Riddle Evi'nin 50 yıl öncesine kadar zengin, kendini beğenmiş ve bir o kadar sıkıcı mugglelarını ağırlayan geniş salonu, eğer nefes alıyor olsaydı 233 yıllık tarihinde eşine rastlamadığı bir skandalı yaşamanın sansasyonel şaşkınlığıyla iç geçirirdi. Çünkü içinde bulunduğu durum basit muggleların hayal güçlerinin sınırlarını zorlayan bir karmaşayı barındırıyordu ki bu satırların bilincinde olsalardı çoğu büyücünün şaşkınlıktan bayılıp kalacağı bir manzaraya şahit olduklarını söyleyip kendilerini savunurlardı ki pek de haksız sayılmazlardı.
Salonun ortasında, Riddle ailesinin yıllarca özenle koruduğu antika yadigârlarının, o çok pahalı bibloların ve vazoların olduğu, Thompson J. Riddle'ın, Kraliçe Victoria'nın doğum günü için yapılan geçit töreninde kalabalığın arasında çekildiği o eski ama bir o kadar değerli siyah beyaz fotoğrafın bulunduğu o odada...
Bir Ejderha Vardı..!
Yanlış duymadınız.
Tüm o değerli, kırılabilir ancak kendini bilmez büyücüler tarafından kesinlikle umursanmayan o nadide yadigarların bulunduğu odada kaos saçan bir ejderha vardı.
Siyah iri pulları, kalın zırhlı derisi, bronzdan boynuzları ve yine aynı renkte uzun sivri bıçaklarla bezenmiş gibi görünen dikenli kuyruğu, uçları pençeyi andıran kanatları, habis bir sarı renkte kötücül gözleri ve ağzından fışkıran kızgın alevleri ile S.B.S* XXXXX sınıfı bir canavar, dehşetli bir ejderha salonun içinde bütün heybetiyle süzülüyordu. Kanatlarının değdiği biblolar parçalanıyor, alevinin vurduğu duvar kağıtları yanıyordu. Duvarlara dizili aile tabloları kızgın kuyruk darbeleriyle yere devriliyordu.
Ejderhanın sırtına binmiş çocuk ise gülüyor, gülüyor, gülüyordu...
Ejderha ne denli tehlikeliyse çocuk o kadar kırılgan görünüyordu.
Canavar ne denli vahşiyse çocuk o kadar sevinç doluydu.
Riddle Evi'nde kasabanın sakin mugglelarına inat sarsıcı bir karmaşa vardı ve Harry Potter, sihir dünyasındaki her çocuğun masa başında duran sahte maceralarının anlatıldığı o kitaplarda olduğu gibi, büyücü ya da muggle sağlıklı bir hayal gücüne sahip her çocuğun düşlerini besleyen bir özgürlükle dehşet verici bir Ejderhanın üstünde uçuyordu.
Bu Marvolo'nun, zihninde ona eşlik eden biricik ve ilk dostunun ona sunduğu en iyi üçüncü hediyesiydi.
İlki onu karanlık, dar bir yalnızlığın içinden çekip çıkaran dostluğu olmuştu... İkincisi siyah beyaz hayatına renk cümbüşü katan sihir dünyasıydı. Bu iki muazzam hediyeden sonra bir de fantastik bir ejderhaya sahip olmak inanılmaz bir histi.
Şu an yeryüzünde Harry Potter'ın yerinde olmak istemeyen tek bir çocuk dahi bulunamazdı.
Çocuk, ejderhanın sivri boynuzlarına sımsıkı tutunurken kalbini saran mutluluğun ağır basıncıyla sarhoş gibiydi. Korkusuzca salonda savruluyor, yeni ejderhasının onu sürüklediği karmaşaya hınzırca eşlik ediyordu.
Düşmeyeceğini, ona hiçbir zararın kesinlikle gelmeyeceğini biliyordu.
Marvolo buradayken, onunlayken Harry'e ne zarar verebilirdi ki?
Bir ejderha mı?
Asla.
Yakut gözleri alevleri andıran tehlikeli ve bir o kadar karanlık, Lord Voldemort ise etrafını çevreleyen tüm o kargaşa, karmaşa ve kaosu izlerken Kraliçe Elizabeth'in 5 çayına eşlik edercesine sakin bir edayla oturmuş çayını yudumlamaktaydı. Etrafını çevreleyen görünmez bir bariyer onu içinde bulunduğu çılgınlığın fiziksel etkilerinden korunmasına yetmekteydi.
