A/N: Kusura bakmayın, okuldu sınavlardı ilham gelmesini beklemekti derken çok uzun zaman oldu. Ama umarım hala beğenerek okursunuz. Elimden geldiğince hızlı yazabilmeye çalışıyorum. Yorumlarınız bekliyorum, iyi-kötü farketmez her türlü yorum çok yararlı oluyor. Okuduğunuz için teşekkürler...:)
Lily o gün James'in yanından ayrıldığından beri bir zombiden farksızdı. Ne Amy ne Chad ne de derslerde ona sorular yöneltip duran hocalar onu bu zombilikten kurtarabilmişlerdi. Herkes Lily'e bir şeyler olduğunun farkındaydı. Ama nedeni hakkında kimsenin bir fikri yoktu. Sirius ve Remus hariç...
"Offf..." Amy suratını asıp Remus'un yanındaki pufa bıraktı kendini.
"Gene mi Lily?" diye sordu Remus anlayışlı bir ifadeyle. Üzgün üzgün başını salladı Amy.
"Niye böyle davranıyor anlayamıyorum," diye yakındı Amy. "Hiçbir şey söylemiyor, hiçbir şey yapmak istemiyor. Çok aşırı mutsuz gibi de değil; ama Lily gibi hiç değil. Anlayamıyorum ya."
Remus başını salladı. Sirius'a bir bakış attı. Ortak salondaki partiden beri Amy, Remus ve Sirius'la yakınlaşmıştı. Zaten Lily artık pek fazla uyanık durmuyor, her fırsatta yatakhaneye gidip uyuyordu. Bu yüzden Amy genelde yalnız kalıyordu. James'te sürekli Jane'le vakit geçirdiği için Remus ve Sirius'ta Amy'nin onlara katılmasından mutlu olmuşlardı. Ama Lily'nin neden öyle olduğu hakkında fikir yürütebildikleri ama bu fikri Amy'le paylaşamadıkları için Lily hakkında konuşmaktan biraz rahatsız oluyorlardı.
O gün Lily'le konuşmalarından sonra James, Remus ve Sirius'a her ayrıntıyı anlatmış ve o günden sonra adeta bambaşka biri gibi olmuştu. Lily ve James'te gelişen bu ters orantılı değişimi birbirine bağlayacak bilgilere sahip olanlar da sadece Sirius ve Remus'tu. Ve bunun sonucunda Sirius Lily'nin kesinlikle artık James'e karşı bir şeyler hissettiğini savunan taraf olurken Remus, Lily'nin James'e karşı bir hissi olamayacağını, olsaydı şimdi -ikisininde sevgilisi olduğu bir zamanda- değil James'in ona yalvardığı yıllarda ortaya çıkacağını söyleyip duruyordu. "Kaçan kovalanır Aylak," diyordu Sirius'ta her seferinde bilmiş bilmiş başını sallayarak.
Diğer taraftan Sirius ve Remus artık James'i hiç göremedikleri için sadece birbirleri ve arada bir Amy'le vakit geçiriyorlardı. Peter tamamen derslere gömülmüştü, James'te Jane'e... Bu konuyu en çok kafasına takan kişi -Lily'den bile çok- Sirius'tu. Eski dostuyla gülüp eğlenip haylazlık yaptığı zamanları o kadar o kadar çok özlüyordu ki... Bir kaç kez kendince eşek şakaları planlayıp bunları James'e anlatmaya çalışmış ama her seferinde Jane'in konuşmalarını kesmeleri veya Sirius'un planında aptalca değişiklikler yapmaya çalışmalarıyla sonlanmıştı bu girişimler. Sirius'ta bir daha Jane'i lanetlememek için kendini tutamayacağından korkarak James'e de yaklaşamaz olmuştu. En çok sinirini bozan şeyde James'in bu konuda hiçbir şey yapmamasıydı. Çoğu zaman Jane'in James'e Amortentia içirdiğinden başka açıklama bulamıyordu bu duruma. Çünkü birincisi Jane uzun süre insanın sinirlerinin kaldırabileceği bir kız değildi, ikincisi Lily'den sonra Jane'in bir tür 'atlatma kızı' olacağını düşünmüştü Sirius. Ama bu 'atlatma' olayı giderek uzamaya başlamıştı ve nerdeyse bir ilişkiye dönüşmüştü artık. Sirius irkildi ilişki düşüncesiyle. En yakın dostunu bir 'ilişki'ye kaptırdığına inanamıyordu! Ama sonra farketti ki olay bir ilişki olmasından çok Jane olmasıydı. O kızla ilgili her şey Sirius'un sinirine dokunuyordu. Şimdi bu hali görünce James'in Lily'le çıkması ya da en azından peşinden koşması gayet iyi görünüyordu Sirius'un gözüne.
