A/N: İKİ bölüm birden, oleey:P Crypta ve Tasoli'ye son reviewleri için çok teşekkürler. Ama daha fazla Review gelmesini bekliyorum, okuyan herkes bir cümlecik olsa bile bir şeyler yazarsa çooook sevinirim. Evet, bu bölümlerde olaylar hızlanıyor, hoşunuza gitmeyecek şeyler görebilirsiniz; ama ne yapabilirim ki, bunlarda hikayenin tuzu biberi:) umarım çok beğenirsiniz, iyi okumalar:)
Hogsmaid...
Lily bir haftadır kendini bir cenderenin içindeymiş gibi hissediyordu. Geçen cumartesi oynanan Quidditch maçında James'le Jane'in çıktıklarını öğrendiğinden beri adeta çökmüş bir ruh halindeydi. Artık kaçacak saklanacak yeri kalmamıştı. James'in biriyle çıkması, hatta kendisinden başka biriyle çıkmayı düşünmesi bile Lily'e çok dokunmuştu. Nedenini bilmiyordu ve artık anlamaya çalışmaktan da vazgeçmişti. Tek bildiği buna çok bozulduğuydu ve artık bunu kabul etmekten başka bir çaresi kalmamıştı. Bunu Amy'e söylediğinde Amy'nin hiç şaşırmaması Lily'i çok şaşırtmıştı.
"Çok normal," demişti Amy direkt. Lily kaşlarını çatarak Amy'e bakmıştı.
"Nesi normal?" dedi Lily anlamaya çalışarak. "Yıllardır nefret ettiğim ve bir gram umurumda olmayan insanı birden böyle takmamın nesi normal Amy, Tanrı aşkına?"
"İnsanoğlunun açgözlülüğü," dedi Amy omuz silkerek. Amy Lily'nin alnını kırıştırarak daha fazla açıklama beklediğini farkedince konuşmayı sürdürdü. "Bunun seninle ya da James'le bir ilgisi yok Lily. Her insan o kadar ilgi gördükten sonra o ilgi bıçak gibi kesilince afallar. Ve birden o hiç umursanmayan insan takıntı haline getirilir. Bu gayet normal ve genelde geçici bir şeydir." Amy 'bu kadar basit' dercesine kollarını açtı. "Tabii senin durumunda 'umursanmayan insan'ın fazlasıyla tatlı olması ve mükemmel öpüşmesi de göz önüne alındığında işler biraz daha karışıyor," diye ekledi muzip bir sırıtmayla.
Lily kaşlarını çatarak "Mükemmel öpüştüğünü nereden biliyorsun?" diye sordu.
"Öpüştükten sonra bir hafta kadar kendine gelememenden," dedi Amy, sırıtması daha da yayılarak.
"Yok öyle bir şey!" diye hemen inkar etti Lily. Ama uzun zaman önceki o hissi hatırlayınca içi kamaşmıştı tekrar. "Hem iyi öpüşüp öpüşmediğini nereden anlayabilirim ki? İlk öpüşmemdi sonuçta..." dedi Lily kendi kendine konuşur gibi.
"Gayet iyi anlarsın," dedi Amy hemen. "Bakınız, Tom Salem."
"Aaa, evet evet," dedi Lily yüzünü buruşturarak. Amy'nin ilk öpüştüğü kişiydi Tom Salem. Geçen yıl mezun olmuştu, Amy'le 5 yıl önce sadece birkaç ay çıkmışlardı ve hala Amy'e sürekli baykuşlar gönderir, onu unutamadığını ve onu özlediğini söyleyip dururdu. Ayrıldıktan sonra okuldayken de belli aralıklarla Amy'e çıkma teklif ederdi; ama Amy için o defter çoktan kapanmıştı.
