"Bitti!"
Yılların yıpratamadığı, yüzünde tek bir kırışıklık, tek bir kusur oluşturamadığı, yüzyılı aşkın süredir, bu dünyada yürüyen genç adam gülümsedi. Belki yüzlerce kez karşısına böyle dikilmiş, yüzlerce kes onu reddetmişti.
"Bu şarkıyı çok dinledim aşkım."
Buffy genç adamın gözlerinin içine bakarak, kendinden oldukça emin son sözünü söyledi.
"Üzgünüm… William."
Ordaydı… Oturuyor ve genç adamın parçaladığı çizimleri avuçlarının arasında tutuyordu. Bir hayal miydi? Olamazdı… Kokusunu almamış mıydı? Onun o büyüleyici kokusu değil miydi onu mabedine sürükleyen. Başını hafifçe yana yatırıp varlığından hala habersiz öylece duran genç kıza seslendi.
"Buffy?"
"Gitsem iyi olacak."
Spike genç kızın arkasından bakıyor, gitme kal diyen kalbine inat dudakları mühürlenmiş gibi ağzından tek kelime dökülmüyordu. Genç kız arkasını döndü.
"Teşekkürler…"
Yukarı çıkarken, genç adamın arkasından önemli değil dediğini duymamıştı…
Part 2
Genç adam kurulduğu koltukta televizyon seyrediyorken, karnından gelen seslere sonunda dayanamayarak eski buzdolabına gidip kavanozu çıkardı. İçi kan ile dolu kavanozu elinde tutuyorken kapı açıldı. Kapıya döndüğünde gördüğü manzarayı beğenmemiş gibi başını önüne eğdi.
"Summers kızları buradan uzak duramıyor sanırım."
Dawn sırtında okul çantası olduğu halde içeri girip az evvel Spike'ın kalktığı koltuğa oturdu. Hareketleri tedirgin ve huzursuzdu.
"Kendi evinmiş gibi rahat edebileceğine emin ol ufaklık. Zaten eşyaların birçoğu sizin oradan gelme."
"Kavga ettiler!"
Spike ilgilenmemiş gibi görünmeye çalışıyordu. Buffy'nin ziyaretinden ters giden bir şeyler olduğunu anlamıştı. Genç kızın yanına gelip oturdu. İkisi de gözlerini televizyondan ayırmıyor, fakat görmüyormuş gibi boş bakışlarla izliyorlardı. Sessizlik büyüyorken ikisi de konuşmuyordu. Sonunda gözleri hala televizyonda olan Dawn;
"Daha önce anne ve babamın kavgalarına şahit olmuştum. Belki küçük olduğumdan belki de bu anahtar konusundan pek etkilenmemiştim. Ama bu… bu… Gerçekten üzücüydü…"
Spike onunla konuşmamanın ikisine de hiç bir faydası olmayacağını biliyordu. Elinden geldiği kadar yüzeysel fakat onun anlayabileceği bir dilde konuştu.
"Bak ufaklık, çiftler kavga eder ve ayrılırlar. Ama bu her kavga eden çiftin ayrılacağı anlamına gelmez."
"Ama siz ayrıldınız! Değil mi?"
Spike içinden biz asla tam anlamıyla birlikte olmadık ki diye geçirdi fakat bunları kelimelere dökmedi.
"Ablanla ilişkimi konuşmak için mi buraya geliyorsun?"
"Tabi ki hayır!"
İkisi boş bakışlarla televizyon izlemeyi bırakmış ve birbirlerine dönmüşlerdi. Spike içinden taşan öfkeye hâkim olamayarak tısladı.
"O zaman buraya neden geliyorsun? Ne halde olduğumu görüp çete arasında alay konusu yaratmak için mi?"
Dawn'ın yüzü öfkeden kıpkırmızı kesildi. Spike küçük kızın ne ara bu kadar korkutucu ve sinirli olduğunu fark edemediğini düşündü… Gözlerini kapatırken;
"Lanet olsun" dedi.
