Malikâne kocaman bir arazinin ortasında gururlu bir şekilde yükseliyordu. Arazinin çevresi işgalcilere karşı zehirli sarmaşıklarla çevrili iken, muggle uzaklaştırma büyüsü ve kalıcı görünmezlik büyüleri ile desteklenmişti. Arazinin başladığı yerden, Malikânenin arka duvarlarına kadar geniş bir orman bulunuyordu. Orman çeşitli hayvanlar, sihirli bitkiler ve gösterişli meyvelerle bezeliydi.
Asil Malfoy hanesi ormandaki tavus kuşlarını gururla misafirlerine tanıtmaktan zevk duyarlardı. Abraxan atları, uzun yıllardır hanedanın elitliğine zarafet katıp, arazinin içinde dörtnala süzülüyordu. Ön bahçede sihirle arazinin doğasına uyarlanmış, yapay şelale beyaz kuğulara ev sahipliği yapıyordu. Egzotik kuşlar büyük altın bir kafesin içinde şelaleyi süslüyordu. İlk kez 1614'de restore edilmiş yer altı mağarası şelaleden akan sularla renklenirken, çeşitli değerli taşlar mağara duvarlarında sergileniyordu. Malfoylar, Malikânelerini birer inci gibi dikkatle ve gururla koruyorlardı.
Muggle dünyası habersizdi ancak sihir dünyasından herkes biliyordu ki Malfoylar yeryüzündeki en geniş içki yelpazesine sahipti. Kökü Fransa'ya dayanan geçmişleriyle, dünyanın birçok yerinde alkol işletmeleri, üzüm bahçeleri bulunuyordu. Zaten dillere destan zenginliklerini aileden kalmış eski paraya ve alkol işletmelerine borçluydular.
Black hanesi de bir zamanlar Malfoy hanesine rakip çıkabilecek zenginlikteydi. Hane, mücevher ve değerli taş işleme sanatıyla ünlüydü. Muggle dünyasında Tiffany's'in hisselerinin büyük bir kısmına sahip oldukları söyleniyordu. Ancak Karanlık Lord'un yükselişinden sonra aile birden bire dağılmaya başlamıştı. Sirius Black ve Belatrix Lestrange'ın Azkaban'da ikamet etmeleri ailenin devamını ve işletmelerinin akışını durdurmuştu. Soyun yaşlıları zamana tutunamayıp hayatını kaybederken, Black soyunun gururunu yaşatan birkaç kişi geride kamıştı. Narcissa Black ve Oğlu Draco Malfoy bunlardandı. Sevgili Narcissa, Black hanesinin işletmelerinin kendisine ayrılmış hisselerini hala kullanıp, mücevher sanatını devam ettiriyordu.
Potter hanesi de Malfoyların en büyük rakiplerinden biriydi ancak Karanlık Lord'u takip etmeme aptallıklarından ötürü düşüşteydiler. Godric Gryffindor'un soyundan geldikleri dedikodusu karşısında sessiz kalmışlardı ve Sihir Bakanlığının, Godric's Hollow'un ve Diagon Yolu'nun arazisine sahiptiler, bu arazilerinin kiralarıyla, muggle dünyasındaki birkaç emlak şirketiyle geçiniyorlardı. Ailenin büyükleri Büyüceşura'da Yüksek Lordluk yaparken, ilk oğul, varis, aile işini yönetiyordu.
Malfoy ve Potter haneleri hiçbir zaman yan yana görülmemeye dikkat eder, Hogwarts rekabeti haricinde bir birlerini görmezlikten gelirlerdi. Gözden düşmüş Weasley hanesi, Malfoy hanesiyle sözlü hakaretlerle düşman halinde iken, Black Hanesi yıllarca iki hane arasında aracılık yapmıştı.
Weasley ve Malfoy hanelerinin düşmanlığı dört, beş jenerasyon geriye dayanıyordu. Söylentilere göre eski Weasleylerden biri evlilik kontratıyla Malfoy hanesine sözleştirdiği kızlarının başka biriyle evlenmesine göz yummuştu. Gelin adayı için önceden verilen altın ve mücevherleri de iade etmemişti. Bu karmaşadan sonra Malfoylar, iddialara göre, Weasley hanesini bir daha asla kız çocuğuna sahip olamama lanetiyle uğurlamıştı. Sadece bununla da kalmamış, bütün politik, maddi ve manevi güçleriyle Weasleyleri toplum dışına itmişti.
Black hanesi, bir kızını Weasleylerle, diğerini Malfoylara sözlendirmişti. Ve evlilik kontratları çoktan imzalandığından, sözleşmelerden geri dönmemişti. Uzun yıllar karmaşık ancak nötral bir tavır sergiliyordu. Ta ki Grindelwald'ın yükselişine kadar…
Lord Grindelwald'ın güce yükselişi ile beraber Weasley gibi muggle yanlısı aileler kan düşmanı ilan edilmişti.
Black Hanesi birçok kişiye yaptıkları gibi Weasley soyadını alan eski aile üyelerini de haneden dışlamış, aile ağacından çıkarmıştı.
Malfoylar, sonraları, halk arasında Black hanesi gibi safkan bir soyun güçten düşüşüne ne kadar üzüldüklerini haykırsalar da evlilik yoluyla Narcissa Black'i ve Black işletmelerini aileye kattıkları için mutluydular.
Karanlık Lord'un yükselişinden sonra Malfoy hanesindeki kişi sayısı düşüşe geçmiş, Lucius Malfoy'un Ölüm yiyen olmasıyla soyun devamı tehlikeye girmişse de bir süre sonra Karanlık Lord'un aileye kattığı prestijden faydalandılar.
