A/N:Reviewleriniz için çook teşekkür ederim, yazmak için bana güç veriyorlar. Sonraki bölümün yarısına kadar geldim şimdilik, bitirince hemen göndereceğim, artık sizi fazla bekletmeyeceğim:) Bu bölümü çok kolay ve çok severek yazdım. Umarım sizde seversiniz ve umarım beklentilerinizi karşılayabilir:) Ama zaten hikayede asıl eğlence bundan sonra başlıyor, neyse fazla uzatmayayım. Haydi okuyun ve düşüncelerinizi bana söylemeyi unutmayın:)
İşte tam zamanı, diye düşündü James. Lily'le ilgili ne yapacağını arkadaşlarına anlattığının üzerinden bir kaç gün geçmişti; James bu süre içinde doğru zamanın gelmesini beklemişti ve işte doğru zaman gelmişti.
Öğrenci Başkanları olarak gece koridor teftişindeydiler. Ama Lily James'den kaçmak için bunu ayrı yerlerde yapmayı önermişti. Lily alt katta dolanırken James düşünüyordu. Bu kararı verdiğim için kendimi iyi hissetmeliyim. Benimle aynı koridorda bile durmak istemeyen bir kıza aşık olarak ne yapmaya çalışmışım ki bunca zaman?! Tamam James, senden nefret ediyor, asla birlikte olmayacaksınız, asla ona sımsıkı sarılamayacaksın, asla o ipek gibi uçuşan saçlarını okşayamayacaksın, asla o zümrüt gözlere bakarak hayatını geçirmeyeceksin, ondan güzel sevgi sözcükleri duyamayacaksın, uykusunda onu izleyemeyeceksin, yanında uyanamaycaksın, yüzüne hiçbir zaman doya doya bakamayacaksın ve asla gerçek duygularını söyleyemeyeceksin. Derin bir nefes aldı James. Saçmalama, diye düşündü sonra. Şu an şu dakika tüm bunlardan vazgeçiyor değilim ki. Çünkü zaten bunların hiçbirine sahip bile değilim. Tekrar derin bir nefes aldı. Sadece tüm bu hayallerimden vazgeçiyorum ve o çaresiz, çözümsüz umudu içimden atıyorum. Bunu aşabilmek için hiç umudum olmaması gerekiyor. Ama içimde bir şey hep kalacak. O kalırsa onu asla unutamam. İşte şimdi bu ufak meseleyi halletme zamanı... James düşünceleriyle kendine güç verip emin adımlarla aşağı kata indi. Lily koridorda yürüyordu, arkası dönük olduğu için James'i görmemişti. O da düşünceli görünüyordu.
Şu aptal iş bitse de uyusam artık. Ne anlamı varsa gece gece koridorlarda dolanmanın. Zaten izinsiz olarak gece kaçıp bir işler karıştıracak tek kişi de şu an izinli olarak koridorlarda geziniyor! Sonra birden aklına bir şey geldi Lily'nin. O Potter'ı tek başına devriyeye göndermemeliydim! Ya şimdi gene aptalca bir eşek şakası planlıyorsa?! Al işte Lily, beğendin mi yaptığını? Potter'ın ekmeğine yağ sürmüş oldum! O sırada koridorun sonuna geldiği için diğer tarafa dönünce karşısında James'i gördü. Korkuyla geriye sıçradı. James Lily'in o kadar yakınındaydı ki... Lily derin düşüncelere daldığı için James'in geldiğini duymamıştı herhalde.
"Potter!" dedi yüksek sesle. Bir anda onu dibinde görünce ödü kopmuştu. "Ne yapıyorsun? Beni çok korkut-"
James işaret parmağını dudaklarına götürüp 'sus' işareti yaptı. Yüzünde garip bir ifade vardı. Lily iyice şaşırmıştı. Sonra James birden Lily'nin üstüne üstüne yürümeye başladı. Lily, "Ne oluyor -Potter -dursana -sen ne yapı-" Lily sırtında soğuk duvarı hissetmişti. Ama onu susturan bu değildi. Bir anda James'in dudaklarını kendi dudakları üstünde buluvermişti. Ne bir şey diyebiliyor, ne de bir şey yapabiliyordu. James Potter onu kollarına almış deliler gibi öpüyordu. Sanki Lily'nin tüm vücudunu kocaman bir ateşin içindeydi, sanki James'in dudaklarından, dilinden alevler fışkırıyordu. Lily o kadar hazırlıksız yakalanmıştı ki kolları iki yanından sarkmış, James'in kollarında sallanan bir kukla gibiydi. Tek hissettiği James'in hem nazik, hem ateşli dokunuşlarıydı. Dudaklarıyla kendi dudaklarını zorlaması, sonra şefkatle sarması, sonra tekrar zorlayarak onları içine çekmesi... Lily gerçekten başka hiçbir şey düşünemiyor ve hissedemiyordu. Ama Lily'nin aklının başına gelmesi sadece bir kaç dakika sürdü. Yani James'in hayatının en güzel dakikaları...
