurarak selamladı.
"Oof!" Sirius geriye bir adam atarak kendini kurtardı ve hevesli köpeğin kulaklarını kaşırken sırıtarak diğerlerine baktı. "Küçük kardeşin mi, Aylak?"
"Amerika'dan kuzenim," dedi Remus ruhsuzca ve hepsi güldü.
"Çok geciktiğim için özür dilerim," dedi tüm selamlamalardan sonra Sirius - o sırada Lily Harry'e onu yalnız bıraktığı için kötü bir bakış attı ama yine de onu geri götüremedi. "Julia'yla dışarıdaydım ve zamanın farkına varmamışım."
"Tabi ki anladım," dedi Harry'nin babası kıs kıs gülerken.
"Julia kim?" diye sordu Harry.
Peter ona doğru sırıtarak eğildi ve fısıldadı. "Sirius'un bir kız arkadaşı var."
"Peter, tekrar benim hakkımda yalanlar mı uyduruyorsun?" diye sordu Sirius iyi huyla.
"Kim? Ben mi?"
"Evet, sen küçük bir faresin biliyorsun ki. Her zaman öyleydin."
"Her zaman değil..." Sırıtarak Peter birdenbire fareye dönüşüp hem köpeği hem de büyücüyü şaşırtarak ayaklarının arasından fırladı. Bir saniye içinde Harry'nin vaftiz babası da dev gibi siyah bir köpeğe dönüşerek onun peşinden gitti. Benzer ifade Harry'nin babasının yüzünde belirdi ve birdenbire onun durduğu yerde çatal boynuzlu bir geyik belirip köpeği kovalamaya başladı –
"EVDE OLMAZ!" diye bağırdı Harry'nin annesi.
Remus da sadece ön kapıyı açtı.
Birkaç saat sonra Harry tıka basa doymuştu ve ortalık sakinleşmişti. Harry, annesi, Remus ve Peter oturma odasına fazla rahat şekilde yayılmış Büyücü Monopoli'sini oynuyorlardı ki bu Muggle versiyonundan çok da farklı değildi. Harry, oyundaki en iyi yerlerden olan Sihir Bakanlığı ve Salamander's a sahipti ve Remus da hala yerinden kıpırdamaya niyeti olmayan Peter'dan Diagon Yolu'nu almaya çalışıyordu. Diğer taraftan annesi, Harry'e dört demiryolundan tek sahip olmadığı Hogwarts Ekspresini vermemekte direniyordu ve oyun giderek savaş havasına dönmeye başlıyordu.
Ta ki Lily, Sihir Bakanlığı hanesine gelip Harry'e ödeyebileceğinden çok borçlanana kadar...
"Bırakıyorum!" diye bildirdi annesi ve Harry'e elindeki tüm parayla sahip olduklarını verdi. Harry, oyundaki dörtte üç tapuya sahip olduğunu fark ederek sırıttı.
"O zaman sanırım ben kazandım," diye belirtti Harry. "Ama tabi siz ikiniz demeye devam etmek istiyorsanız..."
"Pek sanmıyorum," diye homurdandı Peter.
"Katılıyorum," dedi Remus elinin bir hareketiyle piyonunu devirerek. "Oyunu Harry kazandı."
"Kazananlardan bahsetmişken Harry, lütfen gidip Sirius'la babana Paskalyanın iş tartışmak için uygun bir zaman olmadığını ve arkalarına Peter'la Remus'u takmadan önce hemen halletmeleri gerektiğini söyler misin?" diye sordu Lily.
"Tabi, anne."
Son iki saattir Harry, annesi, Remus ve Peter Monopoli oynarken, Sirius ve babası kendilerini yukarıdaki çalışma odasına kapatmışlardı ve bir şeyler tartışıyorlardı. Harry ne konuştuklarını duymak için çok güçlü bir istek duyuyordu ama yanlışlıkla kulak misafiri olacakken Remus onu çok zekice uzaklaştırmıştı. Harry surat asıp vekil amcalarına (ikisine de) sorular sormuştu ama ikisi de tek kelime etmemişti. Peter basitçe ne konuştukları hakkında en ufak bir fikrinin olmadığını belirtirken, Remus gülümseyerek bunun Harry'i ilgilendirmeyeceğini söyledi. Üstüne de Harry'nin inlemesine neden olan bildiği o bakışı attı. Ailesinin Harry'yi korumaya çalışmasını anlamasına rağmen küçük bir çocuk gibi davranılmaktan nefret ediyordu.