Karanlık Lord'un sağ kolu olarak onurlanan Abraxas Malfoy, Malfoy hanesindeki ilk politikacı oldu. Daha önce zengin, safkan ancak güçsüz Malfoylar, Karanlık Lord'un ününün verdiği destekle, Bakanlıkta yükselişe geçtiler.
Böylece Malfoy ismi, Lord Voldemort'un isminden hemen sonra anılmaya başlandı. Birçok safkan ailenin kıskançlığını keyifle izleyen Malfoylar, Lordlarının gözünde yükselmek ve zirvede kalmak adına çaldılar, manipüle ettiler, öldürdüler.
Bu böyle devam etti.
Ne yazık ki Karanlık Lord'un güçten düşüşünün hazin yaraları Malfoy hanesini de etkiledi. Ama Malfoylar gücün tadını bir kez tatmışlardı ve bırakmaya niyetleri yoktu. Lestrange, Rosier gibi sadık ölüm yiyenler Lordlarının geri döneceğini haykırırken, Malfoylar, İmperius Lanetini suçladı. Güçsüz ve kontrol etmesi kolay Sihir Bakanları ile oynadı.
Birçok safkan aile büyüğü hapiste, varisler okuldayken Malfoy gibi birkaç zeki hane büyümeye devam etti.
Black hanesinin gücünü de arkalarına alıp sırtları dik, burunları havada yürüdüler.
Bir Malfoy'a da bu yakışırdı.
Tabi Malfoyların dikkate katmadıkları üç Black daha vardı. Ve bunlardan birisi onları sarsacak güce sahipti.
Andromeda Tonks, eski bir Black cadısıydı ancak haneden aforoz edilmişti. Kızı Nimphadora 'Bana Nimphadora dersen hayalarından olursun!' Tonks, metamorfagustu ancak sakardı ve düşük mertebe bir seherbazdı.
Geride bir tek Black kalıyordu.
Dorea Black'in torunu, Sirius Black'in vaftiz oğlu ve varisi Harry Potter, Sağ Kalan Çocuk, soyundan, mirasından henüz habersiz olsa da büyük bir potansiyele sahipti.
Ve eğer Karanlık Lord kartlarını iyi oynarsa Harry Potter, Karanlık tarafın yeni sağ kolu olarak yükselecek, safkan - muggledoğumlu ayırmaksızın, sihir dünyasını alt üst edecekti.
Geriye sadece beklemek kalmıştı.
HARRYTOMHARRYTOMHARRYTOMHARRYTOM
Küçük çocuk, hiç bu denli büyük bir ev görmemişti. Bir kale olduğunu düşündüğünde, Marvolo, sadece bir Malikâne diye araya girmişti. Küçük çocuk, tavus kuşlarıyla bezeli bir bahçede hiç bulunmamıştı. Bir birinden güzel, rengârenk, sihirli çiçekleri koklamamıştı. Altın kapılardan geçmemişti. İşlemeli duvarlara dokunup, hareketli portrelerle dolu koridorlarda ilerlememişti. Marvolo ile ona, titreyerek bakıp, hizmet eden, iri gözlü, garip evcinleriyle tanışacağını daha önce hiç düşünmemişti. Ta ki o güne kadar…
Tabi tüm bu yeni deneyimler bilincinin arka kapılarında sessizce gizleniyordu.
O an için bütün ilgisi, boynunu usulca okşayan uzun parmaklarda ve önünde acıyla çığlık atan iki ölüm yiyendeydi.
Marvolo, onların, 'hizmetkârlar' olduğunu zihnine fısıldamıştı.
Harry, daha önce hizmetkârların lüks Malikânelerde yaşayabildiğini hiç hayal etmemişti.
Marvolo'nun bir Lord, güçlü bir Efendi olduğunu, hizmetkârların yalvarışlarından çıkartabilmişti. Her güçlü Efendi gibi Marvolo da itaatsizlik eden hizmetkârlarını uygun gördüğünde cezalandırıyordu. Harry, kalbinde, önünde titreyen iki kişiye karşı hiç acıma hissine rastlamadığında pek de şaşırmadı. Efendilerini kolayca unuttukları, aramadıkları ve yardıma gelmedikleri için ölüm yiyenler cezayı hak ediyordu. Küçük bir çocuğun zihnine sıkışmış bir Lord olarak Marvolo, hizmetkârlarını aç bırakıp, karanlık dolaplarda hapsetmemişti. Marvolo gerçekten de merhametliydi.
Düşüncelerinin bilincinde olan Marvolo zihninden keyifle kahkaha attı. Boynunu sevgiyle sıkıp, okşamaya devam etti.
Küçük çocuk, önündeki Ölüm yiyenlerin şaşkınlığının farkında olmadan, huzurla gülümsedi. Marvolo'nun, başka birinin değil de, Harry'nin zihnine sıkışması harikaydı. Harry böyle muhteşem bir arkadaşa rastladığı için çok şanslıydı.
Şimdilik işimiz bitti, küçüğüm… Bu geceki acı hizmetkârlarıma itaatsizliğin yanlış olduğunu bir süre hatırlatacaktır…
Harry, arkadaşının yorumuyla düşüncelerinden sıyrıldı ve sessizce başını salladı.
*Seni nasıl unutabilirler, Marvolo? Senin kadar güçlü ve merhametli bir Efendiye sahip oldukları için çok şanslılar…*
Harry, arkadaşının cezalandırmayı bitirdiğini fark etti. Marvolo'nun sıcak eli omzundaydı ve arkalarında geveleyen Ölüm yiyenlere aldırış etmeksizin büyük salondan ayrıldılar.
Herkes senin kadar zeki olamıyor, küçüğüm… Lüks içinde, sorunsuzca yaşarken, kendi zayıflıklarını onlara hatırlatacak birileri olmayınca Efendilerine duydukları bağlılıkları yitirdiler…
Uzun koridorlardan geçtikten sonra kıvrılan, değerli taşlı gözleri olan yılanlarla bezeli, yeşil, altın işlemeli bir kapının önünde durdular.
