Küçük çocuk gözlerini açtığında karanlıkla karşılaştı. Güneşin başka diyarlara süzüldüğü bu akşam vakti, gizemli ormanda, gecenin alacakaranlığını andırıyordu. Yıldızsız, bulutlu gökyüzünün, önceki akşamki parlak dolunayla hiçbir alakası yoktu. Rüzgârda sinsice kıpırdaşan ağaçlar koca dallarını bir birlerine sevdalı gibi sarmış, gözün aldığı her köşe başında tehlikeli koyulukları ağırlamıştı. Ölümcül eller gibi bir birine kapanan ağaçların ötesinde gökyüzünden pek de iz bulunmuyordu.
Koyu karanlığın içinden farklı lisanlarda fısıldayan yaratıklar, tehlike sinyalleri veriyordu. Ölüm o gece, o karanlık ormandan hiç de uzak görünmüyordu. Bir çocuğun masum ve bir o kadar taze etini kemiklerinden kolayca ayırabilecek, genç bir akşam yemeğini lezzetli bulacak yaratıkların önündeki tek engel bir Karanlık Lord'un sihriydi.
Hafife alınmamalıydı o sihir. Tek bir bilek hareketi ve birkaç büyülü kelimeyle kadim orman kül yığınına dönüşebilirdi. Buna rağmen orman, davetsiz misafirlerine karşı nazikti. Bir zamanlar Tom Marvolo Riddle adındaki kara büyücünün bu gizemli, ayak basılmamış ya da sağ çıkarmamış ormana geri dönüşü, eski bir sevgiliyi kucaklarmışçasına hoş karşılanmıştı. Sonuçta karanlığın dostları bir birlerini auralarından tanırdı ve Lord Voldemort kadim karanlığın asil bir hizmetkârına yakışırcasına karanlıktı.
Küçük çocuk ormanın tehlikeli fısıltılarını dinlerken, hafifçe dikleşti. Yara izinde ve genel olarak başında eski bir acının yankısı vardı. Gözlerini birkaç defa kapatıp tekrar açtı, nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Neler olduğunu biraz olsun hatırlayabilmesi için birkaç saniyeden fazlası gerekti. Sessizce beklemesine rağmen, zihnindeki kopuk anıları anlamlı hale getirebilmesi uzun iki dakikayı almıştı.
Sonunda uyandın, küçüğüm…
Marvolo'nun zihnindeki tanıdık sesi, çocuğu mutlu etmişti. Bu belirsiz anlamsızlığın arasındaki tanıdık ses, ona yalnız olmadığını hatırlatıyordu.
"Ne oldu, Marvolo? Neredeyiz biz?"
Aklındaki soruların karmaşasından, sesli konuştuğunun farkında dahi değildi. Ancak sorunun cevabı zihnin duvarlarını kapsamadan, ormanın içinden gelince kanının donduğunu hissetti.
"Arnavutluktayız, Harry…"
Hızla nefes alıp geriye doğru yalpalandı. Oturduğu yerden, sert toprağın ve ağaç köklerinin üstünden sürüklendi. Sırtı bir iri bir ağaca çarpana kadar geriledi. Başını kaldırıp, sesin geldiği noktaya korkuyla baktı. Yeni bilincine vardığı karanlık bir ormanda adını bilen bir yabancıyla karşılaşmak hiç de güven verici değildi.
"Yabancı olduğumu düşünmen kalbimi kırdı, küçük büyücü."
Ormanın içinde nazik bir yankı uyandıran, zarif ve zengin ses tonu, çocuğa yakın bir zamanda televizyonun birkaç dakikalığına durduğu eski aristokrat filmindeki kahramanı anımsattı. Gecenin karanlığıyla uyumlu siyah saçlı, genç ve uzun boylu bir yetişkine ait olan bu ses, her nedense içinde tehdit edici bir ton barındırıyordu. Çocuk bir anlık aptalca bir düşünceyle karşısındaki adamın birini öldürmek için büyülü kelimelere ihtiyaç duymadığını düşündü. Ses tonu aynı tehlikenin mirasçısıydı.
"Gayet akıllıca bir çıkarım olduğunu düşünüyorum, küçüğüm… Birçok değersiz kişi tehlikeyi görmezlikten gelip, asamın ölümcül gücüyle karşılaştı. Ne yazık ki herkes senin kadar iyi bir gözlemci olma şansına sahip olamıyor."
Kalbi ürkekçe çarpan çocuk, yetişkinin aklını okuduğunun bilincine vardığında solgunlaştı. Marvolo'dan cevap yoktu. Başının çaresine bakması gerekiyordu. Cesaretini topladı, yetişkinle aralarındaki uzaklığa dikkat verdi. Elini uzatıp, avuçlarını yabancıya dikti. Sihir gücü, çelik bir kalkan gibi bedenini sarmalıyordu. Ani tek bir adımda yabancıya saldırmaya hazırdı. Cesaretini toplayıp gereken soruyu sordu.