Yıllar önce Amy ilk öpüşmesini heyecanla Lily'e gelip anlatmıştı; heyecan ve biraz iğrenmeyle. "Yani öpüşmek böyle bir şeyse neden herkes bu kadar seviyor?" demişti şaşkın şaşkın. "Hiçte güzel bir duygu değil; ne ayakların yerden kesilmesi, ne kalbin çıkacakmış gibi atması, ne karnında kelebekler uçuşması... Hepsi yalan!" Lily bunu duyduğunda çok üzülmüştü; çünkü o da pek çok kız gibi hep ilk öpüşmenin mükemmelliğinin hayalini kurmuştu. Amy de Tom'un kendisini bir kez daha öpmesine fırsat vermeden ondan ayrılmıştı zaten.1 yıl sonra ilk ve tek gerçek ilişkisi olan Henry Stiffler Amy'i öptüğünde ilk öpüşmesinden beklediği tüm o harika duyguları yaşayınca hem kendisi çok mutlu olmuştu, hem de Lily. Ama Lily hiçbir çıktığıyla öpüşecek kadar yakın olamamıştı, ya da kimseyle yeterince uzun süre çıkmamıştı. Zaten James Potter etrafında olduğu sürece onu öpmeye çalışan her erkeğin başına gelmeyen kalmadığı tüm okulca biliniyordu artık. Ve işte sonunda beni ilk öpen o oldu, diye düşündü Lily James'e sinirlenerek. Kendini beğenmiş domuz! Ama Lily ilk öpüşmesinde yaşamak istediği tüm o duyguları James'in dudaklarında bulmuştu. Gene de bu fikir hiç hoşuna gitmiyordu.
Amy'le konuşa konuşa Hogsmaid'e kadar geldiklerini farketti. Şimdi köyün girişinde durmuş önlerinde uzanan ve Hogwarts öğrencileriyle dolu olan caddeye baktılar. Amy yüzünü buruşturarak "Beni buraya niye zorla sürükledin anlamıyorum Lil. Artık Hogsmaid sıkmadı mı sence? Hem de o kadar ödev varken..." diye homurdandı.
Lily Amy'e dönüp gözlerini kısarak bir sır verirmişçesine sesini alçalttı. "Gizli bir görevimiz var dostum."
--
James karşısında oturan Jane'i seyrediyordu. Bir şeyler anlatıyordu; ama James pek duymuyordu. Ne kadar güzel olduğunu düşünüyordu. Ve hayat dolu. Ve seksi. Ve... ve en önemlisi kendisine harika davranan. James, Jane'in kendisinden hoşlandığını her halinden anlayabiliyordu. Jane zaten saklamaya filan çalışıyor gibi değildi. Tamamen açık oynuyordu. James'in de en çok hoşuna giden bu olmuştu. Hoşlandığı birinin kendisine bu kadar iyi davranmasına alışık değildi ne de olsa. Jane'in kendisinden hoşlandığını belli etmesi onu kolay biri gibi göstermek yerine James'in gözünde daha da değerlendirmişti. Sonra fark etti ki istese de istemese de her saniye Jane'in her şeyini Lily'le karşılaştırıyordu. Ama bu Jane'in aleyhine bir şey değildi; tam tersine James Lily'nin ne kadar imkansız bir vaka olduğunu iyice anlamıştı bu sayede. Meğer dışarıda ne kadar da harika kızlar varmış, diye düşündü. Ben Lily'le vakit kaybederken neler kaçırmışım. James bunu düşündü; ama hala bir tarafı 'Lily! Lily!' diye bağırıyordu. Zaten James'in şu son bir ayda yapmayı başardığı şey de o tarafının sesini biraz kısmaktı. Yakında sesin tamamen kapanacağını umuyordu.
Ama birden iç dünyasındaki tüm frekanslar altüst oldu.
"Ahha, burdalar," diye fısıldadı Lily Amy'e Üç Süpürgenin kapısından girer girmez. Amy etrafa bakınarak "Nerede?" diyordu.
