ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Planlar
Birkaç gün sonra, Harry, Ron ve Hermione, Kingsley'den özel ders saatlerini öğrendiler. Tahmin ettikleri gibi her hafta ders almayacaklardı. Bir hafta Kingsley, bir hafta Madison ders yapacaklardı. En azından başka şeylere zaman kalacak, diye düşünüp rahatladılar.
Bir sonraki hafta sonu, Harry için başka bir önemli gün geldi çattı; Quidditch seçmeleri. Sabah kahvaltısından sonra, Quidditch sahasına gittiler hep birlikte. Harry Ron'a bir göz attı. Oldukça gergin görünüyordu. Harry, kendini de biraz gergin hissediyordu, ancak sahayı görünce tüm gerginliği birden geçti. Süpürgesine binip havalanmamak için kendini zor tuttu. Tüm Gryffindor oradaydı sanki. Herkes yeni takıma kimlerin seçileceğini merak ediyordu.
Harry, takıma girmek isteyen herkesin süpürgelerine binip, bir deneme uçuşuna çıkmasını istedi. Sahanın kenarından bir süre onları izledi. İçlerinden alt sınıflardan birkaç öğrenciyi eledi. Berbat uçuyorlardı.
"Evet, kovalayıcı oynamak isteyenler; ikiye iki maç yapacağız." diye seslendi.
İlk maç, üç ve dördüncü sınıflardan iki kız öğrenciyle, beşinci sınıftan iki erkek öğrenci arasındaydı. On beş dakika sonra, Harry erkek öğrencilerden birini final maçı için alıkoydu. İkinci maçta zaten daha önceden oyununu bildiği Katie Bell'i de finale bıraktı. Üçüncü maç ise Ginny Weasley ve Nava Sayeh tarafından sürdürüldü adeta. Harry, Nava'nın performansından oldukça etkilenmişti. En son yaptıkları final maçı sonunda, Katie, Ginny ve Nava takıma katılmayı hak ettiler.
Vurucu seçmeleri pek o kadar keyifli geçmedi. Kovalayıcılar kadar iyi olmasalar da, Colin Creevey ve Luke Barret takıma katılmayı başardılar. Harry'ye kalsa Colin'i seçmezdi, ama nasıl yapmışsa iyi oynuyordu ve başka seçenek de yoktu. Vuruşları çok etkili olmasına rağmen, nişan alma konusunda sorunları vardı, ama bu halledilebilirdi. Luke Barret ise iyiydi. Tek sorun süpürge üzerinde bile fazla kibar olmasıydı. Eski okulunda takımda vurucu oynadığını öğrenen Harry, biraz antrenmanla durumu düzelteceğini düşünüyordu.
Sıra tutucu seçmelerine geldiğinde, Harry oldukça şaşırarak tutucu oynamak isteyen pek fazla kişi olmadığını fark etti. Denemelere katılan birkaç kişi de yeterli değildi ve bunu fırsat bilen Ron, süper bir enerjiyle oyuna asıldı. Maç takıma girmesiyle sonuçlandı.
Öğle yemeği için masaya oturduklarında, herkes bir ağızdan konuşup duruyordu. Yepyeni bir takım onları fazlasıyla heyecanlandırmıştı. Harry de oldukça mutluydu. Ta ki, masanın yanından geçip giden Hagrid'i görünceye kadar. Başını Harry'nin baktığı yöne çeviren Ron içini çekti.
"Artık onunla konuşmalıyız." dedi Harry.
Ron sıkıntıyla başını salladı. Dersini almadıklarını öğrenen Hagrid, okulun ilk gününden beri onlarla konuşmamıştı.
Nihayet sıkıntılı bir şekilde kulübesine gittiklerinde, onunla konuşmaları kolay olmadı; ancak Hagrid'in esip kükremelerine karşın, tatlı sözlerle gönlünü almayı başardılar. Tabii bunda Hermione'nin payı yadsınamazdı.
O akşam, ortak salonda ödevlerini yaparlarken, Harry içinin sıkıldığını hissetti birden. Arkasına yaslandı. Konuşmak, içini dökmek istiyordu aslında. Ancak nereden başlayacağını bilemiyordu. D.O. düşüncesi hâlâ kafasında dolanırken, Hermione'nin bakışlarını üstünde hissetti.