"POTTER!"
Lily var gücüyle James'i itip kendisinden uzaklaşıp dudakları serbest kaldığı ilk anda ona avazı çıktığı kadar bağırmıştı. Ama James hiç bir şey olmamış gibi uzanıp Lily'i tekrar kendine çekti ve dudaklarına ikinci kez yapıştı. Lily James'in gücünü azımsamıştı belli ki. Çünkü bu sefer James onu sımsıkı tutuyordu, kollarıyla bir kafes gibi tüm gücüyle Lily'i sarmıştı. Ama Lily'nin tekrar kendini James'in dudaklarında kaybetmeye niyeti yoktu. Onun ağzından kendi ağzına geçen uyuşturucu etkisi tekrar Lily'i zayıf düşürürken bu sefer çabuk toparlanıp başını olabildiğince geriye çekip dudaklarını James'ten uzaklaştırdı. James'in kolları halen onu sıkı sıkı tutuyordu; ama Lily bu sefer konuşabilecek vakti buldu.
"Sakın!" diye bağırdı. "Uzak dur benden!" James'in göğsünü yumruklamaya başladı. Ama bu James'i hiç etkilemiyor gibi görünüyordu. Bir an Lily'nin beyninden James'in ne kadar güçlü ve kaslı ve etkileyici ve karizmatik ve yakışıklı ve güzel öpüşen -hayır hayır hayır!- ne kadar kendini beğenmiş ve sinir bozucu ve burnu havada ve aptal ve -genede- güzel öpüşen biri olduğu geçti.
James'in de o anda içinde bir ikilem yaşanıyordu. Onu bırakmalısın, bunun amacı zaten onu tamamen bırakmaktı -ama hayır, en başta o da karşılık verdi, demek ki bir şeyler hissediyor -saçmalama onu unutman gerekiyordu, hani bu kapanıştı, onu unutman için son yapman gereken şey buydu -aaah, kimi kandırıyorum ki, içten içe tek isteğim onu öpebilmekti ve onunda bana karşılık vereceğini ve sonsuza kadar mutlu yaşayacağımızı düşünüyordum -ne kadar aptalsın, bak şimdi sana vurup bağırıyor işte -ama artık onu öptüm ve maalesef çok güzeldi, artık onu asla unutamayacağım...
James kollarını gevşetip Lily'i bıraktı. Lily sanki James onu tuttuğu süre boyunca hiç nefes alamamış gibi derin derin nefes alarak James'ten olabildiğince uzaklaştı. Ama hala ona bağırabileceği kadar yakındı, "İnanamıyorum ya! Potter, sen gerçekten inanılmazsın!"
James ağzının kenarıyla hafifçe gülümseyerek "İyi anlamda mı?" diye sordu pişkin pişkin.
Lily ellerini başına koyarak bağırmaya devam etti, "Cidden sana inanamıyorum Potter, sen nasıl nasıl...ne cüretle... sen.." Lily biraz önce olanları idrak ettikçe şaşkınlığı iyice artıyordu. Sonunda bir şeyler söylemeye çalışmaktan vazgeçip sadece James'in yüzüne inanamamazlıkla baktı.
