"Çocuklar, eldivenlerinizi sakın çıkarmayın," diye tekrar etti Hagrid. Ormanın içinde yüz metre kadar yürümüşlerdi. Ağaçlar biraz sıklaşmıştı; ama Lily'nin korktuğu gibi gökyüzünü kapatacak kadar da değildi. Gene de pek aydınlık olduğu söylenemezdi. Hagrid iki tane lamba getirmişti yanında. Lily ve James'e verdi. "Bunlar daha iyi görebilmeniz için," diye açıkladı. "Yamalakları bulmak pek kolay bir iş değildir haa," dedi Hagrid parmağını sallayarak. "Ona göre çok dikkatli olun. Eğer görmeyip üzerine basarsanız ondan hayır gelmez artık."

James ofladı 'sanki-çok-önemli' dercesine. "Ya Hagrid, sen bir yolunu bul da şu aptal cezadan kurtar bizi," dedi umutla Hagrid'e bakarak.

Hagrid güldü. "Valla bundan kurtaracak bir yol yok James. Profesör McGonagall çok acımasız bir ceza ayarlamış size. Aman, havada bir soğuk ki," dedi koca kürküne sarınarak. "Bu soğukta canınız çıkar vallahi." Üzgün üzgün Lily ve James'e baktı. Onlar da pelerinlerine sarınmış acıklı acıklı duruyorlardı Hagrid'in karşısında. "Bakın, ceza için bir şey yapamam ama benim koca bir kürküm daha vardıydı. Onu getireyim size de soğuktan korur en azından," dedi gözlerini aça aça. James hemen atıldı. "Evet, Hagrid. Mükemmel olur ya!"

"Tamam," dedi Hagrid sevinçle. "Siz burada kalın. Hatta hemen işinize başlayın. Ne kadar çok toplarsanız o kadar iyi! Ben şimdi geliyorum," diye ekledikten sonra koca gövdesinden beklenmeyecek bir hızla ağaçların arasından kayboldu gitti.

Lily ve James orada garip bir atmosfer içinde kalakalmışlardı. Buz gibi bir cumartesi sabahı saat 7'ye gelirken Yasak Orman'ın içinde bir yerde ellerinde ejderha derisi koca eldivenlerle yamalak toplamakla görevli iki kişi... Oldukça garip bir manzara olduğu kesindi. Özellikle bu iki kişinin arasındaki ilişkinin garipliği de göz önünde bulundurulursa...

İlk konuşan ben olmayacağım, diye düşündü Lily inatçılığını takınarak. Ama James de konuşmaya niyetli gözükmüyordu. Sessizlik içinde orada ne kadar dikildiklerini bilmiyordu Lily; ama James'in konuşmamasına gıcık olmuştu. Daha dün 'ateşkes yapalım' diye tutturan o değil miydi? Neyse ki Lily daha fazla düşünüp çıldırmadan Hagrid göründü. Omzuna atmıştı kürkü.

"Alın bakalım," dedi muzaffer bir ifadeyle. Ama omzundan indirdiği kürkün bir tane olmasının sorun olacağını o anda anladı ve yüzü soldu. "Imm, şimdi bunu sırtınıza birlikte örtmek gerekecek," dedi Hagrid sonunda zor bir problemi çözmüş gibi. Lily ve James'in bir şey demesine fırsat vermeden koca elleriyle ikisini birbirine itip kürkü omuzlarına astı. Ancak Lily ve James omuzları birbirine değdiği anda alev almış gibi anında uzaklaştılar. "Ben üşümüyorum, o örtsün," dedi James hemen. Ama Lily de atıldı, "Hayır hayır, o örtsün."

Hagrid kafası karışmış gibi bakıyordu ikisine de. "E, madem üşümüyordunuz, ne diye getirttiniz ki?" dedi hafif sitem dolu bir sesle.

James hemen kontrolü ele aldı. "Evans üşür. O kız. Onun için demiştim ben."

Lily tam karşılığında bir şey söylemek için ağzını açmıştı ki James devam etti. "Neyse gerisini biz hallederiz." Gidip yere düşmüş olan kürkü aldı. Hagrid hala kafası karışmış gibi bir James'e bir Lily'e bakıyordu. "Siz de bir gariplik var ama neyse," diye mırıldandı. "Öğlen olunca gelip sizi alırım. Fazla uzaklaşmayın ha," diye tembihledikten sonra dönüp gitti.

Hagrid gidince James Lily'e döndü. Kürkü uzatıp "Al," dedi. Lily James'e baktı. James'te bir gariplik olduğu kesindi. Daha dün gene eskisi gibi Lily'le ilgilenmeye başlamışken şimdi gene onu öptüğü geceden sonra olduğu gibi Lily'den uzak durmaya çalışır gibi bir hali vardı. İyi o zaman, üşüsün bakalım, diye düşündü ve hiçbir şey demeden James'in elinden kürkü alıp sırtına örttü. Sonra bir ağaç köküne oturup lambayı yanına koydu ve toprağı incelemeye başladı. James'se hiçbir görevi yokmuş gibi sıkı sıkı pelerinine sarınmış geziniyordu durdukları yerde. Aslında o da Lily'i düşünüyordu. Bugünün bambaşka olacağını hayal etmişti. Özellikle dünkü İksir dersinden sonra Lily'le bugün aralarının eskisine göre çok daha iyi olacağını düşünerek sevinmişti. Ama gece Jane'le olanlar aklından çıkmıyordu; bu yüzden James artık Lily'e yaklaşamazdı, yaklaşmamalıydı...

(flashback)

James İksir dersinden çıktıktan sonra keyfi oldukça yerindeydi. Sirius'la şakalaşıyor hatta yılın ilk büyük eşek şakasını planlama zamanının geldiğinden bahsediyorlardı.

"Abi, bu yıl çok kötü başladık. Bak kaç ay oldu, hala bizden tık yok. İnsanlar formdan düştüğümüzü sanacak!" diye yakınıyordu Sirius.

