ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Yeni Sihir Bakanı

Bellatrix saygıyla eğildi.

"Lordum,"

Koltuk yavaşça sağa döndü.

"Her şey yolunda mı?"

Bellatrix doğrulup efendisine baktı. "Kesinlikle Lordum, emirlerinizi yerine getirdim. Cacus benden haber bekliyor."

"Güzel." dedi Voldemort. "Lucius'tan haber var mı?"

"Hayır Lordum." Voldemort biraz düşündü.

"Sana sonra yeni bir iş vereceğim. Şimdilik gidebilirsin." Bellatrix saygıyla eğilip dışarı çıktı.


Harry, İksir dersinde yaşananların tüm okulda haftanın konusu olacağını tahmin etmişti. Her gittiği yerde bakışları üstünde hissediyordu. Ancak Ron ve Hermione de bu bakışlardan paylarını alıyorlardı tabii. Harry Remus'la konuşmak için adeta can atıyordu. Hedwig'i kullanmamak için Ron'dan Pig'i ödünç aldı. Bir hafta Remus'tan ses çıkmadı. Sonra bir gün dersinden çıkarlarken, Kingsley Harry'yi sınıfta alıkoydu. Herkes çıktıktan sonra Harry'ye bir kâğıt uzatıp, çıkmasını işaret etti. Çıkar çıkmaz kâğıdı açtı Harry. Remus'tandı.

"Yarın gece, şömine." yazıyordu sadece. Birden içi ısınan Harry, ilerde merakla bekleyen Ron ve Hermione'nin yanına gitti.

Ertesi gün gece yarısı Remus şömineye geldiğinde, onu coşkuyla karşıladılar. Remus sımsıcak gülümsüyordu. Bu zamana kadar geçenleri konuştular biraz ve sonra nihayet Harry gazetede yazanları sordu.

"Gelecek Postası'nda çıkan haber pek doğru sayılmaz." dedi Lupin. "Oyların en azından yüzde kırk sekizinin bizim olduğunu düşünüyoruz."

"Bu yeterli değil." diye itiraz etti Harry.

"Haklısın yeterli değil." dedi Remus. "Ayrıca sürprizler olabilir. Üstelik Müsteşar olmasını bir yana bırakırsak, Umbridge'in damarına bastığı birçok kişi var. Sanırım çoğu kararsızlar listesinde."

"Yine de Umbridge lehine karar verebilirler, öyle değil mi?" diye sordu Hermione sıkıntıyla.

"Olabilir," dedi Lupin. "Fakat siz en önemli şeyi unutuyorsunuz bence."

"Ne?" dediler üçü birden.

"Dumbledore." dedi Lupin.

"Dumbledore?" diye tekrarladı Harry.

"Evet, Dumbledore çok önemli bir etken ve Arthur'u destekliyor. Bu yarışın Dumbledore ve Umbridge arasında olduğunu düşünün. Sizce kim kazanırdı?"

"Mutlaka Dumbledore kazanırdı, ama aynı şey değil ki." diye söylendi Ron.

"Ron," dedi Lupin. "Umbridge, Fudge zamanında da önemli bir konumdaydı ve ortada elle tutulur hiçbir şey yok. İnsanlar bunu görüyorlar. Üstelik Dumbledore ve Arthur herkesle özel görüşmeler yapıyorlar. Fakat buna rağmen kazanamazsak; yeni bir yol izlememiz gerekecek tabii ki."

"Umbridge kazanırsa ortada Yoldaşlık falan kalmaz ki." dedi Harry kederle.

"Harry," dedi Remus. "Kazansa bile, sence Dumbledore meydanı Umbridge'e bırakır mı?"

"Elbette hayır, ama-"

Remus sözünü kesti: "Bak fazla endişelenmeyin. Her tür sonuca hazırlıklıyız biz." Bakışları Harry'ye döndü. "Sen iyisin değil mi?"

Harry İksir dersinde yaşanan olayı hatırlayarak gerildi. "İyiyim ben," dedi sertçe. Sonra sesinin tonunu alçalttı. "Yani iyiyim, merak etme."

"Etmiyorum zaten, Harry," diye gülümsedi Lupin. "Bunun arada bir olabileceğini biliyorsun artık, sadece hemen Dumbledore'a haber ver yeter, olur mu?"

Harry başını salladı. Sonra vedalaştılar, ama kafalarındaki sorular tam cevaplanmadı. Onlar da kendilerini derslerine verdiler.