James'te Lily'e bakıyordu; ama nasıl duygular içinde olduğunu kendi bile anlayamıyordu o sırada. Lily'nin debelenmekten dağılmış saçlarına, şaşkın gözlerine, al al olmuş yanaklarına, James'in saldırıları nedeniyle kızarmış dudaklarına ve güçsüzce vücudunun iki yanından sarkan kollarına baktı. Yukarıda, Lily'nin yanına gelmeden saniyeler önce düşündükleri aklına geldi. Hiç bir zaman o saçları okşayamayacağı, o gözlerin içinde kaybolamayacağı, o yanakları öpücüklere boğamayacağı, kesinlikle artık bir kere bile o dudaklara yaklaşmasının imkansız olduğu ve o kolların asla kendisini sevgiyle, aşkla saramayacağı aklına geldi. Ve bunların tek nedeni Lily'nin onu gerçekten -ama gerçekten- sevmemesi, hatta ondan hiç -ama hiç- hoşlanmamasıydı. Yani bu kadar basitti. Bunu kabullenmek neden bu kadar zordu ki? Aşk bazen böyle tek taraflı oluyor ve zaten asıl o zaman aşkın gerçekliği ve saflığı ortaya çıkıyordu. James kabullendi. O anda karşısında Lily'nin duruşu kabullenmesini sağlamıştı. O anda Lily'nin gözlerinde kendisine karşı en ufak bir pozitif duygu damlası görebilse onun için savaşmaya devam eder ve o duyguyu artırmak için her şeyi yapardı. Ama yoktu; Lily onu gerçekten istemiyordu. Sessizliği sonunda James bozdu.
"Merak etme Lily," dedi güç bela. "Bu sondu, artık bitti. Daha fazla sana çıkma teklif etmeyeceğim, ya da seni her hangi bir şekilde rahatsız etmeyeceğim, istediğin gibi olacak."
Lily hiçbir şey anlamamış gibi bakıyordu James'e. Ama neden sonra kendini biraz toparlayıp konuşabildi, "Ciddi misin?"
James başını salladı, "Hiç olmadığım kadar..."
Lily karşılığında söyleyecek bir şey bulamadı. Sadece başını salladı. James artık söylenecek bir şey olmadığını anladı; şimdi dönüp gitmesi gerekiyordu. Ama bir daha dönüşü olmayacağını bile bile dönüp gitmek çok zor geliyordu. Ne oluyor James sana böyle? diye isyan etti içindeki ses tekrar. Sanki yıllardır çıktığın sevgilinden ayrılıyorsun. Dön, git artık. Ondan sana hayır yok!
Yıllardır James Lily'den başka hiçbir kızla ilgilenmemişti, Lily bir erkekle konuştuğunda sanki sevgilisiymiş gibi onu delice kıskanmış, başka bir kızla çıkmayı düşünmemişti bile. Sirius sürekli "Abi olmayacak işte, bırak artık şu kızı. Bak denizde daha bir sürü balık var," deyip çapkın çapkın etraftaki kızları gösterirdi. James ise diğer balıkları hiç düşünmemişti, onun bir tek balığı olmuştu hep; ama işte biricik balığı altı yıl boyunca onu köpekbalığı gibi parçalamış, vatoz gibi çarpıp durmuştu. James sanki onu tüketip bitirmiş altı yıllık koca bir ilişkiyi bitiriyordu. Bu yüzden dönüp gidemiyordu. Dönüşü elbette ki vardı, gene isterse Lily'e çıkma teklif edebilirdi, istediği kadar. Nasılsa hiç bir zaman kabul etmeyecekti. Yani şimdikinden farklı bir durum olmayacaktı. Ama James şimdi dönüp giderse bir daha Lily'e asla çıkma teklif etmeyeceğini biliyordu.
Külçe gibiydi ayakları. Ama zorla kaldırıp sürükledi kendini. Arkasını döndü ve adım adım uzaklaştı ondan. Tam koridorun sonuna gelmiş köşeyi dönüp gözden kayboluyordu ki...
"Ama neden?" diye bağırdı Lily birden arkasından. James olduğu yerde durdu; ama arkasını dönmedi. "Neden öptün eğer bittiyse?" Lily'nin sesi meraklıydı.
James bir süre bir şey demedi; çünkü nedenini kendi de bilmiyordu. Baştaki düşüncesine göre onu öptükten sonra içinde bir şey kalmayacaktı ve böylece Lily'i daha kolay unutacağını sanmıştı. Ama şimdi tam tersi olduğu ortadaydı. Belki de içten içe bunu son şans olarak değerlendirmişti, bu öpücük sayesinde Lily'nin koşa koşa kollarına geleceğini sanmıştı. Sonunda hiç bir cevap yeterince tatmin edici ve doğru gelmedi. Tamamen gitmeden önce hala Lily'e arkası dönük olarak omuz silkti hafifçe. "İşte..."
