"Crucio!"

Bedeninden dayanılmaz bir acı dalgası geçen adam, dizlerinin üzerine çöktüğü yerden titredi. Vücudundaki bütün sinirler aynı anda gerilip, parmak uçları elektrik şokları ile kararmaya başlamışken, dudaklarından, burnundan ve kulaklarından koyu kan sızıyordu.

Bir zamanlar gök mavisi olan gözbebekleri birer bulanık kan gölüne dönüşmüş, göz pınarlarından yanaklarına ince izler halinde süzülüyordu.

Çığlıkları üç bin kişiyi aşkın Ölüm Yiyen'i ve Karanlık'ın hizmetkârlarını konuk eden balo salonunun duvarlarında yankılanırken, herkes sessizdi.

Kara Elf klanının üçüncü oğlu Genadin Gancharow, Karanlık Lord'un gazabını tadıyordu ve salondan lanetli çığlıklar haricinde tek bir çıt dahi çıkmıyordu.

Genadin, aşırı gururlu ve onurlu olmalarıyla ün salan kara elflerden olmasına rağmen, pek de şöhretiyle uyumlu bir hayat yaşamamıştı. Karanlık Lord'un kısa süreli düşüşünden önce, Lord Voldemort'un ününü ve kudretini kullanarak, Cordon Yolunda popülerliğini arttırmış, Elf büyüsü kullanarak çeşitli yaratığı emrine bağlamış ve Karanlık Lord'un düşüşünün haberini alınca ona ölüm yiyen diyen herkesi, birkaç seherbaz üyesi de buna dâhil, düelloya davet etmişti. Ne yazık ki sağ koluna kazılı olan dövmeyi yok etmeyi başaramamıştı.

Birçok ölüm yiyenin gözden kaçırdığı bir şey vardı ki dövme kol ile değil, sihir ve ruh ile bağlantılıydı. Yani kolunu kesmek isteyen itaatsizler antik sihrin bağlayıcılığıyla yüzleşecekti.

Genadin, süslü kelimeleriyle Lordunu kandırabileceğini düşünmüştü. Ancak Malfoy'un topladığı gizli belgeler ve Lord Voldemort'un zihin okuyan gözleri, gerçeği bütün açıklığıyla görmüştü. Kara Elf Klanının üçüncü oğlu, pek de soylu davranmayıp, Cordon Yolundaki birçok yaratığı, Karanlık Taraf'a olan hayati borçlarıyla kendine bağlı hale getirmeyi başarmıştı. Ve şu anki acılı haline bakılacak olursa Lord Voldemort'u kullanmanın bedelini ödüyordu.

Lord Voldemort, erdeme inanan, keskin etik çizgileri olan biri değildi. Genadin'in cezasının sebebi tamamen Lordunun kimliğine ve Karanlık Orduyu küçük düşürüşüne karşın verilmişti. Lord Voldemort, hiç kimseyle gücünü paylaşmazdı.

Lord Voldemort cezalandırmayı ve can almayı çok iyi bilirdi.

Sihir dünyasının da bunu tekrar öğrenmesi gerekiyordu.

Genadin Gancharow, Karanlık Lord'un sonraki büyüsüyle kanlı bir şekilde hayatını kaybetti. Lord Voldemort, çataldilinde geliştirdiği, Sectumsempra'nın on kat daha güçlü hali, bolderline bir kara büyüyü leş yığını olmaktan bir adım ötede olan Genadin'in bedenine yöneltti. Bedeni ve kalbi bir anda parçalara ayrılıp lüks salonun duvarlarını boyayıp, ön sıradaki ölüm yiyenlere ve Karanlık Lord'a çarparken, Lord Voldemort asasını kaldırıp önüne görünmez bir bariyer çekmekte gecikmedi. Ne yazık ki ölüm yiyenler o kadar hızlı değildi.

Kan rengiyle canlanan cüppeler tek tek büyülendi, evcinleri aynı anda bir hızla balo salonunu temizlemeye koyuldu. Genadin'in tanımlanmaz parçaları gecenin önceki leşlerinin üzerine atılırken Lord Voldemort tahtına doğru döndü.

Tahtında oturan küçük çocuğun yüzünde birkaç kan lekesine rastlayınca Karanlık Lord ansızın dondu. İfadesiz yüzü hiçbir düşüncesini ele vermiyordu. Cüppesinin kolundaki gizli yenden, yeşil ve gümüş, Slytherin rengi bir mendil çıkarttı.

Mendille usulca tahtta oturan kimliksiz çocuğun yüzündeki kan lekelerini silmeye koyuldu. Yaptığı basit işe büyük ilgi gösteriyor olmalıydı ki balodaki hizmetkârlarının şaşkınlık içerisinde donmuş halini fark etmedi.

Belki de Marvolo, Sağ Kalan Çocuk'un yara izinin de kaldırılacağını bildiğinden büyü kullanmamıştı. Kim bilir?

Ancak bütün salona tek bir düşünce hâkimdi.

Boynuna sarılan yılanı okşayan küçük elleri, kanlı işkencelere karşı sakin kalan ifadesiyle,Kudretli Karanlık Lord Voldemort'un, büyüye başvurmayıp, eliyle temizleme yüceliğinde bulunduğu bu çocuk da kimdi?!

Balonun başından bu yana Karanlık Lord'un tahtında oturma cüretinde bulunan çocuğu merak etmişlerdi. Hatta talihsiz ölüm yiyenlerden biri çocuğu sorgulama düşüncesizliğinde bulununca Lord Voldemort'un asasıyla hayatını kaybetmişti.

Kimliksiz çocuk ise sakince gülümsemekle yetinmişti.

Bu hayati anda da yüzüne konan gülümsemeyle bekliyordu.

Lakin bu gülümseme öncekinden kat be kat farklıydı. Karanlık Lord'un yüzüne değen elleri ve kızıl bakışları altında çocuğun mutluluk saçan gözleri 3000 kişilik balo salonunun en uzak köşesinden dahi fark edilebiliyordu.

Bu kimliksiz çocuk kimdi?

Neyse ki şüphe ve sorularla dolu an birkaç saniye sonrasında bitti. Karanlık Lord, mendili ortadan kaldırdı. Çocuğun saçlarına hafifçe dokundu ve ölüm yiyenlerine döndü.

Kimliksiz çocuk bir esrar olarak kalmaya devam ederken, Lord Voldemort'un kızıl gözleri en saklı, en kirli sırlardan haberdardı.

HARRYTOMHARRYTOMHARRYTOM

Karanlık Lord, bir yılanı andıran görünüşü, kızıl gözleri ve uzun solgun parmaklarıyla tahtındaydı.

Yılan her an saldırıya hazırdı. Kızıl gözler zihnin en karanlık köşelerine ulaşıyordu. Solgun parmaklar, boynuna sarılıp sıkacak gibi asayla oynuyordu.

Karanlık Lord Voldemort, bütün kudreti, korkunçluğu ve tehditkarlığıyla ile tahtındaydı.

…Ve yanında kimliksiz bir çocuk oturuyordu.

Karanlık Lord'un dönüşünün kutlandığı ve Ölüm Yiyenlerin Efendilerini selamladığı balo uzun bir süredir devam ediyordu. Önce Lord Voldemort'un elitlerinin yer aldığı 21 kişilik grup sıraya dizilmişti. Sırayla Efendilerinin cüppesinin ucunu öpmüş, gözlerinin içine bakmışlardı. Karanlık Lord'un yüceliğine layık olmayan değersiz hediyelerini ikram etmişlerdi. Bazıları yalanlarla Lord Voldemort'u aldatmaya çalışmıştı, bazıları süslü kelimeleri kullanmıştı.

Ancak Lord Voldemort'un dehası en süslü yalanın ötesindeydi.

Karanlık Lord, itaatsizlik edenleri cezalandırırken, Karanlık Ordu'ya bağlılıklarını kanıtlayanların seviyelerini yükseltmişti.

