O gün gerçekleşen Büyüceşura'nın 1352. Oturumu, 1544'deki kuruluş tarihinden bu yana görülen en ilginç oturum sayılmazdı.
Konu sihirse sihir dünyasının en ciddi kuruluşları dahi mugglelar için gayet keyifli bir şova dönüşebilirdi ve bu Büyük Britanya Sihir Dünyasının en eski mahkemesi ve meclisi olan yüce divan, sihrin sınırları kadar ölçülemez boyutlarda yaşanılan egzantrik davaların görüldüğü, en alışılmadık yasaların ortaya atıldığı ileri derecede ciddi bir yapıydı.
Üzerinde karar vermek gayet zor olsa da Büyüceşura'nın en ilginç davaları deyince akla ilk gelenlerden biri sanılanın aksine bir sihirbazdan çok bir muggle ile ilgili olandı.
Bahsi geçen muggle 1550'lerde kendini İngiltere topraklarında bulma şansızlığında bulanan Fransız bir muggledı ve ismi Nostradamus'tu.
Çeşitli kehanetlerde bulunan astrolog ve hekim, bütün muggle uzaklaştırıcı büyülere ve koruma tılsımlarına rağmen kendini sihir dünyasında bulabiliyordu.
Çeşitli obliviate ve diğer hafıza silici lanetlere, hatta dürtü büyülerine rağmen sihrin kadim kentlerine ilerlemeyi başaran 'muggle', gerçekleşen kehanetleri de göz önüne alınarak "Sihir dünyasını tehlikeye düşürmek" suçundan Azkaban'a mahkum edilmiş ancak hiç beklenmedik bir şekilde Büyüceşura'yı karanlıklara boğarak ortadan kaybolmuştu.
Bu olay sihrin en yüce korumalarıyla çevrilmiş Büyüceşura için gayet şaşkınlık vericiydi. Hatta bir süre Nostradamus'un 'muggle' değil de bir kofti hatta dehşet verici bir kara büyücü olduğu iddiaları ortaya atılmıştı. Ama buna dair bir kanıta rastlanmamıştı.
Bu garip 'muggle'ın sihir dünyasını nasıl bulduğu, hafıza büyülerine nasıl karşı koyabildiği ya da nasıl kehanette bulunabildiği hala gizemini koruyordu.
Büyüceşura'yı uğraştıran en ilginç davalardan ve oturumlardan bir diğeri ise Corvus "Egzantrik" Malfoy'un ruhunun, bedenini ele geçirdiğine inanılan zavallı bir evcininin kendini karanlık lord ilan etmesiyle Büyüceşura'ya saldırması ve o sırada 256 yaşında olan Büyüceşura üyesi Arma Dippet'i kollarına alarak 'onu asla unutamadığını' söyleyip öpmesi hafızalardan silinmiyordu.
Gerçekten hafızalardan silinememişti. Denenmişti. Çok denenmişti. Hatta toplumun refahı, sihir dünyasının selameti için en karanlık büyüler dahi kullanılmıştı ancak işe yaramamıştı.
O yüzyıla şahit olan hiç kimse ama hiç kimse Corvus Malfoy'un ele geçirdiği evcininin bir anda bir parmak hareketiyle Madam Dippet'i ve kendini soyunuk kılması ve "farklı bir bedene sahip olmasına rağmen ona olan şehvetinin aynı kaldığını" kanıtlamak adına tüm zamanların gördüğü en iğrenç, en garip, en sansasyonel aşkını sergilemesini unutamıyordu.
Öyle ki bu dehşet verici günün ardından milli yas ilan edilmiş, gazetelere ve radyolara sansür getirilmiş, o gün sihir bakanlığında bulunan bütün çalışanlar 1 ay izne tabi tutulmuştu.
Ancak o dehşetli günün ardından ne yazık ki ne Madam Dippet ne de zavallı evcini bir daha görülmemişti.
Gidip arayan da yoktu yani.
Arasalardı bir ihtimal bir insan ve evcininin birleşmesinden doğan acayip bir melez türle karşılaşabilirlerdi. 256 yaşındaki Madam Dippet'in o yaşta çocuk yapabilmesi dahi sihrin ve aşkın sınır tanımadığını gözler önüne seriyordu.
