ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

St. Mungo

St. Mungo'da her zamankinden büyük bir telaş ve panik havası hâkimdi. Harry koridorda bir grup Seherbaz'la birlikte beklerken, Lupin iki Şifacı'yla birlikte odaların birinden çıktı. Bir süre konuştular. Sonra Lupin Harry'ye doğru ilerledi. Harry kötü bir haberden korkarak bekledi. Ancak Lupin gülümseyerek:

"Her şey yolunda Harry," dedi. "Ron ve Hermione iyiler. Hatta Ron az sonra ayağa kalkar. Ginny sadece sersemlemiş, şimdi annesinin yanında. Molly bir lanete hedef olmuş, ama halledilmeyecek bir şey değil. George da iyi. Yalnız Tonks kötü yanmış, şimdi yanıklarla ilgileniyorlar."

Harry tam ikna olmamıştı: "Peki Mr. Weasley?"

Lupin, "Arthur biraz daha kötü yaralanmış tabii. Birkaç kaburgası kırılmış. Şifacılar bir iki gün yatar diyorlar, ama kalıcı bir hasar yok."

Harry durdu: "Ya Fred?"

Lupin kaşlarını çattı, "İşte ondan pek emin değilim Harry, görünüşte Fred'in bir şeyi yok. Ancak ayıltamadılar. Sadece baygın görünüyor. Biraz sabredelim bence." Harry derin derin nefes alarak duvara yaslandı. Lupin ona bakarak:

"Senin yaralarınla da ilgilenilmesi gerek." dedi. Gözleri yarı yanmış pantolonunda, şakağından akan kanda ve sıyrıklarla berelenmiş yüzünde gezindi. Harry:

"Gerek yok." dedi sadece. Sonra sert konuştuğunu fark edip, "Siz de iyi görünmüyorsunuz." dedi. Lupin gülümsedi. Onun yüzü de sıyrıklarla doluydu. Cüppesi de parçalanmıştı. Açılan bir kapı sesi, o tarafa dönmelerine sebep oldu. Bill odaların birinden çıkıyordu. Harry yutkundu. Bill'le konuşmaya henüz hazır değildi. Bill ilerleyip yanlarına geldi:

"Babam daha iyi," dedi. "Kendine geldi. Şimdi kırıklarla ilgileniyorlar. İçeri girebilirsiniz."

Lupin hareket etti, ancak Harry yerinden kımıldamadı. Lupin ona baktı, "Gelmiyor musun?" Başını iki yana salladı Harry ve önüne baktı. Bill şaşkınca Harry'ye baktı, sonra da Lupin'e. Sonra birden durumu kavradı:

"Harry," dedi. "Kendini mi suçluyorsun yoksa? Bütün bunlar senin suçun değil." Bill'in sesi kızgındı. Harry başını kaldırıp ona baktı:

"Ama ben orada olmasaydım-"

"Saçmalama," dedi Bill. "Biz Yoldaşlık'tayız. Yani Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen bunu bilmiyor mu sanıyorsun? Böyle bir saldırı her an herkese olabilir. Şu an herkes iyi. Önemli olan da bu. Hadi şimdi içeri gir."

Tartışılmayacak bir ses tonuyla konuşmuştu. Harry onlarla birlikte içeri girdi. Mr. Weasley yatakta yatıyordu. Her yanı sargılar içindeydi. Ancak uyanıktı. Onları görünce gülümsedi. Yan yatakta Molly Weasley yatıyordu. Bir Şifacı başucunda ona bir iksir içiriyordu. Ginny yanında oturuyordu. Mrs. Weasley'i böyle görmeye alışık olmayan Harry, daha da kederlendi.

Sonra Ron, Hermione ve George'u ziyaret ettiler. Sadece George biraz sıkkın görünüyordu. Onu ciddi görmek biraz garip geldiğinden, Harry içinden Fred'in iyileşmesini dileyip durdu.