"Son zamanlarda biraz düşüncelisin, Harry." dedi Hermione. Ron dönüp Harry'ye baktı. Harry biraz sessiz kaldıktan sonra başını kaldırdı.
"Evet," dedi. Bir sessizlik oldu.
"Belki bizimle paylaşmak istersin, olmaz mı?" dedi Hermione yumuşak bir sesle. Harry başını salladı ve derin bir nefes alıp, trende Neville ve Luna ile sohbetini ve D.O ile ilgili fikirlerini anlatmaya başladı. Ron ve Hermione ciddi bir ifadeyle dinlediler.
"Yani," diye devam etti Harry. "Gelecekte tehlikede olan yalnızca ben değilim. Tamam, en ön sırada olabilirim ama-" Burada duraklayıp arkadaşlarına suçlu bir bakış attı. Zayıf bir sesle ekledi: "Benden sonra sizler varsınız. Ve bana yakın olan diğer insanlar." Harry sustu. Ron ve Hermione bakıştılar. Hermione öne doğru eğildi.
"Harry, tüm bunlar senin suçun değil. Bunu bir anlasan artık! Ama düşüncen yanlış sayılmaz. D.O'yu yeniden aktive etme fikrine bütün kalbimle katılıyorum. Bu her şeyden önemli. Yalnızca bizim için değil, herkes için önemli. Bence hemen bir şeyler yapmalıyız. Yalnız yine öğretmenlerden gizli yaparsak, bence bu bizi zor duruma sokabilir. İzin almalıyız." Hermione destek için Ron'a baktı.
Ron ise kaşlarını hafifçe çatarak Harry'ye baktı: "Evet, ben de katılıyorum. Hem herkes aynı şeyi düşünecek bence. Ancak Harry, Hermione'nin de dediği gibi öncelikle senin şu 'hep benim yüzümden' davranışından kurtulman gerek. Yani bir savaşa girdiğimizde, savaşmayı mı düşünmeliyim yoksa 'cüppeyi deldirmesem iyi olur, Harry yine kendini suçlayabilir.' diye mi düşünmeliyim?" Sözü biterken hem Harry hem de Hermione kahkahayı patlattılar. Ron sırıtarak baktı onlara. Harry gülmesi sona ererken kendini iyi hissetmeye başlamıştı bile. O kadar ki, diline kadar gelen diğer soruyu durduramadı:
"Hermione söylesene, Animagusluk hakkında ne biliyorsun?"
"Animagus?" dedi Hermione şaşkınca. "Niye soruyorsun ki?"
"Şey-hiiç… Sadece merak ettim."
"Sadece merak mı?" diye sordu kız şüpheci bir tavırla.
"Of tamam," dedi Harry. "Düşündüm de belki deneyebilirim."
Kaşlarını kaldırmış bir ona bir Hermione'ye bakan Ron son söz üzerine, "Vaay, süper olur." diyerek lafa girdi heyecanla.
Harry başını salladı. "Ne diyorsun Hermione, sen istemez miydin?"
Hermione kaşlarını çatmış onlara bakıyordu. "Birincisi bu oyun değil, ikincisi çok uzun sürebilir ve üçüncüsü Animagus olmak feci şekilde zor bir şey. Yanlış yaparsak çok kötü olur."
"Yanlış yapmayız," dedi Harry. "Yanımızda sen varsın." Hâlâ kaşları çatık olan Hermione'nin ifadesi birazcık düzeldi.
"Bilemiyorum Harry, elbette bu müthiş bir şey olur, ama-"
"Bir araştırsan," diye sözünü kesti Harry. "Babam ve Sirius başardılar. Hatta Peter bile. Biz neden yapamayalım?"
Hermione biraz düşündü. Sonra başını kaldırıp onlara baktı. "Peki, tamam, yarın kütüphaneye giderim." Harry ve Ron sevinçle gülümsediler.
"Düşünsene," dedi Ron. "Ejderha falan olurmuşuz, Malfoy'un pek hoşuna giderdi."
