YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜM
Tatile Çeyrek Kala
Aralık ilerlerken, Hogwarts, beyaz kıyafetini çoktan giymişti. Her taraf gülen, çılgın bir neşeyle koşuşan, birbirlerini kartopu yağmuruna tutan öğrencilerle doluydu. Ancak tüm bu neşeli kalabalığın arasında, aynı coşkuyu paylaşmayan birileri vardı. Harry, Ron ve Hermione, kartopu oynamak için dışarı fırlayan Gryffindor'lara Ginny'nin ısrarlarıyla katılmış, ancak yarım saatten fazla dayanamamışlardı. Yatakhanedeki konuşmalarının üzerinden sadece altı gün geçmişti. Derslere girmek, bir D.O toplantısına katılmak ve sürekli birbirlerine endişeli bakışlar atmakla geçen altı uzun gün.
Harry, arkadaşlarının en az kendisi kadar kaygılı olduklarını biliyordu. D.O'da her şeyi anlatmak ve anlatmamak konusunda tartışmışlardı aralarında. Ancak hem ortalığı birdenbire telaşa vermemek, hem de tam emin olmadıkları konularda bilgi yaymamak amacıyla sessiz kalmayı tercih etmişlerdi. Sadece Harry, vampirler konusuna iyi çalışmaları için uyarmıştı onları. "Neden?" diye sormuştu gözleri şüpheyle bakan Ginny. Verecek cevap bulmakta zorlanan Harry, umutla Hermione'ye dönmüştü. Hermione bunu sorduğuna inanamıyorum dercesine başını iki yana sallayarak açıklamaya koyulmuştu.
"Sizce Profesör Madison neden vampirleri bu kadar detaylı işliyor?" Kimseden yanıt çıkmaması üzerine ise; "Ne yani? Bizden başka hiç kimse fark etmedi mi?" diye elleri belinde hışımla ekledi, süper bir, çok çalışkan öğrenci rolü yaparak. Gerçi Harry'ye göre bu konuda rol yapmasına pek gerek yoktu ya, neyse.
"Tehlikede miyiz? Vampirler buralarda mı yani?" diye kekelemişti Dean Thomas. Hermione klasik "aman yani!" bakışıyla kollarını kavuşturup, tek ayağıyla sinirlice tempo tutmaya başlamış, sorulara cevap verme görevi tekrar Harry'ye düşmüştü. Harry açıklamıştı; bir öğretmen bir derse bu kadar vakit ayırıyorsa ortalıkta bir şeyler dönüyor olmalıydı elbette. Sonunda toplantı bittiğinde, hepsi çalışmaları gerektiğine inanmışlardı ve önemli olan buydu. Tabii ki bunda, Harry'nin genelde diğerlerinin bilmediği şeyleri biliyor görünmesinin rolü yadsınamazdı. 'Seçilmiş olmak bazen işe yarıyor.' diye düşünmüştü Harry. Dersten çıkarken tüm öğrenciler tedirgince mırıldanıyorlardı.
Harry, buhar gibi bir soluk vererek, neler olabileceğini düşünmeye devam etti. Dumbledore'un söyledikleri kafasının içinde dönüp duruyordu. Her şeyi rahatça ona anlatması şaşırtmıştı Harry'yi. Fakat memnundu. Hiçbir şey bilmemek daha kötüydü. 'Acaba bilmek ne kadar iyi?' dedi içinden bir ses. Dumbledore ona güvenmişti. Bir yandan da, Dumbledore'un bunları anlatma sebebinin, Sirius gibi bir olay daha yaşanmasını istememesi olabileceğini düşündü. Bu fikir içinin daha çok sıkılmasına neden oldu.
Kafasını iki yana sallayarak, düşüncelerinden kurtulmaya çalıştı. Gözlerini, Hogwarts'ı kaplayan beyaz örtüye ve eğlenen insanlara dikti. Bir an, hiçbir şey bilmeden diğer çocuklar gibi kaygısızca eğleniyor olmayı diledi Harry. Sonra acı acı güldü. Bu onun kaderiydi. Tek problem, Harry kendini bu sefer gerçekten küçük bir çocuk gibi hissediyordu. Dışarıda Voldemort kim bilir ne planlar yapıyordu ve onlar burada elleri kolları bağlı oturuyorlardı.