Ve onlara en büyük hediyeyi, hayatlarının devamını sunmuştu.

Lucius Malfoy, platinyum saçları ve gururlu duruşuyla kanında yer aldığı iddia edilen yüzde 25'lik veela'nın hakkını veriyordu. Yanında eşi Lady Narcissa Malfoy ile güçlü bir safkan ailenin ideal resmiydi. Karanlık Lord'un sağ kolundan da böyle bir mükemmeliyet beklenirdi.

Lord Malfoy, gösterişli cüppesini balo salonunun lüks karolarında sürükledi ve Efendisinin önünde eğildi. Karanlık Lord'un gözlerinin parlaklığıyla yarışamayan yakut taşlarla bezeli hançeri, tahtın önündeki cam masaya yerleştirdi. Salonu dolduran elegant sesiyle, hançerin ejderha ve basilisk kanıyla yıkandığını anlatmaya koyuldu. Gözleri bir an vampir ve kurtadam grubunun üzerinden geçti ve hançerin her türlü yaratığı öldürebileceğini dile getirdi.

Lord Voldemort'un hançeri incelediği o birkaç saniyelik anda salon takdir eden mırıldanmalar ve kindar bakışlarla dolmuştu.

Yine de Karanlık Lord'un otoritesi hançeri bıraktığı o anda tek bir bakışıyla salonu sessizleştirdi.

Onun hemen yanında Evan Rosier dikiliyordu. Yıllardır süren 'ölü' hali belli ki Bakanlığa yapılan bir oyundan başka bir şey değildi. Karanlık Lord'un en eski Ölüm Yiyenlerinden biri olan Rosier, gözlerinden resmen tehlike saçıyordu. Alastor Moody'e olan kiniyle ünlüydü. Aynı seherbaz tarafından öldürüldüğü dedikoduları da kinini arttırmaktan başka bir şeye yaramamıştı.

Rosier'in hediyesi, nereden bulduğu bilinmeyen kocaman bir aynaydı. Solgun dudaklarından ayrılan boğuk kelimelere bakılacak olursa ayna, o gün saldırma planları kuran düşmanların yüzlerini gösteriyordu. Ne yazık ki hediye kalabalıktan pek de ilgi görmedi. Saldırıdan sadece o gün haber verilmesi ve düşmanların isimlerinin geçmeyişi, aynayı çok da yararlı kılmıyordu.

Lord Voldemort, ilgisiz bakışlarla aynayı kabul etti.

Antonin Dolohov, ünlü Prewett ikizlerinin katili, kuzgun karası saçlarıyla dikkat çekiyordu. Bakanlıkta, Esrar Dairesinde çalıştığı söyleniyordu. 'Adı ağza alınmayanlar'dan biriydi.

Dolohov, Karanlık Lord'un karşısında cüret edebileceği kadar sırıtarak küçük bir kutuyu masaya koydu. Hediyenin değerini açıkladığında sırıtmasının hakkını verdiği görülüyordu.

Kutuda küçük ancak karmaşık rünlerle bezeli bir saat duruyordu. Bir Zaman Döndürücü'ydü. Ancak kutudaki Zaman Döndürücü diğerlerinden çok daha özeldi. Normal bir saat en fazla 12 saat geriye gidebilirken, Dolohov'un adı bilinmez bir Bakanlık çalışanından çaldığı bu saat, bir hafta kadar geriye götürebiliyordu.

Lord Voldemort kutuyu incelerken gecenin başından beri dudaklarında ilk kez bir gülümseme belirtisi görüldü. Dolohov, bu kez fazlasıyla sırıtınca, Efendisi'nin bakışını yakalayıp korkuyla öksürdü ve yerine çekildi.

Avery Sr., Tom Riddle ile Hogwarts'a gitme onurunu yaşamış bir ölüm yiyendi. Karanlık Ordu'nun önemli saldırılarının arkasındaki brutal güçlerden olmasına rağmen, elli yılı aşkın konuştuğu hiç görülmemişti. Belki de Tom Riddle'ı yakından tanıyışına karşılık sessiz kalışının sağlanması için, Karanlık Lord'un hediyesini tatmıştı.

Avery saygıyla eğilip, sadece uzun bir kutuyu masaya ittiğinde Lord Voldemort, sessizce bekledi. En eski ölüm yiyeninin, bir zamanlar okul arkadaşının konuşmadığını ve sebebini çok iyi biliyordu.

Kutuyu uzun parmaklar açtı ve içindeki hançeri dışarı çıkardı. Gecenin ikinci hançerini görünce kalabalık hayal kırıklığıyla iç çekti. Ancak birkaç saniye sonra Karanlık Lord'un genişleyen gülümsemesi, bütün dikkatleri hançere çevirdi.

Anlaşılan oydu ki hançer, çok eskiden kalma bir ritüel bıçağıydı. Yine de hançeri özel kılan ritüel bıçaklarının nadir bulunması değil, hançerin Salazar Slytherin'e ait olmasıydı. Yani bir anlamda Avery, Slytherin'in varisi Lord Voldemort'a, mirasını geri döndürmüştü.

Karanlık Lord, başıyla bir zamanlar aynı sıralarda oturduğu arkadaşını sessizce selamladı. Bu hareket Lord Voldemort'tan beklenebilecek en açık onurlandırmaydı.

Avery'nin elli yıldır suskun dudakları, hafifçe kıvrıldığında, Lord Voldemort'un zihninin derinlerine saklanmış Tom Riddle sırıttı.

Mulciber Sr. ve Jr., baba ve oğul, yan yana, neredeyse ikiz denilebilecek ifadelerle balo salonunda, elit ölüm yiyenlerin arasında yerlerini almıştı. Mulciber Sr., Büyüceşura'da yaptığı safkan propagandalarıyla ünlüyken, Jr., Azkaban'dan uzak durabilen şanslı ölüm yiyenlerden bir tanesiydi.

Mulciber Jr. babasının ağırlığının altında kaybolmuş gibi beklerken, Lord Mulciber, ince bir dosyayı Efendisine sundu. Dosya, Bakanlığın sahte kelimeler ardında bilmeden Karanlık Ordu'ya sağladığı fonları gösteriyordu. Büyüceşura'da oturumlara katılan Lord Mulciber, Sihirli Yaratıklara Yardım gibi takip edilmeyen fonları Karanlık Ordu'nun hesabına yönlendirmeyi başarmıştı.

Lord Voldemort, dosyayı inceledi ve diğer hediyelerin yanına bıraktı.

Thorfinn Rowle, Walden Macnair, Yaxley, Alecto Carrow, Amycus Carrow, Cantankerus Nott, Crabbe Sr., Gibbon, Goyle Sr., Jugson, Travers, Wilkes, Quirinus Quirrell, Scabior ve Pius Thicknesse da o gün elitleri takip ediyordu.

Hediyeler bir birini izlerken, gözler elitlerdeydi.

Ancak o gün gelenlerden çok gelmeyen elitler dikkati çekiyordu. Bellatrix, Rodolphus ve Rabastan Lastrange, Barty Crouch Jr., Regulus Black, Severus Snape, İgor Karkaroff ve Peter Pettigrew.

Lestrange'lar ve Crouch Jr., Karanlık Lord'un en sadık ölüm yiyenleri olarak Karanlık Ordu'nun yükselişi boyunca birçok kıskançlığa uğramıştı, onlara ihanet eden İgor Karkaroff'un salonda bulunmayışı, Lord Voldemort'un gazabından kaçmaya çalışmasının aptalca bir çabasıydı.

Regulus Black'in Karanlık Lord'un özel bir görevinde öldüğü biliniyordu.

Korkak ve hain fare Pettigrew'un Karanlık Lord'un önemli toplantılarına katılamayacağı gerçeği yaygındı ancak ünlü iksir ustası Severus Snape'in Dumbledore'un adamı olduğu iddiaları salonda olmadığı gerçeğine bakılacak olursa, o gün kanıtlanmıştı.

