"Güç Seninle Olsun!" = Usta Yoda
Küçük çocuk parlak bir gökyüzünün altında, okulun çatısında, Marvolo'nun yavaş ve derin sesini dinliyordu. Bedeninde gezinen sihre odaklanıp, parmaklarının karıncalanmasını, vücudunu bir rüzgâr gibi saran gücü hissediyordu. O an aklında onu meşgul eden hiçbir şey yoktu. Düşüncelerinin hiç bir kıyısı gerçeklikle bağlanmıyordu. Sadece ses ve sihir vardı. Saclarını savuran güç, sadık bir dost gibi bedenini sıkıca okşuyordu. Kendini hiç o mucizevî an kadar güvende ve mutlu hissetmemişti. Çocuk bilmiyordu ama etrafını saran, gerçekliği dalgalandıran muhteşem sihri ile o an o dakika milyonlarca ölümcül laneti savurabilirdi. Kurşundan bir kalkan gibi sarmalayan sihirli bariyer sadece bir kaç şanslı sihirbazın şahit olabileceği bir görüntüydü. Zümrüt gözler açıktı ama görmüyordu. Öyle ki gözlerden yayılan güç demiri eritecek cinstendi.
Marvolo düşlerin ardından konuşmaya devam etti.
Odaklan, küçüğüm... Sihri hisset... Sihir damarlarında... Akıyor... Bedeninde... Geziyor... Parmaklarında dolaşıyor... Gücü kollarında hisset... Vücudunu savuran muhteşem güce yoğunlaş... Sen ve sihir özün birsiniz... Hayatinin bütün kontrolü artik sende... Sırtındaki yükler çoktan kalktı... Harry... Özgürsün... Artik özgürsün... Hafiflemişsin bütün gereksiz düşüncelerden... Sorumluluklardan... Önemli olan tek şey su an... Yüksel bu sefil muggle bataklığından... Uç özgür büyücü... Uç... Harry... Uç...
Marvolo'nun güçlü sesi Harry'nin zihin bariyerlerinin ardında yankılandı. Sanki içinde değil, tam yanındaydı. Ensesinde gürlüyordu. Binaların, caddelerin, insan yığının arasından yankılanıp, küçük çocuğun bütün dünyasını sarsıyordu. O an biri yangın var diye bağırsa çocuğun duyacağı tek şey uç emri olacaktı.
Tüylerini ürperten muhteşem emre boyun eğip çocuk bedenini hareketlendirdi. Bir an için gücün kendisinin mi, Marvolo'nun mu olduğundan emin olamadı. İki farklı ruh, tek bir gövdeye aynı emri veriyordu. Çocuk vahşi gücünü savururken, arkadaşı zihin bariyerlerini koruyordu. Eğer Marvolo, Harry'nin gerçeklikle bağlantısını korumasa, çocuk tamamen güç deryasına dalıp, bütün bir şehri yerle bir edebilirdi.
Esas amaçları sihrinin kontrolünü sağlamak iken, bir yandan da sihrin gerçek potansiyelini açığa çıkarmışlardı. Çok genç yasta, henüz ergenliğe dahi girmemiş, yedinci doğum gününe o gün adım atmış çocuk, tam anlamıyla olgunlaşmadan güç bariyerlerini yıkıvermişti.
Haftalar boyu suren meditasyonlar ve Marvolo'nun çelikten kontrolü şehri güven altında tutan tek şeydi.
Çocuk bedenini çıplak havada iyice yükseltti. Kanatsız bir melek misali çatının bir kaç metre üstünde süzülmeye başladı. Çatıyı saran muggle uzaklaştırma bariyeri olmasa, zavallı mugglelar İsa'nın yeniden dirilisine şahit olduklarını sanacaklardı.
Harry kendini güce öylesine kaptırmıştı ki uçtuğunun farkında değildi. Görmeksizin bakan gözler çevreye yeşil bir güç dalgası yayıyordu.
