Küçük çocuk, karanlık sokakta hızla koşuyordu. Nefes nefeseydi. Soğuk hava boğazına işlemiş, öksürmesine neden oluyordu. Alnında terler birikmişti. Birkaç adımda bir arkasına bakıyordu. İçinden durmadan fısıldıyordu. Güvenli bir yer… Lütfen… Güvenli bir yer…

Birçok karanlık çıkmaz, yol üstünde onu avlarcasına sırıtıyordu. Evlerin pencerelerinden yayılan ışık sayesinde önünü görebiliyordu. Hava bulutlarla kaplıydı ve tek bir yıldız dahi yoktu.

*Sence onları atlattık mı, Marvolo?* Diye korkuyla soran çocuk ara sokağın birine girip duvara sırtını dayadı. Elleri dizlerinde, göğsü inip kalkıyordu.

Lanet mugglelar… Sanırım okuldan epeyi uzaklaştık, küçüğüm. Kişisel cehenneminin yolunu bulmak zor olacak…

Marvolo, Privet Drive için cehennem dese de küçük çocuk o an, oranın, bu karanlık sokaktan on kat daha iyi olacağını düşündü. Hem okuldan nasıl bu kadar uzaklaşabilmişti ki?

Bence ışınlandın, Harry… Beyinsiz zorbalardan kaçarken en son dilediğin şey güvenli bir yerdi. Sihrin bizi yönlendirdiğini hissettim.

Harry kalbinin hızlıca çarptığını bilse de nefesini düzeltmeye çalıştı.

*Neden sihir böyle bir yerin güvenli olacağını düşündü, Marvolo?*

Sihrin her zaman bir açıklaması olmaz, küçüğüm. Benim fikrime göre, esas odaklandığın nokta mugglelardan bir an önce uzaklaşmaktı. Sihrin seni onlardan uzağa götürmeyi başardı.

Küçük çocuk sihrine şükran duysa da endişesine engel olamadı. Acaba evden, kişisel cehenneminden ne kadar uzaktaydı? Privet Drive için kişisel cehennem diye düşününce kıkırdadı. Marvolo'nun komik terimi ona da yapışmıştı.

Kaybolma korkusundan biraz da olsun sıyrılması onu rahatlattı. Duvardan derin bir nefes alarak ayrılıp ana yola doğru yürümeye başladı.

Her şey okul çıkışı Dudley'in onu erkekler tuvaletine kilitlemesiyle başlamıştı. Sihir yapabildiğini belli etmemek adına bir saat boyunca herhangi birine kapıyı açması için seslenmişti. Ama gelen giden olmamıştı. Öğrenci seslerinin tamamen azalıp yok olmasıyla birlikte Harry kapıyı açmıştı. Ona büyü yapmayı öğreten Marvolo'ya bir kez daha teşekkür ettikten sonra tuvaletten çıktı.

Okulda güvenlikçiden başka kimse yoktu. Yaşlı adam Harry'e kızıp otobüs çağırmadan okuldan atmıştı. Binanın dışında birkaç üst sınıf asi çocuk duruyordu. Ellerinde biralar gülüşüp bağrışıyorlardı.

Harry onlara görünmemek için sessizce ilerlese de başarılı olamamıştı. Okulda birçok zorba tarafından alay edilip, kovalanıyordu. Bu zorbaların en kötüleri o an sokakta gülüşen çeteydi ve Harry yakalanmak istemiyordu.

Ne yazık ki çocuklardan biri onu görmüş, sırıtarak diğerlerine de işaret etmişti. Canları epeyi sıkılıyor olmalıydı çünkü altı yaşında biriyle uğraşmaktan zevk alıyorlardı.

"Hey! Hey sen! Gel buraya ucube! Ağabeylerin sana bir ders versin. Ha? Ne dersin?"

Hep beraber gülüp Harry'e yaklaştılar. Bira kutularını yol kenarlarına fırlattılar.

Küçük çocuk adımlarını hızlandırdı. İlk kez okul otobüsünü kaçırışı değildi ve evin yolunu biliyordu. Arkasındaki çocuklar bir birleriyle iddialaşıp koşmaya başladı. Harry'nin daha önce yakalandığı olmuştu ve sonrasında canının acıyacağı konusunda tecrübeliydi.

Bağırışlara aldırmaksızın koşuyordu. Dudley ve arkadaşlarının "Harry Avlama!" oyunun yararları kendini göstermişti. Diğerlerine yakalanmadan hızla ilerliyordu. Sık sık arkasına bakıyordu, çete takip etmeyi bırakmıyordu.