O akşam yemekten hemen sonra Profesör Madison'la özel dersleri vardı.

Profesör onlara yeni engelleme büyüleri öğretiyordu. Harry "Lubricio!" diye bağırdı. Karşısında Ron'un birden ayağı kaydı. Tutunamayıp düştü, yattığı yerden "Caligare!" diye bağırdı. Ortalık birden dumanla doldu. Ancak Harry elini sallayıp dumanı dağıttı. Ron hâlâ yerdeydi. Profesör Madison duruma müdahale etti.

"Ron, daha hızlı olmalısın. Bir sonraki hareketin hazır olmalı. Karşındakinin ne yapacağını merak ederek durup beklersen, ona avantaj sağlarsın." Ron başını sallayıp, ayağa kalktı.

"Dumanı bilerek mi dağıttın Harry?" dedi Profesör bu sefer Harry'ye dönerek.

Harry şaşkınca baktı ona: "Aslında farkına varmadım, yani birdenbire oldu."

"Büyük Salon'daki rüzgâr gibi mi örneğin?" dedi Profesör Madison hafif bir alayla. Harry hafifçe kızardı.

"Şey... ımm... evet," diyebildi.

"Doğrusu oldukça eğlenceliydi Harry, etkilenmiştim."

"Ben, bunu nasıl yaptığımı hâlâ bilmiyorum." dedi Harry.

"Bilmiyor musun?" dedi Profesör Madison. "O sırada ne düşündün peki?"

Harry durakladı. "Sanırım ben çok kızmıştım."

"Bu aslında çok doğal Harry. Her cadı ve büyücünün içinde zor anlarda ortaya çıkan daha farklı bir büyü gücü vardır. Öfke, her zaman bu gücü tetikleyen en önemli etken olmuştur. Bir Muggle'ın bile normalde sakin bir insanken, kızdığında deliye döndüğünü görmüşsünüzdür. Tabii bu bir büyücüde daha kötü sonuçlar verebilir. Yine de o sırada büyüyü yaptın. O yüzden mutlaka istemiş olmalısın." Profesör sorarcasına bakınca Harry biraz düşündü.

"Sanırım evet," dedi. "Malfoy'un fırtınaya kapılıp gitmesini diliyordum sanırım." Suçlu suçlu sırıtırken, Ron güldü. Profesör de gülümsedi.

"Bak gördün mü; tabii burada öğretmenin olarak sana yaptığının doğru olmadığını söylemem gerekiyor, Minerva bu işi bana bırakmıştı." Duraklayıp göz kırptı. "Ancak eski bir Gryffindor olarak, kulak ardı etmiş olabilirim." Üçü birden güldüler.

"Siz Gryffindor'da mıydınız, Profesör Lupin'le birlikte?" diye hevesle sordu Hermione.

"Evet," dedi Profesör Madison.

"Siz şey… aynı sınıfta mıydınız?" diye sordu Harry. Anthea Madison güldü.

"Hayır, ben alt sınıftaydım, ama bilirsiniz Sınıf Başkanları direktifleri Öğrenciler Başı'ndan alırlar. Eh, ben de bir Sınıf Başkanı olarak talimatları Remus'tan alıyordum. Tabii ki daha önceden de tanıyorduk birbirimizi, aynı binadaydık çünkü, ama birlikte çalışmaya başlayınca çok iyi iki dost olduk." Sınıf Başkanı olması Hermione'nin çok hoşuna gitmiş görünüyordu. Harry Ron'a baktı. Ron gözlerini tavana dikti. Bir sessizlik oldu. Harry, sorularını sormak için uygun bir zaman diye düşündü.

"Profesör," dedi. "O günden beri sözsüz büyü deniyorum, olmuyor."

"Harry," dedi Profesör. "O gün bunu gerçekten istedin. Çok iyi konsantre olmuştun. Hep bunu söylemiyor muyuz zaten, konsantre olmalısınız diye?"

"Yani istersem tekrar yapabilirim."

"Elbette, yapabileceğini kanıtladın zaten. Tıpkı az önce yaptığın gibi."

"Acaba bu söylediğiniz güç, uykuda da ortaya çıkar mı?" diye sordu Hermione. Profesör kaşlarını kaldırdı: "Nasıl yani?"

Ron gene güldü. "Harry bir süredir yatakta değil, havada uyuyor da." dedi.

Profesör birden kaşlarını çattı. Harry'ye dönerken ciddiydi. "Yükseldiğini mi söylüyorsun?" Harry şaşırmıştı. Korkarak yanıtladı.