Hermione ters bir bakış atarak; "Ne kadar büyük bir hayvan seçersen o kadar zor oluyor, McGonagall söylemişti." dedi.
"Ah!" dedi Ron süngüsü düşerek.
"Sen ne olurdun?" dedi sonra Hermione'ye bakarak.
"Belki McGonagall gibi bir kedi olurum." diye gülümsedi Hermione.
"Belki ben de bir köpek olurum o zaman." dedi Ron heyecanla.
"Harry?" dedi Hermione. Harry dalgınlıkla başını kaldırdı.
"Ne kadar büyükse o kadar zor mu dedin, Hermione?"
Hermione başını salladı. Sonra merakla sordu: "Ne düşündün ki?"
Harry omzunu silkti. "Hiç, sadece- öylesine işte."
Pazartesi günü kahvaltıya indiklerinde, bir şeyler olduğunu hemen anladılar. Slytherin masası hararetli bir sohbet içerisindeydi. Az sonra Hermione'nin gazetesi geldiğinde durum açıklığa kavuştu.
"Ron, babanla ilgili." dedi ve okumaya başladı Hermione:
"Gelecek Postası muhabiri Vincent Chase yazıyor...
Sihir Bakanlığı seçimleri çok yaklaşmışken, Bakanlık için adaylığını koyan Arthur Weasley ve Dolores Umbridge arasında gerçek bir yarış başladı. Arthur Weasley ileride yaşanabilecek bir çeşit savaş konusunda acil önlemler almaktan bahsederken, Dolores Umbridge olası tek çözümün, yetkili ve işinin ehli kişiler tarafından çıkarılacak yeni kanunlarla büyücü toplumunu her türlü endişeden uzak tutmak ve huzur içinde yaşamalarını sağlamak olduğunu söyledi."
Masadan toplu bir iç çekiş yükseldi.
Hermione yüzünü ekşitip ekledi: "Altta bir de anket var."
"Gelecek Postası araştırdı: Sizce yeni Sihir Bakanı kim olacak?
Oylama sonuçları: Dolores Umbridge : Arthur Weasley :"
Hermione başını kaldırıp Ron'a baktı. Ron sessiz sedasız dinliyordu. Yan tarafta Ginny homurdanıyordu.
"Bu sadece bir anket," dedi Hermione. "Ciddiye almayın." Fakat ciddiye almamak pek mümkün değildi. İksir dersine giderlerken Ron birden patladı: "Aslında babamın seçilip seçilmemesi o kadar önemli değil, ama alternatifin o kadın olduğunu düşününce içimden bir şeyleri kırmak geliyor."
Hermione endişeyle baktı ona. "Haklısın, umarım her şey yolunda gider ve baban seçilir Ron. O bizim tek umudumuz." Harry ise sessizce yürümeye devam etti.
İksir dersinde Snape yine onlara zor bir iksir hazırlama görevi verince, Harry'nin canı iyice sıkıldı. Kitaptaki yazıları anlamaya çalışırken, aklı başka yerdeydi. Eğer Umbridge seçilirse neler olurdu? Dersten çıkar çıkmaz Remus'a bir baykuş yollamaya karar verdi. Belki içini rahatlatacak bir şeyler söylerdi. Snape'in etrafa baktığını fark edince, silkinip iksiriyle ilgilenmeye koyuldu.
En son fare kuyruklarını da içine atan Harry, kazanına doğru eğildi. İksirini yelkovanın aksi yönünde çevirmeye başladı. Ancak iksir koyulaşmak şöyle dursun, neredeyse görünmez denecek kadar berrak renkteydi. Harry umutsuzlukla içini çekerken, birden başladı.
Kızgın bir demir alnına bastırılıyor gibiydi. Harry acıyla iki büklüm olurken, ağzından bir feryat koptu.
"HAYIIIIR!"
Harry'nin çığlıkları zindanda yankılanırken, Snape'in sert ve kesin ses tonu ona eşlik etti:
"DIŞARI! HERKES DIŞARI!"