"S-Sen de kimsin?"
Ormanın ortasında kendiliğinden bulunması mümkün olmayan rahat bir koltuğa oturmuş yabancı, Harry'nin saldırıya hazır haline gülümsemekle yetindi. Belli ki küçük çocuğun çantasından izinsizce aldığı, eski gazete yığınını inceliyordu. Bu durum Harry'i kızdırdı. Ona sorulmadan, bir yabancı tarafından eşyalarının kurcalanmasını pek de hoş karşılamıyordu. Dursleylerdeyken ona ait bir şeyi olmayınca, sahiplendiği önemsiz şeyler dahi onun için kıymetliydi.
Yine de zihnini okuyup, özelini işgal eden yetişkinin en çok sinir bozucu yanı, karanlık bir ormanın ortasında değil de şöminenin başında kurulmuş gibi dünyadan habersiz ve çocuğa karşı ilgisiz haliydi. Harry'nin kızgınlığı, korkusunu birazcık da olsun yendi. Kalbi düşüncelerinin arasında sakinleşti. Yabancının çok istese ona uyurken de zarar verebileceği aklına geldi. Peki, o zaman Harry'den ne istiyordu?
"Kimsin ve beni kaçırarak neye ulaşmaya çalışıyorsun? İstediğiniz paraysa yanlış kişiyi seçtiniz bayım."
Küçük çocuk, yabancının tabi ki para istemediğini biliyordu. Yabancının duruşundaki zengin hava, Harry'nin yıllarca çalışmasını ancak karşılayabilirdi. Hem fidye için kaçırılmış olması ihtimal dışıydı. Vernon Enişte, onun için tek kuruş vermek yerine, öz yeğenini satardı.
Eniştesini hatırlayan çocuk, incinmiş gibi titredi. Ne kadar zamandır uyuduğunu ya da kaçırıldığını bilmiyordu ama akşam yemeklerini hazır bulamayan Dursleylerin kızacağı kesindi. Bir an önce Privet Drive'a dönmesi gerekiyordu. Şansı yaver giderse sadece birkaç günlüğüne yemek yemesine izin verilmezdi. Buradan uzaklaşması lazımdı. Peki, ama tam olarak neredeydi?
Yabancı bir kez daha Harry'nin sorusunu görmezlikten gelip, zihnindeki karmaşıklığa cevap verdi.
"Arnavutluktaki sihirli bir ormandayız, Harry. En yakın yerleşim yeri beş saat uzaklıkta."
Harry, kızıl yüzüğe mırıldandıktan sonraki sözleri hatırladı. Marvolo 'Arnavutluğa Hoş geldin, Harry Potter.' Demişti.
*Marvolo?*
*Marvolo?*
*Neler oluyor, Marvolo?*
Çocuğun sesi her zamankinden daha ürkek çıkıyordu. Cüppesinin açık kıyılarından sızan soğuk ve midesindeki boşluk gittikçe daha da rahatsız edici bir hal alıyordu. İnsansız, karanlık bir ormanda, tehlikeli bir yabancıyla yalnız başına olduğu gerçeği yeni yeni zihnine işliyor gibiydi. Sözde ailesinin ilgisizliği ile geçen yılları olmasa, annesini kaybeden küçük bir çocuk gibi gözyaşlarına boğulabilirdi. Dizlerini iyice karnına çekti. Acımasız gerçeği hatırladı. O zaten annesiz, küçük bir çocuktu.
Marvolo ona cevap vermek için bu kadar uzun beklemezdi. Harry, tek arkadaşının yokluğunun verdiği ağır suçu, yakındaki tek kişiye yükledi. Sesindeki titrek hüzne engel olamadan, kızgınlıkla sordu.
"Marvola'ya ne yaptın?"
Elini tehdit edici bir şekilde yabancıya dikti. Bu kez istediği cevabı alacaktı. Zümrüt gözlerinden yayılan kızgın parıltı, tehdidini destekliyordu.
Yabancı en sonunda başını eski gazeteden kaldırdı. Yakınlarda usulca yanan ve ormandaki tek ışık kaynağı olan alevler, yabancının kızıl gözlerinde dans ediyor, cehennem tasvirlerini andırıyordu. Dudaklarına konmuş ufak gülümseme hiç de güven verici değildi. Çocuk, bedenindeki ürpertiyle titrediğini hissetti.