Gözlerini kaldırıp etrafı taradı. Acaba Voldemort taşı kullanmış mıydı? Şimdi etrafta saklanan vampirler olabilir miydi? Hayır, olamazdı elbette. Okula girmeleri mümkün değildi. Gözlerini çevirdi. Peki ya Yasak Orman? Derinliklerinde onlarca çeşit belanın gizlendiği karanlık orman? Hayır, olsa Hagrid fark ederdi. Ancak bir yerlerde bir şeylerin olduğu kesindi.
Dumbledore da son iki gündür ortalarda yoktu ve Kingsley ile Madison ders dışında şatoda görünmüyorlardı. Harry, Ron ve Hermione, saatlerce onların ne planladığı konusunda fikir yürütmüşlerdi. Ancak bir sonuca varamamışlardı.
Bu haftayı da atlatabilirlerse, tatil için Grimmauld'a döneceklerdi. Harry eve dönmek için kıvranıyordu. Remus'u görmeye şiddetle ihtiyacı vardı.
Koşup eğlenen kalabalığa baktığında, geleceğin neler getireceği endişesi, boğazına bir yumru oturmasına sebep oluyordu. Bu çocuklardan kaçı hayatta kalacaktı? Yan tarafa döndüğünde, aynı endişeyi Hermione'nin yüzünde de gördü. Ron ise, elleri cüppesinde, görmeyen gözlerle şatoya bakıyordu. Bir an Harry'ye çabuk büyümüşler gibi geldi. Derin bir nefes aldı.
"İçeri girelim mi?" İkisi de ona dönerken, sessizce onayladılar. Yavaş yavaş yürüyerek, okula doğru ilerlediler. Ancak uçan kartoplarının arasında bunu yapmak pek kolay değildi. Nitekim engellenmeleri fazla uzun sürmedi.
"AH!" Ensesine yediği kartopunun şiddetiyle afallayan Ron, hışımla arkasına döndü. Darbenin sorumlusu ellerini beline koymuş gülüyordu.
"GINNY! Hiç komik değil!"
"Bence komik. Hepiniz suratsızsınız. Derslerden başımı azıcık kaldırdım, eğlenelim dedim. Ama siz hemen yan çizdiniz. Neyiniz var sizin?" Ron ensesindeki karları silkelerken, Harry'ye kaçamak bir bakış attı. Harry zorlukla, yüzüne doğal olmasını umduğu bir gülümseme yerleştirdi.
"Bir şey yok Ginny, biliyorsun. Sadece yorgunuz. Dersler oldukça yorucu." Ancak yanlış bir şey söylediğini, Ginny'nin tehlikeli bir şekilde kısılan gözlerini görünce anladı. Hiçbir şey söylememişti, ama bu özel derslere alınmamak onuruna dokunuyordu.
"Aman iyi!" dedi sinirli bir şekilde Ginny. Eğilip hızla koca bir avuç kar aldı, onlara arkasını döndü. Ginny'nin karı hışımla ellerinde sıkıştırdığını gören Harry, bir an isabet alacak kişiye acıdı.
"Hadi gidelim." dedi Hermione kartopunun onlara gelmesinden endişe ediyormuş gibi. Tekrar döndüler. Ancak Harry, duyduğu yeni bir "AH!" sesiyle kendine engel olamayarak dönüp baktı. Şanssız kurban, çarpmanın etkisiyle sendelemiş ve kayıp düşmüştü.
Harry hızla Hermione'ye baktı. Aynı anda Ron'u itekleyip içeri girdiler. Harry rahat bir nefes verdi. Ron'un, Ginny'nin Zabini'ye doğru koştuğunu görmesi pek de iyi bir fikir sayılmazdı ne de olsa.