"Haklısın Pati," dedi James başını sallayarak. "Hemen bir plan bulup en kısa zamanda gerçekleştirmeliyiz. Cadılar Bayramını bile kaçırdık!"

Sirius 'çok şükür' dercesine ellerini açtı. "Evet abi, evet! İşte sendeki o ruh kaybolduğu için bu hale geldik zaten," diye sitem etti James'e. "Ama önümüzdeki hafta sonu için büyük bir planım var Çatal," dedi sesini alçaltıp göz kırparak.

James Sirius'un bu heyecanını paylaşamadı. "Abi benim cezam var hafta sonları biliyorsun, hem zaten haftaya Quidditch maçı da var. Offf," diye iç geçirdi James.

Ama Sirius heyecanından hiçbir şey kaybetmemişti. "Biliyorum Çatalak, biliyorum," dedi yerinde duramayarak. "Herkes maçta olacak zaten, işin güzelliği bu. Ve sen de cezada olacaksın. Yani herkes öyle sanacak!" James Sirius'un gözlerindeki parıltıları görebiliyordu. James'in de yüzü güldü. "Anlaşıldı Pati," dedi sevinçle.

Sirius durakladı. "Yalnız küçük bir pürüz var." James'in de o anda aklına gelmişti zaten 'pürüz'. "Lily Evans..." diye fısıldaştılar aynı anda.

"Ne yapıyorsunuz öyle?" dedi Remus yanlarına gelerek. Sirius suçüstü yakalanmış gibi telaşlanıp "Yok bir şey!" diye atıldı. James Sirius'un neden bu meseleyi Remus'tan saklamaya çalıştığına anlam veremese de sesini çıkarmadı.

"Bir şeyler mi planlıyorsunuz?" diye sordu Remus tek kaşını kaldırarak. James Sirius'un tepkisini bekleyerek ona baktı. Sirius "Yoo," diye yalan söyleyiverdi Remus'a. James şaşırarak Sirius'a bakarken Jane'in sesiyle durum araya kaynadı.

"Jamess," diye sesleniyordu Jane yanlarına gelirken. James bir şeylerin ters gittiğini o anda anlamalıydı -Jane ona taktığı isimlerden biriyle değil de kendi ismiyle seslendiği için. Ama James'in kafası o anda bunu fark edemeyecek kadar dolu olduğu için sadece dönüp Jane'e gülümsemekle yetindi.

Sonra Sirius ve Remus'la Quidditch muhabbeti yapmaya başladı diğer derse gidene kadar. James, Sirius ve Remus'un dersi Aritmansi'ydi. Jane'in ise Kehanet. Merdivenlerde Jane kuzey kulesine gitmek için James, Sirius ve Remus'un yanlarından ayrılırken gene James'e her zaman gösterdiği o sevgi gösterilerini yapmadan sessizce gitmişti -ve James gene bir şeylerin ters gittiğini fark etmemişti. Öğle yemeğinde de Jane hiç olmadığı kadar sessizdi. Ama James Quidditch takımını yemekte bir araya getirmiş, sonraki cumartesi günkü maçla ilgili taktikler yağdırıyordu. James o maçta oynayamayacağı için acilen hiç çalıştırılmayan yedek kovalayıcı çalıştırılmaya başlanmış, James neredeyse her akşam antrenman yaparak kendi yokluğuna rağmen Gryffindor'un kazanmasını sağlamaya çalışıyordu. Tüm bunlarla meşgul olduğu ve zaten son zamanlarda Jane'den uzaklaştığı için Jane'le hiç vakit geçiremediğinin farkına bile varmıyordu. Öğlenden sonra da gün bu şekilde yan yana ama neredeyse hiç konuşmadan geçmişti James ve Jane için ve buna rağmen James hiçbir şeyin farkına varmamıştı bile. Akşam da yemekten sonra Jane'in yanağına bir öpücük kondurup antrenmana gitmiş, Jane'in hiç ses çıkarmadan durduğunu hala fark etmemişti.

Gece yarısına doğru James ancak antrenmandan dönebilmişti. Bu yüzden Jane'i ortak salonda tek başına kendisini beklerken bulunca şaşırmıştı.

"Jane, neden hala yatmadın?" dedi yanına gidip. Jane şöminenin karşısında alevlere bakarak oturuyordu. James yanına gittiğinde başını bile kaldırmamıştı. James Jane'in duruşuna anlam veremeyerek yanına oturup koluna dokundu. O anda Jane'in gözünden yaşlar süzülmeye başladığında ancak o zaman James bir şeylerin ters gittiğini fark edebilmişti. Karşısında ağlayan bir kadın gören her erkek gibi James de Jane'in ağladığını görünce hem telaşlandı hem sinirlendi. "Noluyor?" diye atıldı hemen.

Jane ise konuşmak yerine daha şiddetli ağlamaya başladı. James iyice telaşlanmış, sürekli neler olduğunu anlamaya çalışarak Jane'i soru yağmuruna tutuyordu. Jane sonunda hıçkırıkları arasından konuşmaya başladı. "H-her şeyi biliyorum… Niye benden g-gizledin?" diye bildi daha şiddetli ağlayarak. "Ne? Neyi gizlemişim?" dedi James hemen. Jane ise James'in kolunu yumrukladı. "Lily- Evans!" diyebildi dişlerini sıkarak. "İkiniz de yalan söylediniz," diye ekledi. Ağlaması iyice şiddetlenmişti. James bir anda soğuk duş etkisinde kaldı. Lily'le öpüştüklerini mi öğrenmişti acaba Jane? Başka bir şey olması mümkün değildi, James'in tek gizlediği şey buydu.

Jane James'in sessizliği karşısında ağladıkça ağlıyor, hiddetlendikçe hiddetleniyordu. James ise ne diyeceğini bilemiyordu. Sonunda gene konuşan Jane oldu.