Bu ilginç ve sansasyonel durum tabi ki Malfoy hanesi tarafından reddedildi. Evcinlerine karşı yapılan kötü ve acımasız davranışlar silsilesi de Malfoy hanesinin bu olay sonrası öfke dolu hareketleriyle başlamış oldu.
Daha birçok anlatılacak trajikomik vakalara sahne olan Büyüceşura Salonu farkında olmasa da o gün sihir tarihinin en ciddi ve geri dönüşü olmayan oturumlarından birine hazırlanıyordu.
Kapılar açıldı. Mahkeme salonuna önce kudretli bir sihir dalgası, sonra da o sihrin sahibi büyücü girdi. Yanında Hogwarts yaşlarında bir çocuk vardı ve O da olgun büyücü gibi yaşına göre epeyi güçlü ancak biraz daha kontrolsüz bir sihri beraberinde getiriyordu.
Büyüceşura'nın bir çok üyesi yeni gelenlere karşı gizlenemez bir merakla bakarken, bazılarının bu iki büyücüden haberdar oldukları kesindi çünkü safkan lordlarından beklenmeyecek bir saygıyla yolu açıyorlardı.
Eğer biraz dikkat etselerdi saygılı safkanların nasıl kendilerini bu iki büyücünün etrafında hizaladığını, dört bir yandan gelecek tehlikelere karşı dikkat kesildiklerini anlayabilirlerdi.
Büyüceşura başbüyücüsü Albus Dumbledore, başını kaldırdı ve yarım ay gözlüklerinin altından giren kişiye baktı.
Bu yüzü çok iyi biliyordu. İlk kez 1937 yılının bir ağustos ayında görmüştü. Elinde Hogwarts mektubuyla, yetimhaneyi adımlamış, kötülüğün genç yüzüne bakmıştı.
Yıllar sonra o dikkat çeken yüzün yerini bir canavar alınca kendi haklılığına şapka çıkarmıştı. Şimdi onun ilk günden gördüğü gerçeği herkes görecek diye sevinmişti.
Ve o kötülükle savaşmıştı. Sonuna kadar. Son ana kadar.
Lâkin Dumbledore gerçekçi biriydi. Bazı savaşların kazanılması için bir kaç kurban vermek gerektiği biliyordu. Potter ve Longbottom ailelerinin karanlıkla olan savaşta yıkılması acı vericiydi ancak Albus emindi ki gerçeği bilseler anlayışla karşılayacaklardı.
Karanlıkla savaş tehlikeli bir şeydi. Sen dipsiz bir kuyuya uzun bir süre baktığında, o dipsiz karanlık kuyu da sana bakardı ve Albus karanlığın ne denli cezbedici olabileceğini ilk elden tatmıştı.
Gellert ile arkadaşlığı, idealleri, dünyayı ele geçirme planları ve sonrasında kız kardeşini Ariana'yı kaybedişi bunun en büyük kanıtı değil miydi?
Kız kardeşini düşündüğünde Mürver Asa'yı tutan elleri gerildi. Ama yüzü hissettiklerinden ve hatırladıklarından hiç bir şeyi ele vermedi.
Voldemort'un en karanlık ayinlerle tekrar bedene kavuştuğunu biliyordu ancak bugün karşısında görmek gayet şaşırtıcıydı. Yine de tepki vermedi. Vermemesi gerekiyordu.
Herşeyin bir zamanı vardı.
"Büyüceşura'ya hoşgeldin, genç adam. Sana nasıl yardımcı olabiliriz?" diye seslendi Albus.
Başbüyücü olarak salonun en yüksek koltuğundaydı ve kontrol kendisindeydi.
Salonunun ortasında herkesten daha aşağıda duran adam ise tüm dünyaya tepeden bakıyor gibiydi.
"Mektubumu aldığınızı biliyorum, Lord Dumbledore. Bugün buraya atalarımın koltuğuna oturmaya, Büyüceşura'da hak ettiğim yeri almaya geldim."
Dumbledore gözlüğünü düzeltip önündeki parşömene dikkatle baktı.
"Ah evet. Lord Marvolo Slytherin'den yüce meclisimizde yer alması gerektiğini bildiren bir mesaj. Üzgünüm genç adam ama iddia ettiğin kişi olduğunu kanıtlayana kadar seni kabul etmemiz mümkün değil."
Büyücü hafifçe başını salladı ve asasına uzandı.
