A/N: Bu kadar geçiktirdiğim için çok çok özür dilerim gerçekten, lütfen affedin beni!:( Ama tatile gitmiştim ve gitmeden önce bir bölüm gönderemedim bir türlü. Ama telafi etmek için 2 bölüm birden gönderiyorum, umarım beğenirsiniz... Ayrıca söz veriyorum artık ya daha uzun bölümler yazacağım, ya da daha fazla bölüm koyacağım. Ve tabiki review yazan herkese çok çok teşekkürler, lütfen beni yorumsuz bırakmayın! İyi okumalar..:)
Hogwarts'ta zaman genelde su gibi akıp geçerdi. Özellikle de mutluysanız. Ama bu ne James Potter, ne de Lily Evans için geçerliydi. Kafalarının içi ne kadar başka şeylerle dolu olsa da onları boşaltıp yerine dersleri koymaları için zorlanıyorlardı. Dersler hiç olmadıkları kadar zor, öğretmenler de hiç olmadıkları kadar gaddardı. Bu yüzden zamanlarının çoğu buldukları ilk düzlemde ödev yazmakla, ellerine asa geçtiği ilk anda büyü öğrenmekle geçiyordu. Evet, James ve Sirius bile artık pes etmişlerdi. Ödevleri, dersleri bir sonraki seneye erteleyemeyecekleri kafalarına dank etmişti ve diğer herkes gibi oturup bir parşömeni doldurmaya debelenip durmak hiç hoşlarına gitmemişti.
"Ben teori insanı değilim yani, bu kadar basit!" diye elindeki tüy kalemi bir kenara attı Sirius sonunda sinirlenerek. "Pratikte hepsini yaptığım bir şeyi oturup bir de neden anlatıyorum ki?!"
"Çünkü sınavların yüzde ellisi yazılı," diye otomatik bir şekilde cevabını yapıştırdı Remus, başını kitabından bile kaldırmadan. Sirius'un böyle yakınması ve Remus'un bu cevabı vermesi artık bir klasik olmuştu. O yüzden hala İksir kitabından aradığını bulamamış olan James bunu tamamen duymazlıktan gelmeyi tercih etmişti. Peter da nerede kaldı, diye düşündü. Yarım saat önce onu kütüphaneden kendisi için birkaç kitap almaya göndermişti; ama Kılkuyruk hala dönmemişti. Belki aradığını onun getireceği Nadir Tarifler kitabından bulabilirdi. Önündeki kitabın sayfalarını umutsuzlukla karıştırırken İksir dersine lanet etti -en nefret ettiği ders. Aslında bu derse nefreti Slughorn'a olan nefreti yüzündendi. Slughorn'a olan nefreti de Lily yüzünden... Slughorn Lily'i sürekli düzenleyip durduğu partilere çağırıp dururdu, Lily de tüm bu partilere başka başka kavalyelerle giderdi. Slughorn hiçbir zaman James'i partilere davet edecek kadar önemli görmemişti herhalde. Bu yüzden James Lily'i hep başka erkeklere kaptırırdı. Sanki davet edebilsem, benle gelmeyi kabul edecekti, diye düşündü acı acı. Ama olsun, Slughorn yüzünden şansını bile deneyemiyordu! James kafasına üşüşen düşünceleri kovmak istecesine başını hızla salladı. Bu son zamanlarda James'in sık sık kullandığı bir hareket olmuştu. Beynine ne zaman Lily'le ilgili düşünceler üşüşse James kafasını hızla sallıyor ve sanki düşünceler kafasından düşüyor gibi hayal ederek kendini rahatlatıyordu. Sirius, Remus ve Peter artık bu harekete alışmışlardı. Ama düşünceler bu sefer James'in kafasına sıkı sıkı tutunmuş gibiydi, düşmüyolardı; şimdi de Lily'nin İksir'de ne kadar iyi olduğunu düşünüyordu. Hatta şimdi aradığı tarifi ona sorsa kesinlikle bilirdi. Gene kafasını çılgınca salladı James. Hayır, hayır, tam bir aydır onunla hiç konuşmadın, bu rekoru bozmamalısın James, diye telkin etti kendini.