Lord Voldemort, gelen ve gelmeyen herkesi zihnine kazımıştı ve bakışlarındaki kızıl kini okuyanlar, gelmeyenlerin Karanlık Lord'un gazabını çok geçmeden tadacağının bilincindeydi.

Karanlık Lord, salondakileri tartan bakışlarını yeni gelen gruba çevirdi.

Bir sonraki grup Cordon Yolunun sakinlerinden oluşuyordu. Cordon Yolu, cadı ve büyücülerin pek ayak basmadığı, tamamen sihirli yaratıklara ait bir caddeydi.

Cincüceler, vampirler, ak elfler, kara elfler, veelalar, kurtadamlar, gulyabaniler, drakonisler, sirenler, nimphler, pixiler, inkubuslar, sukkubuslar, kitsuneler, evcinleri ve daha fazlası… Hatta birkaç ruh emiciye dahi rastlamak mümkündü.

Diagon Yolu ak sihirbazlara ve bakanlığa aitken, Knuckturn Yolu kara sihirbazlar ve karanlık sanatlara meraklı kesimin mekânıydı. Ancak bu iki yol bir biriyle bağlantılıyken, Cordon Yolu sadece sihirli yaratıklar ve özel birkaç kıdemli sihirbaz tarafından görülebilirdi.

Bakanlığın uzun yıllardır sihirli yaratıkları kayıt altına alma ve sınıflandırma çabalarına inat, Cordon Yolu hiçbir resmi makamca bilinmiyordu.

Manipüle edilmiş Fidelius büyüsü, Cordon Yolu'nun sırrını sadece sihirli yaratıklara açmıştı.

Sihir Bakanlığının hataları, sihirli yaratıkları Karanlık Lord'un Ordusuna itmişti. Özgürlüklerini garantileyen ve daha refah bir hayat şartı sunan Lord Voldemort, gazabıyla da sihirli yaratıklara karşı yapılan saldırıları engelleyebiliyordu.

Tüm bu muhteşem yeni haklara karşılık, Karanlık Lord'un müttefiklerinden istediği tek şey Karanlık Dövmeyi taşımaları, itaat yemini etmeleri ve Karanlık Orduya iştirak etmeleriydi.

Ne de basit bir antlaşma…

Lord Voldemort'un zekası bütün basit akılların ötesindeydi.

Önce Gringotts'un yüzde 16'sına sahip olan Grinclaw klanı cincüceleri Lord Voldemort'u selamladı.

Ürkütücü sırıtışları, sırtlarında taşıdıkları balta ve kılıçlarla savaştan çıkmışa benziyorlardı.

Grinclaw klanı, Cincüce Kralı Ragnok'un torunuydu ve tahtta hak iddia ediyordu. Savaşçı ve cincüce altın rezervlerinin zenginliğiyle ünlü bir klandı. Lord Voldemort'u, Tom Riddle olduğu zamanlardan tanıyorlardı ve dehasının ışığını hayatının erken yıllarında fark etmişlerdi. Cincücelerce dost ilan edildiği görülen bir büyücüye Merlin ve Morgana'nın antik yıllarından bu yana rastlanmamıştı. Tom Riddle'ın kudreti zamanın ötesini aşıyordu.

İnsanların zayıf etiklerine inat Cincüceler kana susamış bir türdü. Lord Voldemort'un sihir dünyasını kendi emelleri adına kan gölüne çevirişi sadece takdirlerini arttırıyordu.

Kendinden emin ve savaşa hazır duruşlarıyla hediyelerini takdim ettiler. Cincüce yapımı, saf altın işlemeli baltayı, gururla Karanlık Lord'un önüne bıraktılar.

Lord Voldemort, baltayı, kullanmayacağı bilinişine rağmen kabul etti. Cincücelerin, kendi yaptıkları silahlardan kolayca vazgeçmeyeceğinin farkındaydı. Baltaya doğru aç ifadeyle bakan geri plandaki birkaç cincücenin - karşılarındaki Karanlık Lord da olsa - elişlerinden uzaklaşmanın kinini tutacaklarının bilincindeydi.

Lord Voldemort'un en küçük detayı kaçırmayan gözleri, hiç vakit kaybetmeden, kindar cincüceleri zihnine kazımıştı.

Solgun tenli, sivri dişli bir grup onları izledi. Deri ceketler ve keskin pençelerle ne büyücülerin asasına, ne de cincücelerin kılıçlarına ihtiyaç duyuyorlardı. Kan arzusuyla, gecelerin hizmetkârı antik kavim Lord Voldemort'un önünde eğildi.

Bu grup kadim bir Vampir meclisinin elçilerinden oluşuyordu. Başlarında Alonso Zabini bulunuyordu. Kökleri Sicilyalı kanlı bir aileye varan Zabini'ler İngiltere'ye geldikten sonra birçok dedikoduya konu olsalar da sosyal ortamlarda görünmemeye dikkat ediyorlardı. Alonso Zabini'nin eski eşi, ünlü karadul Aida Zabini iddialara göre yedinci kocasıyla balayındaydı. Önceki altı kocası şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmişti. Vampir Lordu Zabini'nin tek oğlu Blaise Zabini şu an dokuz yaşındaydı ve yarı vampirdi. Sihirli mirasına ulaşıncaya, yani 17 yaşına kadar, meclisle iletişime giremeyecekti.

Lord Zabini, vampirlere özgü hızıyla bir anda Karanlık Lord'un önünde belirdi. Kızıl gözler, gümüş gözlerden ayrılmadan Efendisinin cüppesini öptü. Kana ve bir bedenin günahkâr zevklerine tutkun, doğalarıyla vampirler, Lord Voldemort'un korkunç görüntüsünü görmezlikten gelip, kanında ve bedenindeki güce âşık yaşıyorlardı. Ne yazık ki Karanlık Lord'un kudretli bedeni, bütün varlıklara kapalıydı. Buna rağmen güç tutkunu birkaç zavallı, vazgeçmeyi bilmiyordu.

Vampir Lordu, avuçlarını açtı ve ortası zümrüt bir taşla işlemeli, gümüş kolyeyi, Efendileri'ne sundu. Zarif sesi balo salonunu dolaşırken, kolyenin değerli sırrını fısıldadı.

Zümrüt kolye, en koyu gecenin yalnızlığında, sadece sahibine ışık veren bir tılsımı barındırıyordu.

Lord Voldemort, zümrüt kolyeyi usulca aldı. Asasıyla birkaç, güvenirliğini sağlamlaştıran büyü yaptıktan sonra, yanındaki kimliksiz çocuğa döndü ve kolyeyi boynundan geçirdi.

Bütün balo salonu bir anda iri gözler ve şaşkın bakışlarla doldu.

Karanlık Lord'a gelen değerli hediyeyle onurlandırılan bu çocuk kimdi?

Lord Zabini bu kez vampir hızına başvurmayıp süzülerek geri çekildi. Gümüş gözlerinin ardına gizlenmiş meraklı ifadesi yüzünden hiç eksilmeden yerine döndü.

Kanı en tatlı şaraptan daha leziz kokan, gücü sadece bilge zihinlere açık bu çocuk kimdi?

Ne yazık ki Lord Voldemort'a bu soruyu sormaya kimse cüret edemiyordu.

Kimliksiz çocuk bir gizem olmaya devam ediyordu.

Fenrir Grayback, salonun önüne doğru ilerlerken yolunda durduğunu fark etmeyen ölüm yiyenlerden birini hızla duvara doğru fırlattı. Bir başkasını sert bir tekmeyle arkasındaki gurubun üstüne attı. Sürüsündeki diğer kurtadamlar peşi sıra Alfalarını takip ederken, Fenrir birkaç vampire hırladıktan sonra sahibine kavuşmuş bir köpek gibi Efendisinin önünde eğildi.

İngiltere ve İskoçya'daki bütün kurtadamların Alfasının, sihirbaz çocukların dehşet dolu kâbusunun, Fenrir Grayback'in Karanlık Lord'un dizleri dibinde evcil bir köpek gibi eğilişi gerçekten görülmeye değerdi.