Kendisi bu düşüncelere dalmışken Remus ve Amy de derin bir sohbete dalmışlardı. Sirius tam onlara katılacakken James'in onlara doğru geldiğini gördü, ve tabi Jane'in de...
"Ne yapıyorsunuz bakalım yavrucuklar?" diye şakıdı Jane. Sirius cevap vermek yerine gözlerini devirdi. James Sirius'un yanına otururken Jane'de hemen onun kucağına tünedi. Binlerce yer varken niye her saniye Çatalak'ın içine düşmek zorunda ki? diye düşündü Sirius gözlerini devirerek.
"Naber abi, nasıl gidiyor?" dedi James muhabbet etme çabasıyla.
"İyidir," dedi Sirius. Jane varken edecekleri hiç bir muhabbetin üç dakikadan fazla süremeyeceğini öğrenmişti çoktan. Ki düşündüğünden de kısa sürede atıldı Jane.
"Siriiius, senle konuşacaklarım vaar," dedi cıvıltılı bi sesle.
"Neymiş Jane?" dedi Sirius sıkkın sıkkın.
Jane'se James'e dönüp "Söyleyeyim mi aşkıım?" diye kikirdedi. James gülüp omuz silkerek "Ben bilmem yavrum," dedi. Jane düşünceli bi ifade takınarak ama başaramayarak duraksadı.
Sirius Jane'in James'le ayrıldıkları konusu dışında konuşabilecekleri hiçbir potansiyel konuyla ilgilenmiyordu. James'le ayrılacak olsa da böyle kucağında olamayacağına göre bu güzel olasılıkta anında kendini imha etmişti zaten. O yüzden Jane'in kendi çapında yaşadığı saçma ikilemlerle ilgilenme gereği bile duymadı. Ama belli ki Jane'in ikilemleri de sona ermişti zaten.
"Ayy, dayanamayacağım galiba," dedi heyecanla. "Söyle bakalım benim minik Cammie'me ne yaptın sen böyle? Hııı? Seni yere bakan yürek yakaan!"
Evet, insan Jane'le biraz zaman geçirdikten sonra kimin 'minik Cammie', kimin 'tavşan Jamie', kimin 'Tineey-weeney' olduğunu çözüyordu. Jane bir ara iyice ileri gidip Sirius'a Sirie, Remus'a da Remmy diye hitap etmeye kalkışmıştı ama neyse ki biraz sert çıkışmalar sonucu bu faciadan kurtarabilmişlerdi kendilerini. Maalesef Peter'ın onlar kadar sözü geçmediği için -ya da belki hoşuna bile gidiyor olabilirdi- hala Jane'le her karşılaştıklarında Petibör olarak çağırılmaktan kurtulamamıştı.
"Ne yapmışın Cameron'a?" diye sordu Sirius Jane'in heyecanını yok sayarak.
"Sen daha iyi bilirsin," dedi Jane muzip muzip. "Senin adın her geçtiğinde hulyalı hulyalı bakıyor, sen yanımıza gelince heyecanlanıyor, sana vuruldu resmen Siriuus!"
Sirius hiç şaşırmış görünmüyordu. "Eee?"
