James o gece Quidditch antrenmanından dönerken beyni binlerce düşünceyle doluydu. Zaten son zamanlarda tek yaptığım düşünüp durmak. Galiba büyümek böyle bir şey. Eskiden tek düşüncem Sirius'la yapacağımız şakalar olurdu. Ah ahh, ne rahat günlermiş onlar...
James'in beyni kadar vücudu da yorgundu. Ama beynini şimdilik bir kenara bırakıp gidip vücudunu dinlerdirmeliydi; çünkü ertesi gün yılın ilk Quidditch maçı vardı. Son yılımın ilk maçı, diye düşündü James. Bu yıl kupayı almayı her şeyden çok istiyordu. Ve işini şansa bırakmamak için her maçı kazanmak onun için çok önemliydi. Biraz önce takımla oldukça başarılı bir antrenman yapmışlar, James onlara bol bol moral vermişti. Ama kendisi için hiçbir şey yeterli olmuyordu. Takımı gönderdikten sonra kendini şatoya dönmeye ikna edememiş ve biraz daha çalışmıştı. Şu anda tüm vücudu iflas etmiş haldeydi bu yüzden. Merdivenleri zor güç çıkarken aklına önceki gece aynı yerden Jane'le birlikte çıktıkları geldi.
James Jane'le İksir dersi konusunun peşini bırakmamıştı. Tabii bunda Sirius'un onu bir türlü rahat bırakmamasının etkisi büyüktü. Ve asıl meselenin İksir filan olmadığı da kesindi. Zaten Jane'le önceki akşamki 'İksir çalışma' süreleri boyunca en az yaptıkları şey herhalde İksir çalışmak olmuştu. Onun yerine bütün akşamı birbirlerine kur yaparak geçirmişlerdi ve James inanılmaz bir şey keşfetmişti; Jane Cubrick'ten gerçekten hoşlanıyordu! James onunlayken zamanın nasıl geçtiğini anlamamış ve gözlerini ondan bir türlü alamamıştı, sürekli ne kadar güzel ve tatlı olduğunu düşünmüş ve sürekli kendini saçını karıştırırken bulmuştu. Sirius'a göre bunlar hoşlanmak demekti. Zaten James'te, Jane artık uyumak için yatakhaneye giderken arkasından seslenip onu gelecek haftaki Hogsmaid gezisine davet etmişti. James bunu yaptığının neredeyse farkında bile olmamıştı; ama gene Sirius'un dediğine göre bu da hoşlanmanın işaretiydi. James, Lily'den ilk hoşlandığı zamanlarda da böyle hissedip hissetmediğini düşündüğünde sadece içinde büyük bir sızlama hissediyordu. Lily'le ilgili her şey bu sızlamada toplanmıştı sanki artık. James onu hala unutamadığını hissediyordu; ama öyle değilmiş gibi davranmayı seçiyordu. Çünkü sızlama çok can yakıcıydı, dayanılmazdı. Diğer taraftan Jane'le ilgili olan her şey ise yeni, heyecan verici ve kaymakbirası sıcaklığındaydı. Bu yüzden James kendini mutlu edeni seçmekte ısrarlıydı. Neyse ki Sirius James'i sürekli Jane'le çıkması için destekleyerek ona bir bakıma yardımcı oluyordu. James düşündü, yarın Quidditch maçı, haftaya Jane'le randevu.. Hayatım yavaş yavaş güzelleşmeye başlıyor.
Güzel duygularla portre deliğinden girerken biraz sonra dalacağı uykunun düşüncesiyle doluydu aklı. Ama ortak salonda karşısına çıkan şey biraz önce aklında olan her şeyi uçuruvermişti; Lily.
James bunu yapmak istemedi; ama Lily'i salonun bir ucundaki koltukta başı omzuna düşmüş uyurken görünce onun yanına doğru yürümekten kendini alamadı. Kucağındaki parşömen tomarına bakılırsa Lily bir ödevle uğraşırken uyuyakalmıştı. Saçları önüne düşmüş, elleri kucağında masumca kıvrılmış, düzenli nefeslerine bakılırsa derin uykudaydı. James onu uyandırıp yatakhaneye gitmesini sağlaması gerektiğini düşündü. Ama Lily olduğu yerde o kadar huzurlu görünüyordu ki onu uyandırmaya kıyamadı. Zaten bunu yapmamalıyım! diye düşündü birden. Lily'e biraz yaklaşınca tekrar onun büyüsüne kapılmıştı sanki. James bir ay önce kendini bir daha Lily'le konuşmamaya ikna etmişti ve onunla konuşmadığı sürece gayet iyi baş etmişti durumla. Ama şimdi orada onu öyle görünce gene binlerce duygu, binlerce karmaşa... Bunca zaman sonunda, orada, tekrar ikisi başbaşaydı.