James geçen bir ayda Lily'le ilgili bayağı bir ilerleme kaydetmişti. Onunla hiç konuşmamak başlarda James'e ölüm gibi gelmişti. İlk hafta ortalıkta bir zombi gibi gezmişti -tabi öpücüğün de bunda etkisi olmuştu. Sonraki haftalarda ise James gitgide toparlanmaya başlamıştı. Remus ona hep 'bir insan gerçekten isterse her şeyi başarabilir' diyip duruyordu. Aklı sıra bunu söyleyerek James'e güç veriyordu. Ama James bunu her duyduğunde şöyle düşünüyordu; 'onunla çıkmayı da gerçekten istedim; ama başaramadım.'
James başını kitaptan kaldırıp açılan portre deliğine çevirdi. Kılkuyruk'un gelmiş olmasını umuyordu. Ama gelen sadece bir kaç kızdı. James kızların içinde Jane Cubrick'i farketti bir anda. İksir'de Lily'den sonra en iyi olanlardan biri de Jane'di. James aklını Lily'den almak için ödevlere vermesi gerektiğini ve bu ödeve devam edebilmek için de şu tarifi öğrenmesi gerektiğini hızla kafasından geçirdi ve "Hey, Jane!" diye seslendi. Jane şaşırarak dönüp James'e baktı. "Efendim James?" James Jane'i yanına çağırdı.
"Ya İksirle ilgili bir şey soracağım. Sen bilirsin böyle şeyleri," dedi saçlarını karıştırarak.
Jane gülümsedi. James bir anda Jane'in gülümsemeseyince ne kadar tatlı olduğunu düşündü. "Şu devekaktüsüyle bir şey karıştırılıyordu, sonra ortaya akkavak kokulu bir şey çıkıyordu...?" dedi James yüzünü buruşturarak. "O şeyler neydi, onu soracaktım," dedi sonunda şapşal bir gülümsemeyle.
Jane kaşlarını kaldırarak James'e baktı. "Oh, iksirden gerçekten de hiç anlamıyorsun, değil mi James?" dedi sırıtarak. "Dur bakalım." James'in önündeki İksir kitabına eğilip birkaç sayfa karıştırdı. James, Jane'in saçlarının çiçeksi kokusunu alabilecek kadar yakınındaydı şimdi. Kendisini garip hissettiğini farketti ve bir anda kendi sesini konuşurken duydu. "Belki bana bir gün İksirden ders filan verirsin, olmaz mı?" Bir eliyle tekrar saçını karıştırırken şakacı bir tonla ekledi; "Yoksa F.Y.B.S.'de kazanımı eritmekten korkuyorum."
Jane kitabı karıştırmayı bırakıp James'e baktı. Bir kaç saniye kaşları çatık, şaşırmış bir ifadeyle kalakaldıktan sonra hemen toparlanıp "Tabii sana yardım ederim James. Senin gibi bir büyücünün İksir yüzünden kalmasını istemeyiz," diyerek kocaman gülümsedi. Bir süre ikisi de gülümseyerek birbirlerine bakakaldılar. Sonra Jane toparlanıp İksir kitabında açmış olduğu sayfayı gösterdi. "İşte, burada o sorduğun şeyler yazıyor," dedi.
James kitaba bakarak neden kendisinin daha önce bulamadığına şaşırdı. "Janee!" Jane'nin arkadaşları ortak salonun diğer ucundan ona sesleniyorlardı. Jane James'e bakıp "Ben kızların yanına döneyim. İstersen şu ders işini sonra tekrar konuşuruz," dedi gülümseyerek. James de gene şapşal bir gülümseme ve üçüncü kez saçını karıştırmayla başını salladı. Jane uzaklaşırken de arkasından bir süre bakakaldı.