Albus istemsizce gerilerek kimseye farkettirmeden kendi asasını yöneltti. Sadece tek bir büyü, tek bir kara büyü ve tüm dünya karşılarındaki ilizyonun gerçek kötülük olduğunu anlayabilirdi. Dumbledore henüz planlarıyla uyuşmadığını biliyordu ama içten içe gerçek bir saldırının iplerini çekiyordu.
Ama Voldemort kimseyi lanetlemedi.
"Ben, Lord Marvolo Slytherin, bahsettiğim kişi olduğuma sihrim ve canım üzerine yemin ederim. Lumos!"
Asadan güçlü bir ışık yayıldığında sözlerinin doğruluğu kanıtlanmış oldu. Eğer yalan söyleseydi sihir yapamazdı.
Dumbledore işte şimdi şaşırdı. Voldemort nasıl lord olabilirdi? Bunun için bir varise ihtiyacı vardı. Yanındaki sessiz çocuk dikkatini çekti. Zihnini okumayı çok isterdi ancak Voldemort'un buna karşı tedbir aldığından emindi. Ama eğer düşündüğü şey doğruysa, bu çocuk Lord Voldemort'un varisiyse, bu nasıl mümkün olabilirdi?
Albus, Voldemort'un kendini asla basit bir sihirbazla ilişkilendiremeyeceğini biliyordu. Hem hiç bir ajanından bir kadın ya da çocuğun varlığına dair birşey duymamıştı.
Bu sorunu iyice düşünmesi gerekiyordu.
Satranç tahtasına o çocuğu nasıl yerleştireceğini bilmesi ve ona göre davranması lazımdı.
"Kimliğimin doğruluğunu herkes gördüğüne göre şimdi koltuğuma geçebilir miyim?"
Dumbledore uzun bir süre dikkatinin dağıldığını farketti. Yüzüne sahte bir gülümseme oturttu.
"Tabi Lord Slytherin, yaşlı bir adamın aşırı dikkatini maruz görün. Büyüceşura'nın yeni üye kabul ettiği her gün görünmüyor."
Bütün gözler üzerindeyken Lord Slytherin yerini aldı ve küçük çocuğu yanına yerleştirdi.
Slytherin hanesi koltuğu 150 seneye yakın boştu ve içerdiği iddia edilen lanetler yüzünden hiç kimse denemek amacıyla dahi oturmamıştı. Bu nedenle herkes bir ışığın yanmasını, güçlü bir sihir gösterinin gerçekleşmesini bekliyordu. Olmadı.
"Lord Slytherin'i aramızda uzun yıllardan sonra görmek mutluluk verici. Eminim o sihir dünyamızı geliştirmek adına başarıyla çalışacaktır. Eğer acil dikkatimizi gerektiren birşey yoksa Büyüceşura'nın 1352. oturumunu açıyorum. Bugünkü ilk konumuz-
"Lord Dumbledore?"
Albus Dumledore'un sözünün kesilmesi sık görülen bir durum değildi. Meraklı gözler hızla Lord Slytherin'e, Büyüceşura'nın yeni üyesine döndü.
"Sizi dinliyorum, Lord Slytherin. Eklemek istediğiniz bir şey var sanırım."
"Evet. Aciliyeti ilk önceliğimiz olan, eğer durdurulmazsa bütün Sihir dünyasını karanlığa bürüyecek devasa bir tehlikeden bahsetmek istiyorum."
"Eğer Dean Ormanındaki kurtadam saldırısından bahsediyorsanız emin olun ki herşey kontrol altına alındı ve-
"Hayır. Daha ciddi bir durumdan bahsediyorum. Sihirbazları, sihirli yaratıkları, cincüceleri ve hatta evcinlerini etkileyen tehlikeli bir sonun gittikçe yaklaştığından bahsediyorum."
Dumbledore bu sözlerin nereye varmak istediğini bilmiyordu ancak araya giremezdi. Herkes Voldemort'un lanetli kelimelerine pür dikkat kapılmışken elinden gelen çok az şey vardı.
"Kürsü sizin, Lord Slytherin."
Voldemort ayağa kalktı ve kürsüye doğru ilerledi.
"İzniniz olursa size katıldığım bir toplantıdan önemli bir anı izleteceğim. Dikkatiniz lütfen düşünselinde olsun."
