Önce koridordan minik ve ürkek ayak sesleri duyuldu. Sonra kapı yavaşça açıldı.

Slytherin Kalesinin Master Suitini aydınlatan tek şey şömineden yayılan alevlerdi. Belli ki odanın sahibi sahte ya da büyülü aydınlatmalara yer vermemişti.

Gecenin bu geç saatlerinde karanlığın kaybettirici derinliği düşüncelerine daha çok konsantre olmasını sağlıyordu. Şömineden yayılan alevler ise zaten kanlı bir kızıla bürünmüş gözlerini kordan alevlerle süslüyordu.

Karanlığın keyifle sarmaladığı bu büyücü yıllara ilk günkü zerafetiyle meydan okumuş tek kişilik bir koltuktaydı. Elegant bir duruşla bedeninden yayılan güçlü aura tüm odayı kaplıyor, kendine çekiyordu. Elinde bitmeye yüz tutmuş bir bardak viski vardı. Alevlerin içinde aradığı cevapları bulmayı beklermiş gibi düşüncelere dalmıştı. Bu yüzden olacak ki kapının hafifçe açıldığını duyunca şaşırdı.

İçeriye giren tedirgin çocuğa döndü. Küçük büyücü odanın karanlığında ürkek adımlarla şöminenin önündeki adama yaklaştı. Geri çevrilmeyeceğini bilmesine rağmen, yılların verdiği çekinikliği üzerinden atamamıştı.

Genç adam önce elindeki viskiyi sakince bıraktı, sonra işaret parmağıyla çocuğu kendine çağırdı.

Uykulu gözler olumlu karşılandığını görünce adımlarını hızlandırdı ve küçük bedenini adamın yanına sıkıştırdı.

Bir şey söylemesine gerek yoktu.

Zihinleri arasındaki bağlantı gerekli tüm sözcüklerin yerini dolduruyordu.

Sessizliği bozan tek şey şömineden gelen sıradan çıtırtılardı.

Karanlık ve alevler bu iki büyücü için o anda gündüzün getirebileceği bütün komfordan daha rahattı.

Uyku o gece dünyanın her yerinden toplantıya katılmış en karanlık büyücüler gibi onları da saramamıştı. Morpheus'un sıcak kolları kabusları engellemeye yetmemişti.

Gece en karanlık sırlarını geleceğin kabuslarıyla uyanık kalan zihinlere fısıldarken, bu iki büyücü gözlerinde ateşin yansımasıyla bekledi.

Ve planladı.

Yarın, bu gece huzurla yatan ruhlar için dünden daha karanlık olacağa benziyordu.