"Aman Tanrım!" diye feryat eden Sirius'un sesiyle yerinden sıçradı. Sirius gözlerini kocaman açmış James'e bakıyordu. Remus'ta şaşırmış görünüyordu. James 'ne var?' dercesine başını salladı. "Çatalak," dedi Sirius abartılı bir coşkuyla. "Flört dünyasına hoşgeldin!"
"Ne demek istiyorsun Pati?" dedi James, anlamamış görünüyordu.
"Çok şükür demek istiyorum James!" diye feryat etti Sirius. "Biraz önce hayatında ilk kez Lily Evans dışında bir kızla flört ettin! Çak bir beşlik," elini James'e uzattı çakması için ama James onun yerine, "Saçmalama," dedi.
Sirius omuz silkip "Tamam çakmak zorunda değiliz," diye homurdandı.
"Çakmaktan bahsetmiyorum Sirius, ben flört filan etmedim!"
"Hı hı, tabii," dedi Sirius dudaklarını büzüp kafasını sallarken. "Remus'ta bende gözümüzle gördük! 'ihihi, İksirden hiç anlamıyorum Jaaane, ihihi, bana yardım eder misin Jaaaane, ihihi'" Sirius aptal bir ifade takınıp saçlarını kabartarak onun taklidini yapıyordu. James sinirle Sirius'a baktı. "Ben flört etmiyordum!" dedi tekrar, kızgın kızgın.
Remus lafa karışıp "Saçını bile karıştırdın," dedi kesin bir ifadeyle.
"Evet," diye atıldı Sirius. "Saçını bile karıştırdın Çatalak. Bu senin evrensel flört işaretin falan."
James gözlerini kocaman açarak arkadaşlarına baktı. "Ben her zaman saçımı karıştırırım! Bununla ne ilgisi var?"
Remus itiraz ederek parmağını salladı. "Her zaman karıştırırdın," dedi bilmiş bilmiş. Lily'e çıkma teklif ettiğin zamanlarda hep karıştırırdın. Ama bu yıl bu ilkti."
Sirius Remus'un dediğini başını sallayarak onayladı. James ise gözlerini devirdi. "Siz kafayı yemişsiniz. Benden iyi mi bileceksiniz flört edip etmediğimi?!"
"Ooo, orada dur bakalım, koca oğlan!" dedi Sirius ciddi bir ifadeyle. "Karşında bu işlerin ustası duruyor, tabiki senden iyi bileceğim! Ve sen kesinlikle biraz önce Jane'e açık açık kur yaptın -on Sirius gücünde bir kur yapma.
Remus ve James bir anda kahkahalara boğuldular. "Demek on Sirius gücü?" dedi James gülerken. "Vay be, ben neymişim de haberim yokmuş!"
--
"Ne konuştunuz bakalım Bay Yakışıklıyla?" diye kikirdedi Jane'in arkadaşları.
Jane şaşkın ve düşünceli görünüyordu. "Ben de tam anlayamadım," dedi. "Ama anladığım bir şey varsa o da James Potter'ın tanıdığım en en tatlı büyücü olduğu!" diye ekledi heyecanlanarak. Kızlardan "Oooo!" sesleri yükseldi. Jane onlara sırıttı. "Benden İksirde ona yardımcı olmamı istediii!" dedi sevinçle. Ama sonra birden yüzü düşerek ekledi; "Ama Lily var, yani onun İksiri de benden iyi ve zaten James ondan hoşlanıyordu. Neden ondan istemedi ki?"
Jane'in yakın arkadaşlarından biri olan Cameron Dizzley hemen cevabı yapıştırdı. "Lily ondan nefret ettiği için olmasın?"
"Ama-"
"Ayrıca bu yıl onu bir kere bile Lily'nin etrafında görmedim Janey," diye atıldı Jane'in diğer yakın arkadaşı Tina Pikoul.