Marvolo, çocuğu gerçekliğe döndürmenin zamanı geldiğine karar verdi. Sert komutunu değiştirdi.
Derin bir nefes alıp aşağıya bak, Harry.
Marvolo'nun sesiyle sihrin muhteşem yoğunluğundan sıyrılıp aşağıya baktı. Bir kaç kere gözlerini açıp kapatmasıyla mucizevî gerçeğin farkına vardı. Uçuyordu. Cümle aklından geçer geçmez 'Aman Tanrım' diye bağırdı. Uçabildiği gerçeğine kendini alıştıramayan çocuk birden düşüverdi.
Neyse ki sadece iki metreden düşmüştü ve tabanı Marvolo'nun öngörüsüyle, büyüyle yumuşatılmıştı. Buna rağmen çocuk bileğini incitmeyi başardı.
Bileğinin acısı göz yaşartıcıydı ama yaşadığı mucizenin güzelliğinden sıyrılamayan çocuk delicesine, güneşi zavallı bir kibrit ateşi kılacak ışıltıda gülümsüyordu. Gülüyordu. Çok geçmeden kahkahalar atıyordu.
Marvolo belli ki çocuğu yakın bir zamanda içinde bulunduğu uyuşturucu etkisinden kurtaramayacağını bildiğinden sessiz kaldı.
Zavallı Afrodit ise sahibine bakıp acıyarak başını sallamakla yetindi.
Küçük Efendi sssonunda aklını yitirmeyi başardı... Diyerek tembel uykusuna devam etti.
Aradan neredeyse bir saat geçmişti ki Harry bulutların üzerinden nihayet iniverdi. Mutluluk güçlü bir yapıştırıcı gibi dudaklarında kalmıştı. Küçük çocuk bedava şeker dükkânına girmiş gibi gülümsüyordu. İncinen kolu, baştan aşağı acıyan vücudu, enerjisini kaybetmiş hali ve dağınık saçlarıyla kendini uzun bir 'Harry Avlama!' sezonundan çıkmış gibi hissediyordu. Tabi uçmanın verdiği keyif, Dudley ve kankalarının zorbalıklarıyla uyuşmuyordu. Ama olsun.
Güneşte keyifle uzanan sevimli Afrodit'e gülümseyip, çok fazla oynatmadan kaldırıp boynuna sardı. Bu hareketi bileğindeki acıyı ciddi bir boyuta taşımıştı. Sızlanmamaya çalışsa da zihninde, yaşadıklarına daima şahit olan bir arkadaşa sahip olmak iyi bir şeydi.
Harry, o bileği bir an önce düzeltmen gerekiyor. Daha fazla beklersen morarabilir.
Çocuk şimdiden pembeleşmeye yüz tutmuş bileğini hafifçe ovalayıp 'Oh!' diye elini geri çekti. Neden dokunmaya kalkmıştı ki?
*Haklısın, Marvolo… Belki Teyzemde krem vardır, ha?..*
Krem olsa bile Petunia Teyzenin pek de cömert olmayacağını düşünüyordu çocuk. Gizlice alabilirdi ama…
Bir şeyi unutmuyor musun, küçüğüm?
Küçük çocuk unuttuğu bir şey kalmış mı diye çatıya göz atarken Marvolo onu durdurdu.
Sen büyücü müsün, değil misin?
Sorunun amacını anlamamış Harry boş boş bakmakla yetinince Marvolo devam etti.
Bileğini sihirle iyileştirebilirsin, Harry…
Durumun farkına varan çocuk utangaç bir şekilde gülümsedi. Sihir yapabilmek ne kadar harika olsa da unutmak da o denli kolaydı. Hala bir gün uyanıp her şeyi rüya olmasından korkuyordu. Hafifçe iç çekip bileğin üstünde elini gezdirerek 'Episkey!' dedi. Sık sık yaralandığından bu büyü, onun için sihrin nadide güzelliklerinden bir tanesiydi.