"Şey… Evet, birkaç kez havada uyandım ve yatağa düştüm." Üçü de şaşkınca birbirlerine bakındılar.

Hermione çekinerek sordu: "Bu kötü bir şey mi?" Profesör düşünceli bir ifadeyle ona baktı.

"Hayır, aslında değil. Ancak bunu yapabilen nadir sayıda büyücü vardır. Kimse uykuda büyü yapamaz. Bu çok ender bulunan bir yetenek." Hermione ve Ron dönüp Harry'ye baktılar.

"Ama ben, çok çalışmaktan olduğunu sanıyordum." dedi Harry yavaşça.

Profesör başını salladı. "Evet, demek ki çok çalışmak, içindeki güçleri ortaya çıkarmış." Ancak bundan pek de memnun görünmüyordu.

"Bugünlük bu kadar, gidebilirsiniz." diyerek kalktı. Şaşkın bir halde dışarı çıktılar. Harry cevap alayım derken, yeni bir sorunla karşılaştığını düşünerek, canı sıkkın bir halde Kule'ye doğru yürüdü.


İleri Düzey Savunma dersleri tüm öğrencilerin en çok çalıştıkları, fakat en keyif aldıkları ders olmuştu artık. Hâlâ vampirlerle ilgili çalışıyorlardı. Hatta Seamus Finnigan, üstünde uygulama yapmak için bir-iki vampir getirilmesi gerektiğini söyleyip duruyordu.

Profesör Madison da dersleri çok sıkı tutuyordu.

"Vampirler ve kurtadamlar arasında gerçekten önemli bir fark vardır. Vampirler hiçbir zaman diğer büyücüler arasında yaşamayı denememiştir. Zaten doğaları gereği bu pek mümkün değil. Ancak kurtadamlar arasında güvenilirliğini ispatlamış olanlar mevcuttur. Vampirler avlanmak için yaşarlar. İşte bu onları kurtadamlardan kesinlikle ayırır. Bir kurtadam yalnızca dolunay zamanı tehlikeliyken, bir vampir her gece tehlike saçar." dedi Profesör. Soluksuz dinleyen sınıfı süzerek devam etti:

"Vampirler yaşayabilmek için kana ihtiyaç duyarlar. Elbette bunu her gece yapmak zorunda değiller, fakat öldürmekten aldıkları haz onları kamçılar. Yalnız bunun her vampir için geçerli olmadığını bilmelisiniz. Bazı vampir türleri kurbanlarının hayatta kalmasına izin verir. Sadece onlarla beslenirler. Diğer türler ise oldukça acımasızdır. Beslenmeyi bile düşünmeden öldürebilirler. Tabii kan içtikçe güçlendiklerini unutmamalısınız. Vampirin aç kalması zayıflamasını sağlar."

"Peki," dedi Dean Thomas. "Vampir olduklarını nasıl anlayacağız; ayna falan mı taşıyacağız?" Birkaç kişi güldü.

"Evet, bakın bu önemli bir nokta. Muggle kitapları vampirlerle ilgili oldukça komik bilgilerle doludur. Ayna da bunlardan biridir. Bir vampirin somut bedenini ayna ortadan kaldıramaz. Gelelim sorunuza Mr. Thomas. Bir vampiri nasıl tanırsınız? Bunun için özel bir çalışmaya gerek yok, bugüne kadar öğrendikleriniz yeterli. Vampir karşınıza çıktığında onu tanıyacaksınız. Bana güvenin."

Profesör Madison masasına yürüyüp, onlara döndü. "Şimdi önce öğrendiklerimizi tekrarlayalım. Karanlıkta görebilirler. Duyuları çok hassastır. Üstün fiziksel güce sahiptirler. Uçma, tırmanma, sise dönüşme gibi yetenekleri vardır. Diğer yaratıkları kontrol edebilirler. Bedenlerini araç olarak kullandıkları için, yaralarını çok hızlı iyileştirebilirler. Hastalıklardan etkilenmezler. Kendi üstün güçleri vardır ve bu güçler vampire göre değişiklik gösterir."

"Peki, bu güçleri ateşi de durdurabilir mi?" diye sordu Parvati Patil.