Akşam yemeğinde, Ginny'nin masada olmamasını Ron pek fark etmişe benzemiyordu. Tabağındaki kocaman biftek parçasıyla müstehcen denecek kadar samimi bir ilişki içerisindeydi. Fakat Hermione, Harry'ye endişeli bakışlar atmakla meşguldü ve Harry'nin, Slytherin masasında Zabini'nin yokluğuna, kendince mantıklı ve geçerli nedenler üretmeye çalışmaktan hiç iştahı kalmamıştı. Nihayet masadan kalktıklarında, kafasındaki tek şey bir an önce Ginny'yi bulmaktı. Ama Ron fark etmeden bunu nasıl yapacağını bilemiyordu. Tam o sırada birinci sınıflar arasında çocukça bir itiş kakışın başladığını gören Hermione, gözlerinde yanıp sönen bir anlık bakışla Ron'a döndü.
"Ron, sen ilgilenebilir misin acaba?" Hermione yorgun bir tavırla bakıyordu. "Biraz başım ağrıyor da." Ron onaylayarak birinci sınıflara ilerlerken, Harry "Ortak salonda buluşuruz." diye seslendi.
"Aferin." diye Hermione'ye dönerken sırıttı Harry.
Hermione içini çekti. "Bence Ginny'yi bir an önce bulalım Harry. Yoksa ikimizin de gerçekten başı ağrıyacak." Harry başını sallarken, merdivenden inen Colin'i fark etti.
"Hey Colin! Ginny'yi gördün mü?"
"Evet," dedi Colin. "Hastane kanadındaydı." Colin Büyük Salon'a girerken, Harry ve Hermione endişeyle bakıştılar. Hastane kanadı? İçlerini çekerek yola koyuldular, ancak fazla ilerlemeleri gerekmedi; Ginny onlara doğru geliyordu. Üzgün görünüyordu.
"Zabini iyi mi?" dedi Harry ona yönelerek. Ginny şaşkınca önce ona, sonra Hermione'ye baktı. Hermione, sakinleştirici bir sesle sessiz soruyu yanıtladı.
"Merak etme, Ron görmedi, ama gerçekten sert vurdun Ginny."
"İsteyerek olmadı ki," dedi Ginny üzgünce. "Onu hastane kanadına götürdüm zaten." Hermione kaşlarını çattı. "O kadar kötü mü?"
"Şey- alnında kocaman bir şiş oluştu. Ama iyi. Tabii Slytherin'ler öğrenince ben iyi olmayacağım o başka." İçini çekti.
"Hiçbir şey olmayacak, Ginny. Biz varız." Harry sevecenlikle gülümsedi ona. Ginny de belli belirsiz gülümsedi.
"Gidip ölmeden önce bir şeyler yiyeyim bari." dedi neşesizce. Harry ve Hermione sessizce onun uzaklaşmasını izlediler.
"Bence gidip onu ziyaret edelim Harry." Harry Hermione'ye şaşkınca baktı. Bir Slytherin'i mi? Yok artık. Biraz düşündü. Belki de haklıydı. En azından ne yapacağı konusunda bir fikirleri olurdu.
"Öyle yapalım." dedi çaresizce ve ikisi birlikte yola koyuldular.
Hastane kanadı sessizdi. Belki de şu anda Quidditch karşılaşmaları olmaması yüzündendi. Madam Pomfrey söylenmeden onları içeri aldı.
"Az sonra çıkacak zaten." dedi yatağı işaret ederek. Zabini yatakta oturmuştu. Anlaşılan Madam Pomfrey son kontrollerini yapıyordu. Alnında hafif bir kırmızılık vardı şimdi. Madam Pomfrey, Zabini'nin elindeki bardağı alıp odasına giderken, ona artık gidebileceğini söyledi. Zabini başıyla onaylayıp, Harry ve Hermione'ye dikti gözlerini. Harry sıkıntıyla dururken, Hermione ilerledi.
"Nasılsın Zabini?"
