ONİKİNCİ BÖLÜM

İlk Hafta

Okulun ilk günü kahvaltıdan sonra seçtikleri dersler için notlarının yeterli olup olmadığını öğrenmek için McGonagall'la görüştüler. Derslerini seçerken İksir'i de işaretlemişti Harry. Ne olur ne olmaz diye. Profesör Snape'in Olağanüstü almayan öğrencileri kabul etmediğini biliyordu. Ancak Seherbaz olmak için bu derse ihtiyacı vardı ve şansını zorlamak istemişti. Ron bile homurdanarak aynı şeyi yapmıştı. Ve şimdi McGonagall'ın karşısında nefeslerini tutarak bekliyorlardı. Profesör notlarını inceleyerek onayladı.

"Evet, Potter." dedi. "İksir dersi için Profesör Snape gerçekten de Olağanüstü not istiyordu. Ancak içinde bulunduğumuz koşullar, birkaç değişiklik yapmamıza neden oldu. Ders notlarını biraz aşağı çektik. İksir için Beklenenin Üstünde yeterli. Hatta kendi dersim için Uygun'u bile kabul ediyorum." dedi içini çekerek. Ders programlarını uzattı.

Harry İksir dersine tekrar girmek zorunda olmakla, Seherbazlık şansını kaybetmemek duyguları arasındaki dengeyi bulmaya çalışarak dışarı çıktı. Ron da peşinden.

"Şansa bak ilk ders İksir. Of, niye bu ders gerekli sanki?"

Programlarını inceleyen Harry ve Ron sıkıntıyla içlerini çektiler. Öğleden sonra ise Biçim Değiştirme ve Bitkibilim vardı. Ama Pazartesi sabahını, hem de dönemin ilk dersini Snape'le geçirecek olmak, pek de iyi bir başlangıç hissi vermiyordu insana.

İsteksizce, yılın ilk İksir dersine gitmek üzere zindanların tarafına yürüdüler. Adara Wells biraz solgun görünüyordu. Nava ise biraz ürkek. Anlatılan onca şey onları oldukça korkutmuşa benziyordu. Zindan kapısı açıldı. Snape'in kara cüppesi göründü. İçeri girdiler. Harry, Ron ve Hermione her zamanki gibi arka tarafa yürüdüler. Adara, Nava ve Luke da onlarla geldi.

Köşede Malfoy'u Blaise Zabini ile birlikte gören Harry, mutlulukla Crabbe ve Goyle'un Beklenenin Üstünde bile alamadıklarını fark etti.

"Bu sınıfın neredeyse tamamı moron olduğu halde, çoğunun Beklenenin Üstünde alabilmesi hayret verici doğrusu." diye giriş yaptı Snape. Kara gözleri sınıfı dolaştı ve Harry'nin üstünde durdu.

"Şimdi kitaplarınızın 12. sayfasını açın. Yapılması en zor iksirlerden birini hazırlayacaksınız; İske-büy. Bakalım kaç kişi bu sınıfta olmayı hak etmiş?" Herkes içini çekerek kitaplarını açarken, Snape alaycı bir ifadeyle yerine oturdu.

Yaklaşık bir saat kadar sonra tüm sınıf buharla dolmuştu. Harry açık gümüş rengi olması gereken karışımına üzüntüyle baktı. Kazanının üstünden siyah buharlar yükseliyordu. Umutsuzlukla yan tarafa döndü. Solunda Ron kazanındaki katranımsı maddeye kederle bakıyordu. Sağında ise Hermione'nin kazanından gümüşi buharlar yükseliyordu. Ancak Harry arkasına bakınca daha çok şaşırdı. Nava ve Luke'un durumları pek iyi olmamasına karşın, Adara'nın iksiri tam olması gerektiği gibi görünüyordu.

Kazanların arasında dolaşmaya başlayan Snape Hermione'nin iksirini direkt geçip, Harry'ninkine yöneldi. Tam iğneli bir şey söylemeye hazırlanırken gözü arkaya takıldı. Yavaşça döndü ve Adara'nın kazanına baktı. O tarafa yöneldi, kazana eğildi ve inceledi. Anlaşılmaz bir ifadeyle doğrulan Snape, tek kaşını kaldırarak Adara'ya baktı. Başını kaldıran Adara da ona. Bir an süren bakışma sonucu Snape birden kaşlarını çattı. Adara ise silkinip kendine geldi ve gözlerini kazanına indirdi. Snape ona bakmaya devam etti, ancak Adara bir daha kafasını kaldırmadı. Bu sahneye bir gözü Snape'de olan Harry'den başka kimse dikkat etmemişti. Snape ise tek kelime etmeden masasına ilerledi.