Mahkeme delillerini açığa çıkarmak için kullanılan düşünselini bir asa hareketiyle aktif hale getirdi. Bu düşünseli Büyüceşura için Uluslararası Büyücüler Konseyi'nden özel olarak istenmişti ve istenilen anının geniş bir ekrana dönüşerek geniş kitleler tarafından izlenmesine katkıda bulunuyordu.
Bu çok değerli düşünselinin bir eşi de tüm Birleşik Krallıkta sadece Voldemort'taydı ancak bunu kimse bilmiyordu.
Kudretli büyücü sesini yükseltmeden bütün salona duyurarak konuşmaya başladı.
"Birazdan izleyeceğiniz konuşmacı bir muggle. Şaşkınlığınızı anlıyorum. Basit bir muggle'ın sihir dünyasıyla ne gibi bir ilgisi olabilir diye düşünüyorsunuz. Ama izlediğinizde bu muggle'ın tek başına ne büyük bir tehlikenin bizi beklediğini kolaylıkla çözdüğünü anlayacaksınız. Profesör Connor bize muggle dünyası ile ilgili önemli gerçekleri ve bunun sihir dünyasını nasıl etkileyeceğini anlatacak. İzliyoruz."
Ekran açıldı. Anı siyah beyaz bir buhar halinde ekranı kapladı. Sonrasında renklere bürünerek o ciddi konuşmayı gözler önüne serdi.
Muggle başladı.
""İnsan hayatındaki herşey ihtiyaçtan doğmuştur. Bilim insanlıkla ilgili herşeyi bir mantığa oturtmak, geliştirmek ve ihtiyaçlarına çözüm bulmak için varsa Teknoloji de bu ihtiyaçların en kolay çözümü ve somutlandırılmış bir sonucudur.""
Önce teknolojinin ne olduğundan, nasıl bir gelişme süreci izlediğinden bahsetti. Sonra bunun mugglelar tarafından nasıl kullanıldığından söze girdi. Konuşma savaş ve bombalar kısmına gelince tüm salonu derin bir gerginlik sarmaya başlamıştı. Herkes duyduklarının gerçekliğinden şüphe ediyor ancak kimse aksini kanıtlayacak birşey düşünemiyordu
Korkmaya başlamışlardı.
Yıllarını çok saygıdeğer bir koltukta oturmaya ve kendi prestijlerini yükseltmeye harcamış bu safkan ihtiyarlar, sihrin gelişmesi adına hiç birşey yapmadıkları gibi, yeniliklere karşı da gayet önyargılıydılar. Prestijlerini ellerinden alacak her bir yenilik ya yok ediliyor ya da aile sırrı adı altında gizleniyordu.
Sadece onlar güçlü olmak istiyorlardı.
Ama şimdi karşılarına aslında ne kadar güçsüz olabileceklerini söyleyen basit bir muggle çıktığında şiddetle reddettiler.
İnanmak güçtü doğrusu.
Mugglelar... O basit yaratıklar... Sihrin güzelliğini göremeyen zavallı karınca sürüleri nasıl olur da sihir dünyasını tehdit edebilirdi.
İnkâr ettiler.
Muggle onların inkarından habersiz devam etti.
""Ya gücünüzü alamayacaklarını öğrenirlerse ne olacak dersiniz? Kimse zayıf olanı oynamak istemez. Salem Cadı Avlarından hatırlarsınız sanırım. Bu kez yine avlanacaksınız. Ya aranızdan tehdit zoruyla ya da intikam amaçlı birileri sihrin yardımıyla sizi kontrol edecek...""
Salondan bir lord kaba bir şekilde hamurdandı.
Bir başkası ayrılmaya hazırlandı. Bu şakayı daha fazla dinleyemecekti! Ancak arkadan uzanan bir asa boğazına değince yutkunarak yerine oturdu.
""Ya da imha edileceksiniz. Teker teker ya da topluca. Korku ve şiddetin neler yaptırabileceğini tahmin dahi edemezsiniz. Sizinle bire bir baş edemeyeceğini anlayan dış güçler son çareyi toplu imha silahlarlarında bulacak. Bombalarda... Nükleer silahlarda... Böylece Tek bir kişinin dikkatsizliği koca bir insanlığı yok edecek. Ne acı verici...""
Dumbledore araya girdi.