"Herkese belli etmesen tatlım," diye Amy'nin kolunu çekiştirerek bara götürdü Lily. Madame Rosemerta'dan Kaymakbiralarını isterken Amy, James ve Jane'i yeni görebilmişti. Üç Süpürgenin en köşesindeki en kuytu masada oturuyorlardı. "Taa nereye oturmuşlar. Girdiğimiz anda nasıl da gördün hemen!" Lily güldü. "Potter radarım sağ olsun."
Lily Amy'e Üç Süpürgeye gelirken James ve Jane'in buluşacaklarını ve onları bulup randevularını lanetlemeleri gerektiğini anlatmıştı. "Hangi laneti kullanacağız ki?" diye sormuştu Amy biraz şaşkın bir halde. Lily çok gülmüştü. "Hayır, mecaz anlamda söylemiştim Amylin," demişti gülmeye devam ederek. Amy hala kafası karışık görünüyordu. "Yani Muggle'lar böyle der, bir şeyi bozmak, mahvetmek anlamında," diye açıklamayı sürdürmüştü Lily de. "Muggle'ların lanetlerden haberi var mı yani?" Amy'nin şaşkınlığı daha da artmış gibiydi. Sonunda Lily demek istediğini bir şekilde açıklayınca Amy'e de bir görev vermişti; onları bulduklarında onları gözetlemek ve neler olduğunu Lily'e aktarmak...
İşte o sırada Üç Süpürgenin barında otururken Amy bu görevini yerine getiriyordu. Gözlerini kısarak James ve Jane'e baktı -sanki öyle etrafa göz gezdiriyormuş gibi. Jane'in arkası dönüktü, ellerini kollarını sallıyordu, bir şeyler anlatıyordu belli ki. James'in ise gözleri hiç saklamaya çalışmaksızın Lily ve Amy'nin üzerine sabitlenmişti. "Bize bakıyor," dedi Amy ağzının kenarıyla Lily'e. Lily en parlak gülümsemesiyle saçlarını arkaya atarak "Amaçta oydu zaten," dedi. Amy şeytani bir ifadeyle gülümsedi, "Sen var ya sen çok tehlikelisin Lillie," dedi kaymakbirasından koca bir yudum alırken.
Nasıl olur ya? James tam her şeyi yoluna koymaya başlarken neden sürekli Lily Evans bir şekilde gelip bunu bozmak zorundaydı ki? Tam Quidditch maçından önce ortak salonda Lily'le karşılaşmasından sonra şimdi de burada karşısına çıkıvermişti. Yedinci sınıftakilerin Hogsmaid'e inmesinin sadece iki nedeni olabilirdi; ya bir ihtiyaç, ya da bir randevu. Ama Lily gelip yanında Amy'le karşısına oturup rahat rahat Kaymakbirası içtiğine göre iki seçenekte değildi. Neden her şey bana karşı? diye düşündü James. Biraz önce tamamen Jane'e yönelik olan tüm dikkati yokolup gitmişti. İçindeki o iflah olmaz seste bas bas bağırıyordu Lily'nin adını. Bir değişiklik var gibi. James istemeden Lily'i inceledi. Her zamanki güzelliğinin binle çarpılmış hali, diye düşündü, Lily'nin Amy'le gülüp konuşurken yüzünde oluşan o inanılmaz gülümsemeye kapılarak. Saçlarının ipeksi salınımı, rahat tavırları... James gene Lily'nin yörüngesine girmişti işte. Ve Lily her tarafa köredici ışıklar saçan Güneş olsaydı Jane şu anda onun ışığıyla parlayan sıradan bir yıldız bile olamazdı.
James birden hızla kafasını salladı. Bu lanet düşünceler nereden çıktı birden bire? Lanet olsun! Kurtulmalıyım bunlardan! James başını çılgınca sallayıp durdukça Jane susup şaşkınlıkla ona bakmaya başladı. "James?" dedi sonunda incecik bir sesle. James birden Jane'i hatırlayıp saçlarını karıştırarak ona baktı. "Birer kaymakbirası daha?" diye sordu sonra Jane'in önündeki boş şişeyi göstererek. Jane "Evet," dedi. James kalkıp bara doğru yürüdü. Lily'le konuşsam..?-saçmalama James!-ama Jane'le buluşmamı mahvetmesine izin vermemeliyim! Jane'i alıp başka bir yere gitsem?-onlar sonra geldi, onlar gitsin!
