Tavsiye: Lullabie of Woe by Ashley Serena
Kara kanatları ve siyah iri gözleriyle sinsi bir gölge gibi süzüldü kuzgun geceye... Ne yerinde olmayan bir tüy ne de ufak bir kanat sesi vardı gizemli inişinde... Kuzgunun bu davetsiz ziyaretinin şahidi sadece yoğun yapraklı ağaçların arasından sızan ay ışığıydı.
Lâkin ay sadık bir dosttu karanlık gizemlerin noktürnal sakinleri için... Binlerce asırdan, yaratılışın kadim ilk anlarından bu yana sessizliğini bir kez olsun bozmamıştı.
Bu gece de bozmaya niyeti yoktu anlaşılan ki evrenin gizemli güçleri şahit olarak bu gölgeden farksız kuzgunu göndermişlerdi.
Kuzgun, medeniyetten çok uzakta, uzun zamandır adım atılmamış bu ormanda hiç de tekin işler yapacak gibi görünmeyen iki adama sessizce yaklaştı.
Yerde duran mumlara, çizili ve artık anlamını yaşayan çok az kişinin bildiği rünlere ve kanla çizilmiş işaretlere bakılacak olursa bu iki adam büyücüydü ve tehlikeli bir ayine iştirak edeceklerdi.
Kuzgun karanlığın örtülü gölgelerine güvenerek büyücülerin hemen altında bulunduğu ağaca tünedi. Zeki gözlerle olacakları izlemeye koyuldu.
Çok geçmemişti ki büyücülerden biri sessizliğini bozdu.
"Ateşle oynadığının farkındasındır umarım, Regulus. Voldemort bu yaptığının farkına vardığında ölmek için yalvaracaksın."
"Ölümden korkma, Sirius, ihtiyarın bizi hoş karşılayacağından eminim. Hem Karanlık Lord'un yaptıklarımı beğenmese de sonuçlarından memnun kalacağını umuyorum."
Sirius Black, kardeşine onu daha önce hiç görmemişçesine baktı.
"Bu yaptığın delilik, Reg! Kara büyünün de sınırlarını aşıyorsun. Asla denenmeye cesaret edilmemiş bir sihirle uğraşıyorsun." Kendi gölgesinin duymasından dahi korkarak endişeyle fısıldadı. "Bu... Bu resmen nekromansi..."
Kuzgun iyice kulak kabarttı. Bu gerçekten ilgi çekiciydi.
Nekromansi... Sihrin uçsuz bucaksız derinliklerinde büyünün her bir çeşidini bulmak mümkünse de bu ismi duymak herkes için kolay değildi. Sıradan bir büyücünün hayal edemeyeceği, yaklaşmaya dahi korkacağı, dünyadaki bütün Sihir Bakanlıkları tarafından isminin geçtiği kitapların toplum yararına yakıldığı bir büyü türüydü ve bugünlerde adını bile duyan yok denecek kadar azdı...
Sihir Bakanlıklarının son birkaç yüzyılda muggle yanlısı politikalarla zayıf bir kalbi titreten her büyüyü yasadışı kılma eğilimi olduğu doğruysa da nekromansiyi tarihten silmeye çalışması gayet mantıklı bir çabaydı.
Çünkü Karanlık (dark) Sanatlar koyu gri gölgelerin buluştuğu tehlikeli bir yerdi ancak Siyah (Black) Sanatların hizmetkarı orada tek bir gri dahi bulamazdı. Siyah Sanatlarda simsiyah zifiri bir kalbin dahi kaldıramayacağı kötülükler barınıyordu ve Nekromansi bunların en korkutucusuydu.
Nekromansi, diğer bir adla Ölüm Büyüsü, hizmetkârlarının ölüleri diriltme, düşmanları üstüne yağma ya da gizemli bilgileri edinme gibi amaçlarla daldığı kapkara bir kuyuydu.
Başlarda karanlık büyücüler için gayet sıradan bir tanımı olduğu düşünülse de Ruh Büyüsü ve Şeytani Büyülere açtığı kapılar nedeniyle uygulayıcılarında geri dönülemez yaralar bırakıyor, dikkatsiz bazı ayinlerin sonucunda istenmeyen ziyaretçileri Kemer'in ötesinden dünyaya taşıyabileceği biliniyordu
Ruh emicilerin, bir nekromansi ayininin yanlış gitmesi sebebiyle ortaya çıktığı, Kemer'i aştığı, yaratıldığı ya da getirildiği, belki de diriltildiği tahmin edilebiliyordu. Kimse gerçek sebebi bilmese de herkes bu felaketin Nekromansi sonucunda ortaya çıktığında hemfikirdi.