"Lord Slytherin bu zavallı muggle'ın histerik olduğuna eminim. Kapatalım isterseniz. Saygıdeğer Lord ve Leydilerimizi gerçekten çok etkiliyorsunuz."
"Etkilensinler, Dumbledore. Etkilenmeleri, korkmaları, hatta kızgınlıktan köpürmeleri gerekir. Lütfen karışmayın."
""Beni kolaylıkla öldürebileceğini inkar edemem. Ama ya milyonları? Hiç sanmıyorum. Dünyada kaç tane büyücü olduğunu bilmiyorum ama 8 milyara yakın insan var. Bunların yüzde onu dahi değilsiniz. Siz azınlıksınız. Nereden geldiği belli olmayan küçük bir sınıfsınız sadece. Peki tarihte azınlıklara ne yapıldığını biliyor musunuz? Ya asimile olurlar ya da yok edilirler. Hepiniz yok olmaya mahkumsunuz. Sizler-""
Muggle sözünü bitirdiğinde ekran siyah bir dumana bürünüp küçüldü.
Geriye gözleri aynı noktaya kilitlenmiş, suratları bembeyaz, şaşkın, korkmuş, kızgın ve gergin sihirbazlar kaldı.
Çok geçmedi. Herkes bir ağızdan konuşmaya başladı. Saygın bir meclisin değerli üyelerinden çok histerik hastalara benziyorlardı.
Gürültüde kimin ne söylediği belli olmasa da bazı cümleler anlaşılabiliyordu.
"Bu imkansız!"
"...mugglelar..."
"Bu bir komplo!"
"Basit bir muggle sözüne mi inanacağız?!"
"...bunların hepsi bulanıkların suçu..."
"...tehlikeyi görmek zorundasın..."
"...kendinizi kandırıyorsunuz..."
"...sakin olmamız lazım..."
GÜM!
Büyük bir gürültü bakışları Lord Slytherin'e, onları bu kaosa sürükleyen büyücüye çevirdi.
Lord Slytherin asasını indirdi ve hapsedici gözlerle salonu süzdü. Buz mavisi gözler değersiz ruhları yargılıyordu.
"Sihir Dünyası karanlıkta dostlarım. Yüzyıllardır bir adım dahi ilerleyemediği bir bataklığa saplanıp kalmış. En son ne zaman yeni bir büyü icat edildi? Size söyleyeyim 1780. 1780'den bu yana Hogwarts aynı kitapları kullanıyor, aynı müfredat bir kelime dahi yenilenmeden yeni öğrencilerimizin karşısına çıkıyor. Sihir Tarihini 1860'taki ölümünden bu yana bir hayalet anlatıyor. Gerçekliğiyle bağı kopmuş, öğrencilerinin isimlerini bilmeyen bir hayalet. Çökükteyiz Lordlarım, Leydilerim. Ve gittikçe dibe batıyoruz."
Dumbledore sert bir sesle araya girdi.
"Muggle'ın konuşmasını hepimiz dinledik, Lord Slytherin. Bazı ciddi noktalara değindiğini kabul edebiliyorum. Yapmamız gereken Gizlilik Ant'ımızı sağlamlaştırmak, toplu histeri yaratmak değil. Siz ise burada Hogwarts'tan bahsediyorsunuz. Emin olun Hogwarts kurulduğu zamandan bu yana tüm dünyanın en iyi sihir okuludur. Ve öyle olmaya da devam edecektir."
Voldemort bir asa hareketiyle modern bir dosyayı salondaki bütün cadı ve büyücülerin önünde belirtti.
"Bakalım doğru mu? Hogwarts gerçekten tüm dünyanın en iyi okulu mu? Büyüceşura'nın saygıdeğer üyeleri önünüzdeki dosyanın yedinci sayfasına bakmanızı rica ediyorum. Uluslararası Büyücüler Konferansının 1988 yılına ait eğitim istatistikleri duruyor. İlk sırada Mahoutokoro Sihir Okulu bulunuyor. İkinci sırada Koldovstores, üçte Ilvermorny, dört Castelobruxo, beş Durmstrang Enstitüsü, altı Beauxbatons Sihir Akademisi, onu Uagadou Sihir Okulu takip ediyor. Hogwarts ise ne yazık ki son sırada."
Lord Bogdon karşısındakinin kim olduğunu bilmeden, umursamadan kabaca bağırdı.