Tam karşında duruyorum, Harry Potter…
Cevabın yabancının dudaklarından değil, zihninden geldiğini anlayan Harry, şaşkınlıkla gözlerini yumup bir daha açtı. Yabancı gerçekten de biricik arkadaşı Marvolo muydu? Yoksa zihnini kolayca okuyan kızıl gözlü yetişkin çocuğa acıtıcı bir oyun mu oynuyordu?
*Bu- Bu gerçekten de sen misin, Marvolo?*
Alacağı cevaptan korkuyordu çocuk. Marvolo'nun sonunda etten, kemikten bir insan olması güzelken, tekrar yalnız kalacağı korkusu içini acıtıyordu. Hem bir de inandıktan sonra her şeyin bir yalandan ibaret olacağı ihtimali de vardı. Kendi zihnine güvenemiyordu.
"Evet, benim, Harry." Dedi yabancı. Aynı zarif ve zengin sesle. Gazeteyi kaldırdı. Ellerini koltuğun kenarlarına yerleştirip, rahatça geriye yaslandı. Tahtına kurulmuş bir lordu andırıyordu.
Yabancının ormanı kuşatan kahkahası, çocuğu içine düştüğü hüzün kuyusundan çekip çıkardı. Güzel, kibar bir kahkahaydı. Ancak tehlikeli tınısı, anlaşılmamız keyifli halinde bile yerini koruyordu.
Yabancı, çocuğu uzun bir süre inceledikten sonra, asasının bir hareketiyle, yerdeki sıradan bir taşı lüks bir koltuğa çevirdi. Lüks koltuk yine de yabancınınkinin asil havasıyla uyuşmuyordu. Koltuklardaki farklılık belki de yabancıdaki üstünlük hissinin yansımasıydı.
"Buraya gel, Harry."
Çocuk, yabancıya güvenmediği halde yerinden usulca kalktı. Yabancı, Marvolo olduğunu söylüyordu. Cevabının doğru olmasının ihtimaliyle, Harry, kibar emri yerine getirdi. Marvolo'yu sorgulayabilirdi ama ona itaatsizlik etmesi mümkün değildi.
Tedirgin, yavaş birkaç adımdan sonra koltuğa yerleşti. Yabancıyla arasında bir metre kadar ancak vardı. Gözlerini, kızıl olanlardan ayırmadan, sırtını dikleştirdi.
Bacağındaki ağır sürtünmeyle ürkerek aşağı baktı. Afrodit'in sessizce omzuna dolanması, çocuğa farkında olmaksızın gülümsetmişti. Tanıdık bir yüz, her ne kadar bir yılana ait olsa da, çocuğun bu tedirgin halinde, hoş karşılanmıştı. Sevimli sürüngeni bilinçsizce okşamaya başlayıp, tekrar dikkatini yabancıya verdi.
Afrodit'deki alışılmadık sessizliği fark etmemişti. Boynunda her zamankinden daha cana yakın bir keyifle gerinmesi de dikkatinden kaçmıştı.
Belki de yılan sahibindeki tanıdık aurayı selamlıyordu.
Yabancı, bir asa hareketi ile çocuğun sabah özenle çantasına yerleştirdiği sandviçlerden birini çocuğa yöneltti.
"Ye."
Harry, kendi emeğine birkaç saniye güvensizce baksa da emri yerine getirdi. Nefis ekmeğin tadı, solgunluğunu gidermişti. Midesine keyifle kurulmuş yemek, çocuğun güvensizliğini yerle bir etmişti. Aç bir mideyi doldurmak, bazen en süslü sözlerden daha etkili oluyordu. Sandviç bitince çocuk yabancıya döndü. Ellerini kucağında birleştirip sordu.
"Marvolo?"
Yabancı, Marvolo, aynı monoton kibarlıkta cevap verdi.
"Evet, Harry?"
Çocuk, bir kez yutkundu ve devam etti.
"Bu gerçekten sensin."
"Bu gerçekten benim, Harry."
Harry, bir şekilde ete bürünmeyi başarmış Marvolo'nun sıradan cevabındaki monotonluğu görmezlikten gelip, tekrar sordu.
"Ama nasıl?"
"Sana sihrin sınırlarının olmadığını söylediğimi hatırlıyorum, küçüğüm."
Çocuk, yanlış bir şey yapmadığının farkındaydı ama Marvolo'nun tonuyla yanaklarının kızardığını hissetti. Başını istemsizce eğip,
"Evet, Efendim." Dedi. Marvolo'nun ağır kişiliği ve o belirgin, aşağılamayan, kınamayan ancak 'daha iyisini beklerdim' ses tonu, Harry de hep aynı utanç duygusunu yaratıyordu.
Konuşmaya devam etmesini bekleyen kızıl gözlü, sessizlikten tatmin olmuş olacak ki asasını kaldırıp 'Tempus!' dedi. Havada büyülü sözlerin gücüyle asılı kalan rakamlar gecenin onbirini gösteriyordu.