"Doğru mu yani James? Lily Evans'la öpüştüğün doğru mu?"

Sonunda mesele açık seçik kelimelere dökülmüştü işte. James hala ne diyeceğini bilemiyordu. Ağzından saçma sapan bir cümle döküldü ancak. "Ama senle çıkmadan önceydi…"

Jane ağlamaktan kızarmış gözlerini kocaman açtı. "Bir de benimle çıkarken öpseydin James!" diye bağırdı. James Jane'in hiddetiyle biraz kendine geldi. Ağlamasındansa kavga etmesini tercih ederdi.

"Jane yani öyle bir tepki veriyorsun ki sanki seni aldattım! Uzun zaman önce olan bir olaydı işte," diyerek hemen savunmaya geçti James.

Jane şaşkınlıkla James'e baktı. "Ne kadar zaman olursa olsun James. Ben sana sordum ve sende benim gözümün içine baka baka yalan söyledin!"

"Ne yalanı Jane ya? Bu konuda niye yalan söyleyeyim? Unutmuşum ben, şimdi sen söyleyince hatırladım," diye önceki yalanı yaşatmak için daha fazla yalan söyledi James.

Jane gözyaşlarını sildi. Ağlamayı kesmiş, o da kavga moduna bürünmüştü. "Nasıl unutabilirsin James? Daha bu yılın başında olmuş bu olay."

James Jane'in bunca bilgiyi almış olmasına inanamayarak bir süre sessiz kaldı. Sonra gene yalanlarına devam etti. "Ya benim için hiçbir şey ifade etmeyen bir şeyi niye unutmayayım ki?"

Jane James'in gözlerine gözlerini dikerek yalan söyleyip söylemediğini anlamaya çalışıyordu. Ama James hiçbir ipucu barındırmayan kararlı gözlerle bakıyordu Jane'e. Jane bu seferde başka bir yönden olaya yaklaşmaya karar verdi.

"Lily'e de sordum, o da aranızda hiçbir şey olmadığını söylemişti." Jane bunu James'in bilmediğini düşündüğü için söylerken tüm kızgınlığı ve kırgınlığı yanında birazda utanç hissetmişti. James'in kendisi hakkında Lily'e sorular sorması James'i kızdırır mıydı acaba? Jane işte böyle aşıktı James'e. Ne olursa olsun, ona ne kadar kızgın olursa olsun James'in ondan uzaklaşmasından korktuğu için elinden hiçbir şey gelmiyordu. James bu durumun biraz farkında olmasına rağmen kendisi de Jane'i üzmeyi gerçekten istemiyordu. Ama elinde olmadan bunu yapıyordu, çünkü Jane gibi hissetmeyi ne kadar isterse istesin bunu başaramıyordu.

"Öyle mi?" dedi James sadece. Jane'in kendisinin bildiğini bilip bilmediğini bilmediği için kilitlenip kalmıştı.

"Evet James," dedi Jane. "Senle konuşmadan önce Lily'e sordum aranızda neler geçtiğini. Bana hiçbir şey olmadığını söylemişti. Neden yalan söyledi?"

James omuz silkti. "Belki o da unutmuştur," dedi.

Jane bir şey diyemeden burnunu çekerek James'e bakıyordu. James de Jane'e baktığında içi parçalandı. Ne kadar üzülmüştü gerçekten de. Jane bunları hak etmiyordu, o James'i saf bir sevgiyle seviyordu. Ama bir şekilde James'in ona karşı olan duyguları sadece hoşlanma düzeyinde kalmış, o bile azalmıştı. Gene Lily'nin yörüngesine girdim çünkü diye düşündü James. Jane'e keşke aşık olsaydı, o kadar kolay olacaktı ki o zaman hayatı.

Uzanıp Jane'e sarıldı sımsıkı. İçinde dolaşan en ufak duygu kıpırtılarını bile hissetmeye çalıştı. Jane'e karşı bir şeyler hissediyordu. Ama bunlar Lily'nin bir bakışının yarattığı duyguların onda biri ediyordu ancak. Jane ise bambaşka bir boyuttaydı. James ona sarıldığında bu seferde James'in dediklerine kendisini inandırıp mutluluktan ağlamaya başladı. "Bende hala Lily Evans'a aşıksın sandım, beni sevmediğini sandım Jamie," diye hıçkırdı. James Jane'in başını okşadı şefkatle. "Bundan sonra seni üzmemeye çalışırım," diyebildi ancak. İçindeki duygular daha fazlasına engel oluyordu.

Jane'e bu bile yeterdi; ama sonra birden aklına bir şey gelmiş gibi hızla geriye çekildi. "Bütün hafta sonu o kızla olacaksın!" diye kaşlarını çattı. "Zaten her yerde birliktesiniz, bir de bütün gün baş başa olacaksınız!"

James içini çekti. Kendisi Lily'le ilgili düşüncelerden kurtulmaya çalışırken Jane'in sürekli getirip Lily meselesini önüne koyması ne kadar ironikti. "Saçmalama lütfen. Sanki baş başa oturup mum ışığında yemek yiyeceğiz. Bahsettiğin şey bize ceza olarak verildiğine göre bence korkacak bir şey yok Jane."

"James eğer bana biraz olsun değer veriyorsan o kızla konuşmazsın," dedi Jane bıçak gibi keskin bir şekilde. Sanki James'in dediklerini duymamış, hep söylemek istediği şeyi sonunda söyleyebilmenin verdiği hırslı heyecana kapılmıştı.