*Böyle daha çok hizmetkârın var mı, Marvolo?*
Kapı kendiliğinden açıldı ve büyük salonun genişliğinde bir yatak odası onları karşıladı. Odada yeşil ve gri tonları hâkimdi. Nerdeyse tüm eşyalarda yılan işlemeleri, kıvrılan s harfleri bulunuyordu. Küçük çocuk, biraz kulak verse, yılanların fısıltılarını duyacağına emindi. Cüppesinin altında gizlice boynuna sarılan Afrodit, yılanların fısıltılarını duyabilmiş gibi keyifle tısladı.
Evet, Harry… Bir Lord olduğunu kanıtlamak için birçok hizmetkâra sahip olman gerekiyor…
Odanın ortasında üç kişiye yetecek, dört poster bir yatak bulunuyordu. Tavandan inip sütunları çevreleyen tüylerle krallara layık yatağın, bir Lord'a ait olduğu çok belliydi. Odanın bir yanında geniş bir çalışma masası ve değerli cüppelerle dolu, işlemeli bir dolap varken, diğer yanında kocaman bir şömine vardı. Şömine alevleri odayı keyifle ısıtırken, Marvolo şöminenin karşısına kurulmuş lüks koltuğa oturdu. Küçük çocuk yavaşça arkadaşının yanına geçti.
*Hepsini bu şekilde mi cezalandıracaksın?*
Alevlerin hafif çıtırtısı haricinde, odada hiçbir ses yoktu. Marvolo ve Harry zihin diyaloglarına devam ederken, Harry, Afrodit'i cüppesinin altından çıkarıp şöminenin önüne yerleştirdi. Ateşin sıcaklığında yılan keyifle gerindi.
Hayır… Bazılarını kanatacağım, bir kısmını zindana atacağım, geriye kalan değersizleri ise öldüreceğim…
Marvolo son yorumuyla birlikte çocuğun gözlerinin içine baktı. Sanki korkmasını ya da itiraz etmesini bekler gibiydi.
Harry, sakinliğinden hiçbir şey kaybetmedi. Ölüm yiyenler, Marvolo'nun hizmetkârlarıydı. Onlar Marvola'ya aitti. Eğer Marvolo ölümü hak ettiklerini söylüyorsa, bir Efendi olarak, hizmetkârlarını öldürme hakkı vardı. Öyle değil mi?
Marvolo uzanıp, çocuğun sarışın saçlarını karıştırdı. Harry'nin onda en ufak bir kusur bulmayışı belli ki Karanlık Lord'u memnun etmişti.
Küçük çocuğun yabancı sarı saçları ve mavi gözleri, Karanlık Lord'u sinirlendirdi. Harry Potter'ı değerli bir mücevhermiş gibi, sinsi gözlerden saklaması gerektiğini biliyordu. Ancak ışıldayan zümrüt gözleri görmeyeli uzun zaman olmuştu. Asasının bir hareketiyle çocuğun üstündeki sihri kaldırdı ve tanıdık simayla karşılaştı. Tek fark yara iziydi ve o da muggle makyajın altında gizleniyordu.
Büyünün vücudundan aktığını hisseden Harry şaşırdı. Diagon Yolu'na giderken uzattığı saçlarını açıp, önüne çekti. Tekrar siyah olduğunu görünce sevindi. Tekrar Harry Potter olmak güzel bir histi.
Son düşünce aklına Harry Potter'ın maceralarını anlatan kitapları getirdi. Marvolo gece bitmeden açıklayacağını söylemişti. Ancak çocuk, arkadaşına baskı yapıp, anlatmaya zorlamak istemiyordu. Yine de görünüşünü değiştirmeye zorlayan gizli gerçeği çok merak ediyordu.
Marvolo birkaç saniye sessizce çocuğa baktı, asasının bir hareketiyle Harry'nin çantasından Harry Potter ve Kim Olduğunu Bilirsin Sen'in Efsanevi Düellosu kitabını uzattı.
Harry kitabın kapağında onunla neredeyse aynı görünüşteki bir çocuğun sırıttığını gördü. Kapaktaki çocuğun Harry olmadığını kanıtlayan tek şey o havalı sırıtıştı. Harry ne kadar güçlü olursa olsun, o sırıtmadaki üstünlük ifadesini tutturamayacağını çok iyi biliyordu. Dursleyler bunun için büyük çaba vermişlerdi.
Kapağın iç kısmı ise üst üste iki ayrı sayfayla tutturulmuştu. Üst sayfada '13 yaşından küçük çocukların, hamile cadıların ve kalp problemi olan yaşlı sihirbazların bakmamasını rica ederiz.' Yazıyordu. Harry meraklı bir çocuk olarak uyarıyı tabi ki görmezlikten geldi. Bu denli korkutucu ne olduğunu merak ederek üst sayfayı yavaşça kaldırdı.
Alt sayfada gerçekten uyarılmaya gerek duyulabilecek bir şey bulamadı.
Sadece korku filmlerini andıran bir yüz ve güçlü bir beden vardı.
Burunsuz, kel ve bir yılanın irislerine sahip yüz, 'bana bakmaya cüret eden de kim?!' dercesine tehdit yağdıran kızıl gözlerle karşıya bakıyordu. Zarif hareketlerle savrulan bedeni ve saldırıya hazır asasıyla, resmin bir savaş esnasında alındığı belliydi.
Harry'nin esas dikkatini çeken ise adamın duruşundaki güçtü. Hareketli resim büyücünün duruşundaki kendine güveni ve sarsılmaz kudreti yakalamayı başarmıştı.
Harry, kızıl gözlerin ve güçlü duruşun ona Marvolo'yu anımsattığı düşünse de arkadaşına duyduğu sevgiyle bu denli tehditkâr olamayacağında diretip vazgeçti.