Dersten çıktıklarında Adara düşünceli bir ifadeyle merdivenleri çıkarken Harry ona yetişti. "İyi misin Adara?" Adara irkildi. Kafasını kaldırıp Harry'ye baktı. Sonra gülümsedi. "Evet, neden?"

"Bilmem," dedi Harry, durakladı, dayanamayıp sordu: "Snape'in dersini nasıl buldun?" Ron ve Hermione Harry'nin yanına gelmişlerdi şimdi. Soruya kulak kesildiler. Adara düşünceli bir şekilde durdu.

"Bana Zihnefendar olduğunu söylememiştiniz." Sonra birden gözleri büyüdü, ağzını açtı, fakat Ron ondan önce davrandı: "Bunu nasıl anladın ki?"

Genç kız, "Şey… ben… Sadece, yani aklımı okumaya çalışıyor gibi geldi de," diye kekeledi.

Öğlen yemeğinde Adara oldukça sessizdi. Harry onun Snape'in bir Zihnefendar olduğunu nasıl anladığını gerçekten merak etmişti. Ancak daha fazla soru sormak karışmak anlamına geleceği için, dilini tuttu.

Yemeklerini bitirirlerken tembel bir ses duyuldu. "Seçilmiş Kişi olmak, bir iksiri doğru dürüst yapmanı sağlamıyor ha Potter?" Malfoy'du. Biraz ilerisinde her zamanki gibi Crabbe ve Goyle duruyorlardı.

"Bas git Malfoy!" dedi Ron.

"Sen sus Weasley!" dedi Malfoy. "Bakan olmaya cüret eden bir baban var diye havalara girdin bakıyorum. Ama onun seçilme şansı, Longbottom'un Quidditch oynama ihtimalinden bile daha düşük."

"Bu lafını yiyeceksin Malfoy." dedi Harry.

"Öyle mi Potter?" dedi alaycı bir sırıtmayla Malfoy. "Ah, ama seçilse de seçilmese de fark etmez. Ne de olsa onun da sonu beş para etmez vaftiz baban gibi olacak."

Harry birden sırasından kalktı. Asasını çıkarma zahmetine bile katlanmamıştı. İçinden öyle bir öfke yükseliyordu ki, kan beynine hücum etmişti. Malfoy hafifçe geriledi. Ne olduğunu anlamamıştı. Harry Malfoy'un karşısında dimdik durdu. Ve Malfoy yüzüne sert bir rüzgârın çarptığını hissetti. Öyle bir rüzgârdı ki sarışın delikanlı karşı koyamıyordu. Korkuyla Harry'ye bakıyor, karşı koymaya çabalıyordu. Ancak rüzgâr gitgide hızlanıyordu. Salonda nefesler tutulmuştu adeta. Büyük Salon'un tavanı birden kara bulutlarla dolmuştu ama hızlanan ve şimdi Malfoy'u yere düşüren rüzgâr Harry'den geliyordu. Crabbe ve Goyle Malfoy'u tutmak için atıldılar, ancak rüzgâra hedef olup savruldular.

Harry yeşil gözlerini dikmiş nefretle Malfoy'a bakıyordu. Saçları rüzgârla hafifçe dalgalanıyor, elleri iki yanında yumruk olmuş, rüzgârıyla savrulan üç kişiyi izliyordu. Büyük Salon'daki herkes onları izliyordu şimdi. Herkes rüzgârın farkındaydı. Ancak bu sahneye yakın olanlar hariç hiç kimse rüzgârdan etkilenmemişti. Yakın olanlarsa sıralarına tutunup gerilemişlerdi. Malfoy, Crabbe ve Goyle daha fazla dayanamamış sürükleniyorlardı. Gryffindor masasının dili tutulmuştu sanki. Öğretmenlerin durumu da onlardan farklı değildi. İlk toparlanan McGonagall oldu, yerinden kalktığı gibi Harry'nin yanına gitti. Ancak ne yapacağını bilemez gibi bir hali vardı. Asasını çıkardı, bir süre durdu. Sonra derin bir nefes alıp:

"Harry," dedi, tepki gelmeyince sesini yükseltti, "Harry!" Yüksek çıkan sesi nihayet duymuştu Harry, dönüp McGonagall'a baktı. McGonagall: "Harry yeter," diyebildi sadece.