James Jane'in bu isteği karşısında ne diyeceğini bilemedi. Daha aynı gün içinde Lily'le en umut verici konuşmayı gerçekleştirmiş, ateşkes yapmışken şimdi bu istek karşısında iki arada kalmıştı. Ama aynı zamanda da Lily'le yakınlaşmaya çalışmasının ne kadar yanlış olduğunu da açıkça görüyordu. Remus'un hep kafasına sokmaya çalıştığı gerçek James'i o anda vurdu. Bir sevgilisi ve buna bağlı olarak da pek çok sorumluluğu vardı. Lily'le ilgili yapacağı herhangi bir hareket temelde Jane'i aldatmak oluyordu. Belki bu dışarıdan bakınca çok saçmaydı; ama James kendi duygularının bilincinde olduğu için Lily'le konuşmasının bile Jane'e ne kadar haksızlık olduğunu anlayabiliyordu. Lily'nin içinde yarattığı koca dalgalara kapılıp gitmesi an meselesiydi çünkü. Bu yüzden James, büyük dalgalarda boğulma tehlikesini göze almak yerine küçük sularda yüzmeyi tercih etti.

"Peki aşkım. Zorunlu kalmadıkça konuşmam."

Jane James'in böyle bir cevap vermesini beklememesine rağmen şaşırdığını bile fark edemeyecek kadar çok sevindi. Bunu James'in kendisine ne kadar değer verdiğinin bir işareti olarak gördü sadece. Aslında ondan istediği şeyin saçmalığının farkında olsa James'in bunu böyle sorgusuz sualsiz kabul etmesinin altındaki nedenleri de düşünebilirdi belki. Ama Jane sevinçle James'e sarılırken yalnızca mutluluk hissediyordu. James ise her zamanki gibi karmakarışıktı.

(flashback)

Sonuçta o buz gibi cumartesi sabahı Yasak Orman'ın içinde yanında sevdiği aklında kendisini seven kızla ne yapacağını bilemeyen bir James duruyordu. Fakat Lily bu olanlarla ilgili en ufak bir bilgiye sahip olmadığı için James'in böyle uzak davranmasına anlam verememekle bunu umursamamaya çalışmak arasında gidip geliyordu.

Yeri inceleyip toprak rengi büyük bir yamalağı çıkarabilmek için yavaş yavaş temizlerken Lily'nin de aklı James'ten Chad'e kaydı. Chad'le önceki gün yaptığı kavganın saçmalığını daha net gördü, James'le tek kelime etmediklerini fark edince. Lily de önceki gün James gibi ilişki problemleri yaşamış; ama Lily için olanlar tam ters yönde etki yapmıştı.

(flashback)

İksir dersinden çıktıktan sonra Amy hemen Lily'nin yanına geldi. Chad gelmeden önce Lily'le biraz konuşup durumun düzelmesinde yardımcı olması gerektiğini hissediyordu. Çünkü Lily Chad'in James'i ne kadar sorun ettiğinin farkında bile olmadığı için yanlış davranıp Chad'in iyice damarına basabilirdi. Kavga iyice büyüyüp ayrılık noktasına gelebilir, Lily eğer Chad'den ayrılırsa gözü James Potter'dan başka kimseyi görmez ve o da Jane'le çıktığı için sürekli mutsuz olurdu. Amy bunların hepsini bir anda düşünmüş ve sonuçta Lily'nin mutsuz olmaması için Chad'le çıkmaya devam etmesi ve hatta onu artık sevmesi gerektiğine karar vermişti.

"Lily-"

"Ah Amy, Potter'la derste konuştuklarımıza inanamazsın," diye atıldı Lily, Amy'i görür görmez. Amy derin bir nefes aldı. Lily'nin James'le daha fazla ilgilenmesine izin vermemeliydi artık.

"Boşver şimdi Potter'ı," dedi hemen. "Chad'le gidip konuşacak mısın?" diye konuyu da değiştirdi.

Lily Amy'nin konuyu ne hızla değiştirdiğini fark etmedi bile, Chad lafını duyunca ettikleri kavgayı tamamen unuttuğunu hatırladı. Hatta çoğu zaman Chad'in varlığını unutuyordu. Amy'e cevap olarak "Bilmiyorum," dedi sadece.

Amy zaten hemen konuşmaya devam etti. "Bak Lily. Chad seni çok kıskanıyor, çünkü seni çok seviyor. Üzme çocuğu."

Lily bu konuşmanın nerden çıktığını anlamayarak Amy'e garip garip baktı. Ama bir şey demeye kalmadan Chad bizzat yanlarına gelmişti bile. Lily'nin gözlerinin içine bakarak durdu bir süre. Lily de durumu uzatmamaya karar verip gülümsedi. Bu minicik bir saniyelik gülümseme Chad'i dünyanın en mutlu insanı yapmıştı adeta. Lily'i hemen sımsıkı kucakladı. Amy sevinerek ikisine bakıyordu. "Neyse, zaten az görüşüyorsunuz, ben biraz sizi baş başa bırakayım," dedi hemen göz kırparak. Chad Amy'nin düşünceliliğine sevinerek güldü. Sonra Lily'e dönüp "Gel tatlım, biraz konuşalım," dedi. Lily ne konuşacaklarını anlamadı. Kavgayla ilgili bir şey konuşmak istemiyordu; ama sesini çıkarmadan Chad'le koridordaki boş bir sınıfa girdi.

Chad Lily'i karşısına oturtup ciddi bir ifade takındı. "Lily, ben seni seviyorum," dedi. Bunu söylemeyi hem sanki uzun zamandır istiyor, hem de söylediği anda bunu yaptığına pişman oluyor gibi bir ifadesi vardı.

Lily ise şaşırmıştı. Chad bunu ilk kez söylüyordu; ama Lily neden bir anda Chad'in böyle garip davranmaya başladığını anlayamıyordu. Sevgisini ifade etmekten çok sanki başka bir şeyin nedeni ya da sonucu olarak bu sözleri söylemiş gibiydi. O yüzden Lily sessizliğini korudu. Chad de devam etti, "Seni sevdiğim için de tahmin edemeyeceğin şekilde kıskanıyorum. Özellikle de James Potter… Yani o çocuğu senin etrafında görmek nasıl sinirime dokunuyor bilemezsin!" Chad'in nasıl sinirine dokunduğu bunları söylerken bile dişlerini sıkmasından anlaşılıyordu.