Uzun bir kovalamacanın ve birkaç umutsuz dileğin ardından kendini yabancısı olduğu bir sokakta bulan küçük çocuk Marvolo'nun yanında olduğu için çok mutluydu.

*Sence şu an neredeyiz, Marvolo?*

Sesi soğuktan boğuk çıkmıştı. Ona ilaç harcamayı boş sayan teyzesinin gözetiminde haftayı hasta olarak geçireceği kesindi. Etrafına dikkatle bakıyor, karanlık köşelerden kendini koruyordu.

Bilmiyorum, Harry… Üzgünüm…

*Sorun değil, hem ülkeden çıkmış olamayız, öyle değil mi?*

Küçük çocuk, arkadaşının sessizliğini olumlu yorumlamaya çalıştı. Korkuyla dolan kalbini sessizleştirmek için büyük çaba sarf etti. Her ne kadar saklamaya çalışsa da Marvolo'nun, düşüncelerini çok iyi okuyabildiğini biliyordu. Soğuk ellerini ceplerine gizleyip, tabanı, ince ayakkabılarından hissederek yürümeye devam etti.

Neden geldiğin gibi gitmiyorsun, Harry?

*Anlayamadım, Marvolo?*

Neden ışınlanmıyorsun?

*Ama… Ama sihrimin bilinçsizce yaptığımı söylemiştin. Başarabilir miyim bilmiyorum.*

Endişeliydi, korkuyordu. Henüz sihrin var olduğunu öğreneli bir gün olmuştu. O sabah uyandığında ne kadar da mutlu olduğunu hatırladı. Işınlanmayı başaramayıp gerçekten kaybolduğunun bilincine varmak, son umudunu da kaybetmek, sonucun kötü olacağı korkusu dehşet vericiydi.

İstediğin her şeyi yapabilme gücü avuçlarında… Sihrine güvenmeyi bırakma, küçüğüm…

Marvolo'nun cesaret verici sözleriyle içindeki küçük umut alevi canlanmaya başladı. Arkadaşı daha önce haklı çıkmıştı. Harry denemekten zarar gelmeyeceğine karar verip, endişesini zihninin uzak köşelerine gömmeye koyuldu. Marvolo'yu yanıltmamak için sihrine sessizce yalvardı. Derin bir nefes alıp sordu.

*Nasıl yapabilirim, Marvolo? Nasıl ışınlanabilirim?*

Sihir matematiksel verilerle ya da bilimle açıklanamaz, Harry. Tek yapman gereken gözlerini kapatmak ve evin bahçesini hayal etmek… Bahçede olmayı dilemek… Sihrine emret ve inan… Her şey inanmakta bitiyor.

Küçük çocuk derin nefesler alıp gözlerini kapattı. İçindeki tek iyi anısı sihri öğrenişi olan evin bahçesini hayal etti. İstediği zaman avucunda alev çıkarmayı başarmıştı. Şu ana kadar bilmeden iki defa ışınlanmıştı. Zihninde onunla konuşan yetişkin bir arkadaşı vardı. Sihir gerçekti. Harry bir sihirbazdı. İstediği zaman ışınlanabilirdi. Bu düşünceleri zihninde tekrar ederek gücüne inanmaya çalıştı. Yapabilirim diye mırıldandı.

Büyük bir gücün bedenini çektiğini hissetti. Yüksek basınçla kaldırılıp savrulmuştu sanki. Gözlerini kararsızlıkla açtıktan sonra Privet Drive'ın tanıdık bahçesini gördü. Tuttuğu nefesi büyük bir rahatlıkla bıraktıktan sonra kıkırdamaya başladı. Birkaç saniye sonra duyulmaktan korkup elini ağzına kapattı. Gülümseyen gözleri karanlıkta ışıldıyordu. Yerinde zıplamasına engel olamadı.

*Başardım, Marvolo. Başardım! Başardım! Çok çok çok teşekkürler.*

Başaracağını biliyordum, Harry… Daha fazla soğukta durmadan eve girsen iyi olur.

Dursleyleri hatırlayan küçük çocuğun yüzü soldu. Eniştesi ve teyzesinin ona bağıracağı kesindi. Dudley'in onu tuvalete kilitlediğini söylese de inanmayacaklardı. Akşam yemeği yiyemeyecekti belli ki.

Ürkerek kapıyı çalıp, eniştesinin bağırışlarına kendini hazırladı. Teyzesi kızgın bir ifadeyle kapıyı açtı.

"Neredeydin?! Her neyse cevap verme de mutfağı topla. Bay Wilkings'lerde olacağız. Biz gelmeden işini bitirsen iyi olur. Yoksa bir hafta aç kalırsın ona göre!"