Hayır hayır hayır, diye düşündü. Hayır James, güzel de değil, tatlı da değil, bir tanrıçaya benziyor olması da seni etkilemesin, ona kapılmamalısın! James kendini biraz da olsa ikna etmeyi başarıp Lily'i öylece bırakıp yatakhaneye gitmeye karar verdi. Kararından vazgeçmeden önce hemen dönüp gitmek isterken...
PAAAM!
James elinde süpürgesi olduğunu unutmuş ve dönerken dikkat etmediği için onu Lily'nin yanındaki sehpaya çarpmıştı. Sehpa devrilmiş ve üstündeki kitap yığını da çıkarabildikleri kadar ses çıkararak yere yığılmışlardı. Yanıbaşındaki bu gürültü elbetteki Lily'i uyandırmıştı. Gözlerini açıp korkuyla etrafa bakınarak "Ne oluyor?" diye mırıldandı uykulu uykulu. James bunun sadece sakarlık mı yoksa kader mi olduğunu düşünerek Lily'e baktı.
"Potter?" dedi Lily uyku sersemliğini üstünden atmaya çalışarak. "Benim Evans," dedi James. Artık düşüncelerini durdurmaya çalışmaktan vazgeçti. Evet, Lily çok güzeldi. Evet, Lily çok tatlıydı. Ve evet, sesi de bir kadife gibi James'in üstünden akıp gidiyordu. Sonunda James kendine itiraf etti; evet, onu çok özlemişim.
"Ah, saat kaç?" dedi Lily hala bir şey anlamamış gibi etrafına bakınarak. "Burada uyuya mı kalmışım?" Sonra dönüp onu uyandıran kitaplara baktı. Tam toplamak için uzanırken James'te aynı şeyi yapmıştı ve kafaları birbirine çarptı. "Arghh!" Lily alnını ovuşturarak kaşlarını çatıp James'e baktı. "Pardon," dedi James. Sanki fazla konuşmaya gücü yokmuş gibiydi. Lily bir şey demeden eğilip kitaplarını kucağına aldı. Sonra parşömenlerine çekidüzen vermeye çalışıp hepsini çantasına tıktı. James'le uzun süre sonra ilk kez konuşuyorlardı ve Lily zeki bir kaç kelime edemeyecek kadar uykuluydu. James'in ise tek yaptığı şey öylece dikilip hipnotize olmuş gibi Lily'e bakmaktı.
"Tepemde ne yapıyordun?" diyebildi sonunda Lily.
James hazırlıksız yakalanmış gibi rahatsızlandı. "Ben -şey... Ben antrenmandan dönmüştüm de..." diyebildi süpürgesini göstererek. "Seni gördüm. Burda. Uyuyordun. Tam giderken. Yanlışlıkla..." Tekrar süpürgesini, sonra da devrilmiş sehpayı gösterdi. İçinden de kendine lanet ediyordu. Konuşma özürlü biri gibi davranıyordu. Bunca zaman sonra Lily'le ilk konuşmalarının böyle olmaması gerekiyordu! James'in hayallerine göre kendisi ona değil, Lily kendisine hipnotize olmuş gibi bakmalıydı. Ve heyecandan konuşamayan da Lily olmalıydı. Kendisi ise en rahat ve umursamaz tavrını takınmalıydı. Ama zaten gerçek hayat hiçbir zaman James'in istediği gibi olamıştı ki...
"Yani beni uyandırmayacak mıydın?" diyen Lily'nin sesi James'i düşüncelerinden sıyırdı birden. "Ha?" dedi James boş bulunarak.
Lily çatık kaşlarla James'e bakıp "Benim burada uyuyakaldığımı gördüğün halde öylece arkanı dönüp gidiyordun yani? Sakarlığın yüzünden uyanmasam sabaha kadar burada kırk büklüm uyumama göz yumacaktın, öyle mi?"
"B-ben..." diye kekeledi James. "Uyandırmayı düşündüm; ama-"
"Aması ne?" dedi Lily kızgın kızgın. "Beni 'rakat bırakmak'tan anladığın bu herhalde? Sana daha önce beni rahat bırak demiş olmam ölsem bile parmağını kıpırdatmadan otur, izle anlamına gelmiyordu yani Potter!"