"İyiyim," diye kibarca yanıtladı Zabini. "Weasley'e sorun olmadığını söylemiştim zaten." Hermione Harry'ye bir bakış attı.
"Eee, iyi o zaman." diyebildi Harry sadece. Hermione gözlerini devirdi.
"Eğer Slytherin için endişeleniyorsanız-" diye başladı Zabini.
"Hayır," dedi Harry hemen. "Slytherin için niye endişelenelim, sadece bir kazaydı." Hermione ikisine de bir göz atıp, Zabini'ye döndü.
"Aslında biz seni merak etmiştik Zab- şey Blaise, yani Ginny biraz endişelendi de. Asla bilerek böyle bir şey yapmaz." Zabini'nin gözlerinde bir an bir ilgi ışığı parladı. Başını hafifçe salladı.
"Yapmayacağını biliyorum, Granger. Ona endişelenmemesini söyle. Slytherin'le ben ilgilenirim." Harry, bir Slytherin'le nazik ve özellikle medeni bir konuşma gerçekleştirdiklerine inanamayarak Hermione'ye baktı. Hermione başını salladı.
"Şey, evet yani peki, teşekkürler, Blaise." Zabini hafifçe başını eğdi. Hermione beklentiyle Harry'ye bakınca, Harry kendisinden isteneni anladı.
"Şey, evet teşekkürler, Zabini." dedi aynen tekrarlayarak.
Zabini başını sallayarak yataktan kalktı. "Sorun değil. Sanırım gidip bir şeyler yemeliyim. Potter, Granger… İyi akşamlar." Odadan çıktı. Harry şaşkınlıkla Hermione'ye dönerken, kızın yüzündeki gülümsemeyi gördü. Bir 'Slytherin'in hepsi kötü değil' muhabbeti daha yaşamak istemeyen Harry, kapıya yöneldi.
"Gidelim ve hemen mutlu olma. Sırada Ron var." Hermione'nin yüzündeki gülümseme hemen silinirken, kız içini çekerek Harry'yi takip etti.
Ortak salona girdiklerinde, Ron'u Seamus'un yanında otururken buldular. Hızla kalkıp yanlarına gelirken, gözleri şüpheyle ikisine bakıyordu. "Nerelerdeydiniz?"
Harry Hermione'ye baktı yine ve bu akşam bunu daha kaç kez yapacağını merak etti. Hermione içini çekti.
"En iyisi oturalım." Tenha bir köşe bulduklarında, Hermione kısa cümlelerle Ginny'nin kazasını anlattı. Ron kaşlarını çatmıştı.
"Başına iş açacağı belliydi. O nerede?" Ron'un gözleri odayı taradı.
"En son yemek yiyecekti." dedi Harry. Ron ayağa kalktı.
"Yanından ayrılmamalıyız o zaman. Slytherin öğrenince-"
"Sorun çıkmayacak." dedi Hermione. Ron ona döndü.
"Nasıl yani çıkmayacak? Slytherin'in kuzu kuzu kabulleneceğini mi sanıyorsunuz?"
"Bir şey olmaz. Zaten Zabini izin vermez." Harry, sözcükler ağzından çıktığı anda –bunu gerçekten ben mi söyledim- çok geç olduğunu anladı. Ron'un ona dönen öfkeli bakışları da bunu kanıtlıyordu.
"Anlayamadım? Zabini izin vermez derken?" Hermione dudaklarını ısırarak Harry'ye baktı. Harry de yardım istercesine ona.
"Ron, Harry demek istiyor ki, yani şey, Zabini bir kaza olduğunu biliyor." Harry hemen başını salladı.
"Evet, Ron, kaza olduğunu biliyor. Ginny'ye önemli olmadığını söylemiş. Hem orada bir sürü Gryffindor vardı. Hepsi şahit. Kasıtlı bir şey yok ortada."