"Bazen engelleyebilirler. Ateş etkilidir, fakat vampirin ölmesi zaman alabilir. Güneş ışığı ise her zaman en etkili yöntemdir. Hiçbir vampir güneş ışığına dayanamaz. Ancak vampirler gece saldırmayı tercih ettiği için, bunu kullanma şansımız olmaz. Ateş büyüleri, en önemli büyülerdendir. Çünkü sadece vampirlere değil, pek çok yaratığa karşı avantaj sağlar. Bunlardan bir tanesi de Inferius'lardır."

"Neler neler?" dedi Dean Thomas.

"Cesetler," dedi Profesör Madison.

Birkaç kişi soluğunu tuttu. Profesör devam etti: "Onları ayrı bir derste işleyeceğiz; ama ateşle kendinizi onlardan da koruyabileceğinizi şimdiden öğrenseniz iyi olur."

"Evet, geçtiğimiz derslerde ateş büyülerini öğrendik. Tabii siz ateş yollarken vampirler durup beklemeyeceklerdir. Ateşe karşı korunabilmek için ekstra güçlerini kullanacaklardır. O yüzden bugün ateşi her tür savunmaya karşı uygulamayı öğreneceğiz." Dersin geri kalanı yoğun bir uygulama ile geçti. Nihayet dersten çıktıklarında herkesin cüppesi fena halde tütüyordu.


Quidditch antrenmanları başlayınca, Harry günlerin nasıl geçip gittiğini fark edemez oldu. Bir yandan özel dersler devam ederken, okul ödevlerine zar zor yetişebiliyordu. Üstelik daha Animagusluk işini ciddi ciddi ele almamışlardı bile. D.O. çalışmaları da başlamamıştı. Hermione, Ginny ile birlikte D.O'ya katılacak kişileri organize ediyordu. Okul dersleri ise fazlasıyla zorlaşmıştı. Artık sözsüz büyüler yapıyorlardı. Diğer sınıf arkadaşlarının çok zorlanmalarına karşın; belki aldıkları onca özel ders ve çalışma sayesinde üçü de yavaş yavaş ustalaşıyorlardı. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, üst sınıfların alması gereken cisimlenme dersleri ile ilgili ilan panoya asılınca, Harry 'keşke okula yeni başlıyor olsaydım' demeye başladı.


Kasım ayı, beraberinde bol yağmur ve rüzgâr getirmişti. D.O listesi neredeyse hazırdı, fakat çalışacak ortak bir gün bulmakta zorlanıyorlardı. Her boş vakitlerinde ise, üçü birlikte tekrar yapmayı alışkanlık haline getirmişlerdi. Ancak o gün özel bir gündü. Gece boyunca neredeyse hiç uyumamış; bütün gün ise derslere kafalarını vermekte çok zorlanmışlardı. Çünkü bugün akşam postası, haftalardır birbiriyle yarışan iki adaydan hangisinin seçildiğini açıklayacaktı.

Son dersten çıkıp, yemeğe indiler. Ron, isteksizce yemeğini didikleyip, sonra tavana bir göz attı. Hermione endişeyle baktı ona. Masa oldukça sessizdi. Herkes fazlasıyla gergindi. Ron'un birden nefesi kesildi. Bir baykuş, tavandan aşağı Hermione'ye doğru süzüldü. Hermione eli titreyerek gazeteyi açtı. Harry yanından okumak için eğildi. Tüm Gryffindor masası soluğunu tutmuştu adeta.

Başlığa bakan Harry ve Hermione bakıştılar.

"Eee?" dedi Ron sinirle. Hermione gazeteyi masaya serdi ve okumaya başladı. Haber ön sayfada dev puntolarla verilmişti:

YENİ SİHİR BAKANI: ARTHUR WEASLEY

"Gelecek Postası muhabiri Vincent Chase Bakanlıktan bildiriyor...

Haftalardır beklediğimiz seçim nihayet gerçekleşti. Muggle Eşyalarının Kötüye Kullanımı Dairesi'nden Arthur Weasley % 61 oranında oy alarak, beklenilenin tersine % 39'da kalan Bakanlık Müsteşarı Dolores Umbridge'e karşı açık farkla seçimi kazandı.

Eski bakan Fudge'un istifasından sonra, onun görevlerini geçici olarak yürütmek üzere seçilen kurul, eski görevlerine geri döndü.

Arthur Weasley, seçilmekten mutlu olduğunu ve görevini en mükemmel şekilde yerine getireceğini belirtti. Adı Anılmaması Gereken Kişi'yle ilgili olarak ise, 'Karanlığın karşısındayız. Pes etmeyeceğiz.' şeklinde kısa konuştu. Seçimi kaybettiği için sinirli olduğu gözden kaçmayan Umbridge ise, sorulara yanıt vermeyi reddetti."