"Ne ölmesi?! Neden bahsediyorsun Evans?" James iyice şaşkına dönmüştü.
Lily sinirle elini sinek kovar gibi sallayıp "Boşver, Potter!" dedi. Sonra da hızla kızların yatakhanelerinin olduğu kuleye doğru uzaklaştı.
James allak bullak olmuş bir halde Lily'nin arkasından bakakalmıştı. Bu da neyin nesiydi böyle?!
--
James ertesi sabah kahvaltıda bir eli çenesinde morali bozuk bir şekilde oturuyordu. "Abi bu kadar gerilme ya, kesin kazanırsınız," dedi Sirius James'in sırtını sıvazlayarak.
"Ne?" dedi James, Sirius'un neden bahsettiğini anlamamış gibi bakıyordu.
"Maç diyorum..." dedi Sirius. "Ama kafana taktığın şey o değil heralde," dedi James'in suratındaki ifadeyi görünce.
James hemen toparlamak için "Yok, yok. Onu düşünüyordum bende," dedi. Ama Sirius hiç inanmış gibi görünmüyordu. "Çatalak sen yıllardır dostumsun, buna kanacak değilim."
Ama James o anda gerçekten sinirini bozan konu hakkında konuşmayı hiç istemiyordu. "Yok Pati, cidden..." filan gibi bir şeyler geveledi ağzında. Sirius ise James'in yüzünü bir süre inceledikten sonra "Senin bu duruşun bir şeye benziyor ama olamaz heralde," dedi kendi kendine konuşur gibi.
"Neymiş?" dedi James merakla.
Sirius hala "Yok yok, o olamaz," diyordu. Sonra durup tekrar James'e baktı. "Bu duruş Lily duruşu," dedi Sirius.
"Nee?" dedi James iyice şaşırarak. "Tamam tamam, maçtan önce hiç aklına sokmayayım dedim, ama aynı öyle yani!" dedi Sirius.
"Ama bildin!"
Sirius iç geçirdi. "Tanrım, bir kere de bir konuda haksız çıkayım ya!" dedi gözlerini yukarı dikerek.
James güldü. Sonra hemen ciddileşip önceki gece Lily'le olanlardan bahsetti.
"Eee?" dedi Sirius sonunda.
"Esi bu kadar abi, ne olduğunu anlamadım, öylece dönüp gitti," dedi James.
"İyide bu seni niye ilgilendiriyor?" diye sordu Sirius. "Hatta bunu neden anlatıyorsun? Neden kafana takıp maça sadece dakikalar kala oturup bunu düşünüyorsun?"
James utanarak başını önüne eğdi. "Ya Patiayak, haklısın. Ama artık öyle eskisi gibi değil cidden. Yani unuttum sayılır, sadece..."
"Sadece ne?" dedi Sirius, biraz kızgın görünüyordu. "Jane'den hoşlandığını sanıyordum."
"Bende öyle sanıyordum."
Sirius iç çekti. "Bak Çatalak, şimdi önce onları bir kenara bırakıp sana Lily'nin o davranışının ne demek olduğunu söyleyeyim. Biliyorsun ben kızlar üstünde uzmanlaşmış bir uzman kişilik olarak her türlü kızın her türlü durumda nası davranacağını çok iyi saptayabilen-"
"Sirius," diye araya girdi James. "Maça yetişmek istiyorum,"
Sirius kendini övme kısmını atlamaktan dolayı biraz bozularak devam etti. "Sonuçta, Lily'nin dediklerine bakılırsa senin onun peşini bırakman yüzünden bozulmuş. Hatta şaşkına dönmüş, hatta bu yüzden sana sinirlenmiş."
"Ne? Neden bahsediyorsun Sirius? Nerden çıktı bütün bunlar?"
"Az öncede söylemekte olduğum gibi, ben bu konuda uzman olduğum için," omuzlarını dikleştirip havalı bir ifade takınmıştı, "bir cümlesinden bile anlarım." dedi. "Hani sana hep 'beni rahat bırak' diyip durdu ya bunca zaman," James 'evet' anlamında başını salladı, "sende öpüştüğünüz gece ona 'artık seni rahat bırakıyorum' dedin ya," James gene başını salladı, "işte Lily dün bunu kasdetmiş. Yani şöyle ki; 'bir rahat bırak dedik diye hiç mi bir şey yapmayacaksın artık!' anlamında." James anlamaya çalışırken alnını kırıştırıp kaşlarını çatmış öylece Sirius'a bakıyordu. "Yani Çatalak, uzun lafın kısası kaçan kovalanır."