"Scoobyler tüm gün oturup seni düşünmüyorlar. Sen üzülüyorsun diye seninle dalga geçecek değiller. Üzgünüm Spike ama bu dünya ikinizden mevcut değil." Sesindeki alaycı tını kaybolurken yerini endişeye bıraktı. "Endişeleniyorum… Buffy için, senin için. Üzülüyorum da… Buffy'le konuşamıyorum. Dinlemiyor bile... Sadece sen varsın…"
"Bu da sanırım bana dadanman için geçerli bir neden öyle mi?"
"Sana dadanmak değil de çıkar ilişkisi diyebilirsin. Birbirimizin desteğine muhtaç olduğumuz kesin. Sen benim içgüdülerime güveneceksin. Ben de sana."
"Hey! Ağır ol… Bana güvenebileceğini düşündüren nedir? Unuttun mu? Ben kötü bir yaratığım."
Dawn ayağa kalktı, gözlerini sarışın adamdan bir an ayırmadan;
"Kesinlikle unutmadım. Herkes sana baktığında bunu görüyor olabilir. Ama benim başka şeyler gördüğümü bilsen iyi olur."
Genç adamın cevap vermesini beklemeden arkasını dönüp uzaklaştı. Spike ise genç kızın gerçekten ne bildiğini merak ediyordu.
Günler geçip gidiyor Buffy'i bir daha görmemişken Dawn'ın ziyaretlerinin ardı arkası kesilmiyordu. Sürekli onu ziyaret ediyor olması gerçekten rahatsız edici olmaya başlamıştı. Geliş gidişlerinde konuşulan konu hep aynıydı. Büyük aşıklar Angel ve Buffy…
Spike rahatsız olduğunu belli ediyor da olsa Dawn umursamıyordu. Ağzından düşürmediği tek kelime Angel'a güvenmediğiydi. Spike'ın içinden bir ses Dawn'ın haklı olduğunu haykırıyordu. Ama o kendine güvenemiyordu.
Çünkü Buffy'i deli gibi seviyorken sesin kurumuş kalbinden gelip gelmediğini bilemezdi ki? Ama yüzlerce yıldır o ne kalbini ne aklını dinlemişti. Kanını takip etmişti… Şimdi de kanı yerinde duramıyor bir volkan misali kaynıyordu. Ve o biliyordu ki kötü bir şeyler olacaktı…
Daha fazla dayanamayıp cryptin o soğuk nemli ve yalnız ortamını ardında bırakıp kendini ılık geceye attı. Yine dayanamamış ve kanını izlemeye karar vermişti işte… Bu kez onu nereye götüreceğini merak ediyorken bir mezar taşının üzerinden atladı.
Her tuğlasını, her kapı ve penceresini, her çivisini ezbere bildiği evin önüne geldiğinde, yıldızların ışıldadığı gökyüzüne doğru başını kaldırıp baktı. Sanki yıldızların ona fısıldamasını bekliyordu. Bir zamanlar Dru'suna fısıldadıkları gibi. Onlardan bir cevap alamayınca sessizliği dinlemeye başladı.
Çok geçmeden Öfkeyle kapıyı çarpan Angel2ın evden uzaklaştığını gördü. Öfkesi onun varlığını fark etmemesini sağlarken Spike buna şükrediyordu. Ondan yapı olarak iri olan esmer adam Deri ceketine sarılmış karanlığın içine dalıyorken Spike biraz daha olduğu yerde kaldı. Nasıl olsa kokusundan onu bulması kolay olacaktı. Biraz mesafe daha iyi olurdu.
Dayanamayarak yıllar boyu gözlerini birçok kez sabitlediği pencerenin titrek ışığına baktı. Defalarca o odadan içeri girmiş evin koridorlarında dolaşmıştı. Şimdi ise tek yapabildiği yine izlemekti. Kalbine çöken ağırlığa öfkelenerek karanlığın içinde kayboldu…
Deniz ve yosunların kokusu burun deliklerini dolduruyor, onlara karışan mazot kokusu güzelliklerini bozuyordu. Yıldızların aydınlattığı karanlık deniz hafifçe oynaşıyor, rıhtıma vuran küçük dalgaların hışırtısı gecenin sessizliğini adeta fısıldıyordu.