Bileğindeki pembeleşmenin kaybolup, acının dindiğini hissedince derin bir nefes daha alıp gülümsedi. Sihir gerçekten de inanılmaz bir şeydi…
Harry yedi yıllık hayatının en muhteşem doğum gününü geçirirken, okul dağılmaya başlamış, güneş gökyüzüne elveda eder hale gelmişti. Küçük çocuk seyrekleşmeye, ara caddelerde kaybolmaya yüz tutmuş öğrencileri aştı. Okul otobüsleri çoktan kalkmıştı. Her zamankinden daha az kişiye çarpması, zorbaların ondan uzak durması, sevgili Afrodit'in yediği farelerin hakkını verdiğini kanıtlıyordu.
Boş caddelerde sessizce yürüyordu çocuk. Her zamankinden biraz daha dikkatsiz olduğu söylenebilirdi. Çatıda harcadığı enerji bedenine tatlı bir yorgunluk bırakmıştı. Gözlerini açık tutmakta zorlanıyordu. İyice yoğunlaşamadığından Marvolo ışınlanmasını engellemişti. Adımları dağınıktı. Ancak sık geçtiği yollar kolayca altından akıyordu. Kendine, biraz daha, dedi. Çok az kaldı… İçinden Teyzesine fark etmeden eve girmenin bir yolu olsa keşke diye düşünüyordu. Keşke bu kadar yorgun olmasaydı… Keşke sihir yapmak tüm enerjisini almasaydı…
Zihninde dolaşan boğuk keşkeler arasında önüne bakmadı çocuk. Eğer birazcık daha dikkatli olabilseydi…
Sert bir bedene çarpıp, geriye düştü Harry.
"Hey! Nereye gittiğine dikkat et, velet!"
Çocuk yerinden yavaşça kalkıp, sıyrılan kolunu kontrol etti. Önüne bakmadan 'Özür dilerim' derken, boynunda Afrodit'in kızgın tıslamaları duyuluyordu. Adamla ilgilenmeden yürümeye devam edecekti ki, bir el sert bir şekilde omzundan tuttu. Canını acıtıyordu.
"Nereye gittiğini sanıyorsun ha, lanet bücür?!"
Omzundaki elden kurtulmaya çalışan çocuk, olayın büyüyeceğinin bilincindeydi. Adamın elindeki biraz şişesi pek de sağlıklı bir kafada olmadığını gösteriyordu.
"Üzgünüm, Efendim. Ama gitmem gerekiyor. Eniştem… eniştem beni bekliyor."
Harry'nin kıvranmalarına aldırmadan, adamın diğer eli boynunu buldu. Sertçe sıkarak iki bina arasına doğru çekmeye başladı.
"Seninle daha işim bitmedi."
Çocuk, kalbi endişeyle dolup, çevreye baktı. Binaların arası, çıkmaz bir sokağa uzanıyordu. Yerlerde biraz kutuları ve sigara izmaritleri vardı. Tekinsiz ve güvensiz insanların mekanına benziyordu. Yabancı, bu aranın müdavimlerinden biri olsa gerekti.
Adam bir yandan çırpınan çocuğu sürüklerken, söyleniyordu.
"Sana büyüklerine saygı duymayı öğreteceğim, velet."
Afrodit… kendini gössster…
"Ne diyorsun öyle sen, lanet velet?"
Gururlu sürüngen, ezilen kuyruğuna rağmen tişörtün arasından çıkıp, boynu saran kola dolandı. Kızgınla tıslamaya başladı.
Aklı başında bir insanın yılanı gördüğü anda korkup, uzaklaşması doğaldı. Ancak sarhoş adam belli ki tehlikenin bilincinde olmadan harekete geçti. Bu da onun yararına olmuştu. Afrodit'i bedeninden yakalayıp karanlık bir köşeye fırlattı.
"Biliyorum seni. Sen yılan besleyen o ucubesin. Kendini bir şey sanıyorsun, değil mi, lanet ucube?"
Çocuğu yere fırlatıp, üstüne yürümeye devam etti.