"Ben kovalayan kimse göremiyorum Sirius...?" dedi James kaşlarını kaldırarak.
"Kovalaması yakındır, abi. Şimdilik sensizlikten rahatsızlık duyuyor, yakında sensiz olamayacağını anlayacak. İşte o zaman kovalayacak," dedi Sirius muzaffer bir ifadeyle.
James ise gene kaşlarını çatmıştı. "Hala Lily'den bahsettiğimize emin misin?" dedi umutsuzca.
--
Lily kahvaltıya iner inmez ilk gördüğü kişi masanın başında oturmuş Sirius Black'le konuşan Potter olmuştu. Lily gözlerini ona bakmamaya zorlayarak masanın diğer başına sindi. Son zamanlarda sanki Potter her yerdeydi. Nereye gitse, nereye baksa o karşısına çıkıyordu -ya da belki artık Lily ona daha çok dikkat ettiği için ona öyle geliyordu; ama bu Lily'nin inkar ettiği bir seçenekti.
Lily ilk kez bir Quidditch maçını izlemek için bu kadar isteksiz hissediyordu. Normalde okuldaki maçları izlemeye bayılırdı ve her zaman Gryffindor'un sıkı destekçisiydi. Ama o gün maçı izleme James'i izlemekle aynı şey gibiydi Lily için. Maç boyunca dikkatinin ona kayacağını biliyordu; çünkü son zamanlarda kendini sürekli ona bakarken yakalıyor, daha fazla bakmamak için kendisine zor engel oluyordu. Lily buna bir anlam yüklememeye çalışıyordu. Sadece onun kendi dünyasında kendi halindeyken nasıl olduğuyla ilgili bir tür merak yüzünden sürekli onu gözetlediğine karar vermişti. Belki de Jane'e bakıp bakmadığını yakalamak için ya da belki kendine bakıp bakmadığını yakalamak için... Ah ah... Eskiden ne kadar farklıydı, diye düşündü. Eskiden her kafasını çevirdiğinde onu kendine bakarken yakalardı; ama bu gidişle yakalanan tek kişi kendisi olacaktı. Lily kendinden utandı. Geçen akşam James ve Jane ortak salonda oturup gülüp konuşurken Lily gizli gizli onlara bakmıştı. İstese bin defa o Jane denen kızın yerinde kendisi olabilirdi; ama istememişti işte ve bunu gurur duyulacak bir şey gibi düşünmeye çalışıyordu; ama bu artık iyice zorlaşmaya başladı. O tür bir kızdan hoşlanan birinin benimle işi olmaz! diye düşündü sonra. Jane'le hiçbir ortak yönleri yoktu neredeyse. Ve James yıllarca kendisinin peşinden koştuktan sonra seçe seçe o kızı mı seçmişti?! Eğer benden hoşlandıysa ondan hoşlanmasının imkanı yok! -ama hiç öyle görünmüyordu... Lily sinirle önündeki sosisleri paramparça ederken Amy'nin sesi sosisleri kurtardı. "Lil, hala burada ne yapıyorsun?" Lily uykudan uyanmış gibi başını kaldırıp etrafa bakınca Büyük Salonun neredeyse tamamen boşalmış olduğunu gördü. Amy kızarmış bir ekmek parçasının arasına biraz peynir sokuştururken "Haydi yürü, maç başlamak üzere," dedi.
--
James kendini en iyi hissettiği yerdeydi sonunda; havada. Rüzgar saçlarını yalarken Quaffle'ı Ravenclawların elinden almaya çabalıyordu. aklında Quaffle'ı alıp karşı takımın çemberlerinden geçirmekten başka hiçbir şey olmadığı için Quidditch'i seviyordu. O anda başka hiç bir şey düşünmek zorunda değildi. Sanki tüm dertler, üzüntüler, sıkıntılar aşağıya, yere aitken, özgürlük ve mutluluk buraya, havaya aitti. James Kovalayıcılığı seçtiği için çok mutluydu. Pek çokları Quidditch'in sadece Arayıcılar ve Vuruculardan ibaret olduğunu, geri kalan kısmın sadece izleyenler sıkılmasın diye uydurulmuş bir oyunun parçaları olduğunu düşünürdü. Aslında bir bakıma doğruydu; maçın kaderini belirleyen başlıca oyuncu Arayıcıydı, maçı sonlandırmak bile onun elindeydi. Vuruculuk ise Arayıcıyı durdurabilecek güce sahip olan tek pozisyondu. Yani Arayıcının belirleyeceği sonucu sadece Vurucular değiştirebilirdi. O zaman Kovalayıcı ve Tutucu gibi şeylere neden ihtiyaç olsundu ki?
