Aynadaki yüz bir yabancıya ait gibiydi. Ama bir hayli tanıdık bir yabancı... Belki uzun yaşasalardı amcasının ya da babasının yüzüne bakıyor olabilirdi. Ancak Black ailesinin delilik ve paranoya ile bezenmiş geçmişi ne yazık ki aile üyelerini erken yaşta mezara gönderiyordu.
Sirius Black ellerini bir gecede beyazlamış saçlarından geçirdi. Güzel günlerden kalma eski bir yankı zihninden fısıldadı.
"Yaşlandın, patiayak, kabul et."
Sen ise neredeyse hiç yaşamadın, James...
Gözlerinin yanındaki derinleşmiş çizgiler bir gün değil koca bir on yıl devirmiş gibi yorgundu. Bir gece öncesinde, bıçağı o lanet kolyeye saplayan elleri gayet güçlü görünüyordu. Oysa şimdi parmaklarının bıçakla temas ettiği noktalar kararmıştı. Sanki yanmıştı da hiç kaybolmayacak bir kara leke ellerine saplanmıştı.
Sonucuna inandığı bir şeyin bedeli işte ömründen çalınan hiç yaşanmamış yıllardı.
Bir bedeli olacağını biliyordu. Kendini kandıramazdı. Regulus söylemese de Nekromansi'nin daima bir bedeli olduğunu biliyordu. Sonuçta o da bir Black'ti. Karanlık Sanatları annesinin dizinde öğrenmişti. Lâkin beklentiler her zaman kişiyi gerçeğe hazırlayamıyordu.
İçinden kızgın ve gayet somurtkan bir ses haykırdı.
Neden Regulus'a bu aptal planda yardım etmeyi kabul ettin?! Bıraksaydın da ömrü çalınan o olsaydı! Sen zaten 8 lanet yılı Azkaban'da geçirdin. Daha fazla harcayacak 'zamanın' yok.
Karamsar düşünceler şu an bir gün öncekinden daha mantıklı gelse de geçmişi düzeltemezdi. Düne geri dönüp o kahrolası bıçağı indiremezdi.
İndirmezdi.
Bunun neden yaptığını hatırladı.
Harry için...
Henüz göremediği, sadece hatıralarındaki siyah beyaz anılarında yaşayan, belki de iki eski dostunun kokusunu taşıyan o masum çocuk içindi bütün bunlar...
Kehaneti biliyordu. Lord Voldemort elbet bir gün gücünü toplayıp geri dönecekti. Ve bütün bir sihir dünyası aynen geçmişte olduğu gibi yaşanan vahşete sırtını dönüp çocuklardan işi bitirmesini bekleyecekti.
James, Lily, Remus ve O, Zümrüdüanka Yoldaşlığına kabul edildiklerinde henüz daha 18 yaşındaydılar. Hogwarts'ı yeni bitirmiş, dünyayı kendilerinin kurtaracağını zanneden birer aptaldılar. Kullanıldıklarının farkında dahi değillerdi.
Sirius istemsizce yumruğunu sıkıp başını çevirdi. Gözlerinde beliren kızgınlığı görmeye niyeti yoktu.
Hiç sorgulamamışlardı. Neden yakaladıkları her suçlu rüşvet ve şantajla dışarı çıkarken sihir bakanlığı bir şey yapmıyordu? Neden muggledoğumlu biri öldüğünde kimsenin ruhu duymuyordu ancak prestijli safkan bir ailenin varisi siyah bir pelerin ve kolunda bariz bir dövmeyle öldüğünde Gelecek Postası yaş ilan ediyordu? Neden hem Büyüceşura Başı hem de UBK'nin bir üyesi olan Dumbledore toplumu ve sihirli yaratıkları koruyacak yasa tasarıları önermek yerine gizli bir örgüt kurup gençleri ölüme gönderiyordu?
Bu sorular ve daha fazlası beyninde belirli çok olmamıştı. Tek şaşırdığı nokta neden daha önce bunları düşünmemişti? Gözükara bir Gryffindore'ludan önce bir Black olarak yetiştirilmişti. Bu gibi manipülasyonları çok net bir şekilde görmesi gerekirdi. Neden görememişti?
Düşüncesi bile öfkesini köpürtmeye yetiyordu. Bunlar cevabını bilmek istemediği sorulardı. Bir dürtüleme büyüsü altında olabileceği şüphesi tüylerini ürpertmeye yetiyordu.
Dürtüleme büyüleri yapılması basit ancak istenilen imgeyi verdiğin anda İmperius Laneti kadar kullanışlı büyülerdi. İstediğin bir inancı, bir sevgiyi ya da nefreti sadece basit bir öneri 'ya da emir cümlesi kullanarak kişinin zihnine yerleştirebiliyordun. Güçlü bir zihinbend dürtü büyüsüne karşı koyabilirdi ancak zayıf karakterli birinin ya da bir çocuğun böyle bir lüksü yoktu.
Öneriler basit olabilirdi.
Yeşil rengi sevmiyorsun. Jessica güzel görünüyor. Seherbaz olmak istiyorsun gibi...
Hatta bazen uygun yerlerde kullanılabilirdi.
Karanlıktan korkmuyorsun. Köpekler sana zarar vermez ya da sebze yemeyi seviyorsun gibi...
Ancak bazı öneriler daha büyük sonuçlar doğurabiliyordu.