"Toparlan, Harry. Surrey'e geri dönmemiz gerekiyor."
Küçük çocuk emre uyup hızla ayaklandı. Gazeteleri çantasına yerleştirdi. Söylenmeksizin koltukları eski haline çevirdi. Cüppesini dikleştirdikten sonra, çantayı sırtına aldı. Afrodit'i cüppesinin sıcaklığına gömdü. Uygun bir öğrenci gibi sessizce Marvolo'ya yaklaştı.
Marvolo, boş bir ifadeyle asasını uzun parmaklarının arasında dolaştırdıktan sonra, çocuğun omzunu tuttu.
"Hazır mısın?"
Ansızın boğazı düğümlenen çocuk, başını sallamakla yetindi. Marvolo'nun aynı soruyu son sorduğu zaman bilincini yitirip, kendini karanlık bir ormanın ortasında bulmuştu. Aynı tatsız deneyimi yaşamamayı umsa da olabileceği kadar hazırdı.
Marvolo, çocuğun daha önce kutudan çıkardığı yakut yüzüğe fısıldadı.
"Slytherin'in Varisi!"
Küçük çocuk, bedeninin hızla çekildiğini hissetti. Yüksek basınç altında, bir kasırganın ortasında debeleniyor olduğu fikrine kendini alıştıramadan ayakları yere değdi. Şanslıydı. Bu kez bayılmamıştı. Yerine, gördüğü en yakın saksıya midesindekileri boşaltmakla yetindi. Kafasına kitap düşürmüş gibi, içinde bulunduğu baş dönmesiyle hafifçe sarsıldı. Neyse ki Marvolo omzundan tutup çocuğun düşmesini engelledi.
Birkaç saniye arkadaşına tutunan Harry, tekrar kendine geldiğinde başını sallayıp, basit bir büyü ile ağzını ve saksıyı temizledi. Privet Drive'ın bahçesine iniş yapmışlardı. Bulutlarla kaplı gökyüzü, kısık bir sokak lambasının eşliğinde boş sokak, sahipsiz ve tekinsizdi.
Gecenin bu saatinde eve girdiğini sözde ailesi fark edecek olursa, dışarı atılabilirdi. Hem Marvolo nerede kalacaktı? Merdiven altındaki süpürge dolabı bir yetişkini davet edebileceği bir mekân değildi. Arkadaşını hayal kırıklığını uğratacağı hissi, boğazında acı bir tat bırakmıştı.
Karmaşık düşüncelerini belli ki umursamayan Marvolo, birkaç adım geriye gidip gözlerini kapattı. Harry, kişisel deneyimlerinden, arkadaşının sihrine odaklandığını biliyordu. Gücün havayı görünmez bir şimşek gibi yarıp, evin dış cephesini kapladığını ürperen tüylerinde hissediyordu. Yetişkin büyücünün bağımlı kılıcı gücüyle tekrar başı dönmeye başladı. Sihirdeki yakınlık, aşina sıcaklık, kendi sihrine hatırlatmıştı. Marvolo ile onu bu denli sıkıca bağlayan şey acaba neydi?
Çok geçmedi ki Marvolo kızıl gözlerini açtı. Geceyi delen bakışlarla Harry'e döndü. Çocuk bakışlardaki alevin uzun zamandan sonra sihrini özgürce saldığından mı, yoksa çocuğa yöneltildiğinden mi dalgalandığından emin olamadı.
"Harry, Afrodit'i bulduğumuz köşeyi görüyor musun?"
"Evet, Efendim."
"O köşeye gidip, toprağın biraz altında bulunması gereken kırmızı bir taşı kazıp çıkarmanı istiyorum. Maalesef benim eve daha fazla yaklaşmam mümkün değil."
Küçük çocuk sorguya yer bırakmayan emri uygulamaya koyuldu. Marvolo'nun neden eve daha fazla yaklaşamadığını sormadı. Büyücünün gereksiz bulduğu sorulara, cevap vermeyi pek sevmediğini çoktan öğrenmişti.
"Taşın yakınlarında sihir yapmamaya dikkat et, küçüğüm. Güç taşını gereksiz yere aktive etmek istemeyiz."
Harry, karanlıkta nasıl kazacağını sormadı. Düşünce zihninden geçtiği an Marvolo'nun asasından keskin bir ışık ipi çocuğun önüne kondu. Işık, bilinçlice toprağa değmiyordu. Bu büyü çocuğun zihninin hala okunduğunun işaretiydi. Birkaç saat önce zihninin okunması Harry'i korkuturken, şimdi arkadaşının devam eden yakınlığı ile rahatlatmıştı. Çantasını ve çok sevgili Afrodit'i uygun bir kenara indirdi.