"2 tane daha Madame." James hemen yanıbaşındaki sandalyede oturan Lily'i görmemiş gibi davranmak için gözlerini barın duvarındaki aynanın bir köşesine sabitlemiş, sabırla bekliyordu. Ama Lily'nin kokusu buram buram burun deliklerine saldırdıkça sanki morfin verilmiş gibi uyuşuyordu; Slughorn'un İksir sınıfında arkada sürekli kaynayan 3 kazandan biri olan Amortentia'dan her seferinde aldığı tek koku... Belki de İksir'i bu yüzden bir türlü öğrenemiyorum, diye düşündü. Derste bu koku hep burnunda oldukça hiç dikkatini yaşlı Slughorn'a toplayıpta bir şeyler dinlediğini hatırlamıyordu.
"Bize de 2 tane daha," diyen Lily'nin sesini duydu James. İstemsizce dönüp bakmıştı. O sırada Amy'le gözgöze geldi. Artık konuşması gerekiyordu.
"Amy! Meraba," dedi sanki onu yeni görmüş gibi. "Evans," dedi başıyla Lily'e soğuk bir selam vererek. Gayet iyi gittiğini düşündü. Lily'le önceki konuşması -daha doğrusu konuşamaması- ile karşılaştırıldığında şimdi durumu oldukça iyi idare etmişti.
"Hangi rüzgar attı sizi buraya?" diye sordu rahat bir tavırla. Lily'le gözgöze gelmiyor, daha çok Amy'le konuşuyor gibi yapıyordu. Ama cevap Lily'den geldi. "Derslere ara verip biraz rahatlayalım dedik. Seni hangi rüzgar attı Potter?" Lily, James'e yukarıdan bakarak ve kendine aşırı güven dolu bir şekilde konuşuyordu. James sonunda gözlerini Lily'den kaçırmayı bırakıp doğrudan gözlerinin içine baktı. Evet, doğrudan Güneş'e bakmak gibi bir histi. Ama sonuçta gözleri ya kör olacak ya da buna alışmak zorunda kalacaklardı. Ve James artık alışmanın zamanının çoktan geldiğini farketti o anda.
"Jane'le geldik, Evans. Çıkıyoruz da," dedi James. Bir anda kendisini daha iyi hissettiğini fark etti. Lily saklayamadan önce yüzündeki hafif afallamayı gördü. Artık gözleri yanmıyordu.
"Ah, Jane Cubrick?" dedi Lily, sanki hiçbir fikri yokmuş gibi.
"Evet," dedi James gülümseyerek. "Çok tatlı kız, değil mi?" Cevap beklemeden dönüp barda duran Kaymakbiralarını aldı. "Neyse, Jane'i daha fazla bekletmeyeyim. Sizi gördüğüme sevindim."
Ve James Potter ilk kez Lily'e sırtını dönüp bir kere bile arkasına bakmadan başka bir kıza gitmişti.
Lily kaşlarını çatarak Amy'e döndü. "Tatlı kız mı? Aman Tanrım! Potter düşündüğümden daha da salakmış!" Amy anlayışla arkadaşının sırtını sıvazladı. "Boşver tatlım, en azından artık ondan kurtuldun," dedi Amy umutlu bir gülümsemeyle. "Kurtuldum mu?" dedi Lily, Amy inanılmaz saçma bir şey söylemiş gibi. "Bu saçma şey bir hafta bile sürmez. Ve sonra Potter gene gelip ayaklarıma kapanacak onunla çıkmam için. Tabi ki gene de hiç bir zaman onunla çıkmayacağım!" Lily burnundan sinirli bir ses çıkararak önündeki Kaymakbirasını fondipledi. Amy başını sallayarak Lily'nin James'le ilgili bu takıntısının çabuk geçmesini umdu. Çünkü James'in haline bakılırsa onun Lily'le ilgili takıntısı çoktan geçmişti.