Aslında bu biraz olağanın dışındaki doğum günü kutlamasının Sytherin'in Varisine layık bir doğum günü olup olmadığı eğer bilselerdi safkan üst kesim arasında tartışma konusu olabilirdi. Ancak ne Slytherin Varisinin ne de Lordunun üçüncü bir şahısı bu çok özel güne davet etmeye niyetleri yoktu. 6 yaşından beri karanlığına ışık, mutluluk ve sihir getiren arkadaşından, Marvolo'dan başka birini istememişti. Ne şaşaalı bir kutlama ne de lüks bir parti istemişti.
Bir ejderhaya sahip olmanın lüks olup olmadığı tartışmaya açık bir konuydu ancak esas olan Marvolo ile kutlayabileceği sakin ve içten bir kutlama istediğiydi.
İçten olduğu gayet bariz olsa da kesinlikle sakin bir kutlama değildi.
İçinde bulundukları durum kaosun ta kendisiydi.
Açıkçası durum 9. Yaş gününü çığlık derecesinde kahkahalarla kutlayan zümrüt gözlü küçük çocuk için epeyi neşeli ve komikti. Gülmekten parlayan gözler, pencereden sızan güneş ışığıyla altın bir huzme gibi yüzüne yayılan sağlıklı ışıltı ve hızla savrulan saçlar özgür bir çocuk ruhunun verdiği o doyumsuz mutluluğun resmiydi.
Onu izleyen Marvolo zihninden ruhuna yayılan mutluluğun o pek tatmadığı enfes tadıyla çocuğu izliyordu. Hediyesinin Harry tarafından çok beğenileceğini tahmin etse de lanet muggle ailesinin, yok olmasından zevk aldığı kalıntılarının arasında ejderha süreceğini pek beklememişti.
Ancak ona büyük bir beklentiyle bakan koca zümrüt gözlere hayır diyebilmesi imkansızdı.
Hiç düşünmeksizin çocuğu ejderhaya bindirip güçlü bir yapıştırma büyüsüyle tutturdu ve o her baktığında ona reddedilişini hatırlatan, yetimhanedeki zavallı çocukluğuna karşılık lüks ve pahalı bir hayatın içine yaşayan ailesinin izlerini teker teker yok etmesini seyretti.
Büyük bir zevkle izledi.
Bu nedenle olacak ki karanlık dövmeleri aracılığıyla kendilerini Riddle Evi'nin koruma bariyerinin hemen ötesinde bulan iki ölüm yiyenin ziyareti ona iletilince resmen gözünü kan bürüdü.
Hangi küstah..!
Rahatsız edilmek istemediğini bildirmesine rağmen bu özel günde onu bölmeye kim cüret edebilirdi?
İstese gözlerini kapatarak bariyere odaklanıp gelenleri öğrenebilirdi ama yapmadı. Belki de ölmek üzere olan birkaç hizmetkâr için Harry'den bakışlarını ayırmaya hiç niyeti yoktu.
Asasının bir hareketiyle bariyere izin verirken çocuğu istenmeyen ancak gerekli olan kamuflajına bürüdü. Zümrüt gözlerin yerine donuk bir mavi alıp siyah saçlar sarıya bürününce arkasına yaslanıp biraz sonra zarar vereceği hizmetkârlarını beklemeye koyuldu.
Kapı açıldı.
Salona ağır adımlarla ilerleyen, büyük bir savaştan çıkmışa benzeyen yaşlı adam, önce duvarlardan çıkan alevlere, yerdeki kırık dökük eşyalara, sonra da havada bütün hiddeti, dehşeti ve şiddeti ile uçan ejderhaya baktı ve...
Bayıldı.
Geride onu şaşkın gözlerle izleyen iki büyücü, tehlikeli bir Karanlık Lord, kahkahalarla koca bir canavarın üzerinde uçan bir çocuk ve bir de ejderha bıraktı.
Ayıldığında hayal gücünün sınırlarını delip geçen fantastik bir dünyaya gözlerini açmış olacaktı.
