Labirentler, Muggle dünyasında ilk olarak 16. Yüzyılda meraklı gözlerden uzak akşam yürüyüşlerinin, zenginliğin ve gösterişin simgesi olarak var olageldi. Aristokrat hanelerin balo hayatlarının önemli bir eğlencesi olan labirentler nice sosyeteye başkaldırıp kaçamak yapan lord ve leydinin göz bebeğiydi. Kocaman duvarlar şeklinde uzayan çalı çitlerinin tenha köşelerinde tutkulu öpücükler, cesur dokunuşlar ve arzudan kızarmış tenler gecenin en ahlaksız ve en özgür şarkılarını söyler, beyaz pudralanmış tenler ve şifon elbiselerin altında, sosyetenin hiç de yakışık bulmayacağı çapkınca oyunları yıldızlı geceye izletirdi.
18. yüzyıla yaklaşırken labirentler bir muggle için daha gizemli ve daha cüretkar hale getirilerek kafa karıştırıcı dönemeçler halinde inşa edilip balo gecesine ürpertici ama bir o kadar eğlenceli bir keyif katmaya başlamıştı.
Ancak bugün, Malfoy Malikanesinin uçsuz bucaksızmış gibi görünen lüks bahçesinde çalı çitinden inşa edilmiş 7 metreyi aşkın duvarlarıyla o muazzam labirent, sihrin o tehlikeli bilinmezliğinin de araya girmesiyle kelimenin tam anlamıyla korkuya ev sahipliği yapmaktaydı.
Bugün Karanlık Ordu için önemli bir gündü.
Bugün bir hain ihanetinin bedelini kan ve kemikle ödeyecek, acıların en büyüğünü tadacaktı.
Karanlık Lord'a olan sadakatsizliğini Ölüm Yiyenlerin o çok dehşetli oyunlarında başrolü oynayarak karşılayacaktı.
Av sezonu başlamıştı ve o hiç sonu gelmeyecekmiş gibi görünen labirente salınan fare, sezonun ilk avı olma şerefini tadacaktı.
Bugün Karanlık Ordunun, Efendilerine ihanet etmenin sonuçlarını bir kez daha hatırlayacakları, Karanlık Lord'a sırt çevirdikleri 9 yıl önceki o dehşetli geceden sonra hala yaşıyor oldukları için Efendilerinin merhametine bir kez daha sarılacakları dikkat çekici bir gündü.
Ve o an o bahçede Karanlık Ordunun önde gelenleri labirentin biraz ötesinde yüksek izleyici stantlarında seyredecekleri kanlı şov için sabırsızlanırken, avın başlamasını kanlı bir açgözlülükle bekleyen Ölüm Yiyenler azgın kurtlar gibi labirentin muazzam girişinin önünde Karanlık Lord'un işaretini bekliyorlardı.
Çok geçmedi.
Karanlık Lord, Standın en yüksek yerine konumlanmış locasında varisi ile belirdi.
Yılana benzer görünümü, solgun teni, uzun parmakları ve kızıl gözleriyle sahada genç, yaşlı herkesin yüreğine derin bir ürperti yerleştirirken, bedeninden yayılan görünmez güç locasına yakın oturma onuruna erişmiş birçok şanslı büyücünün istemsizce titremesine neden olmaktaydı.
Efendilerinin hiddetine rast gelmiş birkaç şanssız ruh ise kızıl gözlerdeki dehşetin izlerini fark ederek hızla yüzlerini çevirdi. Karanlık Lord bugün gerçekten kızgındı ve zavallı farenin kesin sonu giderek daha dehşetli bir bitişi müjdeliyordu.
Bu av sadece bir ihanetin ödenişi değil, kalbinde ihanet izleri taşıyan ahmaklara uyarıcı bir gözdağıydı.
Av ise labirentin iç girişinde Karanlık Lord'un ondan başkası tarafından bozulamaz bir lanetiyle her şeyden haberdar ama hareket kabiliyetinden aciz bir donmuşlukta bekliyordu.
Bir insandan çok fareye benziyordu.
Zindanda geçirdiği ayların bedeli olarak bir zamanlar iri bedeni sıskalaşmış, tombul çirkin yanakları iyice sarkmıştı. Üzerindeki berbat elbiseler maruz kaldığı lanetlerin de etkisiyle çürümeye yüz tutmuşçasına her yerinden paçavra halinde sallanıyordu.
Lanetin etkisiyle donmuş bedeni ve hareketsiz kaskatı açılmış kolları ile bir muggle tarafından görünseydi 90'ların o ünlü korku filmlerindeki bostan korkuluğu karakterlerini çok kolay anımsatabilirdi.
Gözlerinde öleceğini bilen bir adamın çaresizliği gizliydi ve elinden gelse yıllarca saklandığı fare bedenine bürünüp uzaklaşacaktı.
Ama yapamadı. Yapamazdı da.