Harry birden kendine geldi. Tekrar dönüp rüzgârında sürüklenen üç kişiye baktı -artık salonun ucuna ulaşmış ve duvara yapışmışlardı- sonra McGonagall'a ve öğretmenler masasına. Sonra nerede olduğunu fark etti ve derin bir nefes alıp arkasını döndü. Rüzgâr aniden kesildi. Tavandaki kara bulutlar da yavaşça dağılmaya başladı.

Harry Büyük Salon'u boydan boya geçip kapıdan çıkarken, şen şakrak öğle güneşi hiçbir şey olmamışçasına ortalığı aydınlatmaya başladı. Harry Giriş Salonu'nu geçip, ilk boş sınıfa girerken arkasında ayak sesleri duydu ama dönüp bakmadı. Ron ve Hermione arkasından sınıfa girip kapıyı kapattılar. İlk konuşan Ron oldu:

"Vaay! O da neydi öyle?"

Harry hiç sesini çıkarmadı. Dönüp Hermione'ye baktı. Azarlamasını bekler gibiydi. Ancak Hermione: "Sanırım... Hmm... Peki." deyip sustu.


Biçim Değiştirme dersinde McGonagall öncelikle eski dersleri tekrar edeceklerini söyledi. McGonagall'ın az önceki olayla ilgili bir şey söylemesinden korkan Harry, o sessiz kalınca rahatladı. Ancak yaptığını düşünmekten kendini alamıyordu. Kesinlikle asasız ve sözsüz büyü yapmıştı. Farkında bile olmamıştı. Düşüncelere öyle dalmıştı ki, ancak Profesör bağırınca kendine gelebildi.

"Potter, dikkatini buraya ver!" Harry irkilip derse döndü. Neville'in yanlışlıkla burnunu kaktüse çevirmesi hariç, ders olaysız geçti. Ancak sınıftan çıkıp seralara giderken hâlâ düşünceliydi Harry. Ron ve Hermione ise sessizce yanında yürüyorlardı.

Hafta ilerlerken öğrenciler, yeni İleri Düzey Savunma dersini merakla bekliyorlardı. Karanlık Sanatlara Karşı Savunma ise yeni hocasından dolayı merak konusuydu. Nihayet Shacklebolt'un dersinden çıktıklarında, tüm öğrenciler homur homur homurdanıyordu. Ron ve Harry tecrübelerinden nasıl bir şeyle karşılaşacaklarını zaten bildiklerinden, kıs kıs gülerek çıktılar dışarı. Kingsley onları deli gibi çalıştırmakla kalmamış, sürekli sorular sormuş ve bir sürü de ödev vermişti.

Öğleden sonraki İleri Düzey Savunma dersine ise alışılmadık bir sessizlikle girdiler. Profesör Madison'un nasıl bir öğretmen olduğunu bilmiyorlardı. Harry, Ron ve Hermione ise bu konuda bir yorumda bulunmak yerine sessiz kalmayı tercih etmişlerdi. Sınıfa giren Harry, Slytherin'leri de orada görünce sıkıntıyla Ron'a bir bakış attı. Ancak Malfoy ilk defa onları fark etmişe benzemiyordu. Yakınlarında oturan Dee'ye bakıyordu. Harry ve Ron bu sefer sırıtarak bakıştılar.

Profesör Madison içeri girdi. Lacivert bir cüppe içine siyah bir tulum giymişti bu sefer. Yine simsiyah, dizine kadar çıkan parlak çizmeleri vardı. Harry Malfoy'un öğretmeni gözlerini kısarak incelediğini gördü.

"Herkese merhaba." dedi yeni öğretmenleri. "Ben Profesör Madison. İleri Düzey Savunma dersini birlikte işleyeceğiz. İsminden de anlaşılacağı üzere bu ders normal Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinizin daha ileri düzeyde uygulamasıdır." Öğrenci listesini çıkardı ve bir yoklama yaptı. Kâğıdı kaldırıp öğrencilere baktı.

"Derse başlamadan önce söylemek istediğim bir çift lafım olacak." Ciddi bir ifadeyle onları süzerek sert bir sesle devam etti. "Dersimde dalga geçerseniz, ardından yas tuttuğumuz ilk kişilerden olacağınız garanti demektir. Uygulama yaparken, öğrettiğim her şeyi görmek isterim. Revirde kan revan içinde yatmıyorsanız da mazeret kabul etmem." İyice sessizleşen öğrenciler birbirlerine baktılar.