Hermione bitirip, arkasına yaslandı. Tüm salon hiç çıt çıkarmadan dinlemişti.

Bir an süren bir sessizlik oldu. Sonra gök gürültüsü gibi bir alkış yükseldi. Masadaki gerginlik geçmiş, herkesin yüzü gülmeye başlamıştı. Sağdan soldan, "Tebrikler Ron.", "Çok sevindim, Ginny." gibi cümleler duyuluyordu.

Ron ve Ginny afallamış bir ifadeyle tebrikleri kabul ediyorlardı. Harry, ağzı kulaklarında Hermione'ye baktı. Hermione, "Harika, ah… Bu harika!" derken, birden dönüp Slytherin masasına baktı. Aynısını yapan Harry, büyük bir keyifle, Slytherin'lerin cin çarpmış gibi göründüğünü fark etti.

"Bu demek oluyor ki, akşama kutlama var!" diye bağırdı Seamus Finnigan.


Gryffindor ortak salonunda parti tüm hızıyla sürerken, bazıları bu mutluluğu paylaşmıyordu.

"Lordum," Lucius Malfoy eğildi.

"Bunu bana açıkla Lucius!" Voldemort'un sesinde zehir gibi bir öfke vardı. Lucius Malfoy hafifçe titredi.

"Lordum, nasıl oldu bilmiyorum. Fikirlerini değiştirmişler. Dumbledore-"

"Şimdi sen bana," diye sözünü kesti Voldemort. "Benim Ölüm Yiyen'lerimin bir avuç Muggle aşığı, aptal büyücüyü korkutamadığını mı söylüyorsun?" Lucius yutkundu.

"Lordum, emir verin; tek tek ilgileneyim."

"Yeter!" Malfoy sustu. Voldemort bir süre sessiz kaldı.

"Bellatrix'e planlarda değişiklik olduğunu söyle, bakalım yeni Sihir Bakanı neler yapacak?" Voldemort'un sesinde alay vardı.

"Lordum, beklemek iyi bir fikir mi sizce? Anlaşma yapıldı ve-"

"Sabır Lucius," dedi Voldemort. "Sabır."


Karanlık kulübede, hafif bir mum ışığı, pencereden bakan adamın yakışıklı yüzünü belli belirsiz aydınlatıyordu. Otuz yaşından fazla göstermiyordu, ancak gözlerinde yılların ağırlığı okunuyordu. Irkının özelliklerini taşıdığı söylenemezdi. Tüm kardeşlerinden farklıydı. Onu bu konuma taşıyan da bu farklılıkları olmuştu. Simsiyah saçları omuzlarına dökülüyor, asil görüntüsünü belirginleştiriyordu. Açık mavi gözleri, siyah kaşlarının altında, beyaz denecek kadar solgun yüzüne biraz canlılık katıyordu. Mermerden yontulmuşa benzeyen yüzünde tek bir duygu ifadesine rastlamak mümkün değildi. Kapı gıcırdayınca hafifçe başını çevirdi. İçeri giren gence şöyle bir göz attı:

"Gönüllü sen misin?"

"Evet, efendi Zephyr," dedi genç adam eğilerek.

"Yanılmıyorsam Serva Castrum'dansın."

"Evet, efendim."

Zephyr gözlerini kıstı. "Senin sınıfında biri için büyük bir şeref, biliyorsun."

"Biliyorum efendim, çok teşekkür ederim."

Kısa bir sessizlik oldu. Zephyr pencereden bakmaya devam etti. Genç adam başı eğik, emirleri bekledi.

"Sana bilgi verilecek." dedi Zephyr bir süre sonra. "Soru var mı?"

Genç duraksadı. "Efendim diğer vampirler, yani kardeşlerim arasında bir söylenti dolaşıyor. Adı Anılmaması Gereken Kişi'yle ilgili-"

Zephyr sözünü kesti: "Bu, konumuzun dışında."

Genç başını eğdi. "Efendi Zephyr merakımı bağışlasın." diyerek eğildi.

Zephyr, siyah pelerini dalgalanarak döndü. Sabit nazarlarla gence baktı.

"Gidebilirsin." Genç adam tekrar saygıyla eğildi ve kulübeden çıktı.

Zephyr döndü, bembeyaz elini kaldırdı, mum birden titredi ve söndü. Tekrar pencereden baktı; sonra pelerininin tek bir hışırtısıyla geceye karıştı.