"Eesi ne zaman çıkma teklif etceksin diyoruuum??"
Sirius kaşını kaldırarak Jane'e baktı. "Iımm, öyle bir niyetim yok açıkcası Jane," dedi ciddi bir şekilde.
Jane şok olmuş gibi ağzını açtı. sonra Sirius'un koluna küçük kız yumruklarından indirerek "Kıza boşa mı umut verdin yani?!" diye çıkıştı.
Sirius Jane'in yaşadığı gel-gitlerden hiç etkilenmiş görünmüyordu. "Ben umut filan vermedim ki, Cameron'la çıkacak olsaydım çoktaan teklif ederdim zaten. Ama benim tipim değil. Bir de senin arkadaşın, böyle bir 'dörtlü takılalım, mükemmel çiftler olalım' çabası olur. Sonra James sana güzel bir şey söyler Cameron 'hani bana hani bana' der. Hiç o işlere girmeye gerek yok kısacası."
Jane bu sefer daha da sinirlenmişti. "Ah! Sirius inanmıyorum sana ya, ne kadar kötüsün! Kızı kendine aşık ediyorsun sonra böyle yapıyorsuun!"
"Ben aşık etmedim ki!" dedi Sirius omuz silkerek.
"Nasıl aşık oldu peki?!" diye kızdı Jane.
"Hımm" diye düşünür gibi yaptı Sirius önce. Sonra alaycı bir bakışla "Beni hiç gördün mü Jane?" dedi kendini beğenmiş bir şekilde.
Bunun üzerine James gülerken Sirius'la çaktılar. Jane bu sefer de James'e dönüp çıkışmaya başladı. "Arkadaşın burda benle alay ediyor sen de onu mu destekliyorsun James?! Aferin sana, aferin!" James'in kucağından kalkıp hızla uzaklaştı. Bir anda Sirius oturduğu yerde ne olduğunu anlamadan bakakaldı.
"Bu neydi böyle?" dedi kaşlarını çatarak.
James omuz silkti. "Son zamanlarda her şeye tavır yapmaya başladı abi, ben de anlamıyorum valla."
"Eee, tavır yapıyor, sonra ne oluyor?" dedi Sirius kaşlarını daha da çatarak.
"Kendi kendine pişman olup geri geliyor," dedi James gülerek. Sirius da güldü.
"Neyse bu sayede en azından iki dakika düzgünce konuşabilecek fırsat bulduk Çatalak."
"Haklısın abi, kusura bakma son zamanlarda iyice uzak kalmaya başladık," dedi James utanarak. Belli ki o da bir şeylerin değiştiğinin farkındaydı ve kendisini suçluyordu.
Sirius James'i böyle görünce hazır konu açılmışken bir çözüme ulaşmayı düşündü.
"Evet," dedi. "Ama neden böyle oldu pek anlayamadım."
"Yani ben sürekli Jane'leyim; ama görüyorsun bırakmıyor bir türlü. Daha doğrusu canı isteyince gidiyor, canı isteyince geliyor. Yanındayken de doğru düzgün iki muhabbet edemiyoruz."
Sirius bunları duyunca rahatlamış gibiydi. "En azından bunların farkında olmana sevindim Çatalak."
"Tabii ki farkındayım abi, eski zamanları özlüyorum hep."
"E, o zaman niye Jane'e izin veriyorsun?" diye sordu Sirius, asıl merak ettiği soru buydu en baştan beri. "Yoksa seviyor filan mısın?"
James biraz duraksadı. "Ya Pati, bilmiyorum. En başta bayağı hoşlanıyordum; ama son zamanlarda iyice uzaklaştım."
"Madem öyle, salla gitsin abi. Ayrılsana," dedi Sirius. James ve Jane'in ayrılması düşüncesiyle içi sevinçle doldu.
James gene duraksadı. "İşte o kadar kolay değil abi," dedi rahatsız rahatsız.
"Niyeymiş?" Sirius, James'in Jane'den ayrılamamasını gerektircek ne yapmış olabileceğini düşündü.