"Akıl almaz bir şey bu! Saçmalık!"
Lord Slytherin sihri bütün salonu buz keserken sözleri tehlikeli bir tınıyı gizliyordu. Sesinin tonunu ise asla bozmadı.
"Sizi temin ederim, Lord Bogdon, bu gördüğünüz sonuçlar tamamıyla doğrudur. Sayfanın sağ üst köşesinde UBK'nin mührünü göreceksiniz. Bu belgelerin sihir ya da başka bir yöntemle değiştirilmesi mümkün değil."
Dumbledore araya girdi.
"Ah evet görüyorum. Bu mührün doğruluğuna ben de şahitlik edebilirim. Ancak söyler misiniz, Lord Slytherin, bu belgeler nasıl elinize geçti? Ben yaşlı bir adamım ancak son hatırladığımda göre UBK'ye ait hiçbir resmî belge Büyüceşura'nın arşivinden Başbüyücünün imzası olmadan çıkamazdı. Sihir Dünyasının selameti için çalışırken bunu yasadışı yollarla yapmamız aklıselim bir başlangıç gibi görünmüyor."
Salonda bir kaç yaşlı yüz sırıttı. Bu haddini bilmez Lord'un işte şimdi düşüşünü izleyeceklerdi.
"Haklısınız, Başbüyücü, lâkin bu belgeler Büyüceşura'nın arşivinden çıkmadı. Bizzat UBK'den temin edildi. Son sayfada gerekli izin ve imzalara rastlayabilirsiniz."
Büyüceşura şimdi sayfa sesleriyle doldu. Bir çoğu bu belgelerin sahte olduğuna dair bir kanıt bulmayı umuyordu. Hayal kırıklığı ve homurdanmalara bakılırsa bulamamışlardı.
"Herkes sözlerimin doğruluğunu kendi gözleriyle gördüyse eğer devam etmek istiyorum. Eğitim sistemimiz gördüğünüz üzere uluslararası uzmanlar tarafından tarafından sıfır almış durumda. En başarılı grubun başını çeken muggledoğumlular sihir dünyasında çoğu zaman iş bulamadığı için muggle dünyasında çalışmayı tercih ediyor. Bunu çok fazla umursadığınızı sanmıyorum.
Gelelim dikkatinizi daha fazla çekeceğine inandığım konuya. Koftilere."
Yadırgayan bakışlar salonu kapladı.
"Sayfa 13. Birleşik Krallıktaki ve bazı ülkelerdeki son 200 yılın kofti bebek doğum oranlarını görüyorsunuz. Bakınız 1794'e. St. Mungos Hastanesine getirilmiş bebeklerden yüzde 12'si kofti olarak kaydedilmiş. Ki bu sadece buz dağının görünen kısmı. Bir çok safkan ailenin sihirsiz bir evlada sahip olmaktansa onları ortadan kaldırma eğiliminde olduğunu hepimiz biliyoruz. Bakınız 1894'e. Bu oran yüzde 36'ya çıkmış. Ve tabi ki 1984. Beş yıl öncenin oranlarını görüyoruz. Yüzde 68. Korkunç bir rakam."
Voldemort cümlelerinin iyice dinmesi için bir kaç saniye durakladı. Ona bakan inanmaz yüzleri inceledi. Hepsini tanıyordu. Hepsini biliyordu. Tüm hatalarını ve zayıflıklarını...
"Söyleyeyim size, bu her yüz bebekten 68'nin kofti olduğunu gösteriyor. Peki bu bebekler nerede? Neden neredeyse bütün saygıdeğer safkan hanelerimizin bir tane varisi var? Neden? Bunu kendinize sordunuz mu? O çocuklar nereye gitti?"
Kalabalıktan homurdanmalar yükseldi.
Lady Selwyn aşağılayıcı bir şekilde sordu.
"Büyüceşura'nın üyelerini, sihir dünyasının en saygın ailelerini ne ile itham ettiğinin farkında mısın, genç adam?!"
Lord Slytherin cevap vermeye dahi lüzum görmezken Lord Malfoy sesini yükseltti.
"Lord Slytherin diyeceksiniz, Madam. Şu anda karşınızda Büyüceşura'nın en eski hanelerinden birinin Lordu, Hogwarts'ın ve sihir dünyasının kurucularından Salazar Slytherin'in asil soyu duruyor. Kime hitap ettiğinizi unutmayın."