Harry, nazik bitkilerde kullandığı küçük bir kürekle, toprağı dikkatli bir şekilde eşelemeye koyuldu. Kırmızı taşı, her neredeyse, incitmek istemiyordu. Marvolo'yu bu basit görevde hayal kırıklığına uğratmak çocuğa yakışmazdı. Lanet, kırmızı taşın neden bahçenin ücra köşesine gizlendiğini aynı kutsal nedenle sormadı. Aklından geçen sorgu çocuğu kıkırdattı. Lanet demişti. Marvolo ile geçen iki yılın ardından kaba kelime çocukta alışkanlık yaratmıştı.
Çok sürmedi, kırmızı taş toprağın arasından belirdi. Sihirli olduğu anlaşılıyordu. Marvolo'nun güç taşı demesi, belli ki sebepsiz değildi. Taştan, kırmızı bir ışık yayılıp, usulca dalgalanıyordu.
Harry, dikkatlice taşı avucuna alıp, kaldırdı.
"Sarsmaman gerekiyor, küçüğüm."
Çocuk evden beş adım kadar uzaklaşmıştı ki yetişkinin otoriter sesiyle durdu.
"Şimdi, yavaşça yere bırak. Daha fazla ilerlersen istenmeyen gözlerin dikkatini çekebiliriz. Güzel. Buraya gel."
Küçük çocuk, sessizce güçlü büyücünün yanına ilerledi. Marvolo cüppesinin yeninden, çocuğun kutuda gördüğü tanıdık bıçağı çıkardı. Yerdeki sıradan bir bitki çöpünü demir, derin bir kupaya çevirdikten sonra, çocuğun elini avucuna aldı. Uyarmaksızın bıçağı avuç içine geçirip, kızıl kanı kupaya akıttı.
Bütün bu işlem esnasında sadece yüzünü ekşiten çocuk, acıya alışkındı. Bahçe ve yemek işleriyle uğraşırken eli sıklıkla kesilmiş, yaralanmıştı. Yine de keskin bıçak geride diğerlerini aratmayan bir acı bırakmıştı. Marvolo kendi avuç içini de kesti ancak sadece birkaç damla eklemişti.
Kupa yarıya kadar dolduğunda, Marvolo sessiz bir büyü eşliğinde kendi ve çocuğun yarasını kapattı. Geride sadece iğnelenmiş, küçük bir incinme kaldı. Harry avuçlarını birleştirip, geçmişte kalmış acıyı zihninin derinliklerine itti.
"Şimdi dikkatle dinlemeni istiyorum, Harry."
Çocuk gözlerini büyücüye dikti.
"Kupayı alıp, kanı boşaltmadan taşı içine yerleştirmeni istiyorum. Yerleştirdikten sonra bir parmağınla taşı çevir ki her yanına bulansın."
Çocuk anladığını ifade etmek için başını salladı.
"Daha sonra taşı toprağa geri koy ve şu büyülü cümleyi söyle. Sanguinem occlusum fuit ordinem!* Ardımdan tekrar et."
"Sanguinem occlusum fuit ordinem."
"Bir kez daha."
"Sanguinem occlusum fuit ordinem."
"Çok güzel. Büyülü cümleden sonra toprakla üstünü ört. Ve belli olmaması için üzerine birkaç kirli taş yerleştir."
Arkadaşının övgüsüyle çocuğun yanakları kızardı. 'Evet, Efendim' diyerek işe koyuldu.
Marvolo'nun emirlerini dikkatle uyguladıktan sonra, kirli taşları bir bir yeni düzenlenmiş toprağın üstüne gelişi güzel koydu. Dikkat çekmesine, imkân olmamasını umdu.
Arkadaşının yüzünde yayılan gizemli gülümseme, çocuğu titretmeye yetti. Bu gülümseme, çocuğun anlamadığı ama aslında çok önemli bir şeyi başardıkları anlamına geliyordu.
- "Artık biricik yuvana beraberce girebiliriz, küçüğüm." Dedi Marvolo alayla. " Merak etme çok kalmayacağız. Sadece birkaç lanet muggle'a ufak bir ders vereceğiz."
Bahsedilen ufak dersin, korkutucu olduğundan emindi çocuk. Bu düşünde onu ürpertmek yerine, aksine neşelendirdi. Dursleylere büyü yapacak olmaları muhteşem bir fikirdi. Birine acı verecek olmanın kötü bir şey olduğu fikri zihninde belirdiği an, Marvolo'nun serin elini boynunda hissetti. Zihnine, sözde ailesinin ona haklı kıldığı eziyetler doluverdi. Kinle dolan kızgın yüreğiyle eve doğru ilerledi.