Marvolo, her daim haklıydı. Harry'i asla incitmezdi. Harry'i kurtardı. Ona sihrini tanıttı. Onu güçlü kıldı.
Küçük çocuk, Marvolo'dan asla korkmazdı.
Harry resmin korkunç olduğunu kabul etti ve sayfanın altına göz attı.
Resmin altında 'Kim Olduğunu Bilirsin Sen, Adı Anılmaması Gereken Kişi, Karanlık Lord' ve çok ufak, neredeyse görünmeyecek bir yazıyla 'Lord Voldemort' geçiyordu.
Demek adı Lord Voldemort'muş… Garip bir isim…
"Kelimenin özü Fransız 'Vol de morte' tasvirinden geliyor."
Harry, Marvolo'nun sesiyle sarsıldı. Sessizce mırıldandı.
"Ölümden uçuş… "
Fransızcayı çok iyi anlamasa da ismin, resimdeki büyücüye çok iyi oturduğunu düşündü. Bu denli tehditkâr gözlerin, Ölüm'ü dahi korkutup kaçıracağından emindi.
Düşüncelerinin farkında olan Marvolo'nun sesli sırıtışını duymazlıktan gelip sayfaları çevirmeye devam etti. Sonun Başlangıcı kısmına geldiğinde usulca okumaya koyuldu.
"Her şey 31 Ekim 1981'de, bir Cadılar Bayramı gecesinde, Samhain'de, Ölümün dünyaya en yakın olduğu o kutsal tarihte meydana geldi….."
Böylece Harry, Karanlık Lord'un düşüşü ile Harry Potter'ın yükselişini anlatan o gecede gezinmeye başladı.
James ve Lily Potter, karanlık taraf, Karanlık Lord, Ölümcül Lanet, yara izi ve Sağ Kalan Çocuk'u anlatan o inanılmaz hikâyeyi gözlerinin önünde canlandırabiliyordu.
Marvolo gelmeden önce gördüğü, yeşil ışık ve korkunç kahkahayla ilgili rüyayı hatırlaması rastlantı mıydı?
Küçük çocuk kitaptan başını sonunda kaldırdığında aradan bir saat kadar geçmişti. Evcinleri, çocuk farkında olmaksızın, akşam yemeğini getirmişlerdi. Marvolo çoktan doymuş olmalıydı ki geride sadece Harry için hazırlanmış renkli bir tabak duruyordu. Masada ayrıca cam, küçük bir şişede üzerinden buharlar yükselen bir iksir de bulunuyordu. Harry, iksirin ne için olduğunu bilmiyordu ama görünüşe bakılırsa çocuğun içmesi için bırakılmıştı.
Harry, okulda bilerek geri kaldığının farkındaydı. Dursleylerle konuşurken aptal gibi davrandığı çok olmuştu. Ancak dahi biri sayılmasa da aptal olmaktan çok uzaktı. Bir şekilde, ilahi bir güçle ya da kadim bir sihirle, ucube olduğundan dolayı merdiven altındaki dolaba atılmış, öksüz Harry, sihir dünyasının kahramanı, söylediklerine göre Sağ Kalan Çocuk, sihirbazların umudu ve kurtarıcısı Harry Potter olarak biliniyordu.
Marvolo sayesinde zaten ailesinin basit bir araba kazasında ölmediğini biliyordu.
Kendini basit bir çocuk olarak gördüğü, sihrinden haberdar olmadığı günler geride kalmıştı.
Sihrin onun en büyük kimliği olduğunu düşünürken, dış dünyada habersiz olduğu birçok gerçek saklıydı.
Hatırlamadığı bir şey yüzünden kahraman ilan edilmişti. Görünüşe bakılırsa sihir dünyasını karanlık bir büyücüden kurtarmıştı. Harry Potter, sihir dünyasının Mesih'i haline gelmişti.
Ancak küçük çocuk, ondan hiç haz etmeyen akrabaların üzerine atılmış güçsüz bir öksüzden başka bir şey değildi.
Neyse ki Marvolo'ya sahipti.
Peki, Marvolo zihnine hiç sıkışmamış olsaydı? Peki, Harry, Marvolo'yu hiç tanımamış olsaydı? Peki, büyücü olduğunu hiç keşfetmemiş olsaydı? O zaman ne olacaktı? Hala karanlık bir dolaba gizlenmiş korkak bir çocuk olarak mı kalacaktı?
Küçük çocuk, düşüncelerinin içinde boğulduğu yerde, titredi.
Neden?
Neden kimse 'kahramana' sahip çıkmamıştı?
Neden kimse 'kahramanı' kontrol etmemişti?
Neden kimse Harry Potter'ı hatırlamamıştı? Onu yapayalnız, bir başına, ait olmadığı bir dünyada bırakmıştı?
Eğer çocuk karmaşık düşüncelerinin arasında bir anlığına başını kaldırıp, Marvolo'nun yüzüne bakmış olsaydı, arkadaşının dudaklarında gezinen tatmin olmuş sırıtmayı fark edebilirdi. Ama sırıtma, hiç gelmemiş gibi geri gitti.
"Sorularına cevap istiyorsan, önce önündeki iksiri bitir, küçüğüm."
Marvolo'nun nazik ancak kararlı sesi, çocuğu içine düştüğü boşluktan çekip çıkardı. Altı yaşından beri duyduğu tanıdık ses, küçük çocuğa kaybolmadığını, tutunabileceği biri olduğunu hatırlattı. Hüzün dolu gözlerle başını sallayıp, iksire uzandı. Tatsız iksir boğazında garip bir hissizlik bıraksa da sonuna kadar devam etti.