Bir anlamda Grayback'in içindeki vahşi kurt, Lord Voldemort'u kendi Alfası olarak kabul ettiğini açıklıyordu.

Fenrir, betaya işaret ettiğinde kurtadamlar açıldı ve aralarında sakladıkları kalın iplerle sıkı sıkıya bağlanmış adamı Alfalarının önüne attı.

Kurtadam, Efendisinin başını sallamasıyla, ayağa kalkma izni verildiğini anladı ve sırıtarak bağlı adamı tekmeledi. Tekmeden sonra gelen acılı sızlanış, bağlı adamın hala bilinçli olduğunun göstergesiydi.

Grayback, hırıltılı sesiyle açıklamaya koyuldu.

Görünüşe bakılırsa Dolson Umbridge, Karanlık Lord'un kısa yokluğunda kendine bir çok düşman edinmişti. Bakanlıkta Sihirli Yaratıkların Düzenlenmesi ve Denetimi Dairesinde çalışıyordu. Ancak Büyüceşura'da önerdiği yasa tasarıları ve yıllar içinde uyguladığı çalışmaların Sihirli Yaratıkları Korumayla hiçbir alakası yoktu. Karanlık Lord'un düşüşünden sonra cesaret toplamış kurbağa tipli büyücü, Gelecek Postası'nda yayınladığı makalelerle sihirli yaratıkların, özellikle kurtadamların kinini üzerine toplamıştı.

Dolson'ın çalışmaları sayesinde, Bakanlık, Sihirli Yaratıkları sınıflandırma, Sihirli Yaratıkların Üremesini Engelleme gibi saçma sapan çalışmalarla dikkati çekerken, kurtadam gibi ayın sadece bir günü zorda kalan türlerin de çalışma imkânlarını ellerinden almıştı.

Hatta bu yıl Bakanlık Müsteşarlığına atanan kız kardeşi Dolores Umbridge da aynı çalışmaları Bakanlığın aylık bülteninde yayınlayıp, yasaya olan desteğini sunmuştu.

Umbridge Kardeşler, kısacık değersiz hayatlarında çok büyük hatalar yapmış, adlarını tehlikeli zihinlere kazımışlardı.

Ancak Dolson Umbridge'ın en büyük aptallığı bu değildi.

Fenrir'in, hediyesinin Lord Voldemort için değerli oluşunun sebebi, lanet büyücünün son yazdığı makaleydi.

Gelecek Postası'nda, altında Umbridge'ın imzasının olduğu makaleye göre, Karanlık Lord'un ölmeden önce bir çok Sihirli Yaratığı ordusuna kabul edip, savunmasının nedeni, İsmi Lazım Değil'in de altındakiler gibi bir yaratık, yarı-yılan oluşuydu. Hatta makalesinin gerçekliğini kanıtlamak adına, Karanlık Lord'un görünüşünden yola çıkan resimlerle özel bir baskı, o günün postasına eklenmişti.

Karanlık Lord, bu makaleden tabi ki haberdar olmuştu. Balonun sabahında dosyaları incelerken, böyle bir makalenin yayınlanmasına izin veren Lucius Malfoy'dan acısını çıkarmıştı.

Ve şu an karşısındaki iğrenç görünüşlü büyücünün kim olduğunu biliyordu.

Lord Voldemort sırıttı ve evcil kurtadamına dönüp, "Çöz onu, Fenrir." Dedi.

Grayback biraz sonra olacak eğlencenin bilincinde dili hafifçe alt dudağından sarkarak, büyücünün bağlarını kopardı. Hafifçe geriye çekilip şovu izlemeye koyuldu.

Dolson Umbridge, tıknaz, geniş, sarkık bir yüze; çok geniş, gevşek bir ağza sahipti. Boynu hemen hemen hiç yok gibiydi. Yuvalarından fırlayacakmış gibi görünen iri yuvarlak gözleri vardı. Kısa kıvırcık saçlıydı. Sık sık ona, kız kardeşi Dolores'e çok benzediği söyleniyordu. Ancak iki kardeş arasında bir fark vardı. Dolores, pembe renge tutkunken, Dolson, kurbağa yeşilini tercih ediyordu. Bu da görünüşü ile bayağı uyumluydu.

"Benim kim olduğumu biliyor musssun?" diye tısladı Karanlık Lord. Kelimelerindeki uzatış ve s'lerle gerçekten de bir yılanı andırıyordu.

Dolson, yerinde sarsıldı. Yüzünde ve boynundaki morluklar Karanlık Lord'a getirilmeden önce birden fazla tekmeyle karşı karşıya kaldığını gösteriyordu.

"S-s-s-en-n-n?-"

Karanlık Lord, biraz sonraki işkencenin hayaliyle sırıtmaya devam etti.

"Görüyorum ki sssanıldığı kadar aptal değilsssin, Umbridge. Karanlık Lord Voldemort'u tanıyabildiğine göre hala birkaç beyin hücresssine sssahip olmalısın. Ama merak etme çok yakında bir beyne ihtiyaç duymayacaksssın."

Karanlık Lord'un iğneleyici sözlerinden sonra Ölüm yiyenlerden bazıları cüret edebildikleri kadar güldüler. Ancak Efendilerinin bakışıyla tekrar sustular. Lord Voldemort, avını duymak istiyordu.

Dolson, korkuyla titrerken, dilini yutmayı başardı. Boğazından çıkan boğuk seslerle, şimdi gerçekten bir kurbağayı canlandırıyordu.

"Hayır, hayır, hayır… Henüz ssseninle işimiz bitmedi. Bir yılanın neler yapabileceğini bilmeden ölmeni issstemeyiz, değil mi?"

Karanlık Lord'un bir sonraki sessiz büyüsüyle Dolson nefes alabildi, böylece Karanlık Lord çığlıklarını duyabilecekti.

"L-Lüt-f-fen-"

Lord Voldemort, asasını usulca kaldırdı ve çataldilinde fısıldadı.

Ssserpensssortia Multum!

Asanın ucundan aynı anda onlarca yılan fışkırmaya başladı. Bir birinden çeşitli, zehirli yılanlar, asanın sahibine, Efendilerine döndüler.

Sssaldırın, Medusa'nın evlatları… Avınız, sssizin için bekliyor…

Karanlık Lord, sözünü bitirdiğinde kimliksiz çocuğun boynundaki yılan da kuzenlerine katıldı.

Ölüm yiyenler, gözlerini diğerlerine katılan yılana diktiler. Karanlık Lord'a eşlik eden yılanın türünü anlamamışlardı ancak normal bir yılandan daha iri olduğuna bakılırsa özel bir melez olduğu belliydi.

Ölüm yiyenler habersizdi ama Afrodit basit bir kara yılanıydı. Harry'den ve Marvolo'dan yayılan karanlık güç, onu türdeşlerinden daha iri ve tehlikeli kılmayı başarmıştı.

Yılanlar, Efendilerine, başlarını eğdikten sonra, avlarına doğru birlikte süzüldüler. Açılmış ağızlar, sivri ölümcül dişler ve ön dişlerin arasından sızan zehirle avlarını karşıladılar. Kaçmaya çalışan zavallı âdemoğlunu sert deriden, kıvrak bedenleriyle sıkıp, hızla dişlerini en hayati noktalara sapladılar. Yaratılışlarının bir gereği olarak, avı nasıl hareketsiz hale getireceklerini çok iyi biliyorlardı. Bir Kara Mamba, avın kısa boynuna sivri dişlerini geçirirken, sihirli bir Taipan, zehriyle kıyafetleri eritip yağlı göğse saldırdı. Mavi Bongar, yanağına atılıp parçalara ayırırken, Ölüm Adderi sert çene kaslarının yardımıyla bileği yerinden kopardı.

Çok geçmemişti ki geride parçalanmış kıyafetlerden ve gördükleri karşısında dehşete uğrayan kalabalıktan başka bir şey kalmamıştı.