"Ya pek çok nedeni var," dedi James. "Bir kere o bana beni sevdiğini söyledi ve ben ona söylemeyince ağlamaya başladı, ben de sonunda sevdiğimi söylemek zorunda kaldım ve bu seferde inanmadı ve daha çok ağladı ve bende kanıtlamak için daha çok kez sevdiğimi söyledim ve sonuçta inandı ama şimdi de sürekli tavırlar yapmaya, bir havalara girmeye başladı."
"Of of! Abi bu ne ya? En başta niye sevdiğini söyledin ki zaten?"
"Ya bu olay olduğunda o kadar soğumamıştım, sevebilecek gibiydim. Bir de o ağlaması yok mu, duysan boğazlıyorlar sanırsın. İçim parçalandı, ben de söylemek zorunda kaldım. Ama bu havaları, tavırları filan tamamen soğutuyor," dedi James umutsuzca.
"Yani Çatalak, şimdi yanlış anlama ama bence soğumakta geç bile kaldın," dedi Sirius bilmiş bilmiş.
"Abi öyle deme ya," dedi James. "Gene de bir şeyleri hoşuma gitmişti, sadece artık onlar azalıp kötülükler artıyor. Ama ben ayrılmak istemiyorum, düzeltmek istiyorum Pati. Ne yapmalıyım?"
Sirius afallayarak kaldı. "Yani ben daha çok ayrılma konusunda uzmanım, düzeltmek de neymiş? İçindeki heyecan bitince biter abi, ben bunu bilirim valla."
"O kadar kolay değil işte."
"Niye kolay olmasın ya? Sen daha piyasaya yeni açılmışken hemen gene bağladın kendini, biraz özgürlüğün tadını çıkar Çatalak."
"İyi ama Pati, ya şimdi Jane'den ayrılırsam tekrar Lily'i istemeye başlarsam. O zaman ne yaparım? Jane bana Lily'i unutturdu en azından."
Sirius burnundan inanmazlık dolu bir ses çıkardı. "Tabii," diye mırıldandı.
"Abi işte görüyorsun unuttuğumu, neye inanmıyorsun?" dedi James şaşırarak.
Sirius, kimse duymasın diye James'e iyice yaklaşarak konuşmaya başladı. "Birincisi, Lily'i gerçekten unutmuş olsan ayrılınca Lily'e dönme korkun olmazdı. İkincisi, Lily'i unuttuğunu sanmanın nedeni Jane değil Lily'e karşı gelebileceğini farketmen. Üçüncüsü şu an sen Lily'i istesen onunda artık seni isteyeceğinden hiç kuşkum yok zaten."
James son cümle karşısında gözlerini iyice açarak Sirius'a baktı. "N-nası? Ne diyorsun oğlum?"
Sirius bir-bildiğim-varki-konuşuyorum ifadesiyle baş sallıyordu James'e. James'in merakıyla eğlenmeyi sürdürmek için bir süre konuşacak gibi yaptı ama konuşmadı. Sonunda yeterince eğlendiğine karar verince Lily'nin James'le yaptığı konuşmadan beri moralinin çok kötü olduğunu anlattı.
"Eee, ne var ki bunda?" dedi James hayal kırıklığıyla. "Lily'nin bir süredir garip olduğunu ben de biliyordum; ama böyle olması benimle ilgili anlamına gelmez."
"Oğlum, biraz dikkat etsene!" diye cık-cıkladı Sirius. "Tam o gün sen onu bozdun ve o günden beri bozuk kaldı. Sence bu bir tesadüf mü? Ayrıca o gün yanımıza geldiğinde ne kadar utanıyordu, gerilmişti. Farketmedin mi?"
James iç çekti. "Hiçte gergin filan değildi; ayrıca kızın sevgilisi var ya! Oturup benim ona söylediğim iki kelimeyi mi takacak? Takacak olan insanın sevgilisi mi olur, Allah aşkına?"