Tonks her tarafı portakal rengi, kalın bir macunla kaplı bir halde yatıyordu. Onları görünce:

"Bak Remus, turuncu benim rengim değil." dedi hışımla.

Lupin güldü, "Seni açmış Tonks." dedi.

"Ne demezsin," dedi Tonks somurtarak.


Fred'i ziyaret etmelerine izin yoktu. Beklemek zorundaydılar. Harry yine koridoru tercih etti. Ron'un bozulacağını biliyordu, fakat konuşmaktan olabildiğince kaçınıyordu. Lupin ve Bill arada bir bakışıp, düşünceli bir şekilde onu süzerek yanında kaldılar. Aradan bir saat daha geçti.

İlerden ayak sesleri duyuldu. Koridordan onlara doğru koşarak gelen Charlie Weasley'di. Yüzünde büyük bir korkuyla:

"Bill!" dedi ona sarılarak, onun hayatta olmasından azıcık rahatlamış görünüyordu, ancak, "Karanlık İşaret-hangisi-kim?" diye fısıldayabildi sadece. Duyacaklarından korkuyordu.

"Sakin ol Charlie," dedi Bill, "Herkes iyi merak etme, kimse ölmedi." Charlie:

"Öl-ölmedi mi?" diye kekeledi. Bill onu kolundan tutup, "Gel!" dedi. Kapıyı açtı ve içeri girdiler.

Harry Lupin'e baktı. "Dumbledore Charlie'ye haber verdi." diye açıkladı Lupin. "Başkalarından duymadan önce."

Harry sonraki iki saat boyunca koridoru arşınlayıp durdu. Öylesine dalmıştı ki, ancak birisi kolundan tutup: "Harry sana söylüyorum, duymuyor musun?" dediğinde durabildi. Gelen Profesör Dumbledore'du.

"Affedersiniz Profesör," dedi Harry, "Dalmışım."

"Belli oluyor," dedi Dumbledore. "Nasılsın?"

"İyiyim," dedi Harry.

"Seni götürmeye geldim Harry," dedi Profesör.

"Nereye gidiyoruz?"

"Tabii ki senin evine."

"Nereye?" dedi Harry hayretle.

"Harry, Sirius'un her şeyini sana bıraktığını tahmin edersin sanırım."

Harry bir an konuşamadı. Dumbledore devam etti. "Grimmauld Meydanı'ndaki ev artık senin. Bütün parası da senin hesabına eklendi."

"Sirius," diye düşündü. "Asıl senin hayatta olman için ben her şeyimi verirdim."

Dumbledore her zamanki gibi ne düşündüğünü anlamış gibiydi, hafif bir üzüntüyle ona baktı, sonra içini çekti. "Sirius senin mutsuz olmanı istemezdi, Harry." Harry cevap vermedi.

"Nasıl gideceğiz?" demeyi tercih etti.

"Cisimlenerek," dedi Dumbledore. "Ben sana yardım edeceğim."


Bir süre sonra Grimmauld Meydanı'ndaki evin önündeydiler. Dumbledore'un koluna tutunarak yaptığı yolculuk pek hoşuna gitmemişti Harry'nin. Evi görünce yutkundu. Sonra anılara boş verip on iki numaraya yöneldi. İçerisi son gördüğünden bu yana fazla değişmemişti. Birlikte yaptıkları temizlik, evin üzerine sinmiş karanlığı yok edememişti. Bunun için bol miktarda sihir gerektiğini düşündü Harry. Dumbledore Harry'ye evde kalmasını, sonra konuşacaklarını söylerken Lupin içeri girdi.

"Gidiyor muyuz?" Dumbledore başını evet anlamında salladı. Harry'ye döndü, "Yıkıntılar arasından kurtarabileceklerimizi alacağız Harry. Lütfen sen-" Sözü yarım kaldı.

Mutfaktan paçavraya benzer küçük bir şekil çıktı ve konuştu. "O Potter denen çocuk gene gelmiş, gidecek bir yeri yok mu, Kreacher merak ediyor? Ah! Hanımım bir bilse…"