Bilmeyen biri varsa da o dakika öğrenmişti.

Lord Voldemort, ona hakaret etmeye cüret edenleri bağışlamazdı.

Evcinleri bir hızla kurbağa yeşili kıyafetleri ortadan kaldırıp, yerdeki kanı yok ettiler.

Sonrasında salonun parlak ışıklarını kınayan ışıltılı gözler, sivri kulaklar ve uzun ipek saçlarla Elf klanı, Karanlık Lord'un cüppesini öpmeye koyuldu.

Ak Elf klanı Smirnov ve Kara Elf klanı Gancharow, Karanlık Lord'a saygılarını sunmak için bugün balo salonunda yerlerini almıştı. İki klanın yüzyılları aşan düşmanlığı destanlara konu olmuştu. Ancak Karanlık Lord'un ordusunda yer alma onuruna yan yana erişmeyi başarmışlardı. Elf halkının şerefini korumak adına Karanlık dövmeyi taşıyorlardı. Kara ve Ak Elflerin, Sihrin sanatlarıyla hiçbir alakası yoktu. Türlerinin ayrımını sivri kulaklarının arkasından uzanan saç renklerinden ve omurgalarından inen keskin derilerden alıyorlardı. Göz renkleri, yeşil ve mavilerden oluşurken, daha yaşlı elflerin daha koyu gözleri olduğu biliniyordu.

Elf Klanı Genadin Gancharow'un yaptığı onursuzluğu ciddiye aldıklarından, Efendilerine olan değersiz hediyelerini arttırdılar. Böylece yapılan itaatkârsızlığı ödeyebileceklerini düşünüyorlardı.

Ak Elf Klanı, biricik prensesi, Elf soyunun nadide pırlantası Svetlana Smirnov, saçındaki elmas tokayı çıkartıp masaya yerleştirdiğinde bütün balo salonu bunun ne anlama geldiğini bilerek iç çekti.

Svetlana, kendi varlığını ve ak Elf klanının soyunun devamını Karanlık Lord'a sunmuştu. Bu sanılanın aksine, kendini feda etme hareketi değil, tamamen politik bir oyundu.

Yüzyılların en korkunç Karanlık Lord'unun evlatlarına annelik etmek, Ak Elf klanını politik ve sosyal arenada en üst seviyeye çıkaracaktı.

Ancak prensesin kendini soyu için kurban ettiği zihinlerde yer alırken, Elf klanının gözden kaçırdığı bir şey vardı. Tom Riddle, gençliğinin safkan sosyetelerinde, böyle politik oyunları çoktan aşmıştı. Karanlık Lord olmadan önce Slytherin soyunu ailesine bağlamak isteyen safkan aileler, genç Lord Voldemort'a hayatının pratiğini yaptırmıştı.

Karanlık Lord, önce tokaya baktı, sonra önündeki saf güzellikten inşa edilmiş prensese bakışlarını kaldırdı. Bir anda asasını kaldırıp Lord Smirnov'a doğru haykırdı.

"Crucio!"

Korkulu gözler Efendilerine dönerken, Elfler bir anda geriye çekildi. Prenses kendini ailesinin arasına sığınır halde buldu.

"Lordum! Ahh! Lütfen! Biz sadece-"

Lord Voldemort, salonu buz gibi kesen ürpertici sesiyle fısıldadı.

"Sen. Lord Voldemort'u. Basit. Bir. Ölümlüyle. Mi. Karıştırıyorsun? Crucio!"

Lord Smirnov, acılı halde titrediği yerden yalvararak araya girdi.

"Hayır Lordum! Ahhh! Yanlış anladınız-"

Smirnov klanı reisinin çığlıkları duvarlarda yankılanırken, ailenin geri kalanı dizlerinin üzerinde yalvarmaya koyuldu. Reislerinin ve prensesin, hayatının devamı için af diliyorlardı.

"Lord Voldemort'un kendinden alçak, güçsüz hizmetkârlarına muhtaç olduğunu mu sanıyorsun? Crucio!"

Ak Elf, yaptığı aptallığın ve Karanlık Lord'u hafife alışının bedelini ödüyordu.

"Özür dilerim Lordum! Ahh! Özür dilerim! Affedin Efendimiz!"

En sonunda, Karanlık Lord laneti kaldırdığında, Ak Elf hala titriyordu. Gerilen sinirleri ve titreyen kaslarıyla bir canlıdan çok, leş yığınına benziyordu. Ama yaşıyordu. Bütün cehaletine karşın yaşıyordu.

"Yıkıl karşımdan! Seni bizzat çağırıncaya kadar, ailenden tek kişiyi dahi huzurumda görmek istemiyorum."

Ak Elf Klanı salonu bir hızla terk ederken Kara Elf Klanı titreyerek yere çöktüler. Kuzenleri Smirnov ile düşman oldukları bilinse de Efendilerinin gazabını üstlerine çekmekten korkuyorlardı.

Gancharow Klanının hediyesi çeşitli değerli taşlar, altın ve gümüşlerle dolu bir sandıktı. Denizin fersah fersah dibinde yer alan hazine sandıklarını andırıyordu. Ancak Elf soyunun karanlık, ayak basılmamış ormanların dibinde yaşadıkları bilindiğinden, hazinenin gizemli bir koy ya da mağara dibinde bulunmuş olacağı belliydi.

Gancharow Klanının ikinci oğlu, sanki kardeşi Karanlık Lord'un lanetiyle kanlı bir şekilde o gün ölmemiş gibi öne çıktı ve Efendisinin cüppesini öptü. Sandığın ağzını açıp yeryüzünün en değerli taşlarını gözler önüne sererken, merakla sandığın içine bakmaya çalışan balo sakinlerini görmezlikten geldi. Görünmek istediği kadar sakin olmadığını kanıtlayan tek şey alnından süzülen bir damla terdi.

Lord Voldemort'un ilgisi bir anlığına sandığa döndü, daha sonra parmağıyla evcinlerine işaret etti. Hazine sandığı, Karanlık Lord'un odasına gönderilirken, Kara Elf derin bir nefes aldı.

Bugün de ölmemişti.

Balo aynı heyecan, korku ve kanlı lanetlerle devam etti.

Karanlık Lord'un çeşitli türden, çeşitli dilden ve ülkeden hizmetkârları, teker teker aynı noktada dizleri üstüne çöktü. Her bir ölüm yiyenin, safkan lordun mirasına ait askerleri de olduğu dikkate alınırsa, aydınlık tarafın Karanlık Ordu'yu küçümsediği çok belliydi. Tüm bunların yanında devler, troller ve ruh emiciler de emrindeyken, Lord Voldemort yenilemezdi.

Yüreklerinde sarsılmaz bir korku olmasına rağmen Ölüm Yiyenler, Karanlık Lord'dan yayılan şok etkisi yaratıcı güçle kendilerinden geçiyorlardı.

Sadece kısacık bir sekiz yıl, nasıl böyle muhteşem bir gücü unutmalarını sağlayabilmişti?

Kaç yıl ara verilmiş olursa olsun…

Lord Voldemort'un kudreti, dünyayı sarsmaya devam ediyordu.

HARRYTOMHARRYTOMHARRYTOMHARRYTOM

Küçük çocuk, bütün hayatını karanlık, küçücük bir dolapta geçirmişti. Küçük çocuğun, zihninde saklanan sesten başka hiç arkadaşı olmamıştı.

Şimdi üç bin kişilik kocaman balo salonunda, Lord Voldemort'un tahtında otururken, sihrin ne de muhteşem mucizeleri hayatına getirdiğini düşündü.

Marvolo'nun sınırsız güçte bir Lord olduğuna tekrar inandı.

Belki de Marvolo'nun kendisi sihirdi.

Tabi 'Sihir' ile bağlantılı biri aranılırsa, bu unvana, yüzyılların en korkunç Karanlık Lord'undan, binlerce hizmetkârı, onbinlerce takipçisi olan Lord Voldemort'tan daha layık kimse bulunamazdı.