Ya aldığı emirlerden ya da ayinin dengesiz tehlikelerinden mi kaynaklanıyor bilinmez Kuzgun'un bu iki gözü kararmış büyücüyü durdurmaya hiç de niyeti yoktu.
Sessiz bir kararlılıkla izlemeye devam etti.
Regulus, ejderha derisi bir eldivenle tuttuğu kolyeyi dikkatlice ritüel dizaynının ortasına bıraktı. Uzun zamandan beri ilk kez ölümlü maskesinden sıyrılarak büyük bir ciddiyetle sordu.
"Sirius, en ufak hatanın ruhunu sonsuza kadar kemerin ötesinde hapsedeceğinin farkındasın değil mi? Artık şüphe ya da tereddüte yer yok. Eğer hazır değilsen hatıralarını silmeme izin ver. Karanlık Lord'tan daha tehlikeli bir sona karşı savaşıyoruz."
Gryffindore'lu büyücü derin bir iç çekti ve onu bu ana iten nedenleri düşündü. Gözlerini yılların verdiği yorgunlukla ovaladıktan sonra omuzlarını dikleştirdi ve masadaki kanlı bıçağa uzandı.
Bıçaktan damlayan kan kolyenin üstüne geldiğinde asit gibi delici bir hızla yakarken, Sirius Black haykırdı.
"HARRY İÇİN!"
...ve bıçağı Salazar Slytherin'den kalma kolyeye hızla sapladı.
Odayı ürpertici bir çığlık doldururken kilometrelerce ötede Lord Voldemort boğazından yükselen çığlıkla uyandı.
####### (Müziği kapatabilirsin.)
Harry yabancı gözlere ifadesiz maskesinin ardından bakarken Marvolo'nun koluna sıkıca yapışmamak için kendini zorladı. Bu zor bir çabaydı ancak Sihir Dünyasına bu resmi girişinde hataya veya zayıflığa yer yoktu. Burada Marvolo'nun arkadaşı, Lord Voldemort'un yanında taşıdığı gizemli çocuk olarak değil, Lord Slytherin'in vârisi olarak bulunuyordu.
Adımlarını Marvolo'nunkine uyarlamaya çalışarak hızlandı. Geride kalmak istemiyordu. Dün gece öğrendiği tüyler ürpertici gerçekler ve bu sabah Marvolo'nun yaşadığı acının ekosunu tüm bedeninde hissederek uyanışı haklı olarak onun Marvolo'dan bir saniye dahi ayrılmasının önüne geçiyordu.
Marvolo da aynı şekilde tahmin edilemez bir öfkenin eşiğindeydi ve bir kez daha neden tüm zamanların en korkunç Karanlık Lord'u olduğunu hizmetkârlarına kanıtladı.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ölüm yiyenler Karanlık Lord'un dehşetini üzerlerinde hissetmiş ve emriyle yeryüzünün her bir köşesinde büyük bir büyünün yapıldığına dair bir yankı aramaya koyulmuşlardı.
Bu da yetmemiş Harry'i alarak Hortkuluklarının peşine düşmüş ve birinin bıraktığı yerde olmadığını keşfetmişti.
Tom Riddle'ın günlüğüne ulaşmak kolaydı. Lucius Malfoy'un titreyen ellerinden günlüğünü aldıktan sonra hizmetkarının zihninden günlüğe dair herşeyi silmişti.
Bellatrix, Karanlık Lord'a tekrar hizmet edebilmenin verdiği çılgın bir sevinçle Gringotts'a koşmuştu. Cincücelerin tüm zamanların en korkunç ve deli cadısını kızdırmaya cesaretleri yoktu. Böylece küçük bir Oblivate yardımı ile Karanlık Lord, Hufflepuff'ın Kupasını da güvene aldı.
Ravenclaw'ın Diademi şimdilik Dumbledore'un habersiz korumasındaydı. Dünün sebebinin o olup olmadığını anlamak kolay olacaktı.
Ancak sıra Slytherin'in Madalyonu'na geldiğinde işler değişti. Madalyonun yerinde basit bir kopyası ve lanet Regulus Black'in notu dururken İnferi dolu mağarada bahsi geçen büyücünün cesedine dair hiçbir şey yoktu.