"Adam Slytherin'den, ama biz onun sözüne güveniyoruz öyle mi?" Bir Hermione'ye bir Harry'ye baktı. "Ne zamandan beri? Ve benim niye haberim yok?" Hermione çaresizlikle Harry'ye bakarken, Harry bir soluk koyuverdi. En azından Ron mantıksız bir öfkeye kapılmamıştı. Henüz. Derin bir nefes alıp, kedinin kuyruğuna bastı.
"Biz onu ziyarete gittik." Bir sessizlik oldu.
"Ne-ne yaptınız?"
"Şeye, hastane kanadına gidip, onu ziyaret ettik." Ron, afallamış bakışlarıyla yine bir ona bir Hermione'ye bakıp, başını salladı.
"Yanlış duymuş olmalıyım."
"Hayır, Ron," diye başladı Hermione. Sonra çabuk çabuk konuşarak devam etti. "Ne durumda olduğunu görelim dedik ve ne yapacağını öğrenmek istedik. Çok iyi görünüyordu ve bize sorun olmadığını söyledi. Nazik davrandı, değil mi Harry?" Ron, tekrar koltuğa çökerken, şaşkın gözlerini Harry'ye çevirdi.
"Evet," diye onayladı Harry. "Gerçekten Ron, bunu söylemekten pek hoşlanmıyorum, ama kabul etmeliyim ki gerçekten nazikti." Ron, hâlâ ona bakmaya devam ediyordu. Sanki 'kandırdık!' demesini bekler gibiydi.
"Emin olmamız gerekiyordu." dedi Hermione tereddütle.
"Zaten sorun falan çıkmaz Ron, bizim elimiz de balkabağı toplamayacak." dedi Harry bunun konuyu kapatmasını ümit ederek. Ron elini saçlarından geçirdi. Tam o sırada Ginny portre deliğinden içeri girdi. Gözleri odayı taradı ve Ron'un olduğu yere ürkek bir bakış attı. Ron biraz daha sakin görünerek, yerinden kalkıp Ginny'nin yanına gitti. Harry ve Hermione, onun kızgınlık belirtisi göstermeden, korumacı bir ağabey tavrıyla Ginny'yi sorguladığını görünce rahat bir nefes aldılar.
Ertesi gün öğlene kadar sakin bir gün geçirdiler. Ginny'nin olayını öğrenen Gryffindor'lar, adeta bir ordu gibi kızı korumaya almışlardı. Ancak Slytherin'den ses seda çıkmamıştı. Öğle yemeğine kadar.
Harry, Ron ve Hermione, yemek için Giriş Salonu'na indikleri anda, bir grup Slytherin'le karşılaştılar. Malfoy, Zabini, Crabbe ve Goyle'a ek olarak, yanlarında trende Ron'a kafa tutan ve Slytherin'e girdiği günden beri Malfoy'un peşinden ayrılmayan sıska çocuk Thorne vardı.
"Aha, işte ünlü Harry Potter!" Malfoy, alayla yaltaklanan gazeteci rolü yapıyordu.
"Bas git, Malfoy!" dedi Ron alışkanlıkla.
"Ah, Bakan'ın oğlu konuştu duydunuz mu?" dedi Malfoy dalga geçerek. Ron'un kulakları kızarırken, Crabbe, Goyle ve Thorne pis pis sırıttı. Zabini hiç tepki vermeden, biraz arkada duruyordu.
"Yanındaki ayaktakımını her yere taşımaktan sıkılmadın mı, Potter?" dedi Malfoy yüzünü buruşturarak. Birden Hermione önlerine geçti.
"Bak Malfoy, burada iki sınıf başkanı, ünlü Harry Potter ve senin de fark ettiğin gibi Bakan'ın oğlu var. Sırf meraktan soruyorum, sizde ne var?" Malfoy onu kötü bakışlarla süzdü. Tam ağzını öfkeyle açıyordu ki, biri seslendi.
"Ron, bir sorun mu var?" Ginny'ydi. Arkasında birkaç sınıf arkadaşı vardı. Malfoy Ginny'ye baktı, "Ah işte-" dedi gözleri kısılarak, "Kartopu Weasley!" Ginny kıpkırmızı kesilirken, Zabini ileri bir adım attı. Harry, gözlerini ona çevirdiğinde başını salladı iki yana. Sonra dönüp Malfoy'un kolunu tuttu.