Slytherin Binası seni şüphelendiriyor. Ailenle görüşmeyi sevmiyorsun. Kara Büyücülerin hepsi kötüdür. Kardeşin artık bir Slytherinli onu önemsemeyi bırakmalısın. Albus Dumbledore'a güveniyorsun. Sır tutucu olarak Pettigrew'u önermelisin...
İşin kötü yanı bir dürtü büyüsü kırıldıktan sonra büyünün kimin tarafından yapıldığını öğrenmek imkansızdı. Evet, dürtü büyüleri kırılabilirdi. Büyük bir travma sonucunda ya da güçsüz bir büyücü tarafından yapılan yapıldıysa ömrü uzun değildi. Ancak verilen önerileri bulmak ya da tahmin etmek çok zordu.
Bu yüzden olacak ki Sirius'un babası gibi paranoyak büyücüler her ay tutulmasında derin bir Arınma Ritüeli gerçekleştirirlerdi. Bu ritüel kara büyülerin kötü etkilerinden kurtulmaya yaradığı gibi dürtü büyüsü gibi zararlı büyülerden de arındırırdı.
Sirius babasını düşündüğünde aynaya tekrar döndü. Orion Black çok zeki bir adamdı. Karanlık ama kudretli bir aile büyüğüydü. Karanlık Sanatlar ve siyasette ismini duyurmuştu. O iki eli kanlı yakalansa dahi asla Azkaban'a düşmezdi. Asla arkadaşlarının ölümüne seyirci kalmazdı. Asla kullanılmazdı. Oğlunun mahkemesiz bir şekilde hapse atılmasına seyirci kalmazdı.
Ama Sirius henüz 15 yaşındayken Orion Black öldü. Arkadaşı Abraxas Malfoy ve kardeşi Cygnus Black ile ölüm tarihleri arasında bir kaç ay vardı. Küçük yaşta her çocuğa verilen bir iksir ile tehlikesi azaltılmış Ejderha Çiçeği Hastalığı her nedense aynı yıl içerisinde Sihir Dünyasının bu en güçlü karanlık liderlerinden olan bu üç adamı yakalamayı hatta öldürmeyi başarmıştı.
Bu talihsiz ölümler şüphe ile karşılamansa da karanlık yandan bir çok aileyi evinden çıkmaz hale getirmişti. Kimse son derece bulaşıcı Ejderha Çiçeğine yakalanmak istemiyordu.
Sirius babasını ölümünü Gelecek Postasından öğrendi. Cenazeye arka masaların birinden katıldı. Ölümü ailesiyle bir araya gelmesini sağlamamıştı. Evden bir yıl önce ayrılıp Potter ailesine sığınmıştı. Babasına kızgındı çünkü. Ölüm birşeyi değiştirmezdi.
Değil mi?
Babasına kızgındı çünkü... çünkü...
Neden?
Hatırla hatırla!
Çünkü...
"...rius... Sirius. SİRİUS!"
Aniden kardeşinin bağırışıyla silkindi. Hızla asasına uzandı ama yerinde yoktu. Uzun zamandır da olmamıştı. Değerli asası Barty Crouch Sr. tarafından gözlerinin önünde kırılmış ve Azkaban'ın etrafını çevreleyen derin denize atılmıştı.
"Regulus?"
Onun orta yaşlı haline kıyasla Regulus hala 23 ünden gün almamış gibiydi. Kardeşten çok babayla oğul gibi duruyorlardı. Kardeşinin neden yaşlanmadığını sormadı. Ne gibi karanlık sanatlara bulaştığını hiç de merak etmiyordu. Ne kadar az bilirse o kadar iyiydi.
"Kreacher'ı gördün mü?"
"Hayır. O lanet evcini görmek istediğim en son şey. Hem aptal bir aşık gibi 'Efendi Regulus'un peşinde koşması gerekmiyor muydu? Nerede olduğunu senin bilmen lazım."
Regulus homurdanarak kollarını birleştirdi ve kapıya yaslandı.
"Annemin portresi ve Karanlık Lord'un hortkuluğuyla yıllarını yalnız başına geçirdi. Delirmesine şaşırmıyorum. Tek sorun kırık kolyeyi bulamamam. Onun aldığından şüpheleniyorum."
Sirius yorgun ve göründüğü kadar yaşlı hissettiği bedenini yatağa bırakıp hafifçe öksürdü. Kendini hiç iyi hissetmesi de uyanık kalmaya ihtiyacı vardı. Uyku uzun zamandır arkadaşı olmamıştı.
"Neden çağırmıyorsun? Seslendiğinde belirmek zorunda. O bir evcini. Sen de onun efendisi."
Regulus bir süre cevap vermeyince kardeşinin gittiğinden emindi ki gözleri kapanmaya başladı.
"Artık benden pek hoşlandığını sanmıyorum. İyice yaşlandı değil mi? Ömrünün son günlerini kırık bir kolyeyle geçirmek istiyorsa geçirsin."
"Hımm... Yaşlı bir evcininden başka daha önemli şeylerin varsa dinliyorum. Yoksa beni yalnız bırak."
Kapı sessizce kapanırken Sirius derin bir iç çekti. Uykuya karşı savaşını kaybederek gerindi. Kendini geleceklerinden emin olduğu kabusların içine bıraktı.