James bu düşünüşte olanların ya hiç Quidditch oynamadığını ya da hiç gerçek Quidditch oynayanları izlemediğini düşünürdü. Çünkü oynarken Kovalayıcılık ve Tutuculuk en aktif pozisyonlardı. Arayıcının işi fazla sıkıcı, Vurucularınki ise fazla tehlikeliydi. James havalandığı anda ne Arayıcının Snitch'i bulup bulmadığı aklına gelirdi, ne de her an kendisini süpürgesinden atabilecek olan Bludgerlar. James maçın bitiş düdüğü çalana kadar gözünü büyük kırmızı toptan ayırmaz ve onu karşı çemberlerden geçirmekten başka bir şeye odaklanmazdı. Bu yüzden bu kadar başarılı bir oyuncu olduğunu düşünüyordu; kendi görevine tamamen kendini adadığı için. Ve kaptan olduğundan beri takımından tek istediğiyde buydu. Herkesin sadece kendi yapması gerektiğini yapmasını söylerdi hep. Kovalayıcılar çoğu zaman Arayıcı Snitch'i görüp hareketlendiği zaman oyunu durdurup Snitch'in yakalanmasını beklerdi, Tutucular gelebilecek atışlara dikkat etmezlerdi. James'in takımına tek öğretmek istediği şey ise son düdük çalmadan hiçbir şeyin bitmeyeceğiydi.
O günkü oyunları James'in bunu takımına iyi aşıladığının bir göstergesi gibiydi adeta. Gryffindor takımı tüm gücüyle sahada Ravenclawları yerle bir ediyordu. Ama her zamanki gibi en öne çıkan oyuncu gene James Potter'dı. Quaffle'ı hep o çalıyor, en güzel pasları o atıyor, çoğu sayıyı o yapıyordu. Seyirciler onun adına sloganlar atıyorlardı.
"Ah Tanrım, bu çocuk gerçek olamayacak kadar harika!" diye bağırıp zıplıyordu Jane Cubrick. Lily yan yan Jane'e bakıp gözlerini devirdi. Nasıl olduysa, Lily kendini tribünlerde Jane ve grubunun yanında buluvermişti. Jane James her top aldığında çığlık çığlığa ayağa kalkıyor, arkadaşlarına sürekli onun ne kadar mükemmel olduğunu anlatıp duruyordu. Tam da ihtiyacım olan şey, diye düşündü Lily gözlerini devirerek.
"Umarım yakışıklı suratını bozacak bir Bludger yemez," dedi Jane arkadaşlarına, endişeli görünerek. Sonra aklına daha kötü bir şey gelmiş gibi iyice telaşlanarak ekledi, "Ya sakatlanırsa da randevumuza gidemezseeeek?"
Randevu mu? Lily şaşırarak Jane ve arkadaşlarının konuşmasına iyice kulak kabarttı.
"Merak etme Janey," diyordu Cameron. "Hogsmaid gezisine daha bir hafta var, o zamana kadar zaten düzelir."
"Hımm, evet," diye katıldı Jane ikna olarak. "Ama gene de ona bir şey olmasın, kıyamam ben." Yüzünü köpek yavrusu gibi bir şekle sokmuştu.
"Ayyy, ne tatlıı!" dedi arkadaşları hep birlikte.
Lily duyduklarına inanamıyordu. Cubrick ve Potter resmen çıkıyorlar mıydı yani?! Lily James'in bu kadar kötü bir seçimi nasıl yaptığına inanamıyordu. Yani onun dangalağın teki olduğunu düşünürdü; ama Jane Cubrick'le çıkacak derecede olduğunu bilmiyordu cidden. Ve kendisi hala kimseyle çıkmazken Potter biriyle çıkıyordu -Potter biriyle çıkıyordu!
"Eveeet!" Amy dönmüş Lily'e sarılarak hoplayıp zıplıyordu. Lily bir anda maçta olduğunu unutmuştu; ama belli ki maç bitmişti bile. Lily sonucun yazdığı büyülü tabelaya baktı. Tabiki Gryffindor kazanmıştı, Potter kazanmıştı... Lily bu kez kazandıkları için sinirli olduğunu hissetti nedense.