Belki birkaç saniye, belki iki nefes sonrası, Harry'nin bütün bedeni, zihni ve düşünceleri uyuştu. Tam olarak anlamlandıramadığı duygusuz bilincinin arasında yanlış bir şeylerin olduğunun farkındaydı.
"Rahatla… Sadece basit bir Huzur İksiri."
Gevşek kaslarıyla, başının düştüğü yerden, çocuk kısık bir sesle sordu.
"Neden?"
Marvolo'nun ifadesi tanıdık nazikliğinden sıyrılıp, işadamı maskesinin ardına gizlendi. Ciddi bir konunun konuşulacağı belliydi.
"Harry Potter…"
Harry, isminin garip doğal telaffuzunun Marvolo'nun ağzından çıktığı bu yeni halinden pek de olumlu bir şeyler getireceğini düşünmüyordu. Uyuşmuş bedeni ve zihniyle gerginleşmeye imkân bulamadı.
Marvolo yerinden kalktı ve asasını elinde gezdirerek odanın içinde gezinmeye koyuldu.
"Sağ Kalan Çocuk… Basit bir lakabın ardında ne de derin anlamlar gizli, tahmin edebiliyor musun Harry? Ölümden uçuş ve Sağ Kalan Çocuk… Lord Voldemort ve Harry Potter… Kaderlerinde düşman olmaları yazılı ancak birbirine bu iki varlık kadar bağlı başka iki kişi daha hayal edebilir misin Harry?"
Küçük çocuğun cevap verebileceği hiçbir şeyi yoktu. Huzur İksirinin harikalığıyla düşünceleri bomboştu.
"Bizi biz yapan nedir Harry? Lakaplarımız mı, yetişme şartlarımız mı, babamızın kimliği mi? Nedir? Yoksa kim olduğumuzu sandığımız kalıp mı?"
Marvolo, şömine ateşinde ışıldayan kırmızı gözleriyle devam etti.
"Sen, Harry Potter, kim olduğunu biliyor musun? Bir kehanet sonucu Lord Voldemort'un sonunu getirecek kişi misin? Sihir dünyasının sözde umudu, Dumbledore'un kuklası mısın?"
Küçük çocuk, Dumbledore'un kim olduğunu bilmiyordu ama Marvolo'nun ifadesine bakılacak olursa bayağı sinir bozucu biriydi.
"…Yoksa sadece yanlış zamanda doğma, yanlış anne babaya sahip olma, şansızlığını yaşamış, Lord Voldemort'un paranoyası tarafından bütün kimliği yaratılmış basit bir çocuk musun?"
Marvolo, Harry'e yaklaştı ve yara izini başparmağıyla okşadı. Çocuk bedenine yara izinden akan tatlı sihrin gücüyle titredi.
"Ama bu tam olarak doğru değil, değil mi küçüğüm? Sen basit bir çocuk değilsin. Ölümcül Lanet'ten kurtulduğun gibi, yüzyıllardır rastlanmayan inanılmayacak güçlü bir sihir gücüne de sahipsin. Evet, doğru… Kim olduğunu biliyorum, Harry. Sen, unutulmuş, ihanete uğramış, küçük ancak güçlü bir büyücüsün. Elinde olmayan şartlardan ötürü kendini kurtlar sofrasında bulmuş masum bir çocuksun. Evet, öylesin… Peki, sen, kim olduğunu biliyor musun Harry Potter?"
Çocuğun verebileceği basit tek bir cevap vardı.
"Ben Harry Potter'ım ve sen, benim arkadaşım Marvolo'sun."
Bu basit cevap nedense Marvolo'yu sarsmaya yetmişti. Ardında hiçbir akıl oyunu olmayan, manipülasyon ve şüphe olmayan tek bir cümle bütün senaryoyu yerle bir etmişti.
Marvolo birkaç dakika gözlerini alevlere diktikten sonra devam etti.
"Sana hiç tam adımı söylemiş miydim, küçüğüm? Hayır mı? Hımm… Tom Marvolo Riddle-"
Harry'nin yüzü Huzur İksiri'nin uyuşturuculuğuna rağmen aydınlandı.
"Seni tanıyorum! Tom Riddle! Hikâyelerdeki kahramanımsın-"
Marvolo, çocuğun heyecanına bakarak sırıttı ve kesilmemiş gibi sözlerini sürdürdü.
"Aslında birbirimize çok benziyoruz, Harry Potter. İki yetim çocuk, sihrinden haberdar olmayan, muggle bataklığına atılmış iki güçlü büyücü, iki çataldil… Dikkatli bakarsan, dış görünüşümüz dahi benzer. Babalarının görünüşünü ve günahını miras almış iki yalnız çocuk…"
Marvolo, uzun parmaklarının arasında gezdirdiği asasını inceledi.
"Bir yetimhanede yetiştim. Lanet bir muggle yetimhanesinde. Değersiz muggleların gözünde bir ucubeden başka bir şey değildim. Farklı olduğumu her zaman biliyordum. Güçlü olduğumu… Sihirbaz olduğumu öğrendiğimde hiç şaşırmadım. Sadece yaptığım şeyin adını öğrenmiştim. Küçük Tom Riddle, sonunda muggle bataklığından kurtulabileceği için çok mutluydu. Zavallı bir çocuğun zavallı umutları… Saçmalık! Yeni dünya eskisinden pek de farklı çıkmadı. Yetimhanedeki ucube Tom, sihir dünyasında bulanık Tom'a dönüştü. Onun kim olduğunu, mirasını çok iyi bilen Biçim Değiştirme Profesörü Albus Dumbledore ise sessiz kalıp, zavallı, öksüz Tom'u, köklerinden haberdar etmedi. O da yetmezmiş gibi Hogwarts'ın yedi yılını Tom'u inceleyerek, önündeki fırsatları kapatarak geçirdi. Neden mi? Çünkü ben bir çatalağızdım. Bir Slytherin'dim. Kötülüğün yeryüzündeki mirasçısıydım!"