Marvolo, düşüncelerini hissetmiş olacak ki elini omzuna koyup, hafifçe sıktı. Yüzü ifadesiz, gözleri kızıl birer boşluktu. Onu selamlayan, cüppesini öpen ve önünde eğilen binlerce ölüm yiyeninin apaçık korku ve hayranlığına karşılık, Karanlık Lord, çözülmesi imkânsız bir bulmaca gibi, aristokrat tavrını hiç bozmadan tahtında oturuyordu.

Arada kendi kudretini tekrar hatırlatması gerektiği durumlar da olmuyor değildi. Ancak Harry, Marvolo'nun tüm salonu şu an, şu dakika bütün hizmetkârlarının başına yıkabileceğini biliyordu. Böyle bir kaos için bir çok fırsatı da olmuştu.

Karanlık Lord, ölüm yiyenlerin zihinlerini en gizli sırlarına kadar okuyabiliyordu. Bazı ölüm yiyenler Zihinbend'in ne olduğunu öğrenme fırsatı yakalamıştı, böylece ihanetlerini Karanlık Lord'dan saklayabileceklerini umuyorlardı.

Lord Voldemort, salondaki her bir zihni tarayıp, gerek gördüğü noktalarda sessizliğini korurken, Marvolo'nun zihin bağından yansıyan öfkesiyle Harry, sızan bir kaç düşünceye şahit oluyordu.

Küçük çocuk, düşüncelerin aslını sorduğunda Marvolo, hiç sakınmadan açıklamada bulunmuştu. Arkadaşının ona olan güveni, Harry'nin yüreğini sarmış ve ısıtmıştı. Dünden kalan yaralar yavaş yavaş iyileşiyordu.

Marvolo'nun taradığı zihinlerden anlaşıldığına göre, balo salonunda şu an, Albus Dumbledore'un birbirlerinden habersiz yedi ajanı vardı. Esrar Dairesinde adı-ağza-alınmayanların 2, Fransız Sihir Konseyinin 3 ajanı sakince yerlerini korurken, Bulgaristan, İrlanda ve Arnavutluk'tan sadece birer tane ajan bulunuyordu. İngiliz Sihir Bakanlığının ise henüz Lord Voldemort'un yükselişinden en ufak haberi dahi yoktu. Marvolo, her ne kadar kızgınsa da diğer ülkelerdeki iletişim ağının hızını takdir ediyordu.

Harry, sordu.

*Neden, sana ihanet ettiklerini bildiğin halde, hayatta kalmalarına izin verip, bilmiyor gibi davranıyorsun? Bugün daha düşük suçlarla karşına gelen üç kişiyi zaten cezalandırdın, Marvolo.*

Karanlık Lord, Kitsune Ailesinin hediye ettiği, saf tilki derisinden kürkü incelerken, başını çevirmeden cevap verdi. Her ne kadar yüzü ifadesiz olsa da çocuğun zihninde yankılanan sesi tehlikeli bir kahkahayı barındırıyordu.

Salondaki herkesin koluna çataldiliyle bağlanmış masum dövmeyi unutuyorsun, küçüğüm… Hainler sadece ben izin verdiğim sürece ihanetlerine devam edebilirler.

Harry, dün okuduğu kitapla ve Marvolo'nun bugünkü kısa açıklamalarıyla dövmenin neler yapabildiğini az çok biliyordu. Ölüm yiyenlerin kollarına sonsuza dek damgalanmış dövme, Karanlık Lord'un hizmetkârlarını dünyanın her yerinde bulabilmesini sağlıyordu. Hogwarts ve Azkaban haricinde her türlü noktadan portkey işlevi görüyordu. Karanlık Lord'un bulunduğu yeri ve ismini söylemeyi engelleyen ağır bir kafa karıştırma büyüsü de vardı.

Tüm bunların yanında, Lord Voldemort, ölüm yiyenleri, dövme sayesinde, ne kadar uzakta olursa olsunlar cezalandırabiliyordu. Sağ kollarından, bedenlerine ve ruhların en uç sinirlerine kadar yayılan saf acı…

Tüm bu bildiklerine rağmen belli ki dövmenin daha karanlık sırlarından habersizdi.

Sabırsızlıkla sordu.

*Nasıl?*

Marvolo, sabırsızlığına zihninden sırıtınca ekledi.

*Lütfen, Lütfen, Lütfen Marvolo?*

Lord Voldemort, Harry'nin zihin duvarlarında yankılanan derin sesiyle, büyük sırrını anlatmaya koyuldu.

Çünkü onları her an öldürebilirim, Harry Potter. Ve bunun için bir asaya ihtiyacım yok. Dövmeyi damgalarken, kazıdığım antik rünlerle, sihirleri, ruhları ve ömürlerinin devamını kendime bağladım. Benden kurtulmalarına imkân yok. İstedikleri kadar, özgür olduklarını düşünsünler. Hayır, Harry. Kesinlikle özgür değiller.

Benim sonumu planlarken, attıkları her adımla kendi değersiz hayatlarından da vazgeçiyorlar. Efendilerine ihanet edip, önemli olduğunu düşündükleri sırlarını satıyorlar. Bırak, hala nefes alabiliyorken, ellerindeki kısacık özgürlük ilizyonunun tadını çıkarsınlar. Lord Voldemort'u küçümsemelerinin cezasını çekecekler.

Kollarına bağlanmış yılan benim sadık hizmetkârım… damgalandıkları bedenin ruhundan geçen her türlü kirden, akıllarındaki hain düşüncelerden haberdar… Ben aksini emretmediğim sürece, Efendisine olan ihaneti gördüğü her saniye, hainin kanına bir damla zehir bırakıyor… Bedeninde yayılan zehirden habersiz, bütün yaşam enerjisini bilmeden benimkine ekleyen zavallıyı unut…

Unut, değersiz birkaç ölümlüyü!

Sihrin sınırlarını dolaştım ve ruhumu ölümün pençelerinden kurtarmayı başardım. Bırak, şu kısacık ömürlerinde hainlerin hayatlarıyla oynayayım.

Her sahip gibi, köpeğimin tasmasını biraz uzun bırakmakta pek de zarar göremiyorum. Hem zavallı ihanetleri sayesinde düşmanımın kim olduğunu, Lord Voldemort'a karşı çıkacak cüreti nereden bulduğunu öğrenmiş oluyorum.

Küçük çocuk, güçsüzlüğün ne demek olduğunu bildiğinden Marvolo'nun ona hediye ettiği gücü takdir etmesini çok iyi biliyordu. Lord Voldemort'un muhteşem kudreti ve sınırsız otoritesi, muggle bataklığında yetişmiş Sağ Kalan Çocuk'u, arkadaşına hayran bırakıyordu. Altı yaşından beri hayallerini süsleyen kahraman, Tom Riddle'ın büyüyüp bütün dünyayı etkileyişi, Harry'i cezp ediyordu.

Çocuk düşündü…

Marvolo, Harry'de olmayan her şeye sahipti. Yakışıklı ve karakterli bir yüze… Sihrin sınırlarını aşan güce… Sihir dünyasını dize getiren kudrete… Mantık kavramlarını sorgulayan bir dehaya…

Harry'nin Marvolo'ya hayranlığı saplantı halini almıştı.

Marvolo'nun yaptığı her şeyde doğru oluşu, Harry'nin tek sabit inanışıydı.

Harry, bu dünyadaki nefes alan tek yakını, ilk ve biricik dostu, sevgi ve saygı duyduğu tek kişi Marvolo'ya su ve hava kadar bağımlıydı.

Marvolo'nun ailesini öldürdüğünü bilmesi dahi, Karanlık Lord'a olan sadakatini söndürmemişti.

Eğer Marvolo, ona ihanet eden üç bin kişinin canını almak istiyorsa, çocuğun gülümsemekten başka yapacağı bir şey yoktu.

