Gece yıldızlarla doluydu. Yağmurlu geçen bir haftadan sonra kara bulutların yerini sonunda berrak gökyüzü alıvermişti. Dünden kalmış taze bir toprak kokusu havayı sarmıştı. Privet Drive 4 numaranın özenli bahçesindeki çiçeklerin üstünde birkaç çiğ tanesi parıldıyordu. Güneşin kendini göstermesine henüz bir saat kadar vardı. Alacakaranlığın bu koyu noktasında soğuk bir rüzgâr bahçe kapısını hafifçe gıcırdatıyordu.
Islak otların arasında sürünerek ilerleyen bir yılan, yedi yaşına basmasına birkaç hafta kalmış sahibinin dizinde yükselip omuzlarına dolandı. Büyüyle korunmuş vücut ısısına kendini iyice sarıp, başını sıcak kumaşa keyifle yasladı.
Arkadaşının boynuna sarılmasıyla meditasyondan sıyrılan küçük çocuk, parlak deriyi okşayıp gülümsedi. Çekirdeğe ulaşması her geçen gün daha da kolaylaşıyordu. Sihri artık istediği an bedeninde gezdirebiliyordu. Marvolo, karanlık boğuk bir dolap yerine, açık havanın odaklanmasını kolaylaştıracağını düşündüğünden gecenin bir yarısı bahçede oturuyordu. Neyse ki sevimli bir hanımefendi ona sahip çıktığından korkmasına gerek yoktu. Gururlu yılan görevini iyi yapıp birkaç gereksiz zorbayı uzaklaştırmayı başarmıştı. Harry'nin okul günleri yeni arkadaşıyla tanıştığından bu yana daha çekilir olmuştu.
Tabi bu okuldaki ucube statüsünü yükseltmeye de yaramıştı. Kıyafetinin altına dolanmış yılan arada bir, hocalara görünmeksizin, başını yakadan dışarı çıkartıp mugglelara tıslıyordu. Şimdiden iki kızın gözyaşlarına boğulmasını, birkaç zorbanın koşarak uzaklaşmasını sağlamıştı. Yılan Afrodit küçük çocukları korkuttuğu işinden epeyi zevk alıyor gibiydi. Çataldilinde kahkahaları masum insanlar için ölüm tehditleri gibi görünüyordu.
Harry, Marvolo ve sevimli yılan birleşerek Afrodit isminde karar kılmışlardı. Gururlu yılan vücut parçalarını ve kıvraklığını överek bir tanrıçadan daha azıyla yetinemeyeceğini söylemişti. Uzun çabalardan ve birkaç fareden sonra Afrodit ismini kabul ettirmeyi başarmışlardı.
Rüzgârı engelleyen ve sıcaklığı koruyan birkaç büyü eşliğinde Harry ve Afrodit kendilerini bahçede buldular. Afrodit bir ara fare avına çıksa da çok sürmeden sahibinin yanına dönüvermişti. Sessiz gece, uzun günün yorgunluğunun ardından küçük çocuk için bir kutsama gibiydi. Teyze ve eniştesinin bağırışları, Dudley'nin itip kalkışı ile geçen bir hafta sonundan sonra Harry yalnız kalabilmenin ne kadar da güzel olduğunu düşünmeye başlamıştı…
Küçük çocuk altına serdiği örtüyü iyice genişlettikten sonra bir koluna başını yaslayıp uzandı. Afrodit göğsüne kıvrılmıştı. Yıldızlar gökyüzünden parıltılar saçıp gülümserken, Harry uçabilmenin ne kadar harika olacağını hayal etti. Sadece birkaç hafta daha… Sonrasında istediği gibi uçabilecekti. Belki sihri onu çok yükseklere sürükler, yıldızları yakalayabilmesine yardımcı olabilirdi…
*Marvolo hiç yıldızlara ulaşabilen bir sihirbaz olmuş mudur?*
Belki de… Harry… Sihir o kadar sınırsızdır ki… Zeki sihirbazlardan birisi yıldızlara giden bir yol bulabilmiştir…
*Yıldız olmak ne de harika olmalı… Bütün gün uzaklardan dünyayı izleyebilirsin… Sana karışan kimse de olmaz… Yukarıdan, gökyüzünden muhteşem şeylere tanık olabilirsin… Binlerce yaratığı görebilirsin… Vampirler sadece gece yürür… Kurtadamlar aya doğru ulur… Orman perileri geceye şarkılar söyler… Yüzyıllar boyunca bitmeyen bir masalı gökyüzünden seyre dalarsın…*
Yıldızların seni bu denli etkileyebilmesine şaşırdım desem yalan olur, küçüğüm… Lanet mugglelar ile geçen bir çocukluğun ardından hayatındaki en etkileyici şey yıldızlar ve sessiz gece…
Küçük çocuk, zihnine sıkışmış arkadaşının acı sözlerine aldırış etmemeye çalıştı. Marvolo'nun muggleları aşağılamadığı tek bir gün yoktu. Kendi ailesine bakıp, arkadaşının fikirlerine katılsa da, Harry'nin o huzur dolu anda düşünmek istediği en son şey Dursleylerdi. Bir birinden harika sihirli yaratıklar ve parlak yıldızlar hayallerini süslüyordu. Hayalinde binlerce renkli hikâye yaratan o sihirli andan henüz uzaklaşmak istemiyordu. Birkaç saat sonra yeniden normal hayatına dönmüş olacaktı. Bu huzurlu andan yararlanmak istemesi çok mu kötüydü?