Marvolo derin bir nefes aldı.
"Ama ben zekiydim. Görüyorsun Harry, gururlu safkanları kendi oyunlarında yendim. Yedi yılı Salazar Slytherin'in asil görevini gerçekleştirmeye ve sihir dünyasını kirinden kurtaracak orduyu yetiştirmeye adadım. Herkes Tom'u tanıyordu. Herkes Tom'u istiyordu. Herkes Tom'dan korkuyordu. Yeni bir kimlik yarattım."
Marvolo asasını kaldırıp TOM MARVOLO RİDDLE'ı havaya yazdı. Bir bilek hareketi sonrası kelimeler yer değiştirdi ve geride LORD VOLDEMORT kaldı.
Küçük çocuk, kalbinde tedirgin eden sıkışmayla, oturduğu yerden dinlemeye devam etti. Lord Voldemort'un kim olduğunu çok iyi biliyordu. Beynindeki her sinir hücresi gerçeği inkar ediyordu.
Lord Voldemort, Karanlık Lord'du.
Lord Voldemort, Lily ve James Potter'ı öldüren kişiydi.
Lord Voldemort, Harry Potter'a ölümcül laneti yapan kişiydi.
Ama…
Ama…
Ama..?
Lord Voldemort, aynı zamanda Tom Marvolo Riddle'dı.
Harry'nin biricik Marvolo'suydu.
Onun kahramanıydı, arkadaşıydı, öğretmeniydi…
Peki, Harry kimdi?
Harry Potter mı?
Sağ Kalan Çocuk mu?
Yoksa?
Marvolo'nun sıcak cümlelerinin arasında 'küçüğüm' diye seslendiği o öksüz çocuk muydu?
Gözleri hüzün dolu çocuk karşısındaki tanıdık ancak bir o kadar da yabancı güçlü büyücüyü dinlemekten başka bir çıkış yolu bulamadı.
Karanlık Lord, çocuğun düşüncelerinin farkında olsa da hiç kestirmeden devam etti. Gözlerinde bir anlığına yanıp sönen parıltı, küçük çocuğun zihninden geçenlere dikkat ettiğinin tek kanıtıydı.
"Lord Voldemort, Tom Riddle'ın küllerinden doğdu. Kudretiyle sihir dünyasını dize getirdi. Emrinde büyük bir safkan ordusu, kara büyücüler, karanlık yaratıklar, devler, vampirler ve kurtadamlar vardı. Lord Voldemort'un takipçileri, hizmetkarları Ölüm Yiyenler adını alıp, sihir dünyasında kaos yarattı. Aptal Dumbledore ise bütün iyiliksever maskesi ve muggle yanlısı idealleriyle yeni dünyanın değişimlerine karşı çıktı. Bizden korkan, bizi yandıran ve çocuklarımıza ucube diyen muggleları savunmaya devam etti. Lord Voldemort, istese Dumbledore'u uykusunda öldürtebilirdi. Ancak Dumbledore korkaktı. Saldırmak yerine hep piyonlarını ileri sürüyordu. Korkak Yaşlı keçi!"
Marvolo sinirle odadaki portreleri ve pencereleri parçaladıktan sonra bir sihirli kelimeyle eski haline getirdi. Küçük çocuk, korkulu gözlerle ve uyuşmuş bedeniyle koltukta iyice büzüldü.
"Gücümün zirvesindeydim. Sihrin en karanlık dallarıyla oynamış, ölümsüzlüğüme uzanan adımları çoktan atmıştım. Görüyorsun ya Harry, yıllarımı alan, sonsuz emekler vererek ele geçirdiğim sihir dünyası ve mugglelardan kurtuluşumuza giden o kutsal amacımın tamamlanmasına çok az kalmıştı. Dikkatliydim. Sorun buydu. Aşırı dikkatliydim. Sadık bir hizmetkârımın sözleriyle, bir kehanetten haberdar oldum.
Marvolo derin bir sesle kehaneti tekrar etti.
"Karanlık Lord'u alt edecek güce sahip olan geliyor... Ona üç kez karşı çıkmış olanlardan doğacak, yedinci ay ölürken dünyaya gelecek... "
"Anlasana Harry Potter! Ben her şeyi sıfırdan inşa etmişken, basit bir çocuğun benim sonumu getirecek olmasına izin veremezdim!"
Marvolo'nun bağırışı bütün odada yankılandı. Avuçları sıkmaktan bembeyaz olmuştu ve birini öldürecekmiş gibi hızlıca nefes alıp veriyordu.
Harry, uzun yıllardır güvendiği tek kişiye bakıp ilk kez korkuya kapıldı. Marvolo'dan yayılan güç neredeyse Malikane'yi yerle bir edecekti. Neredeyse…
Karanlık Lord hatıralarının boğukluğundan küçük çocuğun korkusunu tattığı an uzaklaştı. Çocuğun korkusu, Sağ Kalan Çocuk için yıllardır yaptığı ölüm tehditlerine ve lanetlere rağmen, boğazında acı bir tat bıraktı.
Harry'i korkutmak istememişti.
Kesinlikle hayır!
Biraz kendini geçmişe kaptırdığını kabul ediyordu. Doğru… Geçmiş…
Her şey geçmişte kaldı.
Karanlık Lord, derin bir nefes aldı. Verdi. Aldı ve verdi… Sakinleşene kadar… Geçmişin kin dolu hayaletlerinden kurtulana kadar… ohh…
Sonra avuçlarını gevşetti ve koltuğa gömülmüş, gözleri hüzünle koyulaşmış, ürkek çocuğa döndü.
Bu çocuğu onun için bu kadar özel kılan neydi ki korkusu onu tiksindiriyordu.
Hayır!