Lily iyice şaşırmıştı. Hala konuşmadan Chad'in devam etmesini bekledi. O da devam etti, "Yani bu yüzden seni kırdıysam özür dilerim. Ama hepsi seni sevdiğim içindi Lily."

Lily Chad'e bakıyordu sadece. İlk kez 'seni seviyorum' demesiyle sanki Chad'in içindeki duyguları tutan bir baraj yıkılmıştı. Şimdi çağıl çağıl 'seni seviyorum'lar birbirini takip ediyordu. Lily artık bir şey söylemesi gerektiğini hissetti; ama Chad'e karşı olan duyguları henüz 'seni seviyorum' diyecek kadar güçlü değildi ki.

"Anlıyorum," dedi sonunda. Chad Lily'den daha fazlasını beklemiyordu bile. Ama gene içini kemiren şeyi söylemeliydi.

"Lily,lütfen o çocuktan uzak dur…" dedi umutsuzca. Lily'nin ne tepki vereceğini bilemiyordu. Ama o sabahki gibi onların konuşmalarını düşünmek bile Chad'i çıldırtıyordu. James'in sevgilisi olduğunu biliyordu; ama gene de içinde kötü bir his vardı işte.

"Zaten Potter'dan nefret ettiğimi bütün okul biliyor…" dedi Lily Chad'in bu isteğini anlamamış gibi yaparak. Aslında anlamıştı. Hem de olması gerektiğinden daha mantıklı gelmişti Lily'e bu istek. Çünkü Lily'nin gerçekten de James Potter'dan uzak durması gerekiyordu, yoksa içindeki nefret farklı yönlere gidecekti. Lily her ne kadar Potter'a karşı duyguları olduğunu kabul etmek istemese de 10 dakika kadar önce İksir dersinde şimdi Chad'in yanında olduğundan daha heyecanlı olmasını başka türlü açıklayamıyordu.

"Biliyorum Lils, ama gene de beni anlamaya çalış. Bu senle ilgili değil. Sadece Potter'ın onca yılını senin peşinde koşmaya harcadıktan sonra bir anda senden vazgeçmesi hiç mantıklı gelmiyor."

Emin ol bana da hiç mantıklı gelmiyor… diye düşündü Lily. "Chad bak seni anlıyorum ama sevgilisi birisiyle konuşma dedi diye konuşmayan kızlardan olamam. Zaten Potter'la aramızda arkadaşlık bile olmadığını biliyorken gelip benle böyle bir konuşma yapman çok gereksizdi. Bundan önce Potter'a nasıl davranıyorsam bundan sonra da öyle davranmaya devam edeceğim."

Chad kaşlarını çattı. "Yani benim ne düşündüğüm, ne istediğim senin için hiç önemli değil, öyle mi?"

Lily derin bir nefes aldı. Bu saçma konuşma daha ne kadar uzayacaktı? "Chad bunun onlarla hiçbir ilgisi yok. Sadece bana yasaklar koyamazsın. Ayrıca ben bunu gerektirecek şekilde de davranmıyorum."

Chad sinirlenmeye başlamıştı. "Seni sevdiğim için fazlasıyla korumacı davranıyor olabilirim; ama bunu birazcık anlamaya çalışamaz mısın?"

Lily kollarını bağlamış boş gözlerle Chad'e bakıyordu. "Ben korunacak bir şey değilim, kendi kendimi de koruyabiliyorum. Ayrıca artık James Potter'ı korunmam gereken bir tehdit gibi de görmüyorum. Lütfen bu konuyu daha fazla uzatma."

Chad iyice kıpkırmızı kesildi. "Lily bana karşı bu kadar soğuk ve mesafeli olmaya daha ne kadar devam edeceksin?!"

"Of, bu da nereden çıktı şimdi?" diye kaşlarını çattı Lily sıkıntılı bir ifadeyle.

Chad ise bir şey söylemeden şaşkın gözlerle Lily'e bakıyordu. Sonunda uzun bir sessizliğin sonunda Lily başka bir şey söylemeyince Chad yavaşça ayağa kalktı ve kapıya doğru yürüdü.

Lily Chad'in davranışlarına anlam veremiyordu. Hiçbir şey söylemeden öyle kalkıp gidecek miydi? "Nereye gidiyorsun?" diye bağırdı arkasından. Chad acıklı bir suratla dönüp Lily'e baktı. "Lily, bence biraz düşün ve gerçekten bana karşı ne hissettiğine karar ver. "

Lily şaşkınlıkla ayağa dikildi. "Bu ne demek? Bana ultimatom mu veriyorsun? Ya Potter'la bir daha konuşma ya da ayrılırım mı diyorsun?!"

Chad başını salladı. "Hayır Lily. Bunun Potter'la bir ilgisi yok. Sen sadece bana karşı ne hissettiğini bilmiyorsun bence. Bu konuda kesin bir karar verene kadar biraz uzak kalmamızda yarar var. Devam edip etmemek sana kalmış…" Chad bunları söyleyip sınıftan çıktı.

Lily Chad'in bu sonuca nasıl ulaştığını hiç anlamamıştı. "Ben ayrılmaktan bahsetmedim bile!" diye seslendi arkasından.

Ama Chad gitmişti bile.

Lily bir süre ne yapacağını bilemez bir şekilde öylece durdu. O anda Chad'in peşinden gidip ayrılmak istemediğini söylemek hiç içinden gelmiyordu. Sonra fark etti ki belki de ayrılmamak içinden gelmiyordu. Belki olayların geldiği noktadan memnundu. Belki gerçekten de Chad'le neden çıktığını bir süre düşünmeliydi. Chad kendisine karşı bu kadar güçlü duygular beslediğine göre eğer karşılık bulamayacaksa bu şekilde devam etmeleri ona haksızlık olurdu. Böylece Lily durumu kabullenip sınıftan çıktı.