Jane buna hak vererek başını salladı. Cameron, Tina, Jane, Lily ve Amy aynı yatakhaneyi paylaşıyorlardı. Ama Jane, Cameron ve Tina üçlüsüyle Lily ve Amy çok farklıydılar ve pek sıkı fıkı değillerdi. Jane'in grubu daha çok bol bol süslenmeyi ve insanlar hakkında dedikodu -en çokta kim kimle çıkmış, kim kimden hoşlanmış dedikodusu- yapmayı severdi. Lily ve Amy ise bunlarla pek ilgilenmeyen ve sadece gerekli durumlarda ayna kullanan insanlardı. Jane ve grubu Lily'nin o bakımsız(!) haliyle dünyaya gönderilmiş en yakışıklı erkeklerden birini nasıl etkilediğine bir türlü inanamazlardı. Lily ve Amy ise Jane, Cameron ve Tina'nın ayna karşısında geçirdikleri boşa harcanan vaktin çokluğuna inanamazlardı. Ama gene de bu iki farklı grup biribirlerine gerçek düşüncelerini söylemez ve arkadaşça davranırlardı. Sonuçta birbirlerine zararı dokunacak bir şey yapmadıktan sonra birbirleri için sorun teşkil etmiyorlardı.
Jane, Cameron ve Tina'ya göre okuldaki en çıkılası erkekler arasında ilk sırada -tabiki- Sirius Black vardı. Ama James Potter Jane için gizli birinciydi. James uzun zamandır sadece Lily Evans'la ilgilendiği için çoğu kız ondan ümidi kesmişti; ama son zamanlarda Jane James'e karşı gizli bir arzu beslemeye başlamıştı. Ve işte, tam da bunun üstüne James bugün onunla konuşmuş, hatta kendisinden yardım bile istemişti! Belki de James'de benden hoşlanıyordur, diye düşündü Jane umutla. Artık Evans olayı da kapanmış gibi görünüyor. Belki -belki bir ihtimal...
--
Lily bu soğuk sonbahar aylarında Hogwarts'ın görkemli bahçesinde gezinmeye bayılırdı. Soğuğun iliklerine işlemesine izin verir ve bunun beyninin tamamen açılmasını sağladığını düşünürdü. Gene o günlerden birinde gölün kenarında yavaş yavaş yürüyerek düşünüyordu. Bu yıl Lily için oldukça farklı geçiyordu. Derslerin her zamankinden zor olması bu farklılığın sadece küçük bir parçasıydı. Ve Lily her ne kadar kabul etmek istemese de farklılığın büyük kısmı James Potter'dı. Lily artık bu düşüncelerden bıkmış usanmıştı. Ama son bir ayda çok önemli bir şeyin farkına varmıştı; James'in hayatındaki eksikliğinin... Lily sonunda bunu içinde kabul edebilmişti. Ona yıllarca kendisini rahat bırakmasını söylemiş ve bunu gerçekten istediğini sanmıştı. Ama Lily James'ten gördüğü ilgiye fazlasıyla alışmıştı. Şimdi bu ilgi geri çekilince alıştığının farkına varabilmişti ancak. Gene de bunun büyük bir mesele olduğunu düşünmüyordu. James onunla uğraşmayı bırakınca uzunca bir süre kendisini garip hissetmişti. Önce bunu öpüşmeye filan bağlamaya çalışmış; ama cevaba ulaşamamıştı. Sonunda bunun sadece bir alışkanlığın eksikliğinden olduğunu ve kısa sürede kaybolacağını düşünmüştü. Ne de olsa bir alışkanlıktan kurtulmak insanın sadece 3 haftasını alıyordu. Lily bunu Muggle okuluna giderken bir kitapta okuduğuna emindi. Ve şimdiden 'alışkanlığını' bırakalı 4 haftayı geçkin bir süre olmuştu. O yüzden Lily artık Potter meselesini unutmaya başlayacağına kendini ikna etmişti. Zaten hiçbir zaman yaşadığı rahatsız hissi James Potter'ın kendisine bağlamamıştı. James'in yerinde başka biri olsa da aynı şekilde hissedeceğinden emindi. Ne de olsa sadece bir alışkanlıktı, diye düşündü tekrar. Son zamanlarda bunu kendine ne kadar fazla tekrarladığını farketti.