"Draco?" Malfoy Zabini'ye bir şey söyleyecek oldu, ama Zabini arkayı işaret etti. Ne olduğunu görmek için ise dönmelerine gerek kalmadı.
"Umarım kavga etmiyorsunuz." dedi kadife gibi bir ses. Harika! Bir Snape eksikti.
"Hayır, Profesör," dedi Zabini hemen. "Biz de gidiyorduk." Malfoy'u ilerlemesi için itti. Bir an duraklayan Malfoy, kötü bir bakış atmasına rağmen, çekilip götürülmesine karşı çıkmadı.
"Yürüyün!" Crabbe, Goyle ve Thorne emrini ikiletmeden peşinden gittiler.
"Yolu tıkadığınız için Gryffindor'dan on puan." dedi Snape. Ginny ve arkadaşları Snape'in ardından içeri girerlerken, Ron dönüp Hermione'ye baktı.
"Sizde ne var ha? Hermione, sen iyi misin?"
Hermione sıkıntıyla omuzlarını silkti. "Kurtulmak için bazen onun gibi davranmak gerekiyor. Hem sen Bakan'ın oğlusun Ron. Artık buna alışmalısın." Ron'un kulakları yine kızarırken, Hermione'ye çıkıştı: "Bu değişik davranmamı gerektirmiyor."
"Sana değişik davran demiyorum zaten, ama Malfoy'a karşı bir koz bu."
Ron şaşkınca ona baktı. "Sen bizi Malfoy'a karşı kışkırtıyor musun yani? Hermione, bu sen misin gerçekten?"
"Off," dedi Hermione. "Kışkırtmıyorum elbette, sadece seni ezmesine izin vermemeni söylüyorum."
"Beni ezmesine mi?" Ron alınmıştı. "Ben buna hiç izin verme-"
"Ben sadece, Bakan oğlu olmanın utanılacak bir şey olmadığını söylüyorum."
Ron kaşlarını çatmış ona bakarken, Harry araya girdi. "Ron duruma alışmaya çalışıyor Hermione, hem şımarsaydı daha mı iyi olurdu?" Ron minnetle Harry'ye baktı.
Hermione derin bir nefes aldı. "Ben şımarsın ya da farklı davransın demiyorum ki." diye karşı çıktı.
"Ne yani? 'Ben Bakan'ın oğluyum, savulun ben geliyorum' mu diyeyim?" dedi Ron. Harry gülerken, Hermione tebessüm etti. "O kadar da değil."
"Tamam, yeter, sayın sınıf başkanı ve Bakan'ın oğlu, tartışmayı kesin." dedi Harry.
"Affedersin ünlü Harry Potter, seni bilmem, ama yanındaki ayaktakımı yemek yemek istiyor. Ne dersin?" dedi Ron sırıtarak. Harry Ron'a bir tekme salladı ve üçü birlikte gülerek Büyük Salon'a ilerlediler.
Sonraki iki gün boyunca, kartopu olayı hakkında tek bir kelime dahi duymadılar. Bunun sebebinin, Malfoy'un bir şeyler planlaması mı, yoksa Zabini'nin ikna kabiliyeti mi olduğu konusunda bir fikirleri yoktu. Ama Harry, Malfoy'un bu konuyu bu kadar çabuk unutacağına pek ihtimal vermiyordu. Kaza olduğunu bildiğinden kuşkusu yoktu. Ancak tanıdığı kadarıyla Draco Malfoy, Gryffindor'a bulaşabileceği her fırsatı değerlendirirdi.
Ertesi akşam kütüphanede, Snape'in tatilin hemen önceki keyifli günlerini zehir edebilmek amacıyla verdiği ödevle –Unutkanlık İksiri ile Hatırlatma İksiri'ni, malzeme detayları ve hazırlanışı açısından karşılaştırarak, uygulama alanları konusunda aralarındaki farklılıkları açıklamalı bir kompozisyon yazın- boğuşmak zorunda kaldılar. Nihayet güç bela bitirirlerken –Hermione olmasa mümkün olmazdı- Ron bezgince içini çekti.