Peki, Harry'nin masumiyeti nerede kalıyordu?

Küçük çocuk, arkadaşına, kimseyi öldürmek istemediğini söylediğinde, Marvolo hiç rahatsız olmadan kabul etmişti.

Harry, böyle cömert birine arkadaşım diyebildiği için onur duyuyordu.

Marvolo ne de muhteşem bir büyücüydü ki onun hakkında olan her şey çocuk için salt ve katıksız bir tutkuyla güzeldi…

*Sen harikasın, Marvolo…*

Yüzyılların en korkunç Karanlık Lordu, Lord Voldemort, araya girmeden düşüncelerini takip ettiği çocuğa bakmadan edemedi. Onu izleyen, üç bin kişilik ölüm yiyenini neredeyse unutmuş gibiydi.

Harry'nin ona hayran olduğunu biliyordu. Tabi ki çocuğa yardım ederken bütün amacı da buydu.

Sağ Kalan Çocuk'u manipüle etmek…

Ancak dünden sonra bu güzel çocuğun, ondan birazcık da olsa uzaklaşmış olmasını bekliyordu. Bu sonuçtan korkuyordu.

Neyse ki şans onun yanındaydı ve Harry onu affetmişti.

Yine de gerçeklerin ortaya dökülmesinin sabahında, küçük çocuktan bu denli tutkulu bir bağışlama ve sevgi beklemiyordu.

Lord Voldemort, haklı olarak kendi gücünün farkındaydı.

Ama bu denli saf bir hayranlıkla karşılaşmak, özellikle bir Karanlık Lord'a karşı, çok akla yatkın görünmüyordu.

Buna rağmen Marvolo gülümsedi.

Harry'nin hayranlığı, Marvolo'nun çocuğa olan yansımasından farklı değildi.

Hem, karanlık dolapta, sadece düşüncelerinin eşliğinde yetişen bir çocuk ve favori büyüsü 'Crucio!' olan bir Karanlık Lord için, pek de olumlu insan ilişkileri uzmanları denilemezdi.

Karanlık Lord, Sağ Kalan Çocuk'un omzunu sıkıp, parmaklarının ucuyla ensesindeki saçları okşadı. Harry, bu samimi harekete gülümsedi. Marvolo'nun ruhunu okuyan kızıl bakışları karşısında yanakları kızardı ve bakışlarını indirdi.

Kendilerini dünyanın liderlerinden gören üç bin kişilik safkan Lordlar ve güçlü ölüm yiyenler, bu duygulu değiş tokuştan habersiz, Efendilerinin önünde eğilmeye devam ettiler.

Kalabalığı yaran yeni grubun arkasından yükselen derin nefes sesleri, Harry'nin dikkatini çekti. Marvolo'nun zihin penceresinden sızan düşüncelerine göre gecenin son selamlamasıydı.

Küçük çocuk, sahte, sıkıcı bir mavi rengin arkasına saklanmış gözlerini, bir birinden güzel, tahtın önüne usulca süzülen kadınlara dikti. Güzel kadınlar, bir bir Karanlık Lord'un önünde eğilip ayağa kalktı. Her biri ışıltılı gözler, yumuşak solgun bir ten ve tapılası bir vücuda sahipti. Filmlerdeki prenseslere, destanlardaki tanrıçalara benziyorlardı. Balonun başından beri salonda oldukları belliydi. Ancak aldıkları bu arzu dolu tepkiler, sanki yeni doğaya salınmış polenlere benziyordu. Bu resimde yanlış olan bir şeyler vardı. Sanki… sanki sihir gibiydi.

Çocuğun omzuna dolanmış Afrodit, başını kaldırıp sahibinin kulağına fısıldadı.

Yanık, lezzetli kuş kokusssu alıyorum, Küçük Efendi…

Küçük Efendi, yılanın yorumundan pek de bir şey anlamamıştı ancak Marvolo'nun açıklamasıyla şüphesi doğrulandı.

Her zamanki gibi gayet dikkatlisin, küçüğüm… Güzellikleriyle ünlü Veelalar. Cazibe büyüsünü kullanıp çevresindekileri baştan çıkarıyorlar.

Veela, kuzeni Siren'lerle sıklıkla karşılaştırılan, etkileyici bir fantastik yaratıktı. Cazibe büyüsüyle, erkekleri kolayca etkisi altına alıp, ustalıkla kendine âşık ederdi. Sinirlendiklerinde kontrollerini yitirip esas formları olan yanık bir kuşa dönüşürlerdi. Erkek aklına yaptıkları oyunlarla, avuçlarından fırlayan ateş topuyla ve geniş kanatlarıyla, tehlikeli bir türdü.

Ancak tılsımlarını Efendilerine karşı kullanmamaları gerektiğini unuttular.

Harry, Marvolo'nun tehditkâr yorumuyla, balonun başından bu yana ilk kez kızdığını hissetti.

Bu basit yaratık nasıl olur da Lord Voldemort'u etkilemeye cüret eder?! Nasıl olur da Marvolo'yu kendi sahte büyüsüyle test eder?!

Küçük çocuğun sıktığı yumrukları gerginlikten beyazlaşırken, Karanlık Lord, ona bakıp hafifçe sırıttı. Harry'nin ona olan bağlılığı gayet keyifliydi. Karşısındaki cüretkâra ödetmesi gerektiği bir ders olduğunu bildiğinden yüzünün ifadesini saf kızgınlığa çevirip, sahte yaratıklara döndü.

Ayağa kalktı ve kelimelerine yansıyan çatal diliyle bağırdı.

"Karanlık Lord'u büyülemeye nasssıl çalışırsssın? Karanlık Lord'u cezp edebileceğini nasssıl düşünürsün? Tılsssımını hemen içine çek!"

Grubun üst kademeli bir üyesi olduğu belli bir Veela, korkudan titreyen ellerine ve solgunlaşan dudaklarına rağmen öne çıktı. Tılsımını yarıya indirmişti ancak etkileri hala salonda dalgalanıyordu. Dikkat çekici bir hareketle boynunu büktü ve omzundan sarkan şalını 'istemsizce' kaydırdı. Çıplak omuzları, yakındaki bir ölüm yiyenin göz hizasındaydı. Saçlarını geriye atıp, parfümünü salonda gezdirirken, kadınların kinli, erkeklerin arzulu bakışlarını üstüne çekiyordu.

"Lordum, emin olun çok üzgünüz. Bazen cazibemizi kontrol etmekte zorluk çekiyoruz. Efendimizin muhteşemliğine karşılık basit büyümüzün hiçbir anlamı olmadığını biliyoruz. Size, kendimizi nasıl affettirebiliriz?"

Adı Matmazel Amabelle Roix idi. Fransız Sihir Bakanının yeğeniydi. Kelimeleri nar kırmızısı dudaklarından yumuşakça dökülürken, üzgün ifadesini yansıtan bedeninin kıvrak salınışı kendini fark ettiriyordu. Karanlık Lord'a yaptığı övgü ve affının sonundaki imalı teklif, bedeniyle, cezasını değiş tokuş edebileceğini öneriyordu.

Ancak Lord Voldemort, sahte sözlerin ve imaların arkasını çok iyi okuyabilirdi. Ve karşısındaki yaratığın Efendisini etkileyebileceğine inanması saçmalıktan başka bir şey değildi.

Tehlikeli bir şekilde sırıttığında, Veelalar birkaç adım geriye çekilmekten başka bir şey yapamadı. Karanlık Lord'un tavrı hiç de güven verici değildi.

Bu aptal yaratığa dersini vermeye ne dersin, Harry?

Diye sordu Marvolo ve cevap beklemeden lafına devam etti.

"Ah, evet… Herkesin bazen hata yapabileceğini kabul ediyorum. Sekiz yıl aradan sonra Efendileri karşısında, sevgili ölüm yiyenlerimin nasıl davranacağını unuttuğunu tahmin edebiliyorum. Ancak bir Lord olarak hizmetkârlarımın dikkatini dağıtan hatayı cezasız bırakmayacağımı anlıyorsun umarım, Amabelle."