Privet Drive dört numara o gece her zamankinden daha hayatsız görünüyordu. Evin içinde yankılanan derin nefes sesleri, birazdan yapılacak acılı eziyetlerden habersizdi. Sekiz yıllık ilgisizliğin, bağırışların, kınamanın ve köle gibi kullanmanın ardından, küçük bir çocuğa hiçbir zaman yuvalık etmemiş ev, korkunç bir intikama tanıklık edecekti. Ne tatlı bir intikamdı o… Küçük çocuk bu geceyi hayatının sonuna kadar yâd edecekti.
Yakut ve zümrüt gözler ilkin birkaç büyü ile uyuyan sevimli aileyi salona taşıdı. Güzellik uykularından uyanmamalarına dikkat edildi. Şaşkınlığın vereceği, keyifli tadı kaçırmak istemiyorlardı. Huzurlu derin nefesler kocaman eniştenin boğazından çıkıp, salonu doldururken, uzun boyunlu kadın dişlerini gıcırdatıyordu. Ailenin biricik evladı, yavru balina Dudley ise uykuda yutkunuyordu. Nefis bir şeyler yediğini hayal ediyor olmalıydı.
Marvolo'nun bir asa hareketiyle evin içinde, komşuları rahatsız etmeyen ancak duvarlarda yankılanıp gümleyen ağır bir tos sesi duyuldu.
Petunia Teyze gözlerini açmadan eşini el yordamıyla bulup sarstı.
"Vernon….Vernon…. Aşağıdan sesler geliyor."
Vernon Enişte yaşadığına dair bir harekette bulunmadı. Petunia tekrar sarstı.
"Vernon! Kalk! Evin içinden bir ses geldi. Hırsız olabilir."
Vernon uykulu bir şekilde mırıldandı.
"Ucube bir şeyleri düşürmüştür, çiçeğim. Boşver—
"Eğer bu saatte eve geliyorsa, ona bir ders vermen gerekiyor." Dedi Petunia kınayarak, uykusunun arasında.
"Yarın, çiçeğim, yarın."
Evin içinde tekrar bir tos sesi kulaklarının dibinden yankılandığında aile hızla yerlerinden fırladı. Vernon gözleri kocaman açılarak, ayağa kalktı. Petunia eşine tutunup dikildi ve korkuyla annesini bakan yavrusuna sıkıca sarıldı.
"Ne oluyor—
"Vernon-
"Annecim-
Dursley ailesi önce asil yabancıyla göz göze geldi. Daha sonra çok sevgili yeğenlerine suçlayan gözlerle baktı.
"Siz bayım mülkümde hemen ne aradığınızı söylemezseniz, polisi arayacağım."
Petunia dişlerinin arasından tısladı. Fark etmeksizin kendilerini salonda bulmalarının tek açılması 'anormal' bir şeyler olabilirdi.
"Yine ne yaptın sen, ucube?!"
Harry, Marvolo'nun arkasına saklanmakla, teyzesine saldırmak arasında kalakaldı. O basit kelimenin, kendisini bu denli nasıl etkilediğine şaşırıyordu. Marvolo, çocuğun stresini fark etmiş olacak ki Dursleylere daha fazla hakaret etme zamanı vermeyip, olayı eline aldı.
"Neden burada olduğumu merak ediyorsun, öyle mi muggle?"
Marvolo'nun zehir dolu sesi ve aşağılayıcı hitabı tüm aileyi ürpertti.
Petunia tabiri anlamıştı. Gözleri korkuyla açıldı. Büyü yapmayı bilmeyen, korumasız sekiz yaşında bir çocuğa saldırmak başkaydı, yetişkin bir büyücüye saldırmak başkaydı. Elinde tehlikeli çubuğuyla dikilen yabancının, sonları olacağını tahmin edebiliyordu. Eşini uyararak sarssa da ne yazık ki Vernon o kadar zeki değildi. Hakaret edildiğini sadece hissetmişti. Kızıl gözlü yabancının anormalliği onu daha da kızdırdı.
"Buraya bak, seni kaçık, evime girip de bana muddle—muggle diyemezsin-"
Marvolo'nun yakut gözlerinden neredeyse alevler fışkırıyordu. Bir muggle'ın hakaret etmeyi bırak karşısında konuşmaya cüret etmesi dahi akıl almaz gibiydi. Asasını şişman Dursley'e dikip kinle mırıldandı.
"Crucio!"
Harry, eniştesinin yere çığlıklarla yığılıp titremesini, keyifle seyretti. Teyzesinin çığlıkları ve Dudley'nin altına kaçırışı görülmeye değerdi.
Marvolo laneti kaldırıp, tehlike kokan bir tonla aileye hitap etti.
