17 Ocak 1897 Pazar

Albus Dumbledore en yakın dostu Elphias Doge ile Hogsmade gitmek yerine Hogwarts koridorlarında dolaşıp kitap okumak için sessiz bir yer bulmaya karara vermişti. Hogwarts koridorlarının bilinmeyen derinliklerine doğru ilerlerken bir ağlama sesi duydu. Demek ki buralarda yalnız değildi. Albus meraklı bir insandı, bilgiye veya güce açtı. Sesin geldiği yere doğru ilerledi.

Bir kızın sesiydi bu, neden ağlıyordu acaba? Sonunda sesin geldiği yere ulaşınca kendisiyle yaşıt oladuğunu tahmin ettiği, kumral, dağılmış saçlı bir kız gördü. Yüzünü dizlerine gömmüş ağlıyordu, cübbesi yerde duruyordu tozlanmış, yıpranmış ve eskimişti. Gömleğinin kolları yırtılmıştı. Asası kendisinden bir kaç metre uzakta yerde duruyordu. Öyle içli ağlıyorduki, kendini dünyadan uzaklaştırmaya o kadar alışmıştıki, Albus'un yanına geldiğini bile fark etmemişti.

Ne olmuştu ona? Bu hâle gelmesini sağlayacak. Albus yavaş ve sessiz adımlarla yanına gitti. Normalde pek kimseyle konuşmazdı yada bu durumda olan başka birini görse yanında bir dakika durmaz çekip giderdi fakat bu kızda onu çeken bir şeyler vardı. Albus fark etmese bile kendinde kızın yanına gitme cesaretini bulacak -Ki kendisi içinde bir şeylerin cesaret aradığının farkına daha sonra varacaktı.- vakte kadar beş dakika boyunca orada öylece dikilip ağlayan kızı izlemişti. Kzın yanına dizlerinin üzerine oturdu, genç kız yanındaki kişiyi hâlâ fark etmemişti. Ancak Albus neden olduğunu bilmediği halde titreyen elini omzuna koyup "İyi misin?" dediğinde irkilip fark edebilmişti onu.

Kimseye güvenmeyen biriydi Adeline Merrythought. Ama nedense karşısındaki tanımadığı çocuğa güvenip başını hayır anlamında salladı. Başka biri olsa, en yakını bile her zaman göz yaşlarını silip iyi olduğunu sadece biraz sinirlendiğini söylerdi. Lâkin o soğuk kış günü o tozlu koridorun soğuk yerinde oturup adını bile bilmedeği birinin onu teselli etmesine izin vermişti. Yıllar sonra bu günün hiç yaşanmamış olmasını dileyeceğini bilmeyerek...