Karanlık Lord'un kibar seslenişi ve ismini söyleyen yakınlığı karşısında Matmazel Roix, omuzlarını dikleştirdi. Efendisine fark ettirmeyeceğini düşünerek, cazibesini birkaç derece arttırdı.

Karanlık Lord, aynı sakinlikle devam etti.

" Neden cezayı benim yerime varisim uygulamıyor? Ne dersin, ma petite? Canını yak, Harry!"

"Nasıl isterseniz, Efendim. Zevkle, Marvolo…"

Balo salonu, Veela'nın tılsımına rağmen, şokla dalgalandı. Tahttaki kimliksiz çocuk Karanlık Lord'un varisiydi.

Daha büyük şok.

Kimliksiz çocuk, çataldili konuşabiliyordu.

Kimi varisin, Karanlık Lord'un oğlu mu uzak bir yakını mı olduğuna kafa yordu. Kimi Karanlık Lord'un hangi ailenin safkan cadısıyla ilişkiye girdiğini merak etti. Kimisi ise Efendilerinin görünüşünü görmezlikten gelmeyi başaran, cesur şahsiyeti sessizce alkışladı.

Birkaç zeki - Lucius Malfoy gibi- ölüm yiyen ise Lord Voldemort'un yokluğunda, varisini kime güvendiğini ve varisin sihir dünyasında ne korkunç karmaşalar yaratacağını, düşüncelerinde gezdirdi. Lucius, varisin cezalandırabileceği önerisini ileri sürerken, Efendisinin tonundaki aşırı sakinlikten kesinlikle şüphelenmişti. Karanlık Lord'un varisi hafife alınamazdı.

Ne yazık ki Amabelle Roix, Lucius kadar dikkatli bir gözlemci değildi. Zaten Lord Malfoy, Karanlık Lord'un güvenilir sağ koluna rakip birini kolayca hayatta bırakmazdı. Severus Snape ile yılları aşan arkadaşlığı tatlı bir rekabeti tolere edebilmesini sağlıyordu. Tabi İksir Ustası Severus Snape' e ne kadar tatlı denilebilirse…

Hem Severus sekiz yıl aradan sonra yüzünü göstermemişse, Dumbledore'un ağına düştüğü belliydi. En iyisi Severus ile yakınlıklarını Karanlık Lord'a belli etmemekti.

Amabelle gülümsedi ve tahtta oturan küçük çocuğun yapacağı çocukça öneriyi bekledi. Bir çocuğun masumiyetine olan güveniyle, lüks ve övgü içinde geçen hayatında pek de çocuk bilmediği anlaşılabiliyordu.

Bazen çocuklar, en kötü zorba ya da en kindar yalancı oluşlarını, masum suratlarının arkasına saklayabiliyorlardı.

Harry, tatlı bir şekilde gülüp, tahttan kalktı ve Marvolo'nun yanında durdu. Masum ifadesi Karanlık Lord'un bir baş ifadesiyle kayboldu.

"Senin gibi zavallı bir yaratık Lord Voldemort ile oynayabileceğine nasıl inanır?! Süslü yalanların ve aptal övgülerinle Lord Voldemort'u kandırabileceğini mi düşünüyorsun?! O yüzyılların en korkunç, en güçlü Karanlık Lord'u! Sen ise sahte bir hiçsin! Crucio!"

Varisin lanetiyle yere yıkılan Veela, kendini hazırlamaya dahi zaman bulamamıştı. Yaşından beklenmeyen gücüyle çocuk sadece Roix'ı değil bütün grubu etkisi altına almıştı. Tılsımını açığa çıkaranın sadece Amabelle olmadığını, diğer sahte yaratıkların da büyüsünü içerdiğini çok iyi biliyordu.

Ancak belli ki kendi gücünün farkında değildi. Çünkü Karanlık Lord'un dahi birden çok kişiyi aynı anda lanetlediği sık görülmemişti. Büyük bir konsantrasyon ve kontrol gerektiriyordu. Albus Dumbledore'dan görseniz etkilenir ancak şaşırmazdınız.

Sekiz - dokuz yaşlarındaki bir çocuktan görseniz, Merlin'in tekrar yeryüzüne indiğini düşünürsünüz.

Tüm bunların yanında.

Varis affedilmez laneti asasız uyguluyordu.

Karanlık Lord'un varisi bütün beklentilerin ötesindeydi.

Veelaların çığlıkları salonu doldururken, kalabalık yerde kıvranan bedenlerden iyice uzaklaştı. İri gözlerle çocuğu izledi. Yerdeki yaratıklardan kan sızıp, hafif hafif buhar kalkarken, yakındaki ölüm yiyenler yanık kokusu alabiliyorlardı. Belli ki cazibe büyüsü etkisini tamamen yitirmişti çünkü eksantrik ölüm yiyenlerden biri alevler içindeki kuşun sonunda insanlığıyla bütünleştiğini hayal etti.

O sırada Lord Voldemort ise ifadesiz maskesinin arkasında, ne kadar şanslı olduğunu düşündü. Sağ Kalan Çocuk yanındayken, savaşı çoktan kazanmıştı.

Bu ne muhteşem bir güçtü.

Ne yazık ki düşünceleri, Harry ile olan zihin bağının sarsıldığını fark ettiğinde yarıda kesildi.

Harry Potter, güçlü olabilirdi ancak henüz gücünün tam anlamıyla kontrolünde değildi. Böyle devam ederse, Malfoy Malikânesi başlarına yıkılacak ve küçük çocuğun bedeni ağır baskıyla patlayacaktı.

"Yeter, Harry!" dedi Marvolo ve bir elini çocuğun omzuna bıraktı. Bir yandan varisinin bedenine kendi gücünden aktarıyordu.

Küçük çocuk, daha önce üç bin kişilik bir kalabalığa katılmamıştı ancak hizmetkârlarının arasında bayılmanın Karanlık Lord'u kötü göstereceğini biliyordu. Titrediğini saklayarak laneti kaldırdı ve belirsizce Marvolo'ya yaslandı.

Bilmiyordu ama Marvolo'nun engeliyle bu kez kimseyi öldürmemişti.

Karanlık Lord, Lucius'a baktı ve sertçe başını salladı. Gecenin bir an önce bitmesi gerekiyordu.

"Karanlık Lord, görevleriniz için daha sonra sizleri birebir çağıracaktır. Bakanlığın radarına yakalanmamak adına bütün baykuşlar, Malfoy Malikanesine yollanacaktır.-"

Marvolo, sağ kolunu daha fazla dinlemedi, salondan gelen ışınlanma sesleri eşliğinde, Harry'nin omzunu sıkıca tuttu ve yatak odasında belirdi.

Aptal çocuk! Diye iç geçirmeden edemedi. Marvolo sadece Roix'ı lanetlemesini beklerken, Harry tüm grubu avlamaya çalışmıştı.

Odaya adımlarını attılar ve küçük çocuk kalabalıktan kurtulduğunun farkına vardı.

Marvolo'ya son bir kez bakıp, gözlerini kapattı.

Geride sadece karanlık kaldı.

Marvolo, üzerine yıkılan çocuğu kucağına aldı ve yatağa doğru ilerledi. Harry'e gelince büyü kullanmadığının pek de bilincinde değildi.

Çocuğu saten örtünün üzerine bırakıp, yanına oturdu. Derin bir nefes alıp uzandı ve Harry'nin saçlarını yüzünden çekti.

Sahte renklere baktığında sinirlendi. Tüm gün çocuğun zümrüt gözlerini görememişti. Bir el hareketiyle küçük çocuğun üzerindeki bütün büyüleri kaldırdı.

Tanıdık saç rengi, kuzguni dağınık Potter saçları…

Ancak zümrüt gözler bitkinlikten kapalı…

Harry Potter…

Sağ Kalan Çocuk…

Ne de güzel, yorucu bir gizem…