--
Ertesi gün kahvaltıya Lily çok neşeli bir şekilde inmişti. Amy bunun 'ben iyiyim, Potter falan da umurumda değil' neşesi olduğunu anında anladı.
"Bugün ne yapalım, Amylin?" diye şakıdı Lily tabağını doldururken. İki sıra yanlarında dipdibe oturan James ve Jane'i tamamen görmezlikten geliyordu.
Amy kaşlarını kaldırarak, "Hımmm, ödev?" diye önerdi.
"Ehehe, evet pek bir seçeneğimiz yok aslında," dedi Lily hala gülümseyerek.
"Lily," dedi Amy kaşlarını kaldırarak Lily'e bakıp. "İyi misin?"
"Harikayım! Neden sordun ki?" dedi Lily hala ve hala gülümseyerek.
"Immm, ödev yapmayı bile sevinçle karşıladın da..."
"Amy Amy Amy," dedi Lily başını sallayarak. "Hayatta her zaman her şey istediğimiz gibi gitmeyebilir. Ama her şeyi istediğimiz yola sokacak gücümüz olduğu sürece bunun bir önemi yok." Parmaklarıyla sayarak örneklemeye başladı. "Mesela, ödevleri yapacak gücümüzün olması gibi, uyandığımızda mutlu hissetme gücümüzün olması gibi, Chad Murray'a çıkma teklif etme gücümüzün olması gibii-"
"Ne? Kim?" diye atıldı birden Amy.
"Ne ne?" dedi Lily birden önündeki tabakla ilgilenip bir şey olmamış gibi davranarak.
"Lily," dedi Amy, Lily'i tutup tekrar kendisine döndürerek. "Kime çıkma teklif ediyormuşuz?"
Lily gözlerini yere eğip mırıldandı; "Chad Murray, Hufflepuff Öğrenci Başkanı..."
"Hımm, peki bu fikir tam olarak hangi cehennemden çıktı Lilyciğim?"
"Yani biriyle çıkmam gerekiyor, biliyorsun," dedi Lily kısık sesle. "Potter'da biriyle çıkıyor ve ben böylece-"
"Sana gerçekten inanamıyorum!" diye araya girdi Amy. "James biriyle çıkıyor diye gidip sokaktan bulduğun bir çocuğa çıkma mı teklif edeceksin?!"
Lily sinirlenerek Amy'e baktı. "Birincisi, o sokaktan bulduğum biri değil, Hufflepuff Öğrenci Başkanı! İkincisi, Potter biriyle çıkıyor diye değil, kendim bizzat Chad'i beğendiğim için! Üçüncüsü, ne zamandır birilerine çıkma teklif etmeye karşı oldunuz, Bayan Herkese-Çıkma-Teklif-Eden?!"
"Ahhh!" Amy şoktan ağzı bir karış açık kalmış, Lily'e bakıyordu. "Bunu söylediğine inanamıyorum Lily! Ben sadece çok çok hoşlandığım kişilere cevabın evet olduğundan emin olduğumda çıkma teklif ederim. Senin gibi yıllardır umurumda değil modunda gezdiğim bir çocuğa kafayı takıp onunla kendimi yarıştırdığım için, sadece adını ve aptal bir rozete sahip olduğunu bildiğim birine asla çıkma teklif etmem!"
"Hiçbir konuda bana destek olma, tamam mı?" dedi Lily gücenmiş bir ifadeyle.
"Desteğe ihtiyacın olduğunu kabul etsen olurum Lily. "Ama sen onun düzgün bir ilişkiye girmesini kaldıramadığını kabul bile edemiyorsun!"
Lily yüzünü buruşturdu; "Ne ilişkisinden bahsediyorsun? Bir hafta bile sürmeyecek!"