"Geliyor musun Harry?" Harry, son satırı sıkıntıyla yazmaya çalışırken, başını kaldırmadı.
"Siz gidin, çok az kaldı zaten." Ron ve Hermione başlarını sallayarak çıktılar. Harry son noktayı koyup, tüy kalemini kaldırırken arkasında, rafların oradan gelen bir ses duydu.
"Bir-bir dakikan var mı Zabini?" Ah Hayır! Ses fena halde Ginny'nin sesine benziyordu. Kaşlarını çattı. Ancak onun bildiği Ginny, böyle titrek bir sesle konuşmazdı.
"Evet Weasley?"
"Ben-ben seninle konuşmak istemiştim."
Harry bunu duymak istediğinden emin değildi. Hayır, hayır duymak istemiyordu. Görünmez olabilseydim keşke diye düşünürken, özlemle sandığındaki Pelerin'ini andı. Kalkabilir miydi acaba? Hayır, yapamazdı. Eğer kalkarsa, o taraftaki rafları geçmek zorundaydı ve önden de geçse arkadan da geçse onu mutlaka göreceklerdi. Lütfen, dedi. Lütfen kısa kesin. Bir yandan da etrafta başka Slytherin var mı diye araştırıyordu. Konuşma devam ediyordu.
"Ben sana teşekkür etmek istedim."
"Teşekküre gerek yok." dedi Zabini'nin sesi kibarca. "Ama bir daha kafamı patlatmadan önce haber ver, lütfen." Ginny'nin hafif gülüşü duyuldu.
Harry'nin aklına başka bir şey geldi. Eğer bu taraftan çıkarlarsa mutlaka Harry'yi göreceklerdi. Ve Harry nasıl davranması gerektiğinden emin değildi. Otursa mı, yoksa hiçbir şey yokmuş gibi kalkıp gitse mi? Ne kadar hızlı geçebilirim, diye tartmaya koyuldu kafasında. Ve hafif bir mırıldanma sonrası yeni bir gülüş duyulurken, daha fazla duramayacağına karar verip, yerinden fırladı. Sol tarafa hiç bakmadan, şimşek gibi bir hızla rafın önünden geçti. Arkasından hiçbir ses gelmeyince, bir mucize eseri görülmediğini düşünüp, rahat bir nefes aldı.
Merdivenleri aşındırırken, yeni bir sorunla karşı karşıya olmadıklarını umuyordu. İçini çekip, bu konudan Hermione'ye bile bahsetmemeye karar verdi. Hem eğer gerçekten tahmin ettiği sorun oluşacaksa, bunu Hermione'nin herkesten önce öğreneceğinden zaten emindi.
Ortak salon, saat gece yarısına yaklaştığından dolayı çok kalabalık değildi. Ron ve Hermione'nin ortalıkta görünmemelerinden yatmaya çıktıklarına karar verdi Harry. Tam ilerliyordu ki, Adara'nın sessizce bir köşede kitap okuduğunu gördü. Kararsızca durakladı. Sonra ilerledi.
"Adara?" Kız başını kaldırıp, gülümsedi. "Merhaba Harry."
"Geç olmadı mı?"
Kız etrafa bakındı. "Dalmış olmalıyım." dedi yine gülümseyerek. Harry'nin elindeki kitabı işaret etti. "İksir ödevi mi?" Harry yüzünü buruşturarak oturdu. "Evet, nihayet bitirdim."
Adara güldü: "Bakmamı ister misin?"
Harry başını olumsuzca salladı. "Hata varsa bile düzeltecek halim yok. Hem olmasa bile, Snape mutlaka bulur nasıl olsa." Bu sefer ikisi birden güldüler.
"Snape niye bu kadar aksi?" diye sordu kız hafifçe. Harry ona baktı, sonra omuzlarını silkti. "Bilmem, Snape işte. Hep böyleydi."