Lady demeyi reddetmesi dikkatlerden kaçmamıştı.
"Şimdi eminim Lord Slytherin buradaki üyelerimizi yargılamayı aklından dahi geçirmemiştir. Gergin bir gün geçiriyoruz. Bazı cümleler dikkatsizce kullanılmış olabilir. Gençliğini maruz görün." diyerek araya girdi Dumbledore.
Yaşlı babacan tavırları karanlık saf tarafından tiksintiyle karşılandı. Voldemort'un iradesini küçümsetmeye çalışıyordu. İstediği sinirli bir tepki ya da çocukça bir itiraz ise başarılı olamamıştı.
Voldemort duymamış gibi devam etti.
"Bu rakamlar korkunç rakamlar, doğru. Daha korkuncu ise son elli yılın en düşük doğum oranları. Safkan evliliklerinin bir çoğunda meydana gelmiş sayısı beşi geçen düşük oranları. 1758 yılının nüfusunu günümüze oranladığımızda yüzde 53 lük bir azalmayla karşı karşıyayız. Eğer aynı hızla ilerlersek en büyük düşmanımızın bize yüzyıllardır öğretildiği gibi kara büyüler, mugglelar, kurtadamlar ya da cincüceler olmadığını anlayacağız. UYANIN! Bizim en büyük düşmanımız yine kendimiziz."
İşte şimdi gerçek yüzlerine birer tokat gibi çarpmaya başlamıştı.
"Eğer birşeyler yapmazsak, bu çökmüş gidişata bir dur demezsek sihir dünyası 300 yıla kalmadan bir kaç kişiden ibaret olacak."
Dumbledore etkilendiğini kabul etmeliydi. Voldemort'un istediği bir kaos yaratmaksa kesinlikle başarmıştı. Ama nihai amaç neydi? Neye ulaşmaya çalışıyordu? Ne gibi karanlık planları vardı? İşte bunu çözememişti.
"Gerçekten dikkat çekici noktalara değindiğinizi kabul etmek zorundayım, Lord Slytherin. Merakımı bağışlayın. Bize en büyük düşmanımızın mugglelar olduğunu iddia eden bir anıyla geldiniz. Ancak şimdi bu düşmanın kendimiz olduğunu söylüyorsunuz. Nereye varmaya çalıştığınızı anlayamadım doğrusu."
"Bugün buraya sadece bir tehdit değil birden fazla tehditten bahsetmek için geldim, Lord Dumbledore. Anlayabilmeniz için daha basit kelimelerle sıralamaya çalışacağım.
Eğer eğitimimize reform getirmezsek sihir becerilerinin düşüşünden dolayı 500 yıl sonra birer muggledan farkı kalmayacak sihirbazlara sahip olacağız.
Safkan ailelerle evlenmeyi bırakıp kofti çocuklarımızı öldürmekten ya da muggle dünyasına yerleştirip unutmaktan vazgeçmezsek 300 yıl sonra hepimiz birer muggle olacağız.
Eğer muggle dünyasını küçümsemeye devam edip Gizlilik ilkemizi korumazsak sihrimizi çalmaya ya da yok etmeye çalışacak olan mugglelar tarafından 50 yıla kalmadan keşfedilecek ve yok edileceğiz.
Son ve en büyük tehdit. Eğer muggledoğumlu sihirbazlara ve koftilere sihir dünyasında bir yer vermemeye devam edersek, onları düşmanlarımızın kollarına sürükleyecek, halihazırda kurulmuş olan ve sihri yer yüzünden silmeye çalışan gizli bir yer altı örgütünün başarılı sonuçlar vermeye başlamış deneyleri sonucu 10 yıla kalmadan sihri sonsuza kadar kaybedeceğiz."
İşte şimdi gerçek kaos kireç gibi yüzlerde kendini göstermişti.
Herkes bu söylenenleri idrak etmeye çalışırken, Lord Slytherin profesyonel bir edayla dosyalarını topladı ve son cümlesini söyleyerek kürsüden ayrıldı.
"Zaman aleyhimize işliyor dostlarım. Hayatta kalmak için çabalayacak mısınız? Yoksa yok olmaya mahkûm olarak batmaya devam mı edeceksiniz? Seçim sizin."