Marvolo, çocuğun değişen modunu hissetmiş olacak ki araya girip sordu.
Sana hiç Hogwarts'tan bahsetmiş miydim?..
Düşüncelerinden sıyrılan küçük çocuk cevapladı.
*Hayır, Marvolo… Bahsetmemiştin…*
Affedilmez bir hata! Sihirbaz olup da Hogwarts'ı duymayan tek bir kişi yoktur!
Arkadaşının inanmayan sözleri Harry'nin dikkatini çekti. Merakına engel olamadı.
*Hogwarts da nedir?*
Tam bir skandal! Hogwarts'ı nasıl bilmezsin?
Hogwarts, çocuğu epeyi cezp etmişti. Uzanmayı bırakıp heyecanla oturdu. Ani hareketinden dolayı sinirle tıslayan Afrodit'i fark etmedi.
*Gerçekten bilmiyorum, Efendim… Lütfen bana Hogwarts'ı anlatın. Lütfen…*
Marvolo, küçük çocuğu merak uyandıran sözleriyle avlamayı başarmıştı. Birkaç saniye bekledikten sonra söze girdi.
Sihri henüz yeni öğrendiğini bildiğimden seni affedip anlatacağım… Dikkatle dinle…
Harry örnek bir öğrenci edasıyla başını sallayıp bekledi. Arkadaşının derin sesiyle hayaller dünyasına dalış yaptı.
Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu dünyanın gördüğü, gelmiş geçmiş en iyi sihirbazlık okulu. Koskocaman gotik bir kale… İskoçya'nın derinliklerinde… Hiçbir muggle'ın ayak basmadığı topraklarda… Bir yanında karanlık Yasak Orman… Her türlü sihirli yaratığı barındırır… Binlerce iksir özü ve bitkisiyle… At-adamlar… Dev örümcekler… Gulyabaniler… Kadim ağaçların içine gizlenmiş büyük mağaralar… Diğer yanında Kara Göl… Hogwarts zindanlarının hemen bitişiğinde… Gölde onlarca deniz hayvanı ve yaratığına rastlayabilirsin… En büyüğü efsanevi dev kalamar… Ona eşlik eden denizhalkı… Su yılanları… Harmaçlar… Kalede birçok kule… Gizli geçitler… Basiliskleri taşıyan su kanalları… Hareketli portrelerin süslediği duvarlar… Konuşan resimler… Onlarca ünlü hayalet… Bir tane çılgın, öğrencilere eşek şakası yapan hortlak… Seni şaşırtmayı seven merdivenler… Hayallerin ötesinde muhteşem sihirli bir dünya… İşte Hogwarts böyle bir şey…
Küçük çocuk iri gözlerle dinlediği büyülü kaleyi hayal etti. Kendini konuşan resimlerin bulunduğu koridorlarda buldu. Şaşırtmayı seven merdivenleri çıktı. Kulelerin tepelerinde uçtu. Yasak Orman'da gezindi. At adamlarla koştu. Kara Göle dalıp denizhalkıyla süzüldü. Sihir dünyasının görkemli inanılmazlıklarında dolaşıp, büyülü okulu seyre daldı. Hogwarts ne kadar da harika, mucizevi bir şeydi…
*Ben de oraya gidebilir miyim?* Diye sordu çocuk. Daha çok 'Beni de Hogwarts'a alırlar mı?' demek istiyordu. Böyle muhteşem bir okul için epeyi para gerekiyor olmalıydı. Dursleyler, Harry için beş kuruş ödemezlerdi. Ev işlerini yaparken, işe girmesine de izin vermezlerdi. Hogwarts'a gidecek parayı bulması mümkün değildi. Küçük çocuk Hogwarts'ta okumanın ne de güzel bir hayal olduğunu düşündü. Ama sadece bir hayal…
Elbette, Harry…
*Ama nasıl?* Dedi çocuk umutsuzca. Dizlerini kucağına çekip sarılmıştı. Afrodit hüznünü hissedercesine başını Harry'nin boynuna gizledi.