Karanlık Lord animagus olma özelliğini vücudundan uzuvlarının zorla çekildiğini hissettiren karanlık bir büyüyle çekip almıştı ve bu büyünün geriye dönüşü yoktu.
Fare korkuyla, ölüm yiyenler açgözlülükle bekledi.
Aralarında Azkaban'dan yeni çıkmış olanlar da vardı ve ruh emicilerin merhametinde geçirdikleri günlerin acısını biraz olsun çıkarabilecek olmanın sabırsızlığını taşıyorlardı.
Evet, Bellatrix Lestrange da oradaydı.
Elinde asasını usulca sallıyor, yıllardır çıkmamış boğuk sesiyle sözleri daha kanlı hale getirilmiş küçük bir çocuk şarkısını mırıldanıyordu.
Uyu bebek ҉
Yoksa anne gelecek ҉
Elinde bir örümcek ҉
Kocaman bir örümcek ҉
Kara kaba örümcek ҉
... ve seni öldürecek... ҉
Karanlık Lord'un sahneye girmesiyle kalabalığın gürültüsü net bir şekilde sıfırlanırken karanlık cadının dudaklarından dökülen mırıltılar gizemli bir şekilde ürpertici bir fısıltı gibi farenin kulağına ulaşıyor, kaskatı derisinin altında ürkekçe çarpan kalbini iyice hızlandırıyordu.
Çok beklemedi. Zaten zaman onun gibi korkaklar için artık son demlerindeydi.
Kalabalığa bekleyişin bittiğini işaret eden bir çan sesiyle dikkatler labirente çevrildi.
Zaman gelmişti.
Karanlık Lord elini varisinin omzundan ayırmadan ayağa kalktı ve asasının bir hareketiyle fareyi serbest bıraktı. Kaçabileceği tek yer aynı zamanda mezarı olacak labirentin karmakarışık dönemeçleriydi.
Bedeninin serbest kalmasıyla ileri atladı ve aylardan beri kullanmadığı bacaklarını hızlandırdı. Yıllarca saklandığı fareye epeyi benzeyerek çalı çitlerin arasına daldı.
Ölümden kaçtı da kaçtı.
Labirentin girişindeki ölüm yiyenlerin gözlerinden kaybolurken, onu izleyen seyirciler için büyük bir keyif kaynağıydı.
Düşüyordu. Ağlıyordu. Takılıp yuvarlanıyordu. Aniden yolunu kapatan karanlık köşelerden ona uzanan tüylü ve sivri ellerden kaçıyordu. Yolunu kesen şeytan tuzaklarından zıplıyordu. Labirentin merkezine doğru ilerlerken onu çıkışa götürebilecek yolların o her adım attığında birer birer kapandığını bilmiyordu.
Hayatta kalmak için çırpınıyordu ama onunkisi bir ahmağın umuduydu.
Boş bir umut.
Farenin çıkamayacağı yollara girdiği ve tamamen kaybolduğu anlaşılınca kalabalığı bu kez duyulmasıyla beraber ölüm yiyenlerin çılgın naralarıyla dolduran bir çan sesi yerini aldı.
Bu sesle birlikte ölüm yiyenler hızla labirente giriş yaptı ve asalarını hazırladı.
... ve sonunda Av başlamıştı.
HARRYTOMHARRYTOMHARRYTOMHARRYTOMHARRYTOMHARRYTOMHARRYTOMHARRYTOM
"Lütfen hayır! Yapma! Isırma beni! Canımı acıtıyorsun! Öleceğim! Ölüyorum! HAYIR!-
Hayatının en mutlu günlerinden birinde, en iyi arkadaşına yaslanırken, en lezzetli kurabiyeleri yiyen çocuk genişçe gülümsedi ve umarsızca çığlık atan kurabiyeyi ısırmaya devam etti.
Bu kurabiyeler ona Luna'nın hediyesiydi. Eğlenceli ve bir o kadar yetenekli bir tılsımın sayesinde kurabiyeler yenildiklerinin bilinciyle çırpınıyor, çığlık atıyorlardı. Üzerinde bir çocuğun elinden çıktığı belli olan ağız ve göz şeklinde çizilmiş süslemelerin de hareketleriyle Harry'e gerçekçi bir keyif yaşatıyorlardı.
Kurabiye Canavarı çocuk ise bir bardak sütün eşliğinde Karanlık Lord'a ait olan tahtın üzerinde Marvolo'ya yaslanıyor ve farkında olmadan hem kendinin hem de arkadaşının üzerinde kırıntılar bırakıyordu.
Bahsi geçen dehşetli büyücü, çocuğunkinin aksine sessizleştirilmiş ama bir o denli lezzetli kurabiyelerden gözlerini elindeki antik kitaptan ayırmadan arada sırada aşırıyordu.
"Marvolo?"
"Hımm?"
"Biliyor musun? Ben çok çok çok mutluyum."