Bu durumun getirdiği hiddet ve nefretle dolup taşan Lord Voldemort, bütün öfkesini kusmaya hazırlanan zincir koparmış bir ejderha gibi sihrinin kontrolünü yetirmişti ki..!
Neyse ki son anda Harry'e zarar verebileceği korkusuyla 350 yıldır sakin kalan bir yanardağın ortasına cisimlenmişti. Yanardağın alevleri gökyüzüne yükselip, lavlar üzerlerine Tanrının gazabı yağan muggleların canını alırken Lord Voldemort güne doğan çığlıklara aldırış etmeden gözden kaybolmuştu.
Öfkesinin kimseye istemsizce zarar vermeyeceğini garantiledikten sonra Harry'nin, onun acısını ve öfkesini paylaşan tek kişinin, yanında belirdi.
Gözyaşları içindeki çocuğu kollarına alıp acıtırcasına sıkıca sarıldı.
Hayatındaki hiç bir an, ama hiç bir an, bugün yaşadığı öfke ve acıdan daha büyük olmamıştı.
Bu yaşananlardan Dumbledore'un sorumlu olup olmadığını anlamak için Severus Snape'in zihnine cisimlendiği an dalmış ve acımasızca, bir ihtimal gözden kaçırdığı detayları araştırmaya koyulmuştu.
Dünyadaki en başarılı Legilimens olmasaydı, Snape, St. Mungos'ta Alice ve Frank Longbottom'ın yanında kalıcı bir yatağa sahip olacaktı.
Ne yazık ki ya da iyi ki Snape'in zihninde her hangi bir ipucuya rastlamamıştı. Keşfettiği tek şey Dumbledore'un Harry'nin akrabaları tarafından şımartıldığı, gayet mutlu olduğu ve her ihtiyacının karşılandığında aşırı ısrarıydı.
Snape'in bakış açısından izlenildiğinde gayet sıradan birkaç cümle gibi görünüyordu. Ama Karanlık Lord için altında yatan manipülasyonlar apaçık belliydi.
Tek endişe verici şey Hogwarts Şifacısı Pomfrey ve Snape arasında geçen küçük konuşmaydı.
Pomfrey, ailesi tarafından iyi bakıldığını duyduğu Sağ Kalan Çocuk'un ölümcül lanetten kurtulabilmesinin tıp alanında yaşanan en büyük mucizelerden biri olduğunu, yara izini incelemek için sağ kollarını feda edecek bir çok meslektaşının bulunduğunu, ne yazık ki Albus'un hiç kimseye yetki vermediğini söylemiş ve dert yakınmıştı.
Bu gayet masumane konuşma Marvolo'nun gerilmesine yetmişti.
Dumbledore neden Harry'i hiç bir şifacı göstermemişti? Neden karanlık büyünün yankısını mutlaka farkettiği, iyileşmeyen yara izini hiç bir Lanet Kırıcıya incelettirmemişti? Amacı neydi?
Hortkuluklarının yok olması ve zihninde beliren yeni şüphelerle o gün yapması gerekenlere odaklanmaya çalıştı.
Ne yaşanırsa yaşansın daha önemli görevleri vardı.
Sihir Dünyasının devamını sağlamak gibi...
Sırf bu nedenle yılan görünüşünden sıyrılmış ve Harry'i de alarak Sihir Bakanlığında belirmişti.
Büyüce Şura yılın ilk oturumunu yapmak üzereydi ve Marvolo Slytherin'in hak ettiği koltuğu almasının vakti gelmişti.
Sihir Bakanlığa girdiklerinde ölümcül bir tehdit gizlenen sert bakışlarını Ona yaklaşmaya cüret eden zavallı ruhlara çevirdi ve Harry'i omuzundan sıkıca tutup kudretli aurası ile kendiliğinden açılan kalabalığı aştı.
Bugün Sihir Bakanlığı asırlardır kamu oyunda tek bir aile üyesini dahi göstermemiş, güçlü ve bir o kadar dehşetli bir tarihe sahip Slytherin Hanesinin Lord'unu ağırlayacaktı.
Bugün uyuyan Sihir Dünyası uzun zamandır göz yumduğu gerçeklere uyanacaktı.
Acaba Albus Dumbledore o özenle kurduğu planlarının, emin olduğu manipülasyonlarının tek bir darbede yıkılacağından ya da çoktan yıkılmış olduğundan haberdar mıydı?