O yüzden annesinin ona verdiği şans için çok sevinmişti. Harry hemen babasının çalışma odasına yöneldi ve kapının aralık olduğunu görünce çok şaşırdı, üstelik içerden kızgın sesler geliyordu.
"Dur, James. Ne söyleyeceğini biliyorum, ama Dumbledore haklı."
"Ne söyleyeceğimi nasıl biliyorsun?" diye sordu babası.
"Seni on bir yaşımdan beri tanıyorum, dostum. Sen hep önceden tahmin edilebilir olmuştun," diye cevapladı Sirius.
"Konu bu değil. Konu, tek başına Azkaban'da dolaşmaya gitmene izin vermeyeceğim."
"Fark edersin ki tek başıma gitmeyeceğim. Seherbazlardan bir takım arkanda olduğunda yalnız hissetmekte zorlanırsın," diye itiraz etti vaftiz babası.
"Ruh emicilerle karşılaşırsan ne yapacaksın Sirius? Sen de biliyorsun ki seni herhangi birinden çok daha fazla etkiliyorlar – çok çok fazla."
"Başa çıkarım. Bu konuda çok fazla pratik yaptım en azından."
"Patiayak-"
"Hayır, James. Sen gidemezsin ve bunu biliyorsun. Her şeyden önce, seni riske atamayız. Artık Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi Başkanısın buna ek olarak da Seherbazların başısın ve Dumbledore haklı. Sen gidemezsin. Figg, Bakan Yardımcısı olmuşken ve Ernie ölmüşken olmaz. İkinci olarak da senin dikkati üzerine çekmene ihtiyacım var. Eğer sen de orada olursan Voldemort başka işin peşinde olduğumuzu düşünür ve bu onu dışarıya çeker."
"Benim gidip senin dikkati üstüne çekmene ne dersin?" diye bağırdı Harry'nin babası.
"Hayır," dedi Sirius sessizce. "Azkaban'a benim gitmem gerekiyor. Orada daha önce bulundum."
James'in sesi daha az öfkeli ve daha fazla endişeli çıkamaya başladı. "Bir daha seni o yerde kaybetme riskine girmek istemiyorum."
"Kaybetmeyeceksin," diye cevapladı sessizce. "Ve gerçekten gitmem gerekiyor. Daha önce çıkmayı başardım, hatırladın mı? Ben dışarıya çıkabilmiş tek kişiyim. Bana güven, James. İyi olacağım."
Harry'nin babası pes ederek iç çekti. "Güvenmediğim kişi sen değilsin," dedi. "Voldemort'a güvenmiyorum."
"Haydi, Çatalak," dedi Sirius birden. "Haydi, partiye katılalım. Bahse girerim ki nereye kaybolduğumuzu merak ediyorlardır."
Harry'nin kalbi boğazına çıkmış gibiydi. Eğer dinlediğini fark ederlerse başı büyük belaya girerdi – çok önce ailesi Harry'e Zümrüdüanka Yoldaşlığı hakkındaki konuşmalara kulak misafiri olmanın hiç de iyi bir fikir olmadığını öğretmişti. James ve Lily Potter bazı şeylerde çok farklı görüşlere sahipti ama bu konu onlardan biri değildi. Hızlıca kapıyı çaldı.
Doğru zamanda hareket etmişti; babası kapıyı açtı. "Ne oldu, Harry?"
"Annem ikinizi iş konuşmayı bırakıp aşağıya gelmenizi yoksa Remus ve Peter'ı yollayacağını söyledi," diye sırıttı Harry sanki hiçbir şey duymamış gibi yaparak.
İşe yaramıştı. "Zaten bitirmiştik. Geliyor musun, Sirius?"
"Evet."
"Peki, sen kazandın," dedi James birkaç hafta sonra. "Azkaban'a gidiyoruz."
Fletcher, Yanıltıcılık sandalyesinde otururken baktı. James, artık ironik şekilde Patiayak Projesi olarak adlandırılan Azkaban Projesi'ni genel hatlarıyla anlatırken sessiz kalmıştı. Bunun nedeni güvenlikti; Nisan'da neden akının yanlış gittiğini hala bulamamışlardı ve artık Mayıs'ın ortası olmasına ve o zamandan beri yanlış hiçbir şeyin olmamasına rağmen yine de risk almıyorlardı. Hatta İç Çember'in bile her şeyi bilmesi gerekmiyordu; ayrıca Seherbazları içeriye götürecek olanın James yerine Sirius olduğunu bilmeleri de gerekmiyordu.