(flashback)

Lily dün Chad'le olanları hatırlayınca içinde garip bir boşluk hissetti. Chad onu o boş sınıfta bıraktığından beri içinde bu garip boşluk hep vardı. Galiba ona gerçekten alışmışım… diye düşündü biraz üzülerek. Şu anda James ona dünkü gibi davranıyor olsaydı o boşluk olmaya devam eder miydi acaba? Bunu düşününce aklına James'in uzaklığı geldi gene. İksir dersinden bu yana James'i neredeyse hiç görmemişti. Ne gibi bir şeyin onu böyle garip bir mesafeyle davranmasına neden olabileceği aklına gelmiyordu bir türlü.

James'in o sırada aklından geçen şey ise bütün gece kafasını kurcalayan ve açığa çıkmadıkça rahat edemeyeceği önemli bir meseleydi. Jane'e öpüşme meselesini kim söyledi? James kafasından defalarca bunu bilen kişileri geçiriyordu, Lily, Sirius, Remus, Peter… Bir de Lily söylediyse Amy. James şu ana kadar dünü gözden geçirmiş ve Jane'in garip davranışlarının başlangıcını belirleyebilmişti. Jane ona bunu nereden öğrendiğini söylememekte ısrarcı olsa da James bunu bulmayı kafaya takmıştı bir kere. Dün Jane'le iksir dersinde fazlaca eğlendiklerine göre o sıra Jane bunu biliyor olamazdı. Ama İksir'den çıktıktan sonra Jane'in tavırlarında ani bir değişiklik olmuştu. Akşama kadar neredeyse hiç konuşmamışlardı. James bunları üzerinde düşününce daha yeni yeni fark ediyordu. James'in teorisine göre bunu Lily Amy'e söylediyse Amy İksir dersinde Jane'e söylemişti. Bundan neredeyse emindi. Ama nedenini bir türlü anlayamıyordu. Lily'nin de bunun bilinmesini istemediği açıktı. Kendisi Amy'e yalan söylemiş, hatta bu konuda gelip James'i uyarmıştı bile. Bu durumda Amy neden bunu Jane'e yumurtlama gereği duymuştu ki? James Jane'e Lily'le konuşmama sözü verdiğini biliyordu; ancak bunu ortaya çıkarmazsa da hiç rahat edemeyecekti. Hem bu konuşmak sayılmaz, diye düşündü. Sadece bilgi alışverişi.

"Amy'e söyledin mi?" James sanki bunları düşünmek yerine konuşuyormuş gibi Lily'nin hiç anlamayacağı bir şekilde aklındaki en temel soruyu soruverdi.

Lily James'in kendisiyle konuşup konuşmadığını bile anlamamış bir şekilde şaşırarak James'e baktı. "Bana mı söyledin?"

James "Evet," dedi hızlıca. Bir an önce sonuca ulaşmak istiyordu. "Amy'e öpüşme meselesini anlattın mı Evans?"

Lily iyice şaşırmıştı. "Ne? Neden bahsediyorsun sen?"

James'in sabrı tükeniyordu. "Kaç tane öpüşme meselesi var? Senle sene başında aramızda geçenlerden Amy'e bahsettin mi? Sadece bunu soruyorum."

Lily kaşlarını çattı. "Nereden çıktı şimdi bu konu? Sana ne arkadaşımla ne konuştuğumdan!"

James de kaşlarını çatmıştı. "Beni ilgilendiren bir kısmı olduğu için soruyorum zaten Evans. Cevap verecek misin?"

Lily oturduğu yerden kalkıp James'in kendisine tepeden bakmasını biraz olsun engellemeye çalıştı. Fiziksel olarak James'in boyu düşünülürse bu pek mümkün değildi ama… Lily kollarını kavuşturup başını iki yana salladı. "Seni neden ilgilendiriyormuş? Benle doğru düzgün konuşmazsan hiçbir şeye cevap vermeyeceğim."

James içini çekti. Her zamanki gibi Lily gene ipleri eline almayı başarmıştı. "Birisi Jane'e söylemiş," dedi sadece.

Lily'nin gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Bir süre sessiz kaldıktan sonra konuştu. "Amy biliyordu; ama Cubrick'e söylemeyeceğine eminim. "

James ise Amy'nin bildiğini duyar duymaz onun söylediğine emin oldu. "İksir dersinde Amy söyledi, ben de buna eminim!"

Lily başını hızlıca salladı. "Saçmalama Potter. Arkadaşımı benden iyi mi tanıyacaksın. Neden öyle bir şey yapsın ki bir kere? Hem Cubrick söylemedi mi kim olduğunu?"

"Söylemedi," dedi James. "Ama Amy'den başka bir açıklaması yok. Tabi eğer başkalarına da söylemediysen…?"

Lily sinirle James'e baktı. "Kime söyleyeceğim Potter? Bunla gurur filan duyduğumu zannediyorsun herhalde!"

"Bilemiyorum," dedi James kaşlarını kaldırarak. "Amy'e hemen yetiştirmişsin ama."

"Potter düzgün konuş benimle!" dedi Lily hiddetle. "Ben Amy'den hiçbir şey saklamam. Bu yüzden ona söyledim. Ayrıca Amy'nin de kimseye söylemeyeceğine eminim. Başka bir şekilde öğrenmiştir sevgilin."

James Lily'nin söylediklerine hiç inanmamış gibi görünüyordu. Ama daha fazla üstüne gitmenin anlamı olmadığı da açıktı. Sessiz kalmayı tercih etti ve gene yukarı aşağı yürümeye başladı.