"Bu zorunlu açıklamadan sonra dersimize başlayabiliriz. İlk derse geceyi seven türlerden biriyle başlıyoruz; vampirler. Eminim birçoğunuzun bu konuda az çok bilgisi vardır. Benim görevim, gereksiz ya da yalan yanlış bilgileri ayıklayıp, size doğrusunu öğretmek."

"Evet, önce birkaç soru soralım. Vampirlerden nasıl korunabiliriz?" diye sordu Profesör. Her kafadan bir ses çıktı.

"Kalbine kazık saplayarak…"

"Gümüş kurşunla…"

"Sarımsak…"

"Güneş ışığı…" Profesör Madison elini kaldırdı.

"Evet, görüyorum ki herkesin bir fikri var. Ancak düzeltmeme izin verin lütfen. Gümüş kurşunların vampirlerle hiç ilgisi yoktur. Sarımsak kokusunu ise sevmedikleri söylenebilir. Ama bu onları katiyen durdurmaz. Güneş ışığı ise iyi bir tahmin."

"Yani sarımsak onları etkilemiyor mu?" Parvati Patil şaşkın görünüyordu.

"Kesinlikle, ki bu da iyi bir şey. En azından yanınızda taşıyıp, kokusuna katlanmanız gerekmeyecek değil mi?" Öğrenciler güldü.

"Peki ya kazık?" diye sordu Seamus Finnigan.

"Kalbe saplanan kazık olayı tamamen hayal ürünüdür. Yani kalbine kazık sapladığınız bir vampir, ayağa kalkıp peşinizden geldiğinde şaşırmamalısınız. Onları öldürmenin en emin yolu yakmaktır. Bunu unutmayın."

"Peki, nasıl yakacağız?" diye sordu Dean Thomas.

"Siz bir büyücü müsünüz, Mr. Thomas?" dedi gülümseyerek Profesör Madison. Dean kızardı.

"Ah… Şey, evet öyleyim."

"Öyleyse sorun yok. Burada önemli olan ateşi nasıl etkin bir biçimde kullanacağınızı iyice öğrenmek. Ateş her zaman, her yerde yaratılabilir. Yeter ki çabuk düşünün, paniğe kapılmayın ve hızlı olun."

Profesör Madison tahtaya döndü. Asasını salladı. Tahtada yazılar belirdi.

"Şimdi bu kuralları yazıp, iyice öğrenmenizi istiyorum. Sonra ateş büyüleri için uygulama yapacağız." Sonraki bir saat kuramları öğrenmek ve alıştırma yapmakla geçti.

Ron yanlışlıkla Harry'nin cüppesini ateşe verince Malfoy alayla güldü: "Basit bir büyüyü beceremiyor. Kime çektin Weasley, babana mı?" Ron'un kulakları kızarırken, Harry öfkeyle Malfoy'a döndü. Ancak bir şey söylemesine fırsat kalmadan, Profesör Madison da hışımla dönmüştü:

"DRACO MALFOY! SLYTHERIN'DEN YİRMİ PUAN!"

Hepsi çok şaşırdılar. Ama bu düşülen yirmi puandan ötürü değildi. Az önce onlara gülümseyen, tatlı bir sesle ve esprilerle dersi anlatan güzel cadı gitmiş, onun yerine gözlerinden kıvılcımlar ve öfke saçılan, inanılmaz sert görünüşlü ve vücudundan şiddetli bir güç yayılan bir cadı gelmişti. Slytherin'ler adeta sindi. Profesör Madison zehir gibi bir sesle devam etti:

"Eğer bir daha benim sınıfımda, dalga geçtiğini ya da bir arkadaşına sataştığını görürsem, söylediğin HER-BİR-KELİME için Slytherin'den yirmi puan düşerim. Ayrıca ceza alırsın. Asla tolerans göstermem bilmiş ol. Ve sakın beni sınamaya da kalkma!"

Draco Malfoy saç diplerine kadar kızardı, ancak sesini çıkarmaya cesaret edemedi. Profesör Madison sınıfa döndü. Sanki az önce fırtına gibi esen o değilmişçesine: "Nerede kalmıştık?" diye sordu gülümseyerek.

Oldukça verimli geçen dersin sonunda sınıftan çıkarlarken Harry garip görünen Ron'a bakarak, "Neyin var?" diye sordu.

Ron yüzünde katıksız bir mutluluk ifadesiyle, "Malfoy'un şöyle uzuuun bir cümle kurmasını hasretle bekliyorum." dedi. Hepsi kahkahayı bastı.