Gecenin karanlığına inat parıldayan sarı saçlarıyla bir köşede durmuş sadece izliyordu Spike. Angel'ı limana kadar takip etmişti. Şimdi ise ne yapıyor olduğunu anlamaya çalışarak, merakla onu izliyordu. Bulunduğu yerden neler döndüğünü kestirmek zordu.
Geldiğinde uzaklaşan birkaç kişi görmüştü. Vampir olduklarını anlamak için dahi olmaya gerek yoktu. Angel onların arkasından bir süre bakmış sonra arkasını dönüp kıyıda demirlemiş büyükçe bir katamarana atlamıştı.
Çok geçmeden elinde taşıdığı bir koli ile geri çıktı ve geldiği yönün aksi istikametinde ilerledi. Spike ise bulunduğu yerde öylece onun uzaklaşmasını izlerken elindekinin ne olabileceğini düşünüyordu. Buffy'i bu saatte yalnız bırakmaya değecek kadar önemli olan şey neydi? Daha da önemlisi vampirleri görmezden gelmesine değecek olan şey?
Ayakları onu geceyle birlikte geldiği yönde sürüklerken kafasını kurcalayan yüzlerce soru vardı. O ise farkında olmadan yürüyordu. Ta ki onun kokusunu alana kadar yürüdü. Nerede olduğunu işte o zaman fark etmişti. İstemsizce yeniden aynı yere dönmüştü. Ayaklarında tonlarca ağırlık varmışçasına donup kalmış, ne ileri ne de geri gidebiliyordu.
Nefes alış verişleri kalbinin ritimsiz atışlarına karışıyorken, genç adam daha fazla dayanamayıp ona doğru yürüdü. Buffy verandanın en üst basamağına oturmuş, elleri alnında öylece duruyordu. Spike tam karşısına gelip başını hafifçe yana eğip genç kızı süzerken, Buffy onun varlığını hissetmiş gibi başını kaldırdı.
Gözlerinden akan yaşlar kurumuş olsa da, vampir onların yüzünde bıraktığı izleri fark etmişti. Tıpkı elmacık kemiğinin üzerinde ki morluğu fark ettiği gibi Daha birkaç dakika önce hareket ettirmekte zorlandığı ayakları gördüğü manzara karşısında kanatlanmıştı. Yayından fırlamış bir ok misali genç kızın yanına vardı.
Elini uzatıp yanağını okşamamak için kendini zor tutuyordu. Dudağını morluğun üzerinde dolaştırıp, her şeyin iyi olacağını fısıldamamak için… Kelimeler boğazına düğümleniyordu. Buffy ise yüzüne bakamadığı bir utançla başını önüne eğdi. Onu asla incitmeyecek bir adamı reddetmiş, onu inciten bir adamla olmuştu. Şimdi ise utanç duyuyordu.
Spike, elini uzatıp çenesinden nazikçe kavradı. Bakışları kenetlendiğinde genç adam yeşil gözlerin altında yine aynı ifadeyi görmüştü. Anlamını bilmediği… Öğrenmek için yüz yılı aşkındır yürüdüğü bu dünyayı feda edebileceği ifadeyi. Genç kız konuştuğunda Spike kulaklarına inanamadı.
"Önemli değil…"
"Nasıl önemli olmaz Buffy. Şu haline bak."
"Önemli değil… Birkaç saate düzelecek. Kimse bir şey görmeden…"
"Ne oldu?"
"Benim hatam… Önemli değil…"
Spike dişlerini sıkıyor, kendine gelmesi için onu sarsmak istiyordu. Neler saçmalıyordu böyle. Görmüyor muydu? Tabi ki görmüyordu… Kördü… Kocasından dayak yiyen ama onu terk etmeyen kadınlar gibi suçu kendinde arıyordu kör bir inatla.