"Sen onun söylediği her kelimeyi takıyorsun, senin de sevgilin var. Naber?"
"Artık takmıyorum!" diye karşı çıktı hemen James.
"Hıı, evet, tabii." dedi Sirius dalga geçerek.
"Ya Patiii! Çıldırtma beni," diye çıkıştı James. "Yardım almaya geldik, iyice aklımı karıştırdı adam resmen!" diye söylendi kendi kendine.
---
Lily Biçim Değiştirme dersinden sonra parşömenlerini çantasına sokuştururken Profesör McGonagall'ın sesiyle irkildi. "Miss Evans, Mr. Potter, çıkmadan önce yanıma uğrayın lütfen."
Lily kaşlarını kaldırdı şaşkınlıkla. Niye Potter'la kendisini çağırdığına mantıklı sebebi bulması normalden bir kaç saniye fazla sürmüştü konu o olunca. Lily çantasını omzuna atıp Profesör McGonagall'ın masasına yaklaşırken Potter da yanında bitiverdi.
McGonagall'ın yüz ifadesi hiç hoş bir haber verecek gibi değildi. "Miss Evans, Mr. Potter Gryffindor'un Öğrenci Başkanları olarak sizden bana karşı tamamen dürüst olmanızı bekliyorum," diye konuşmaya başladı. Lanet olsun, diye düşündü Lily ve James aynı anda. Böyle başlayan bir konuşmadan asla hayır gelmezdi.
"Duyduğuma göre bir hafta önce Gryffindor ortak salonunda bir parti düzenlemişsiniz," dedi McGonagall sakin bir ifadeyle. "Bu parti tamamen gereksiz sebeplerle yapıldığı gibi okula sokulmaması gereken türde içecekler de barındırıyormuş. Ve işin en komik yanı bu haberi Slytherin Bina Başkanı Profesör Slughorn'dan almam. Ona da kendi öğrencileri söylemiş. Ve onlara da kim söylemiş biliyor musunuz? Hufflepuff'tan bir kaç öğrenci, o gece Gryffindor binasının ortak salonunda düzenlendiği söylenen bu parti de yer almış Hufflepuff'tan bir kaç öğrenci."
Lily başından aşağı kaynar sular döküldüğünü hissetti. Hani hiç bir şey olmayacaktı, hani gayet zararsızca eğlenmişlerdi? Nası bütün bunlar McGonagall'ın kulağına gidebilirdi ki?
"Evet," dedi McGonagall beş saniyeliğine verdiği bilgilerin sindirilmesi için tanıdığı zamandan sonra. "Bu noktada 'Profesör, neden bahsediyorsunuz? Nasıl böyle bir şey söylenebilir Gryffindor hakkında? Tamamen yalan!" şeklinde nidalar atıyor olmanız gerekirken böyle süt dökmüş kedi gibi karşımda durduğunuza göre-"
"Profesör, neden bahsediyorsunuz? Nasıl böyle bir şey söylenebilir Gryffindor hakkında? Tamamen yalan!" diye bağırdı James bir anda son bir gayretle.
Lily, James'in bu şapşalca davranışının McGonagall'ı daha da sinirlendirmekten başka bir işe yaramayacağının bilincinde olmasına rağmen gene de tatlı bir hareket olduğunu düşünmeden edemedi. Sonra da saçmalama, Potter bu tatlı filan olamaz! diye hatırlattı kendine, son zamanlarda hep yaptığı gibi.
Ama McGonagall onun pek düşünmesine izin vermeden tekrar konuşmaya başladı. "Komik olduğunuzu mu sanıyorsunuz Mr. Potter?" diye sordu kaşlarını kaldırarak. "Konunun ciddiyetinin farkında değilsiniz sanırım. Bir binanın ortak salonuna başka binadan öğrencilerin alınması kurallarda açıkça yasaklandığı halde bunun böyle lakaytça yapılmış olması ve siz Öğrenci Başkanlarından gizli olmasını bırakın, sizin desteğiyle yapılmış olması ne kadar büyük bir sorun, bilmem fakında mısınız?"