Teyzesi cevap vermeden odasına çıktı, Harry'i salonda tek başına bıraktı. Eniştesinin konuşma sesleri üst kattan geliyordu. Dudley'in kıyafetiyle ilgili sızlanmaları duyuluyordu. Birkaç dakika içinde çıkmış olacaklardı.

Harry şansının harikalığıyla gülümsedikten sonra mutfağa yöneldi. Eğer birkaç dakika daha geç kalmış olsaydı belki de o gün dışarıda yatmak zorunda kalacaktı. Eniştesinin yokluğunu fark etmemiş olması da çok iyiydi. Mutfağı toplarken birkaç şey atıştırabilirdi.

Dursleyler her zamanki gibi Harry'i kontrol etmeden çıktılar. Varlığı ile yokluğu arasındaki tek fark ev işlerini yerine getiriyor olmasıydı. Bazen küçük çocuk görünmez olduğunu düşünürdü. Harry'nin evde olmadığını ancak bahçedeki yabani otlardan, kahvaltının hazır olmamasından ve yıkanmayan çamaşırlardan anlayabilirdiniz. Yine de eniştesi ve teyzesinin bağırışları yerine görünmez olmak çok daha iyiydi.

Harry bir ekmeğe reçel sürüp küçük küçük kemirmeye başlamışken Marvolo araya girdi.

Akşam yemeğinde bonfile olduğunu sanıyordum? Elindeki ekmeği bırakıp akşam yemeğinden yemeni istiyorum Harry.

Eniştesi ve teyzesi, küçük çocuğu yemek masasına davet etmezlerdi. Harry'nin güzel bir şey yediğini görünce Dudley ağlar, Petunia teyze kınayarak bakar, Vernon enişte ise hak etmediği şeyleri yemeyeceğini söylerdi. Harry canının çektiği bonfileye bir göz atsa da başını salladı.

*Önemli değil Marvolo, ben reçelle idare ediyorum.*

Kesinlikle olmaz. Gelişmemiş, sağlıksız bir bedenin güçlü bir sihri kaldırabileceğini mi zannediyorsun?

Küçük çocuğun kalbi korkuyla doldu. Yaşıtlarından daha kısa olduğunu, teninin solgun olduğunu biliyordu ama sihrini etkileyeceğini düşünmemişti. Dursleyler her şeyi elinden alabilirlerdi ama sihrini asla!

Ekmeği bırakıp bonfileyi bir tabağa aktarıp yemeğe koyuldu. Hep az az yediğinden ertesi gün bu denli çok yemekle karnının ağrıyacağını biliyordu. Ama ne olursa olsun sihrini koruyacaktı.

Yemekten sonra Marvolo'nun uyarısıyla Dudley'nin soğuk algınlığı ilaçlarından birini kullandı. Zihninde saklanan arkadaşı, küçük çocuğun sağlığına dikkat etmesi konusunda uyarmıştı. Harry, Marvolo'yu, güçsüzlüğüyle hayal kırıklığına uğratmak istemiyordu.

Dışarıdan araba sesi duyunca birkaç meyve ile dolabına çekildi. Eniştesine yakalanmaktan mümkün olduğunca kaçınıyordu.

Yatağına oturup, evdeki seslerin dinmesini bekledi. Üst kattan eniştesinin derin nefes alış verişini duyduktan sonra arkadaşına sordu.

*Anlaşmamızı hatırlıyorsun, değil mi Marvolo? Uçmayı öğrenirsem beni sihir dünyasına götürecektin.*

Hatırlıyorum, küçüğüm.

*Şimdi hemen başlayabilir miyiz?*

Küçük çocuk sabırsızlık yaptığını biliyordu ama sihirli bir cadde görecek olmanın heyecanına karşı koyamıyordu.

Maalesef bu bir günde öğrenilebilecek bir şey değil. Epeyi uzun ve zahmetli olacak. Hazır olduğuna emin misin?

*Eminim, Marvolo. Lütfen öğret bana!*

Pekâlâ, küçüğüm… Öncelikle bilmen gereken bir şey var. Uçmayı öğrenmek için sihrinin bedenini kontrol edebilmesi gerekiyor. Sihrini kontrol etmedikçe bedenini kontrol etmesine zorlayamazsın.

Altı yaşındaki çocuk Marvolo'nun sözlerini anlayabildiğini biliyordu ama kafasının karışmasına engel olamamıştı. Sihir yapabiliyor olması, sihri kontrol ettiği anlamına gelmiyor muydu?

*Sihri kontrol etmeyi nasıl öğreneceğim?*

Her sihirbazın içinde sihriyle bağlantısını sağlayan bir çekirdek, bir öz bulunur. Meditasyonla bu öze ulaşmaya çalışacağız.