"Ne olursa olsun… Bunu yapmasına izin vermemelisin."
"Bir sorunu var… Ama zamanla geçecek inanıyorum."
Spike onun dudaklarından dökülen kararlı cümlelerden gerçekten inandığını anlıyordu. Yapacak tek bir şeyi vardı. Her zaman ki gibi gitmek… Ayağa kalktı. Buffy'e bakmadan… Yürüyordu. Bahçenin çıkışına geldiğinde durdu. Arkasını dönmeden tek bir kelime söyledi.
"İnanç..."
Anlayamıyordu. Ne kadar düşünürse düşünsün, kafa patlatırsa patlatsın nedenini bir türlü çözemiyordu. Onun, Angel'dan neyi eksikti? Zorla edindirilmiş bir ruh mu? Angel da onu kendi isteğiyle alacak yürek var mıydı? Eğer Buffy istemiş olsaydı, o hiç tereddüt bile etmeden, ona getireceklerini düşünmeden onun için yapardı.
Kendisi bu kadar yürekliyken, onun için ölümü bile göze alabiliyorken, neden Angel gibi affedilemiyordu? Uzun yıllar boyunca yaptığından zevk alarak binlerce cana kıymıştı. Hiçbir zaman pişmanlık duymamıştı. O nerede, ne zaman ve nasıl hayatının anlamı olmuştu bilmiyordu ama kanla yıkanmış ellerini temizleme isteği doğurmuştu yorgun bedeninde.
Belki Dru haklıydı. Yıldızlar fısıldamıştı ona avcıya olan aşkını. Keşke o da başına gelecekleri öngörebilseydi. Sarı bukleleri boğazına sarılıp onu boğmadan önce… Belki kader, belki başka bir şey… Defalarca dönmüştü cehennem ağzına. Bumerang misali. Her seferinde belayı aramış, avcının çevresinde bulmuştu kendisini. Ölümünü arayan av misali…
Sonunda bir grup oyuncak askerin eline düşmüş, kendini bir kukla olarak bulmuştu. Bir zamanlar sadece tahtadan askerlerdiler. Şimdi ise korkulu rüyası olmuşlardı. Kendini yine onun yanında bulmuştu. Ondan nefret etmek istiyor, başına gelenlerden avcıyı sorumlu tutuyordu. Ama avcı ona merhamet etmişti
Ölümünü istemişti. Madem narin boynunu parmakları arasına alıp kıramıyordu, o halde ölümüne gidecek yola bir taş da o döşemeliydi. Ama işe yaramamıştı. Belki ölmüş olsaydı, her şey daha iyi olacaktı. Nasıl olduğunu bilmeden kurumuş kalbinde canlanan bir damar olduğunu fark etti. Sanki kalbine atacakmış gibi zorlayan bir ağırlık çöküyordu Buffy'i her görüşünde.
Ne kadar denerse denesin bu ağırlıktan kurtulamamış, kendini gittikçe altında ezilirken bulmuştu. Defalarca reddedilmiş, ama yine de o gönüllü bir köle olmuştu. Saplantılı bir adam gibi gittiği her yerde takip etmişti. Avcının vurduğu ördeği yakalamaya koşan bir av köpeği misali… Hep kalbinde umut olmuştu. Ta ki eski âşıklar kavuşana, ruhsuz adam bir ruhun altında ezilinceye kadar.
"Hey Spikey! Saklambaç oynamaktan yorulmadın mı?"
Sarışın adam gölgelerin arasından çıkarken, birkaç gecedir yılmadan takip ettiği adam gülümsüyordu. Spike geceler boyu onun her hareketini izlemeye çalışmıştı. Fakat Angel onun varlığının bilincinde Buffy'nin etrafından ayrılmamıştı. Belli ki bu saklambaçtan canı sıkılmış gibi bu gece genç kızdan uzaklaşmıştı. Yine gece yarısı yine limandaydılar. Spike üzerinden 'neredeyse' hiç çıkarmadığı deri ceketiyle nefret adamın karşısında dimdik duruyordu.