McGonagall her şey hakkında bu kadar ayrıntılı bilgiyi nasıl almış ki? diye düşündü Lily şaşırarak.
"Hufflepuff'tan kuralı ihlal eden öğrencilerin de tespit edildiğini ve cezalandırılacaklarını size bildirmek istiyorum. Ve bu kişilerden birinin de Öğrenci Başkanı olması Profesör Dumbledore'u yaptığı seçimlerin doğruluğu konusunda kuşkuya düşürdü." Derin bir nefes alıp tekrar devam etmeden önce biraz durakladı Profesör McGonagall. "Potter," dedi sonra James'e dönerek. "Daha önce de her türlü kuralı ihlal etmenden yola çıkarak bu tür bir davranışı senden hiç beklemiyordum diyemem. Ancak Profesör Dumbledore Öğrenci Başkanı sıfatıyla ve bugüne kadar kurallara tamamen bağlı kalmış olan, örnek bir öğrenci niteliğinde olan Miss Evans'la zaman geçirdikçe bu yıl farklılaşacağını ummuştu. Sene başından beri de gayet iyi gidiyordun. Ancak anlışılan o ki Miss Evans'a benzemek yerine sen onu kendine benzetmişsin." Tekrar duraksayıp Lily'e döndü. "Miss Evans bunu sizden hiç beklemezdim. Hufflepufflardan Chad Murray'nin de sizinle özel bir arkadaşlığı olduğunu öğrendikten sonra onları ortak salona alan kişinin siz olduğu da ortaya çıkmış oldu." Lily bu noktada artık saçlarıyla bir bütün oluşturuyordu kırmızılık konusunda. Nasıl olupta bütün bunları öğrenmişti McGonagall. Nasıl? Nasıl?! Lily bir daha onun yüzüne nası bakacaktı. Belki de okuldan bile atılabilirdi. Ama Potter'ın bunca yıldır yaptığı binlerce olaydan sonra hala orda duruyor olmasına dayanarak bu ihtimalin zayıf olduğunu düşündü. Ama Öğrenci Başkanlığı görevi kesinlikle alınacaktı. Ve belkide yıl sonuna kadar her gece cezaya kalacaktı. Lily bu olanlara inanmıyordu.
"Hayır, Profesör. Evans'ın hiçbir suçu yok!" diye atıldı James. "Hufflepuffları ben içeri aldım, partiyi de yapan bendim. Evans'tan sadece bunlara göz yummasını istemiştim-" James o sırada McGonagall'ın yüzündeki sorgulayıcı ve inanmaz ifadeyi görünce yalanını güçlendirmesi gerektiğini anlayarak sesini daha da yükseltti, "Aslına bakarsanız Evans'ı tehdit ettim! Lanelemekle tehdit ettim, eğer göz yummassa en kötü lanetleri üstünde deneyeceğimi söyledim Profesör!" diye bitirdi James coşkulu bir sesle.
Lily oldukça şaşırmıştı. Potter neden böyle bir şey yapmıştı ki? Aslında parti fikrinin onun aptal sevgilisinden çıktığı doğruydu. Aslında Lily gaza geldiği için bunlar olmuştu sadece. İstese engelleyebilirdi bunu, kesinlikle Potter'ın suçu yoktu. Ama genede Potter'ın onun suçunu böylece üstlenmesi çok centilmence bir hareketti.
"Boşa uğraşma Potter, her şeyi biliyorum ben," dedi Profesör. "Arkadaşının suçunu almaya çalışman ne kadar da nazikçe; ama ikiniz de aynı oranda cezalandırılacaksınız. Aslında Miss Evans'ın başka binadan öğrencileri alması yüzünden daha kötü şekilde cezalandırılması gerekiyor; ama onunda ilk ceza deneyimi olduğu için biraz hafifletmeyi uygun buldum."
"Sağ olun efendim," dedi Lily başını önüne eğerek.