Bu çocuk, Lord Voldemort hayatta olduğu sürece asla bir daha korkmak zorunda kalmayacaktı!
Karanlık Lord koltuğa tekrar oturdu.
Elini yavaşça çocuğa uzattı. Zümrüt gözlü, tatlı çocuğa…
"Buraya gel küçüğüm…"
Çocuğun gözlerinden kararsızlık aktığını biliyordu ancak cevap çok acıktı. Harry, asla Marvolo'ya hayır demezdi. Harry, Marvolo'nun açılmış sıcak kollarına asla hayır diyemezdi.
Gevşemiş kaslarına ve hissiz bedenine inat çocuk koltuktan yavaşça attı. Önce bir adım… Sonra bir adım daha…
Usulca arkadaşının, öğretmeninin, Marvolo'nun, Tom Riddle'ın, Karanlık Lord'un, Lord Voldemort'un, ailesinin katilinin, açık kollarına doğru kendini attı ve boynuna sarıldı.
Ve onda bütün hüznü, yalnızlığı ve ihanetin verdiği acıyla gözyaşlarına boğuldu.
Harry ağlıyordu. Yıllardır ilk kez gözyaşları zümrüt gözlerinden akıyordu. Kaybettiği ailesi için ağladı. Dursleylerin ilgisizliği için ağladı. Sihir dünyasının onu unutuşu için ağladı. En önemlisi tek arkadaşı zihnine sıkışmış bir ses olan o küçük çocuk için ağladı.
Marvolo'nun kolları sıcacıktı. Harry yüzünü, ıslak gözlerine aldırmaksızın, kızıl gözlü adamın boynuna gömdü. Marvolo'dan tatlı, erkeksi bir oku yayılıyordu. Yağmur yağdıktan sonra taze, ıslak toprak gibi kokuyordu. Çocuk istemsizce parmaklarını yumuşak, siyah saçların arasından geçirdi. Marvolo ona hiç tatmadığı bir yuvayı anımsatıyordu.
Çocuk ağladı. Marvolo usulca çocuğun sırtını ve saçlarını okşadı.
Özür dilermiş gibi devam etti. Sesi yumuşak, kelimeleri ise bir Lord'un ağırlığına rağmen anlaşılırdı. Karanlık Lord açıkça 'özür dilerim' demiyordu. Ancak neden tehdidi anında yok etmesi gerektiğini açıklıyordu.
"Bir amacım vardı, Harry… Bana inanan yüzlerce hizmetkârım, takipçim ve yatırımcım vardı. Hepimiz yıllarca tek bir şey için uğraşıyorduk. Sihrin tam anlamıyla özgür olması için. Kara büyüyü yasaklayan, karanlık sihirbazları Azkaban'a tıkan ve ailelerini toplum dışına iten, bir hükümeti kabul edemezdik. Daha fazla bu ayrımcılığa göz yumamazdık. Safkan aileler ve karanlık sanatlarla uğraşanların evi her gün Seherbaz baskınlarından geçilmezken, bulanıklar kendi bayramlarını, saçma inanışlarını bizim dünyamıza kolayca getirebiliyorlardı. Biz Yule'u, Samhain'i, kara ayin diye kutlayamazken, bulanıklar Noel'lerini kutlayabiliyorlardı. Anlıyor musun, Harry? Bir savaşın ortasındaydık. Bana güvenen insanlar vardı. Beni alt edebilecek güçte olan birinin hayatta kalmasına izin veremezdim."
Ağlayışı sonunda durmuş ancak yanakları hala ıslak yaşlarla dolu çocuk burnunu çekti ve başını kaldırmadan küçük sesiyle sordu.
"Biraz… biraz bekleyemez miydin? Ben- o kişi büyüyene kadar… Hem belki de seninle savaşmazdı ha?.. belki de… belki de sana destek olurdu ha? Olmaz mıydı?"
Harry, bir liderin sorumluluğu olduğunu biliyordu. Düşmanlarını yenmek zorunda olduğunu biliyordu. Marvolo'nun anne ve babasını öldürmek zorunda olduğunu biliyordu. Belki de acıyan kalbi bir şekilde arkadaşını haklı çıkarmak için bahanelere sarılıyordu.
"Maalesef küçüğüm… Ailen onurlu ve güçlü büyücülerdi ancak tamamen Dumbledore'un yoldaşlarıydı. Kehaneti öğrenen Dumbledore seni akıl oyunlarıyla şekillendirip, karanlık tarafın bir numaralı düşmanı olarak yetiştirirdi. Doğumundan itibaren özel bir eğitim alırdın. Önüne gelen her karanlık büyücüyü öldürmek için savaşırdın. Buna izin veremezdim."
Harry, inatçı bir sesle karşı çıktı.
"Hayır, Marvolo! Ben gerçeği arardım. Zeki olduğumu söylemiştin, değil mi? Eğer zekiysem gerçeği bulana kadar araştırırdım. Ailemden ve Dumb -Dumbledore'dan kaçıp yanına gelirdim. Sana inanırdım. Sana yardım ederdim, Marvolo."
Çocuk gerçekten başka bir şeyi söylemediğine inanıyordu. Çocuk, biricik arkadaşından başka kimseye inanmayacağını biliyordu. Marvolo ona doğru ve yanlışı öğreten kişiydi. İyi veya kötü, doğru ya da yanlış yoktu. Güç ve onu elde edemeyen zayıflar vardı. Marvolo'nun sözü Harry için kanundu.
Karanlık Lord, Harry'nin omuzlarından tutup, boynuna gömüldüğü yerden kaldırdı. Hüzünlü ancak berrak gözlerin içine baktı. Zihninden geçen her bir düşüncenin farkındaydı ama onu gerçeğe en çok yaklaştıran bu Ölümcül Lanet'in vahşi rengini miras alan berrak gözlerdi.