Şaşkınlık içindeki sınıf dışarı çıkarken, Severus Snape, asasının bir hareketiyle sıraları ve yarı bitmiş iksir kazanlarını yok edip yanlarına geldi. Hermione ve Ron kararsız ve korkmuş bir halde Harry'nin yanında kalmışlardı. Snape Harry'ye şöyle bir bakıp Ron'a döndü:
"Weasley, hemen müdüre git. Parola Anka Teleği." Ron ikiletmedi ve fırladı.
Harry yerde kıvranıyor ve mırıldanıyordu. Snape eğildi ve ona seslendi: "Potter! Beni duyuyor musun?" Harry farkında bile olmadı. Snape birkaç kez daha tekrarladı. Ancak sonuç vermeyince, Snape Hermione'ye baktı: "Kolundan tutun Miss Granger, oturtalım." Hermione hemen itaat etti. Harry'nin bir kolundan tutunca, Snape Harry'yi omzundan tutup oturttu. Bir yandan Harry'ye seslenmeyi sürdürüyordu. Harry ter içinde kalmıştı. Gözleri hiçbir şey görmüyordu. Alnını yakan acıdan başka bir şey hissetmiyordu.
Dakikalar sonra Harry'nin acısı biraz azalırken, görüşü biraz düzeldi. Snape'in ona doğru eğildiğini fark ettiğinde korkarak irkildi: "Hayır!"
"Tamam, Potter, sakin ol!" dedi Snape. Bir şeyler mırıldandı. "Geçti."
Yara izi zonklamaya devam ederken Harry, biraz sakinleşti. Kapı açıldı. Ron, Dumbledore'la birlikte içeri girdi. Dumbledore ciddi bir ifadeyle Harry'ye yaklaştı.
"Harry, ne oldu?"
"Bil-bilmiyorum." dedi Harry titreyerek.
"Tamam," dedi Dumbledore. "Sakinleş biraz. Sonra ne olduğunu anlatırsın."
Harry çığlıklar atarken, çok uzak olmayan bir yerde, karanlıkta bir adam acı içinde kıvranıyordu. Koltukta oturan başka bir adam yavaş yavaş ayağa kalktı. Asasını önünde titreyen adama doğru uzattı.
"Crucio!"
Adam tekrar çığlıklar atarak yerde kıvranmaya başladı.
"Başarısızlığı affetmem, Macnair!" dedi buz gibi bir sesle.
Macnair ter içinde azıcık doğruldu: "Affedin Lordum," diyebildi ancak. Kırmızı gözler buz gibi bir öfkeyle baktı. Kafasını kaldırıp geriye, gölgelerin içine seslendi:
"Bana Bellatrix'i çağır!"
"Emredersiniz Lordum." diyen bir gölge sessizce dışarı çıktı.
Zindanda Harry Potter yavaş yavaş kendine geldi. Dumbledore endişeyle ona doğru eğilmişti.
"İyi misin Harry?" diye sordu. Harry başını salladı.
"Birine kızdı." dedi Harry çatlak bir sesle. Yanında Snape'in gerildiğini hissetti.
"Bir emir vermiş ve-ve galiba olmamış."
"Olmamış?"
Harry nefes aldı. "Bilmiyorum, sadece kızdı işte." Başını kaldırıp Dumbledore'a baktı.
"Tamam," dedi Dumbledore. "Gidip biraz dinlen Harry."
"Olur." dedi Harry. Ron ve Hermione ile birlikte çıktılar.
Dumbledore düşünceli bir ifadeyle Snape'e baktı. Snape başını iki yana salladı.
Mağara zifiri karanlıktı. Sadece bir asanın soluk ışığı seçilebiliyordu. Siyah bir gölge hareket etti. Bir kadın sesi duyuldu:
"Anladın mı Cacus?" Bir homurdanma geldi cevap olarak. Gölge devam etti:
"Efendimiz başarısızlığı hoş karşılamaz. Bunu unutma. Emirlere harfiyen uy." Onaylayan bir homurtu duyuldu bu sefer. Ve gölge mağaradan çıktı. Asanın solgun ışığında Bellatrix Lestrange'ın zalim yüzü göründü bir an. "Nox!" dedi Bellatrix. Döndü ve ortadan kayboldu.