Gözlerini kitaptan ayırmadı.
"Biliyorum küçüğüm."
Çocuk devam etti.
"Küçükken böyle bir mutluluğun var olabileceğini hayal dahi edemezdim. Ama bak şimdi buradayım. Seninleyim. Sihrim, bir evim, beni sonunda affeden bir yılanım, hatta bir ejderham dahi var. Hain fare de sonunda hak ettiğini buldu. Ben gerçekten çok şanslıyım." Duraksadı bir an. "Beni seçtiğin için çok şanslıyım."
Sessizleşti.
"Bu kadar mutlu olmak... doğru olmasa gerek?"
Marvolo bu sorunun ciddiyetini sezmiş olacak ki kitabını bıraktı ve tüm dikkatiyle çocuğa döndü.
"Neden böyle hissediyorsun?"
Çocuk ruhunu okuyan gözlerden kaçamadan edemedi.
"Beni seçtiğin için mutlu olmak doğru olmamalı, öyle değil mi? Beni seçmeseydin hala... hala hayatta olurlardı."
İkisi de kimden bahsettiğini biliyordu.
Çocuk kendiyle çelişkide aniden doğruldu.
"Ama hiç olmamış bir şeyi özlemek ya da özlemen gerektiğini düşünmek de saçma, öyle değil mi? Hem ben sensizliği kesinlikle hayal edemem ki. Senle onlar arasında bir seçim yapmak arasında kalsaydım. Emin ol yine seni seçerdim. Bu beni... kötü biri mi yapıyor?"
Marvolo ellerini çocuğun saçından geçirdi. Yanaklarını okşadı. Çenesini tutup gözlerini kaçırmasına izin vermeden kendinden emin bir ciddiyetle soruyu yanıtladı.
"Annenle babanı özlemek saçma olmadığı gibi onların yokluğunda dahi mutlu olabilmek seni kötü biri yapmıyor, küçüğüm. Aksine insan yapıyor. Duyguları olan, hayatına devam eden bir insan. Hem benim iyilik ve kötülük kalıplarına karşı hislerimi biliyorsun. Şimdi beni iyi dinle." Tüm dikkatin üzerinde olduğuna emin olduktan sonra devam etti. "Harry Potter sen eline geçen bütün mutlulukları hak ediyorsun."
Zümrüt gözler bir an için sevinçle ışıldadı. Küçük çocuk başını ıslak bir gülümsemeyle salladı ve arkadaşının boynuna sarıldı.
"İyi ki varsın, Marvolo. Biliyorum bir çocuğun zihnine hapsolmak hiç de mutlu olunabilecek bir şey değil ama ben çok mutluyum. Sen hep benimle kalacaksın."
Marvolo omzunda Harry'nin başı, arkasına yaslandı ve elini boynuna koyup hafifçe sıktı.
"Harry?"
Aralarındaki zihin bağı Karanlık Lord'un sormak istediği şeyi kelimelerin sınırına takılmadan çocuğa aktardı.
"Ben galiba biraz... kıskancım, Marvolo. Saçma değil mi? Geçen hafta... doğum günümde... sen Lord Voldemort yüzüne bürünmeyince... sanki... sanki saçma bir şüphe kırıntısıyla sarsıldım. Bir an için çok değerli bir şeyi kaybedeceğimi sandım."
Zümrüt gözler yakutla buluştu.
"Asla."
Çocuk yutkundu.
"Neden onlara gerçek yüzünü gösterdin?"
İçinden mırıldanmadan edemedi. Bana ait yüzünü...
"Orada daha insancıl yüzümü göstermem gerektiğini düşündüğüm tek kişi Profesör Connor'dı. Bir muggle olarak Lord Voldemort'tan çok Marvolo Slytherin'e daha az histeriyle yaklaşacağına inandım. Lestrange kardeşlerinin beni o şekilde görmesi tamamen durumun tatsız getirilerinden biriydi."
Bu sözlerle çocuğun yüzüne yayılan gülümseme güneşi kıskandıracak parlaklıktaydı. Zihnini bulandıran gereksiz düşüncelerden kurtulmuş olacak ki tekrar eski pozisyonuna döndü ve dışarıdan bakan bir büyücünün görse cüretkarlığına inanamayacağı bir rahatlıkla başını Karanlık Lord'un dizine koydu.
"Peki ya diğerlerine söylerlerse?"
Marvolo bir Karanlık Lord'a yakışır ukalalıkla sırıttı.
"Söylemelerini mümkün kılacağımı zannetmiyorsun umarım."
Harry ona sırıtarak bakan yüze gülümsedi, uzandı bir kurabiye aldı, çığlıklara aldırmadan ısırdı ve
"Harika." Dedi.
HARRYTOMHARRYTOMHARRYTOMHARRYTOMHARRYTOMHARRYTOMHARRYTOMHARRYTOM