Bir sonraki cümlelerini dikkatlice kurdu.
"Gerçekten beni bulur muydun, Harry Potter? Bana yardım edip benim için savaşır mıydın? Benim için lanet edip, işkence edip, öldürüp, gerektiğinde canını verir miydin?"
Karanlık Lord, çok erken konuştuğunun bilincindeydi. Harry, her ne kadar zeki olsa da hala küçük bir çocuktu. Önünde daha uzun yıllar vardı. Ancak Marvolo bu anın çok önemli olduğunun da farkındaydı. Harry Potter, ailesinin katilinin, uzun yıllar zihninde ikamet eden, Lord Voldemort olduğunun bilincindeydi. Yanlış veya söylenmemiş tek bir cümle çocuğun bütün sadakatini yerle bir edebilirdi.
Karanlık Lord, Harry Potter'ı ondan uzaklaştıracak çok az şeyin olduğunun farkındaydı. Acaba ailesini katletmek bunlardan biri miydi?
Zümrüt gözler bir anlığına kararsızca kısıldı. Marvolo'yu dünyanın sonuna kadar takip edeceğini biliyordu ancak Karanlık Lord ailesini öldürmüştü.
Ama Ailesi ve Marvolo savaşın ayrı kutuplarıydı.
Dursleylerde yetişmesine sebep olmuş-
Hayır!
Marvolo, onu muggle dünyasına hapsetmedi. Ona, Sağ Kalan Çocuk diyen, onu kahraman ilan eden, sihir dünyası, o Dumbledore denen kişi, Harry'i sözde akrabalarına, mugglelara terk etti.
Karanlık Lord senden ölmeni ve öldürmeni istiyor. Diye fısıldadı hain bir ses…
Ölmek, çocuk için o anlığına pek de zor görünmedi. Marvolo ile tanışmadan önce hep ailesini ondan çalan, o kötü araba kazasında ölmek istemişti. Böylece ailesine kavuşabilirdi.
Ancak birini öldürebilir miydi?
Yapabilir miydi?
Acımaksızın birinin canını alabilir miydi?
Çocuk iki yaz öncesinden kalma doğum günü kazasının sonuçlarını bilseydi belki de daha kararlı davranabilirdi. Henüz güzel bir doğum günü geçirmeden birinin hayatını elinden almıştı. Ama bilmiyordu.
Dursleyler yine aklından geçti. Biraz daha büyük olsa ve sihirbazların dikkat etmeyeceğini bilse kesinlikle sözde 'ailesini' öldürebilirdi. Hiç de üzülmezdi.
Ama masum bir kişiyi öldürebilir miydi?
Harry'nin düşünceleri ağır ve boğuktu. Henüz dokuz yaşını doldurmamıştı. Masumiyeti henüz kirlenmemişti. Birini öldürmek henüz onun için basit bir şey gibi görünmüyordu.
"Belki birini öldürmezdim ama… hımm… ama senin için ölebilirdim, Marvolo."
Çocuğun zihninden şu cümle geçiyordu.
Umarım Marvolo birini öldüremeyeceğim için benden vazgeçmez…
Karanlık Lord, ondan vazgeçmemesi için yalvaran, bir şekilde her şeye rağmen onu affeden, arkasında duran çocuğa baktı. Ne de tatlı, sadık, cesur bir çocuktu bu…
Hayatta hiç kimsesi olmamasına rağmen, tek arkadaşına, kudretli Karanlık Lord'a, ondan beklenen bir şeyi yapamayacağını söyleyebiliyordu.
Zümrüt gözleri kararsızlık ancak ciddiyetle parıldıyordu.
Ne de güzel bir çocuktu bu!
Marvolo, gülümsedi. Belki ilk kez bu denli gerçek bir gülümseme dudaklarından yayılmıştı. Başparmaklarıyla Harry'nin ıslak yanaklarını kuruladı. Daha sonra ellerini dağınık saçlarından geçirdi. En sonunda alnına hafif bir öpücük kondurdu.
"Öyle olsun, küçüğüm…" diye mırıldandı.
Küçük çocuk bilmiyordu ama o öpücük Tom Marvolo Riddle'ın hayatı boyunca verdiği en içten, arkasında gizli bir anlam ya da amaç olmayan, ilk öpücüktü.
"Şimdi her şeyi öğrendin, Harry… Ne yapacaksın? Söylediğin gibi yanımda durup bana yardım mı edeceksin? Yoksa Marvolo'dan vaz mı geçeceksin?"
Harry, Marvolo'suz bir hayat hayal dahi edemiyordu. Ona sihri öğreten, onu güçlü kılan Marvolo'dan nasıl vazgeçebilirdi?
Asla!
Böyle bir şey tamamen imkânsızdı!
Tek arkadaşını kaybedeceği korkusuyla Harry Potter, Lord Voldemort'un boynuna atıldı. Sıkıca sarıldı.
"Asla! Asla, Marvolo! Senden asla vazgeçmem Marvolo! Sen benim tek arkadaşımsın. Sen benim Marvolo'msun. Sen hayallerini kurduğum, kahramanlıklarını dinlediğim Tom Riddle'sın. Lütfen yanında kalmama izin ver, Marvolo?"
Karanlık Lord, boynuna sarılan çocuğun dağınık saçlarını okşamaya devam ederken sırıttı.
İki şeyin farkındaydı.
Dile getirilmemiş olsa da Harry, Marvolo'yu affetmişti.
Ve…
Harry Potter, Lord Voldemort için canını vermeye hazırken sihir dünyası dikkatsizce mugglelara terk ettiği son ve en büyük umutlarını, kahramanlarını, Sağ Kalan Çocuk'u kaybetmişti.
Şah ve Mat, Albus 'lanet uzun isimlerle dolu' Dumbledore!