11 yaşına geldiğinde bir baykuşun taşıdığı sihirli mektup posta kutusunda seni bekliyor olacak, küçüğüm…
Marvolo esas sorunu anlayamıyor muydu?
*Benim Hogwarts'a gidecek param yok ki, Marvolo…*
Çocuğun sesindeki çaresizlik belli ki Marvolo'yu gereken cevabı vermeye itmişti.
İngiltere'deki bütün çocuklar doğdukları andan itibaren Hogwarts'a kayıtlıdırlar... Muggledoğumlular okula burslu yazılırken, Safkan ve melezlerin ücretleri tarih öncesinden ödenmiş olur…
Küçük çocuğun gözleri bir anda umutla doldu. Zümrüt yeşili neredeyse karanlığı delip parıldıyordu.
*Yani ben de Hogwarts'a gidebilir miyim?*
Tam emin olmak için bir kez daha sordu. Cevap açık olsa da sonradan ümidinin kırılmasını istemiyordu.
Evet, küçüğüm…
Heyecanla yerinde zıplayan Harry, boynuna kıvrılmış yılanın başına bir öpücük kondurdu. Afrodit'in sinirli tıslamasına aldırmayıp sevinçle kahkaha attı. Kendini yere atıp uzandıktan sonra mutluluk yaşlarıyla dolmuş gözünü gökyüzüne dikti. O kadar mutluydu ki… En son bu denli mutlu olduğunda sihir yapabildiğini öğrenmişti.
Gecenin geri kalanı Hogwarts'ı ve fantastik yaratıkları anlatan hikâyelerle geçti. Marvolo isteyince gerçekten de yetenekli bir anlatıcı olabiliyordu. Muhteşem hikâyelerin arasında çocuk uykunun onu sardığını hissetti. Afrodit'e güneş doğunca onu uyandırmasını söylemeyi ihmal etmedi. Sevimli yılan iyi bir yoldaş olduğunu daha önce birçok kez kanıtlamıştı. Yılanın gerektiğinde uyandıracağına duyduğu güvenle gözlerini kapadı.
Uyan, Küçük Efendi, uyan… Lezzetli farelerle dolu yeni bir gün bizi bekliyor…
Harry, Afrodit'in tıslaması ve yüzündeki ıslaklıkla, esneyerek güne gözlerini açtı. Dün gecenin hatıraları hala zihnindeydi. Gülümsedi.
Güneş kendini göstermeye başlamıştı. Doğa yavaş yavaş hareketleniyordu. Kuş cıvıltıları artmış, rüzgâr sönmüştü. Yaşlı komşulardan biri erkenden çiçeklerini suluyordu. Bayan Figg kendilerini bahçeye salmıştı.
Küçük çocuk büyü ile kapıyı açtıktan sonra hızla dolabına geçti. Teyzesinin istediği zaman dolaptan çıkabildiğini öğrenmesini istemiyordu. Çok beklememişti ki dolap kapısına sertçe vuruldu. Derin bir iç çekmeyle gerçek hayata dönen Harry 'Tamam, Petunia Teyze.' Diye bağırdıktan sonra günlük rutinine başladı. Kahvaltı… Bulaşıklar… Toz alma… Okul… Çamaşırlar… Akşam yemeği… Bulaşıklar… Dudley'nin oyuncaklarını topla… Dudley'nin odasını topla… Salonu topla… Dolaba gir ve dolap kapısının kilitlenişine sessiz kal…
Harry günlük işlerini 'Tamam, Teyze'lerin ve 'Anladım, Enişte'lerin eşliğinde bitirdi. Okula son anda yetişti. Afrodit sayesinde korkuyla görmezlikten gelinip tamamen görünmez olmayı başardı. Hogwarts'ın hayaliyle derslere girip sessiz kaldı. Marvolo'nun ısrarlarıyla Dursleylere fark ettirmeksizin akşam yemeğinden bir tabak dolusu yedi.
Odalardan kirli çamaşırları seçerken Marvolo'nun seslenmesiyle durdu.
Harry, muggleların parayı nerede tuttuklarını biliyor musun?
Küçük çocuk sorunun nedenini anlamasa da başını salladı.