*Meditasyon nedir?* Diye sordu Harry utanarak. Büyüklere ait romanları okuyup anlayabiliyordu ama henüz bilmediği birçok kelime vardı.

Gözlerini kapat, Harry…

Marvolo'nun sesine kendini anında kaptıran çocuk ne yapacaklarını biraz da olsun anlamıştı. Elinde çıkardığı alevler gibi…

Gözlerin kapalı… Hiçbir şey düşünmüyorsun… Kalp atışlarına odaklan… Kanının damarlarında akışını dinlediğini hayal et… Kan kalbinden geçip bedeninde yayılıyor… Sihir de aynı kan gibi bedeninde, damarlarında geziniyor… Parmaklarında dolaşan sihri hissediyorsun… Ellerin karıncalanıyor… Sihri kollarına çıktı şimdi… Tüylerinde bir ürperti var… Sihir boynuna yayıldı… Göz kapakların sihirle ağırlaştı… Sihir bedeninin bütün noktalarında titriyor… Sihri kalbine doğru takip et… Evet, o! Zihninde hayal ettiğin o parlak ışık topu… Tamamıyla gerçek! Sihir dolaşmaya devam ediyor… Sakın dokunma çekirdeğe… Yerinden oynatma… İzlemeye devam et… Sihir bedeninde akıyor… Gözlerini aç!

Küçük çocuk derin bir uykudan uyanmış gibi hissetti kendini. Çekirdeğin parlaklığı hala gözlerinin önündeydi. Başı dönüyordu. Vücudu bir anda ağırlaşmıştı sanki. Sihrini görmüştü. Sihrini görmüştü! Konuşmaya, Marvolo'ya heyecanını aktarmaya çalıştı. Sihir ne kadar da harika bir şeydi… Ama kelimelerini bulamıyordu. O kadar yorgundu ki…

Konuşma, küçüğüm... Yaşının epeyi ötesinde bir deneyim yaşadın. Uyu şimdi… Enerjini toplamaya çalış… Yarın yeni bir gün seni bekliyor…

Karanlıkta kaybolduğunu dahi fark etmeden Harry, Morpheus'un kollarına daldı.

HARRYTOMHARRYTOMHARRYTOM

Marvolo zihninin penceresinden uyuyan çocuğu seyretti. Bugün korku ve sevinci bir arada yaşayan Potter olağanüstülüğünü bir kez daha kanıtlamıştı.

Vücut parçalarını geride bırakmadan başarılı bir şekilde ışınlanabildiği gibi sihir çekirdeğine de ulaşabilmişti.

Sihrin inanmaya bağlı olduğunu söylediğinde Marvolo olayı biraz küçümsemiş olduğunu kabul ediyordu. Sihir yapmanın yüzde ellisi inanmakken geri kalanı ise denemekten geçiyordu. Beş başarısız denemenin sonunda doğru sonuca ulaşabilirdin. Ama Harry Potter, altı yaşında küçük bir çocuk, sadece inanarak yetişkin bir sihirbazın yapabileceği bir büyü gücünü göstermişti.

Sihri kontrol etmeye gelince…

Meditasyonu yaparken ilk deneyimlerinde başarılı olmalarını beklemiyordu. Sihir çekirdeği sanılanın çok üstünde bir kontrolü gerektiriyordu. Normal yetişkin bir sihirbazın çekirdeğini bulabilmesi en az üç seans alırken, gizemli Harry Potter gücünü bir kez daha ortaya koymuştu.

Marvolo çocuğun sırrını çözmeye çalışıyordu.

Basit bir bebek tarihin en kötü karanlık lordunu nasıl yenebilmişti? Altı yaşında bir çocuk nasıl ışınlanabilmişti?

Harry Potter tam olarak neydi?

Zihni sorularla doluyken küçük çocuğun ailesini düşünmeye başladı.

James ve Lily Potter için sıradan denemeyeceği doğruydu. Ancak güçleri Lord Voldemort'un yanında bir çocuğunkine eş düşüyordu.

Öyleyse Harry Potter'ın gücünün kaynağı neydi?

Kesin bir cevap almanın çok zor olacağını bilen Lord Voldemort'un bilinmeden yerleştirilmiş ruhunun yedinci parçası, gelecekteki sağ kolunu merakla karışık bir hayranlıkla seyretti.

Eğer ruhunun ana parçası, hortkuluk kadar zekiyse, Harry Potter'ı asla elinden kaçırmaması gerektiğini bilirdi.

Marvolo'ya kalan elindeki hazineyi o zamana kadar korumaktı.