Lily gene de bu durumda olmaktan memnun değildi. James Potter hayatına devam ediyordu, kendisi niye o ahmak çocuğu düşünüp duruyordu ki? Daha geçen gün onu ortak salonda Jane Cubrickle konuşurken görmüştü. Ertesi sabah yatakhanede de Jane arkadaşlarıyla konuşurken sürekli olarak 'James' lafının kulağına çalındığına yemin edebilirdi. Lily bu olaydan sonra kesinlikle biriyle çıkması gerektiğini düşünmüştü. Nedense içinde sanki bir rekabet duygusu oluşmuştu; Potter biriyle çıkmadan önce ben biriyle çıkmalıyım!
Titreyerek büyük salona girdi. Soğuk hava kafasına hiçte güzel düşünceler getirmemişti bu kez.
"Lily!" Amy yemek masasından ona sesleniyordu. Lily onun yanındaki boş yere otururken düşüncesini arkadaşıyla paylaştı; "Artık biriyle çıkmalıyım."
Amy tabağına bir sürü salata doldururken "Oh, hepimiz biriyle çıkmalıyız," dedi alaycı bir şekilde.
Lily bir yudum balkabağı suyu içip düşünceli düşünceli Amy'e baktı. "Aslında normalde şimdiye kadar sürekli birileri çıkma teklif etmiş olurdu-"
"En azından James, bir kaç bilyon kez," diye araya girdi Amy sırıtarak.
Lily onu duymamış gibi devam etti. "Bu yıl her şeyde bir gariplik var. Acaba bilmeden insanları benden uzaklaştıracak bir sinyal filan mı yayıyorum?"
"Ah, ne olduğunu biliyorum," dedi Amy kendinden emin bir şekilde. "Biriyle çıkmak için biriyle çıkmak gerekir."
"Ne kadar da mantıklı konuşuyorsun," diye alay etti Lily.
Amy başını sallayarak açıkladı, "Yani şunu demek istiyorum. Biriyle çıktığında şansın daha da açılır. Teklif üstüne teklif gelir. Tabii kabul edemezsin. Ama yalnızken ve tekliflere açıkken bir anda etrafında pervane olan tüm o erkekler yok olup gider. İşte bu yıl sana olan bu."
Lily anlamamış gibi görünüyordu. Kaşlarını çatarak "Ama ben eskiden de çoğu zaman yalnız ve tekliflere açıktım," dedi.
Amy başını salladı. "Ama James değildi."
"Gene nereden çıktı bu lanet Potter?" diye feryat etti Lily.
"Önceden o aslında farkında olmadan senin şansını açıyordu. Yani çıkmasanız da sonuçta onun gibi bir şeydi-"
"Hayır, değildi!"
"Sonuçta o seni bırakınca gözden düştün güzelim," dedi Amy Lily'nin sırtını sahte bir teselliyle okşayarak.
"Saol ya!" dedi Lily, gücenmiş bir şekilde. Amy ise sırıtıyordu.
Lily biraz düşündükten sonra "Aslında söylediğin mantıklı olabilir," dedi yavaşça. "Borsa gibi. Önce hisselerin alınıyor, yükseliyor; ama sonra bir anda ufak bir oynama yüzünden düşüveriyor."
"Dediklerinden hiçbir şey anlamadım," dedi Amy kaşlarını çatarak. Tamamen büyücülerden oluşan bir aileden gelen Amy Borsa diye bir kelimeyi ilk kez duymuştu.
Lily ise onu duymamış gibiydi. "Hisselerimi yükseltmeliyim," diyordu kendi kendine. "Yoksa onun hisseleri yükselmeye başlayacak ve kapış kapış satılacak," diye mırıldandı dehşetle.
Amy ise Lily'nin delirmeye başladığını düşünüyordu.