"Neden burada olduğumu söyleyeyim. Siz lanet mugglelar, sihirli bir çocuğa, öz yeğeninize paçavra gibi davrandınız. Değersizliğiniz altında kirletme cüretinde bulundunuz. Ona tek bir gün sevgi göstermediğiniz yetmezmiş gibi, aşağılamalarınızla, hakaretlerinizle onun çocukluğunu mahvettiniz. Kendi çocuğunuza layık görmediğiniz, işlerde çalıştırdınız. Ve onu karanlık bir dolaba kapattınız. Bugün gücü yeten bir büyücünün neler yapabileceğinizi göreceksiniz. Aşağılılığınızla o kadar çirkinsiniz ki! Tebrikler Lord Voldemort'un kin duyduğu en lanet mugglelar olma şerefsizliğine eriştiniz. Sizi kutluyorum."
Harry, Marvolo'nun sözleriyle, nefretinin kabardığını, gözlerinin dolduğunu hissetti. Bu değersiz muggleların ona bir çöp gibi davranmasına nasıl izin verebilmişti?
Arkadaşının kendine Lord Voldemort diye hitap ettiğinin bilincindeydi. Bu ismi hiç duymamıştı. Ancak belli ki teyzesi Lord Voldemort'u bir muggle'a kıyasla iyi biliyordu. Ağzından tükürük saçan bir titremeyle parmağını Marvolo'ya dikip bağırdı.
"Sen! S-sen o katilsin-"
Ama Marvolo bitirmesine izin vermemişti. Dudley'e yaptığı bir 'Crucio!', Petunia'yı çığlıklar içinde bıraktı. Anne, gözyaşları içinde acıyla titreyen yavrusuna, ağlayarak sarıldı. Vernon hala yerde 'Crucio!' sonrası bir acıyla hıçkırıyordu.
Marvolo laneti kaldırdı, elini çocuğun saçlarına gömüp okşadı.
"Sen de denemeye ne dersin, küçüğüm… Sözde ailene duyduğun sevgiyi göster."
Harry heyecanla yutkundu. Saçını okşayan el, kısacık çocukluğunun sevgisizliğinin ardından bir ilkti. Marvolo'nun gösterdiği yakınlık onu gülümsetti. Arkadaşının önerisiyle elini kaldırdı. Sonunda o gün gelmişti. İntikamını alacağı, gücünü kanıtlayacağı o muhteşem gün şu an karşısındaydı. Marvolo ona inanılmaz güzel bir hediye sunmuştu.
"Bana hep ayakkabındaki çamur iziymişim gibi davrandın Eniştecim! Crucio!"
Vernon lanetin gücüyle acılar içinde sarsılırken, ağzından ve kulaklarından kan damlaları süzüldü. Çocuk, Marvolo kadar kontrol sahibi ve tecrübeli değildi. Lanetin gücünü ayarlayamamıştı. Yine de arkadaşından itiraz eden bir işaret çıkmayınca Harry devam etti. Petunia ve Dudley, Vernon'dan korkuyla uzaklaştı. Sanki acı bulaşıcıymış gibi…
"Bana hiç sevgi duymadın Teyzecim! Kardeşinin çocuğunu bir dolapta, kirli bir sır olarak nasıl büyütebildin?! Crucio!"
Petunia boğazını parçalayan çığlıklarla, yerde krize girerken, yavru Dursley salonun gerisine, gözden uzağa kaçmaya çalıştı. Ama Harry, yerde zavallıca titreyen ailesinin etrafında, çamura basmamaya çalışırcasına dolaşıp, kuzeninin önünde durdu.
"Senden nefret ediyorum Dudley! Zorbasın ve şımarıksın! Zarar vermekten başka bir şey bilmiyorsun. Bugün rollerimizin değişmesi ne güzel… Crucio!"
İri çocuk annesine yağdırdığı yalvarışlarla, ağlayarak yere yığıldı. Acı toleransı bir yetişkininkinden daha düşük olduğundan çok sürmedi, bilincini yitirdi. Lanet birkaç saniye daha üzerinde kalsa belli ki kalbi durup ölecekti.
"Yeter, küçüğüm. Buraya gel."
Küçük çocuk, laneti gereğinden fazla tuttuğunu düşündü, arkadaşını hayal kırıklığına uğratmanın korkusuyla hemen geriye çekildi. Ama Marvolo'nun yüzünde sadece takdir ve hayranlık vardı. Emeklerinin sermayesini gören bir ebeveyn gibi, Harry'nin omzundan tutup saçlarını okşadı. Bu küçük yakınlık ifadesi, çocuğu o denli etkiliyordu ki Marvolo o an bütün bir mahalleyi öldürmesini istese, gözünü kırpmadan yerine getirecekti.