"Demek sende sıkıldın. Bende ne zaman bıkacağını merak ediyordum. Bu aralar seni takip etmek hobim oldu."
"Ahhh! Demek sevgilimle bizi sevişirken izlemek egonu tatmin etmek için değildi."
Spike dişlerini sıkarken çenesinde bir kas hareket etmişti. Tüm sözleri onu yaralamak içindi biliyordu. Fakat gerçekten de işe yarıyordu. Kalbini bir bıçak oyuyormuş gibi hissediyordu. Angel onun bu halinden zevk alırcasına kahkaha attı. Ayağını birinden diğerine aktarırken yeniden konuşmaya başlamıştı.
"Spikeyy… Spikey… Her zaman benim artıklarıma âşık olmak zorundasın değil mi? Söylesene yoksa bunu benden hoşlanıyor olmana mı yormalıyım. Belki de benim dokunduklarıma dokununca bana yakın olduğunu düşünüyorsun. Bak bu gerçekten ilginç!"
Oldukları yerde daire çizercesine yana doğru adım atıyorlardı. Spike elinden geldiği kadar kendine hâkim olmaya çalışarak cevap verdi.
"Drusilla… Beni seçti Angel! Belki de seni yaralayan budur ha? Elinin altında ki kızı bana kaptırdığın için benden nefret ediyorsun. Hey Buffy'le ruhunu kaybetmeden yatamayacağına göre asla seninle ikinci bir defa birlikte olmayacak! Belki de bana gelmesinin sebebi budur ha Angel?"
Angel öfkeyle yakasına yapışırken Spike kıkırdamaya başladı.
"Kızlar sana ikinci bir şans vermiyor değil mi? Senin için kötü olmalı."
Angel'ın yumruğunu elmacık kemiğine çarparken Spike bir adım geriye savruldu. Hala kahkaha atıyordu.
"Belki de sebep kızlar değil sensindir. Yoksa küçük Angel'da bir sorun mu var dostum. Ama haklısın 240 yıldır kesinlikle buruşmuştur."
Angel yeniden ona doğru atılırken Spike çoktan gardını almış onu karşılıyordu. Birbirleriyle gırtlak gırtlağa gelmişken Spike artık gülmüyordu.
"Bunu erkek erkeğe halletmeye ne dersin. Diş dişe?"
Angel yakasını bırakıp ellerini havaya kaldırdı.
"Pekâlâ"
İkisi de bir birinden birkaç adım uzaklaşırken Spike arkasına dönüp bir köşede atılı duran sırıklardan birini eğilip eline aldı. Angel da onu izlemiş, yakınında bulduğu bir başka sırığı almıştı. Spike sırığı elinde birkaç tur döndürerek sol elinden sağına aktardı. Bunu yaparken bir an bile gözlerini rakibinden ayırmamıştı.
Sanki orada olmayan biri tarafından verilen sessiz bir emirle iki rakip birbirine atıldı. Spike Angel'ın savurduğu ilk darbeyi sırıkla karşıladıktan hemen sonra karşılığını vermişti. Angel da gardını hızla almış rakibinin saldırısını durdurmuştu. İkisi yılların verdiği içgüdülerle bir birlerine ustaca saldırıyor, aynı şekilde saldırıları bloke ediyorlardı.
Spike Angel'ın atağını geri savururken hızla eğilip sırığı ayak bileklerinin hemen üzerine çarparken Angel boş bulunup yere yıkılmıştı. Çok geçmeden toparlanan Angel ayağa fırlarken ikinci darbe çenesinin hemen yanında patlamıştı. Dudaklarından damlayan kanı diliyle yalarken daha bir hırsla saldırmaya başladı..
"Neyin peşindesin Angel? Küçük tatminlerin sana göre olmadığını ikimiz de biliyoruz."