"Hayır, hayır!" diye atıldı James tekrar. "Asıl şimdi o benim suçumu üstleniyor, efendim! Gerçekten tüm suç benim, Evans'ı cezalandırmayın lütfen. Hem o alışık değil böyle şeylere."
"Onu yaparken düşünecekti Mr. Potter," dedi McGonagall sert bir tonla. "Şimdi bu mevzuyu daha fazla uzatmayın lütfen. Öncelikle Gryffindor'dan 300 puan düşürüyorum. Tüm Gryffindor'un suçu var çünkü bu olayda. Son yılınızda Bina kupasını alma hayaline de veda edebilirsiniz böylece."
Lily'den de James'ten de ses çıkmadı. Ama aşağıda büyük salonda öğle yemeği yiyen kalabalığın bina puan durumunundaki büyük değişiklik olduğu anda hep birden çıkardıkları uğultu onlara kadar ulaşmıştı.
"Şimdi asıl meseleye gelelim," diye devam etti McGonagall. "Ben kesinlikle rozetlerinizi alıp yerinize öğrencilere iyi yönde başkanlık edebilecek gerçek Öğrenci Başkanları seçmekten yanaydım; ancak Profesör Dumbladore sizi sorumluluklardan kurtararak değil daha da çok sorumluluk yükleyerek cezalandırmamız gerektiğini savunduğu için rozetleriniz kalıyor. Ancak artık çok sıkı şartlarda ve denetim altında görevinize devam edeceksiniz." Gene biraz duraksayarak bu bilgileri sindirmelerini bekledi.
Lily tekrar şaşkınlıkla kalakaldı. Öğrenci Başkanı olmaya devam etmelerine inanamıyordu; ama McGonagall'ın sözleri yeteri kadar canını acıtmıştı zaten.
"Ve tabii birde iki ay boyunca her haftasonu cezada olacaksınız. Ne Hogsmaide gezisi ne ödev ne de Quidditch için vaktiniz olmayacak haftasonları."
"Ama Profesör-" diye atıldı James hemen Quidditch kelimesini duyduğu anda yerinden sıçrayarak.
"Aması maması yok Potter dediğimi duydun."
"Ama maç var. İki hafta sonra ve ben kaptanım!" James şok içindeydi.
"Evet, zaten cezanın özünde de bu yatıyor Potter. Bir şeyleriniz eksik kalacak ki cezanın anlamı olsun."
"Profesör siz de Gryffindorlusunuz. Lütfen sadece maç günü maç saati izin verin. Son yılım, Bina kupasını alamayacağız, bari Quidditch kupasını alalım. Lütfen, Profesör!"
McGonagall James'in yakarışları karşısında sadece başını iki yana sallıyordu. Lily bunu gerçekten berbat bir ceza olduğunu düşündü. Potter'ı Quidditch maçından alıkoymanın kimse için bir yararı yoktu ki. Hem Potter biraz önce onu savunduğu için kendisinin de Potter'a yardım etmesi gerektiğini hissetti.
"Efendim, ama Quidditch kupası sizin içinde önemli." diye lafa başladı. "Biliyorsunuz, bu yıl da Gryffindor alırsa 5 sene art arda ilk kez Quidditch kupası almış bir bina olacak tarihte ilk kez."
"Miss Evans, görüyorum ki Mr. Potter'la aranızda bir tür ittifak kurmuşsunuz." dedi McGonagall demek-öyle dercesine başını sallayarak.
"H-hayır, sadece Gryffindor için ben şey etmiştim-"
"James Potter'dan önce de Gryffindor vardı Miss Evans. O bir maça çıkmayacak diye kupayı kaybedecek değiliz."
James kırgın kırgın iç geçirdi. Hiç sansı olmadığını anlamıştı. Ama Lily'nin ona yardımcı olmaya çalışması çok şaşırtmıştı James'i.
İkisinden de ses çıkmayınca Profesör McGonagall "Şimdi gidebilirsiniz. Cezanızın nerede olacağını daha sonra bildireceğim."