"İçindeki şeytanı şimdi çıkaracağım."
Harry korkuyla geriye doğru emekleyip, duvarın dibinde büzüldü. Yabancının şiddetinden kendini korumak adına, başını ellerinin arasına aldı. Gözlerinde farkında olmadığı yaşlar vardı. Biraz sonra gelecek dayanılmaz acıya kendini hazırlıyordu.
Harry… Beni dinle Harry…
*Marvolo…*
Sesime yoğunlaş, küçüğüm
*Yardım… et… Marvolo…*
Nefrete odaklanmanı istiyorum… Değersiz muggle'a duyduğun kızgınlığı düşün… Sözde ailenin ilgisizliğine karşı olan kinini düşün… Nefret et… Kendini koruyamadığın günlerin adaletsizliğiyle sinirlen…
*Ne… yapacağım, Marvolo?*
Sihrini duyduğun kızgınlığa yönelt… Elini uzatıp bütün nefretinle Crucio! Diye bağır!
Küçük çocuk acımasız tekmelerin arasında yaşlı ancak nefretle koyulaşmış gözlerle yabancıya baktı. Hayatı zorba muggleların saldırılarıyla geçmişti. Önce Vernon eniştenin itip kalkması… Sonra Dudley ve kankalarının 'Harry Avlama!' oyunu… Kendini koruyamıyordu. Korku dolu, acı dolu günler… Nereye baksa ona zarar vermek isteyen yüzler görüyordu. Tek hatası var olmak iken kendini nasıl savunacaktı? Bazen bire karşı ondular… Bazen çocuğa karşı yetişkin… Gücün yeterken zarar vermek ne kadar da kolaydı… Nefret ediyordu herkesten… Nefret ediyordu güçsüzlükten…
Artık güçsüz değilsin… Ona zarar verebilirsin… Tek bir kelime… Büyülü kelimeyi söyle…
Çocuk elini değersiz muggle'ın bedenine doğru tuttu. Bütün nefret, kin ve kızgınlığını o tek kelimeye ekleyip bağırdı. Yapabileceğini biliyordu. Hataya yer yoktu.
"Crucio!"
Muggle çığlıklar içinde yere yığıldı. Bedeni sara krizine girmişçesine titriyordu. Teni yanmış gibi kıpkırmızıydı. Kesinlikle korkunç bir görüntüydü.
Küçük çocuk yerde kıvranan adama tiksintiyle baktı. İçinde acıma ya da keyfe dair hiçbir şey yoktu. Adeta uyuşmuş gibiydi. Vücudundaki acıya inat kalktı. Bir köşeye kıvrılmış zavallı sürüngeni kucağına aldı. Adımları yavaş ve anlamsızdı. Nereye gideceğini bilmiyor gibiydi. Tamamen farklı bir yere varma ihtimalini umursamadan, dolabının karanlığını düşünüp ışınlandı.
Yatağa yığılıp kaldığında zihninde bilinçli tek bir düşünce yoktu. Ağladığını fark etmeden koyu bir karanlığa daldı.
Ne uyurken Afrodit'e sıkıca sarıldığını biliyordu.
Ne de iki gün sonra yanmış bir cesedin ara bir sokakta bulunacağından haberi vardı.
Karanlığın içinde bütün varlığını unutuverdi.
Zihninin uzak bir köşesinde tek bir cümle yankılandı.
Doğum günün kutlu olsun, küçüğüm…
HARRYTOMHARRYTOMHARRYTOM
Zihninin penceresinde çocuğu izleyen Lord Voldemort'un hortkuluğu şahit olduğu muhteşem güçle titredi.
Uçmayı başarabilen çocuğun serbest bıraktığı, zincirlerinden kopardığı sihirle kendinden geçti.
Affedilmez lanetin, değersiz muggle'ı yok edişiyle büyülendi.
Kara büyünün tadına bir kez varan Harry Potter, artık tamamıyla Lord Voldemort'a aitti.