*Eniştem ceketinin cebinde, Teyzem çantasında ve mutfak dolabındaki eski bir vazoda… Hımm… Dudley okul çantasında…*
Senden her birinden her hafta gizlice beş pound almanı istiyorum…
Harry'nin gözleri endişeyle irileşti. Duymayacaklarını bildiği halde tedirginlikle etrafına baktı.
*Ama… Marvolo bu… Bu hırsızlığa girer! Eniştem yakalarsa beni öldürür…*
Lanet muggleların sana zarar vereceğini düşünme… Sihrin varken hiçbir muggle sana karşı koyamaz…
*Ama bu yanlış…*
Yanlış veya doğru… Ne fark eder… Amacına ulaştığın sürece güçlüsündür… İyi veya kötü yoktur. Sadece güç ve onu elde edemeyen zayıflar vardır.
Harry, önceden Dudley'nin kırık oyuncaklarını sakladığını hatırladı. Dursleylerden gizlice yemeklerinden yemişti. Dudley'nin bisküvilerinden sormadan almıştı. Bunları yaparken hırsızlık olarak hiç düşünmemişti. Eniştesi ona sıklıkla bir israfçıdan başka bir şey olmadığını söylerken, para çalacak kadar cesur olmamıştı hiç…
*Paraya neden ihtiyacımız var?* Diye sordu çocuk kararsızlıkla. Marvolo'nun haklı olduğunu biliyordu tabi ki ama yakalanma korkusu onu engelliyordu.
Uçmayı öğrenebilirsen seni sihir dünyasına yolculuğa çıkaracağıma söz verdiğimi hatırlıyorsun, değil mi?
Sihir dünyasında atılacakları maceraların hayaliyle gülümsedi çocuk. Anlaşmalarını hatırlamıştı. Sessizce başını sallayıp onayladı.
Yolculuk için bize para gerekiyor. Küçük bir çocuğun Londra sokaklarında otostop çekerek ilerleyebileceğini düşünmüyordun her halde?
Afrodit ile birlikte otostop çekmenin ne kadar da komik olacağını düşünüp kıkırdadı. Belki de sürücüleri korkutmaları yeterli olurdu. Marvolo'yu kızdırmadan ana geri döndü.
*Tamam, Marvolo… Ama herkes uyuduktan sonra almamın daha iyi olacağını düşünmüyor musun?*
Şu an salonda oturuyorlar. Odada yokken alman daha akıllıca olur.
Küçük çocuk minik adımlarla merdivenden aşağıya doğru bakıp Teyze'sinin komşularla ilgili dedikodularına eşlik eden televizyonu dinledi. Yukarıya geleceklerine dair bir iz yoktu. Çamaşırları bir kenara koyduktan sonra Eniştesinin ceketinden kırıştırmadan beş pound aldı. Vernon Eniştenin para miktarına dikkat etmeyeceğini biliyordu ama Petunia Teyze kıyafetlerin ütüsüne çok özen gösteriyordu. Teyzesinin çantasından da aynı miktarı aldıktan sonra eğildi. Korku ve heyecanla çarpan kalbini görmezlikten gelip parayı çorabının içine gizledi. Çamaşırları tekrar toplayıp bu kez Dudley'nin odasına girdi. Karışık bozuklukların arasından beş pound aldıktan sonra çantayı kapattı. Yerdeki oyuncaklara basmadan odadan çıktı.
Banyoya girip makineyi çalıştırdıktan sonra kalbini sakinleştirmek adına birkaç saniye bekledi. Avuçları terlemişti. Dursleylerin yüzünün kızarıklığını fark etmeyeceğini umuyordu. Kimi kandırıyordu? Ateşler içinde yanıp hastalansa dahi kimsenin umurunda olmazdı. Derin bir nefes alıp aşağıya indi. Kendini bir kez daha görünmez hissetti. Ona aldırmayan sözde ailesinin arasından geçip mutfağı toplamaya başladı. Akşam yemeği çoktan yenmişti ve birkaç meyve tabağından başka bir şey yoktu. Gözü mutfak kapısında, eski vazoya elini sokup beş pound kadar çıkardı. Teyzesinin parayı saymayacağını bilmesi iyiydi.
Birkaç dakika sonra mutfaktan çıktığında, bir şey söylemeden dolabına girdi. Yarım saat kadar sonra habersizce kapının kilitlenmesi eşliğinde rahatlayıp tuttuğu nefesi bıraktı. Parayı duvarın dibindeki dar bir aralığa sıkıştırdıktan sonra yatağa uzandı. Aylar sonra, sihri bildiğinden bu yana, ilk kez tedirginlikle gözlerini kapattı. Gece boyu kalbinin ürkek atışları hiç durmadı.