Lily de James'in daha fazla konuşmayacağını anlayınca tekrar ağaç köküne oturdu ve gene yamalak aramaya başladı. Ama beyni yamalaklardan çok uzaktaydı. Cubrick'in öğrendiğine inanamıyorum. Neler oldu acaba? Potter'ı terk mi etti? Lily bu düşünce aklına gelince içinin biraz sevinçle dolduğunu hissetti. Ama düşünceleri birbirini kovalarken bu sevinçten eser kalmadı. Potter çok üzülmüş gibi. Bana davranışları bile hırçınlaşmış. Cubrick'i gerçekten seviyordu demek ki… Onun üzülmesine gerçekten üzülmüş. Hatta bunu Cubrick'e söyleyen kişiye de sinirlenmiş. Yaşananları yalnızca şimdiki ilişkisinde karşısına çıkan bir engel, bir hata olarak görüyor… Lily anlayamadığı bir şekilde buna çok derinden üzüldü. James için o öpüşmenin hep çok güzel bir anlamla yüklü olacağını düşünmüştü. Ayrıca Lily'nin de ilki olduğu için kendisi içinde önemli bir anlamı vardı. James Potter'la olmasının bu anlamı yok edeceğini düşünmüştü başta, ama şimdi fark ediyordu ki tam tersine daha büyük bir anlam yüklemişti ilk öpüştüğü kişinin James olması.

"Ee, sevgilin bunu öğrenince ne yaptı?" diye sordu Lily sanki öylesine sorar gibi.

James düşüncelerinden sıyrılıp Lily'e baktı. Sonra da başını önüne eğdi. "Baya üzülmüş…" dedi üzgün üzgün. Lily James'in bu halini görünce iyice kötü hissetmişti. James'in Jane'i önemsediğini görmek Lily'i hem sinirlendiriyor hem de biraz üzüyordu. James'in eskiden kendisi için deli olduğu zamanları özlüyordu.

"Kızmadı mı?" diye sordu Lily.

"Kızdı; ama daha çok üzüldü," dedi. Sonra bir şey eklemek için tereddütle ağzını açtı. Ama vazgeçip geri kapattı. Lily bunu fark edip James'in konuşması için bir şey söylemeden bekledi. James sonunda suçlu suçlu yere bakarak konuştu. "Senle konuşmamı yasakladı." Bunu söylerken güler gibi bir ses çıkarmıştı. Sanki sesli söyleyince bunun saçmalığının farkına varmıştı.

Lily güldü. "Şaka yapıyorsun!"

James başını iki yana salladı. O da gülümsüyordu.

Lily konuştu tekrar. "E peki sen ne dedin?"

James'in gülümsemesi biraz kayboldu. "Kabul ettim," dedi gene suçlu suçlu.

Lily şaşırarak James'e bakıyordu. "E peki şu an yaptığımız ne?" Gene gülmeye başlamıştı. Lily Chad'in de aynı gün aynı şeyi kendisinden istemiş olmasına gülüyordu aslında. İkisinin sevgilisi de birbirlerini tehdit olarak görüyorlardı. Ama Lily James'le aralarında bir şey olmadığının farkında olduğu için bu komik gelmişti. Evet, belki his olarak karışık durumdayım ona karşı. Ama onun bana karşı böyle olmadığına eminim. Onun için Lily devri çoktan kapandı. Benimse hislerim ne olursa olsun aramızda bir şey olması düşünülemez bunca yıl reddettikten sonra.

James omuz silkmişti Lily'nin sorusuna. "Yani elimden geldiğince Jane'e verdiğim sözü tutmak istiyorum. Zaten bu konuşma sayılmaz bile. Hem senle hiçbir zaman iki arkadaş gibi konuşmadık ki. Ama Jane taktı işte, ben de içi rahat olsun istedim."

Lily James'in Jane'den sevgiyle bahsetmesinden nefret etmişti. "Belki inanmayacaksın ama Chad de dün benden aynısını istedi. Senden uzak durmamı söyledi. Seni çok kıskanıyormuş," dedi Lily burun kıvırarak. James Lily'nin bu söylediklerine çok şaşırmış gibiydi. "Ama ben kabul etmedim. Zaten senle arkadaş bile olmadığımızı, kıskanacak bir şey olmadığını söyledim." James başını salladı. "Ama o onca yıl benle çıkmayı istedikten sonra bir anda bundan vazgeçmiş olamayacağını savunuyordu." Lily sözlerini bitirince James'in ifadesinden bir anlam çıkarmaya çalışırcasına onu dikkatle inceledi.

James kaşlarını kaldırarak Lily'e baktı. "Chad herkesin bir sınırı olduğunu bilmiyor galiba. Bazen insanların canına tak edebilir. Yıllarını ne uğruna boşa harcadıklarını düşünmeye başlayabilirler."

Lily buz kesti. James demek böyle düşündüğü için vazgeçmişti kendisinden. Demek yıllarını boşa harcamıştı Lily'le. Haklı aslında. O öyle devam etseydi, hiçbir zaman onunla çıkmayı kabul etmezdim. "Senin adına sevindim," dedi Lily yavaşça. "Şimdi Cubrick'le mutlusun en azından…"

James düşündü. Gerçekten Jane'le mutlu muydu? Jane'in verdiği sınırlı bir mutluluktu. Lily'le kavga ettiği ufacık zaman dilimleri bile James'i daha çok heyecanlandırıyordu. Jane başta bir farklılık olduğu için güzel, tahammül edilebilir gelmişti ama şimdi gün geçtikçe James ondan uzaklaşıyordu. Dünkü olay olmasa ayrılabilirdim, diye düşündü. Artık Jane'i bu şekilde ortada bırakamazdı. Onu üzmekten nefret ediyordu. Ona aşık olmasa bile ona insan olarak değer verdiği için onu üzmek istemiyordu.

Lily James'in sessiz duruşunu izledi. James cevap vereceğe benzemiyordu. "Her neyse," diye devam etti Lily. James düşüncelerinden sıyrılıp tekrar Lily'e baktı. "Sonuçta Chad'in yasağını kabul etmedim. O da benim hislerimden emin olmadığımı filan söyleyerek bir süre ayrı kalmak istediğini söyledi." Lily James'e bunu söyleyerek ondan bir tepki alıp alamayacağını ölçmek istemişti... ki beklediği tepkiyi gördü. James bunu duyar duymaz gözleri büyümüştü. "Anlamadım. Şimdi ayrıldınız mı yani?" diye sordu.