Lily ve James kös kös sınıftan çıktılar. Bu olanlar gerçekten çok garipti. Tüm olayın ortaya çıkışı, McGonagall'ın onları köşeye sıkıştırışı, bina kupasını kaybetmeleri -büyük ihtimalle Quidditch kupasını da kaybetmeleri...
James de Lily de biraz önce olanları değerlendirmek için çıldırıyor; ama ikiside hakim olan rahatsız sessizliği bozamıyordu. Ne de olsa aralarında bir konu hakkında böyle iki normal insan gibi konuşma kavramı hiç olmamıştı. Sonunda Lily en azından James'in suçu üstüne alma çabasına teşekkür etmesi gerektiğini düşündü. Zaten artık düşman değillerdi, aslında galiba artık hiçbir şey değillerdi...
"Suçumu üstlenmeye çalıştığın için sağ ol Potter," dedi beklediğinden çılız çıkan bir sesle.
James Lily'e bakıp gülümseyerek "Önemli değil," dedi. Birkaç saniye susunca tekrar sessizliğe gömülmekten korkup konuşmaya devam etti. "Sen ceza almaya alışık değilsin diye. Benim için farketmez zaten. Hem cidden benim yüzümdendi. Yani benim sevgilim yüzünden olduğu için."
"Yoo, tam tersine. Asıl kızdıkları şey Chad'lerin gelmesiydi. Yani benim sevgilim yüzünden aslında."
"Ama bu planı benim sevgilim ortaya atmamış olsaydı öyle bir durum da hiç olmayacaktı." dedi James.
"Aa olur mu, birinci ayınızdı. Nasıl kutlamadan geçerdik?" Lily gene dayanamayıp dalga geçmişti. Ama James'in Jane'den 'benim sevgilim, benim sevgilim' diye bahsetmesine aşırı gıcık olmuştu.
James kaşlarını kaldırarak Lily'e baktı. "Sizinde birinci ayınızmış, Jane birlikte kutlamak istediğinizi söylemişti."
"Hadi ya, öyle miymiş. Senin sevgilin benim sevgilimin aklına böyle bir şey sokmasaydı kutlamak gibi bir niyetim filan yoktu." dedi Lily ezici bir tavırla. Sonra sesini alçaltıp kendi kendine mırıldanarak "Görmemiş gibi..." diye ekledi.
James kaşlarını çatarak "Duydum Evans!" diye atıldı.
"Duyarsan duy ne yapayım?" diye çıkıştı Lily. "Haksız da değilim zaten. Ne o milletin gözüne sokar gibi birinci ay kutlaması? Ancak yapmacık bir şey bu kadar abartılır. Senin Cubrick'le 'ilişkin' gibi!"
"Sana ne ki benim Jane'le ilişkimden, ha? Sen kendine bak! Biz Jane'le çıktığımızın ertesi günü çıkmaya başlamanız bir tesadüf mü? Yoksa benle yarışa girdiğinin bir kanıtı mı Evans?"
"Kesinlikle tesadüf değil Potter," dedi Lily başını sallayarak. "Senin kötü şansın üstümden kalkıp başkalarına musallat olduğun anda şansımın açıldığının kanıtı sadece. Chad gibi harika birini buldum. Aslında Cubrick ve senle ilgili de aynı şeyi söyleyebilirim Potter; çünkü ikiniz birbirinizi bulduğunuz için diğer insanları rahatsız edecek kişi sayısında azalma oldu en azından!"
James sinirden kıpkırmızı olmuş kaşlarını çatmıştı. Tam ağzını açıp cevap verecekti ki Lily onu susturdu. "Nefesini boşa tüketme Potter; çünkü senin boş laflarınla vakit kaybedemeyeceğim daha fazla."
Lily Büyük Salona inen merdivenlerden hızla inip James'ten uzaklaşırken James sadece Lily'e hangi lanetin en çok yakışacağını düşünüyordu sinirle.