Angel genç adamın karnına sırığın ucuyla sert bir şekilde vurdu. Spike darbenin etkisiyle iki büklüm olup geriye savrulmuştu.
"Willy... Willy… Benim işlerime burnunu sokmamayı ne zaman öğreneceksin?"
Spike doğrulurken sırığını savurmuş, Angel'ın sırığı çarpmanın şiddetiyle elinden fırlamıştı. Angel elinden düşürdüğü sırığın arkasından bakarken Spike sırığını yeniden elinde çeviriyordu. Sırığı elinden bırakmadan attığı bir tekme, Angel'ın tam karnına gelmiş, onu arka üstü yere düşürmüştü
"Neden geri döndüğün umurumda mı sanıyorsun? Ama bir şeyler çeviriyorsan Angel, yemin ederim onun dırdırını çekmek pahasına da olsa kazığı önce malum bölgene sonra da kalbine yersin. Bu sadece bir uyarıydı."
Sırığı elinden fırlatarak arkasını dönüp yürümeye başladı. Angel oturduğu yerde kahkaha atıyordu.
"Buffy sana sandığımdan daha fazla değer vermiş Willy. Ama artık senin söylediğin hiçbir şeye değer vermeyecek emin olabilirsin."
Spike söylediklerini duyuyordu. Arkasını dönmeden yürümeye devam ederek sol elini havaya kaldırıp orta parmağıyla gökyüzünü işaret etti. Angel'ın yüzünde ki gülümseme soldu. Spike'ın işlerine engel olabileceğini düşünüyordu. Acele etmeliydi.
Spike merdivenleri tırmanıyorken, cryptin kapısı hızla açılarak duvara çarptı. Crypt hafifçe sarsılırken son demlerini yaşayan güneş ılıkları Buffy'nin hemen arkasında kayboluyordu. Spike onun gelişini görünce elinde olmadan kafası hafifçe yana çevrildi.
"Etkileyici bir giriş sahnesi. Ziyaretini neye borçluyum? Dur söyleme tahmin edeyim… Dün geceden sonra erkek arkadaşın eteklerinin ardına sığındı."
Spike son basamağı da çıkmış, Buffy ise tam karşısında ellerini göğsünde kavuşturmuş onu izliyordu. Spike sağ elindeki kazığa gülümseyerek baktı.
"Ondan ne istiyorsun Spike?"
Spike onun kıçını korumak için çabalıyor oluşunun 'yine' göz ardı edilmesine öfkelendi.
"Af edersin ama erkek arkadaşın bana saldırdı. Belli ki sana anlatırken bu 'detayı' unutmuş!"
Buffy bıkkın bir tavırla ellerini çözerek yakındaki bir lahite yaslandı. Genç kız oflarken Spike kazığın usulca cebine kaydığını fark etmişti
"Duygusal bir anımı seninle paylaşmış olmam onunla aramızın kötü olduğunu ve sana geri döndüğümü göstermez Spike!"
"Ya neyi gösterir avcı? Aşkın seni kaşıyamadığı için benim kaşımam gerektiğini mi?"
Buffy yaslandığı yerden doğrulurken;
"Seninle mantıklı iki insan gibi konuşabileceğimi düşünerek aptallık etmişim."
Kapıya doğru ilerlerken Spike dayanamadı.
"Demek aptal olduğunu kabul ediyorsun."
Buffy öfkeyle arkasını döndüğünde çoktan kazık eline geri dönmüştü.
"Bana seni şu an toza çevirmemem için tek bir neden söyle!"
Spike ona doğru birkaç iri adım atıp hemen önünde durdu.
"Eskiden olsa benim seksi bedenime ya da kaslarıma ihtiyacın var derdim. Ama şuan bilemiyorum sarışın. Sen söyle!"
Buffy'nin kazık tutan eli hızla havaya kalktı. Spike hiçbir tepki vermeden öylece karşısında bekliyordu. Eli ağırca aşağı düşerken arkasını döndü.
"Bizi takip etmekten vaz geç Spike. Hepimiz için en iyisi bu!"