Lily tereddütle başını salladı. "Galiba."

James inanamıyordu. Lily gene yalnızdı. O gerizekalı Murray'den kurtulmuştu. Ama sonra birden bunun kesin bir ayrılık olmadığını fark etti. "Ama bu tam bir ayrılık sayılmaz. Sen barışmak istersen barışacak."

Lily başını salladı. "Evet, ama benim hislerimden emin olmamı istiyor. Ben de emin olamıyorum," dedi omuz silkerek.

Bu konu James'in ilgisini çekmişti. Hemen Lily'nin karşısındaki bir taşın üstüne oturdu. "Nasıl yani?"

James'in ilgilenmesi Lily'nin hoşuna gitmişti. "Yani Chad'e aşık mıyım bilmiyorum," dedi Lily açık açık. Artık James'e karşılık olsun diye Chad'le çıkmasının ne kadar büyük bir hata olduğunu fark ediyordu. "O bana beni sevdiğini söyledi; ama ben karşılık veremedim. Sanırım buna bozuldu. Ayrıca seninle ilgili konuda da taviz vermeyeceğimi söyleyince ona karşı bir şey hissetmediğimi düşündü."

James Lily'nin söylediklerini can kulağıyla dinledi. "Hissediyor musun ki?" diye soruverdi sonra dayanamayarak.

Lily James'in bu ilgisinden son derece hoşnuttu. "Bilmiyorum," diyerek omuz silkti. "Dün ayrıldığımızdan beri kendimi garip hissediyorum," diyerek doğruyu söyledi Lily. Doğruları söylemenin olanı olduğundan farklı göstermeye çalışmaktan çok daha kolay olduğunu fark etmişti.

James içinden gelen, Chad'i çok feci lanetleme isteğini kontrol altına almaya çalıştı. Lily'nin onun hakkında bu kadarcık bile olumlu konuşması James'i çıldırtıyordu. "Madem öyle git barış," dedi somurtarak. Duygularını Lily'e yansıtıp yansıtmadığını bilmiyordu ama saklamaya çalışmakla da uğraşmak istemiyordu.

Lily gene "Bilmiyorum," diyerek omuz silkmekle yetindi. Bir süre sessiz kaldılar. James içinde garip duyguların gelgitiyle uğraşırken Lily de aynı durumdaydı. Sonunda gene Lily konuştu. "Neyse Potter. Sevgiline verdiğin sözü benim yüzümden bozma. Gece yatağımda uyurken de hayatımın tehlikede olmasını istemem. Artık işimize bakıp konuşmayalım en iyisi." James'in cevabını beklemeden tekrar toprakla ilgilenmeye başladı. Ama James Lily'e karşı çıktı. "Dün ateşkes imzalamıştık ama," diye hatırlatmada bulundu. "Bence böyle arada bir sohbet etmezsek bu iki ay hayatta geçmez."

Lily başını kaldırıp yüzünde gizli bir gülümsemeyle James'e baktı. "Ama ateşkesi sen başka türlü anlaşmalar yapmadan önce imzalamıştık. Sevgiline yalan mı söyleyeceksin?"

James omuz silkti. "Yalan sayılmaz. Hem ben bugün durumu düzeltirim."

Lily başını salladı. "Peki, öyle olsun bakalım," dedi yalnızca. James'in daha birkaç saat önce tek kelime bile etmezken bir anda böyle bülbül kesilmesine anlam veremedi Lily. Ama hoşuna gitmişti. Kendine bile itiraf etmek istemese de James'le konuşmak, özellikle de James'in onla konuşmak istemesi çok hoşuna gitmişti. Eskiden James bunun için sürekli uğraşırken Lily hep kaçmaya çalışırdı. Şimdi nası hisleri böyle değişmişti? Hiç anlamıyordu. Belki de Amy haklıydı. İnsan sahip olduğu şeyin kıymetini bilmiyor, sahip olması zor olan şeylerin peşine düşüyordu.

James ise o anda Jane'i düşünüyordu. Dün gece onu öyle üzgün gördükten sonra onu artık hiç üzmemeye kendi kendine söz vermişti. Fakat Lily'nin ufacık birkaç cümlesi onu bundan vazgeçirmeye yetmişti de artmıştı bile. Ama Lily Chad denen hıyardan kurtulmuşken nasıl ondan uzak kalabilirim ki? Sevgilisi varken uzak durabiliyordum. Ama artık çok yoruldum. Yılın başından beri Lily'den uzak durmaya çalışmaktan bıktım. Hem de şimdi o aptal çocuk da yok. Belki Lily değişti. Artık bana nefretle bakmıyor, artık benden kaçmıyor. Belki bunların hiç anlamı yok. Ama olsun. Gene de onla konuşmadan duramam. Her dakika yanında olmak isterken ona yakın olduğum kısacık zamanlarda da onunla konuşmadan nasıl durabilirim ki? James kafasını sallamaya başladı. Gene düşünceleri çılgın bir hız kazanmış, gürül gürül akmaya başlamıştı. Gene Lily'i kapatıp kilitlediği kutu açılıp içindeki her şey hayalet gibi yükselmeye başlamıştı. Eski kafa sallama hareketiyle düşünceleri kafasından atmaya çalıştı hemen. Ama bu sefer baya zor olacaktı. Çünkü Lily hemen oracıkta durmuş ona bakıyordu.

"Ne yapıyorsun Potter?" Lily kaşlarını çatarak kafasını hızla sallayan James'e bakıyordu.

James bir anda dışarıdan ne kadar garip görünebileceğini fark ederek kendi haline güldü. "Hiiç."