Aklından geçen dürüst bağlayıcılığı, belli ki Marvolo okumuştu. Güçlü büyücünün dudaklarına tatmin bir gülümseme yayıldı. Sanki büyük bir savaştan galip çıkmıştı. Küçük çocuk, bunun ne anlama geldiğini bilmiyordu.
Marvolo bir kez daha çocuğun saçlarını karıştırdıktan sonra, mugglelara birkaç büyü uyguladı.
"Ayıldıklarında ne olduğunu hatırlayacaklar ancak kimseye bir şey söyleyemeyecekler. Bu bizi, gereksiz kulaklardan uzak tutacak."
Harry, sihrin güzellikleri karşısında bir kez daha hayranlık duyup, gülümsedi.
Marvolo'nun son büyüsü 'Enervate!' oldu. Mugglelar büyünün etkisiyle ayıldı. Korku dolu gözlerle evlatlarının yanına sürüklenip, anormallerden uzaklaştılar. Tekrar gelmesi mümkün olan acının ürpertisiyle konuşmadılar ve kaslarına saplanıp kalmış acının izleriyle sessizce sızlanıyorlardı.
Marvolo bir lider edasıyla koca salonda ilerledi. Mugglelara yönelip, emretti. Güçlü komutunda hataya ve itaatsizliğe yer yoktu.
"Yeğeninizi soracak birileri olursa, kim olursa olsun, bahane üreteceksiniz. Evde uyuyor, hasta ya da okulda diyeceksiniz. Hiç kimseye, tekrar ediyorum hiç kimseye, yeğeninizin yokluğundan bahsetmeyeceksiniz. Anlaşıldı mı?!"
Mugglelar başlarını hızla salladı. Emir açık ve netti. Aksi bir şey yaptıkları halinde söylenmemiş ölüm tehdidi ışık hızıyla başlarına gelecekti.
"Çok sevgili ailene veda et, küçüğüm… Bir daha asla bu eve adım atmayacaksın."
Harry, sevinçle sırıttı. Bilinmezliğe doğru giden bu yolculukta, tek ve biricik arkadaşı yanındaydı. Geri kalan hiçbir şey umurunda değildi.
"Görüşmemek dileğiyle…" dedi çocuksu bir ritimle. Bir daha asla Dursleyleri görmemek onun için muhteşemdi.
Marvolo, çocuğun takip edeceğini bilerek kapıya yöneldi. Dolabın önünde bir kez durup, ateşe verdi. Mugglelar evlerinin yanacağı korkusuyla tiz bir çığlık attılar. Ateş dolabı tamamen kaplayınca, Marvolo bir asa hareketiyle alevleri söndürdü. Küçük dolabın içi kül yığınından ibaretti. Çocuk, bu harika anı, hayran gözlerle izledi.
Marvolo, Harry'e döndü. Bir şeyler söylemesini bekliyordu. Sadece gülümseyen bir yüzle karşılaşınca tatmin oldu. Çocuğun omzundan tuttu, sakin ve rahat bir geceye adımlarını attılar.
Harry, sırt çantasını ve sevgili Afrodit'i aldığında, sürüngen sordu.
Nereye gidiyoruz, Küçük Efendi? Gittiğimiz yerde yeterince fare olduğundan emin misssin?
Küçük çocuk, Marvolo'ya baktı. Arkadaşı soruyu anlamıştı ve çocuğun yerine cevap verdi.
Essski bir dossstu, Luciusss Malfoy'u ziyarete gidiyoruz, Afrodit. Sssenin için lezzetli fareleri olduğundan eminim. Olmadı evcinlerini yiyebilirsssin.
Harry, evcininin ne olduğunu bilmiyordu. Yılan ise tatmin olup başını salladı.
"Ve Harry… Birçok sorun olduğunu biliyorum. Merak etme, gece bitmeden, senle uzun bir konuşma yapacağız. Önce gururlu bir hizmetkâra, sahibini hatırlatmamız gerekiyor."
Küçük çocuk başını sallamakla yetindi. Marvolo omzundan sıkıca tuttu. Bir kez daha basınçlı kasırgaya kapıldığında, bu kez büyülü kelimelere ihtiyaç duymamışlardı. Bir an için Privet Drive'ın bahçesindeydiler, diğer an kocaman, filmleri aratmayan bir malikânenin önünde duruyorlardı.
Küçük çocuk geleceğin ne göstereceğini bilmiyordu ama hayallerine dahi sığmayacağı kesindi.
Altın işlemeli, kocaman kapı açıldı ve…
Harry Potter, bilmeden ancak kararlılıkla sihir dünyasının ölümcül politikalarının içine adım atıverdi.
*Kanın emriyle kapan.