"Bu hala çok büyük risk, James," dedi eski Seherbaz sessizce. "Bu işe yaramazsa birçok iyi insan Voldemort'un eline düşebilir."
"Birçok iyi insan şu anda onun ellerinde," diye belirtti Lily.
"Doğru. Ama yine de... çok dikkatli olun."
"Olacağız," diye temin etti James.
"Azkaban'dan önce hala çözemediğimiz bir sorun daha var," dedi Snape birden, Sirius'un kafasını kaldırmasına neden olarak. Direk Sirius'a bakıyor olması onu şaşırtmıştı.
"Ve bu da?" diye sordu diğer kimsenin buna niyeti olmadığını görünce.
"Ajan."
Sirius gözlerinin kısıldığını hissetti ama o cevap veremeden Dumbledore konuştu. "Sanırım Severus, bunu daha önce tartışmıştık."
Snape, Dumbledore'un uyarıcı sesini görmezden gelerek karanlık gözleri Sirius'un üzerinde tuttu. "Uzaktan Görme Büyüsü ile ilgili biraz araştırma yaptım. Lanet üzerindeki bilgiler kısıtlı olmasına rağmen sanırım Veritaserum üzerinde biraz direnç sağlayabiliyor. Bunu yaptığını fark etmeden kişi dirençli olabiliyor."
"Ve sen de benim böyle olduğumu mu düşünüyorsun?" diye sordu Sirius direk olarak.
"İç Çember'in güvenliğinin kaybolmasının başka bir nedenini göremiyorum."
Sirius kızgınca cevap vermeden önce Mundungus Fletcher konuştu. "Bu Uzaktan Görme Büyüsü tam olarak nasıl çalıyor?" diye sordu. "Bunu biliyor muyuz?"
"Aldığım izlenime göre," diye araya girdi Lily, Sirius ya da Snape konuşamadan önce, "büyüyü yapan, kurbanın gözlerinden görebiliyor. İmperius Lanetinden farklı olarak bu bir kontrol sağlamıyor; Uzaktan Görme Büyüsü bunun yanında çok pasif ki bu nedenle de fark edilmesi imkânsız."
"Yani bunun fark edilmesinin imkânsız olduğunu düşünüyor," diye altını çizdi Snape. "Ve karşı büyüsü de yok tabi ki yapanı öldürmek dışında."
Fletcher'ın cevabı garip bir şekilde sessizdi. "Anlıyorum."
"Demek istediğim geçen seferki gibi bir ihaneti kaldıramayız," diye devam etti Snape soğukça. "Kasıtlı ya da kasıtsız..."
"Yani ben bir güvenlik riskiyim, öyle mi?" diye sordu Sirius.
Snape dudak büktü. "Tam üstüne bastın."
"Eğer ihanetten bahsetmek istiyorsan, Snape, haydi senin gece işinden bahsedelim," diye sertçe yanıt verdi, Snape'in kızartarak.
"Sanırım ben sadakatimi kuşkulara yer bırakmayacak şekilde kanıtlamıştım-"
"Ben kanıtlamadım mı?" diye kesti Sirius sözünü.
"Bu kadarı yeter."
Sadece Dumbledore'un yumuşak sesi ikisini de susturabilirdi ve etki hemen gerçekleşti. Sirius yükselen sinirlerini hiç çıkmamış gibi yaparak indirirken, diğerlerine baktı. Diğerlerinin yüzlerinde çeşitli şekillerde rahatsızlık ve öfke vardı; Remus'un açısından sadece tahammül dolu bir eğlenme ifadesiydi. Ama Dumbledore yorgun ve kızgın görünüyordu.
"Sana daha önce de söylediğim gibi Severus, İç Çember'de asılsız ihanet suçlamaları yapılmayacak. Aynı şey senin için de geçerli, Sirius." Mavi gözleri, ikisine de bakarken sertti. "Aksine bir kanıt olmadığı sürece Çember'in sağlam kaldığını kabul ediyoruz. Birbirine güven eksikliği savaştığımız her şeyi yok eder ve bu da Karanlık Lord'un çoktan kazandığı anlamına gelir.
"İkinizi de Çembere birçok sebepten kabul ettim; hem güçlü yanlarınızdan hem de zayıf yanlarınızdan... Hepinize, biz neysek birlikte buna sahip odlumuzu hatırlatırım ve düşersek birlikte düşeceğiz. Çember kırılmamak zorunda..."
Çeviren:Luthien