"Hımm, demek öyle." Kız hafifçe kaşlarını çattı. Harry kıza bakarken tanıdık bir şey hissetti, ancak adlandıramadı. 'Çok hoş.' diye düşündü birden yutkunarak. Midesi hafif hafif karıncalanıyordu. Cho ile böyle mi hissetmiştim, diye düşündü bu sefer.
Adara başını kaldırdığında, Harry'yi kendisine bakarken yakaladı. Birden yanakları pembeleşirken, Harry bakışlarını kaçırdı. Kısa bir an boyunca elektrikli bir dakikayı paylaştılar. Sonra Adara doğruldu.
"Ben yatayım Harry." Yanakları hâlâ pembeydi. Harry de doğruldu.
"Evet, tamam. İyi geceler, Adara."
"İyi geceler, Harry." Kız giderken, hafifçe koluna dokundu ve yatakhanesine yöneldi. Harry kolundan yukarı doğru bir ılıklığın yayılmaya başladığını hissetti, midesindeki his buna eşlik etti ve keyifle yatakhanesine çıktı. Yatağına uzanırken ağzı kulaklarındaydı. Ron'un horultuları yatakhaneyi birbirine katıyordu, ama Harry duymuyordu bile. Gözlerini kapadı ve uykunun koynuna yuvarlandı.
Süpürgesinin üzerindeydi. Üstüne doğru gelen bir bludger görüp atlattı. Mutluluk içerisinde salınırken, bir başka süpürgenin ona doğru geldiğini gördü. Üzerinde Adara vardı. Kız neşeyle gülümsüyor, eliyle takip etmesini işaret ediyordu. Hevesle onun peşine takıldı Harry, şimdi çok yükseklerde uçuyorlardı. Bir gözünü Adara'nın sırtından ayıran Harry, aşağı baktı. Zemini göremiyordu. Hafif bir huzursuzlukla Adara'ya seslenmeye çalıştı. "Adara, neredeyiz? Aşağıda bir şey yok." Kız neşeyle döndü. "Korktun mu Harry?" Bir kahkaha attı.
Kollarındaki tüyler, kahkahaya tepki olarak harekete geçerken, Harry yutkundu. Bir şeyler yanlıştı. "Adara?" dedi temkinli bir sesle. Adara yine döndü ve birden değişti. Harry şimdi Hermione'ye bakıyordu. Hermione üzgünce ona baktı. "Bana güvenmiyor musun Harry?" Harry yavaşlamaya başladı. Hermione de öyle. Şimdi Ron olmuştu. "Harry?" dedi Ron, "Hadi gitmemiz lazım." Harry iyice yavaşladı. Bir terslik vardı. Adlandıramadığı bir şey. "Hayır." dedi, "Hayır, Ron, gitmiyorum." Ron durakladı ve değişti. Bu sefer Snape oldu. "Cık-cık," diye sırıttı Snape. "Yatağında olman gerekirdi Potter, Gryffindor'dan yüz puan." Harry bir an duraklayarak keskin bir dönüş yaptı. "Nereye?" diye bağırdı Snape. "Kaçamazsın Potter!"
Harry büyük bir endişe hissiyle uçarken, birden gökyüzü kararmaya başladı. Hızlı bir rüzgâr süpürgesini yaprak gibi sallarken, savruldu. Bir çığlıkla süpürgesine tutunmaya çalıştı, ama öfkeyle esen rüzgâr onu yere atmaya niyetli görünüyordu. İyice eğilerek süpürgesinin üzerine yattı. Yere bakmaya çalıştı. Ne kadar yüksekte olduğunu tahmin edebilmesi imkânsız görünüyordu. Alnından ve sırtından soğuk soğuk terler süzülürken, birden dehşet bir gürültüyle ortalık aydınlandı. Bir şimşek tam yanında çakmıştı. Harry, ani bir manevrayla şimşekten güç bela kurtulurken, neredeyse bir başkasına yakalanıyordu. Şimdi kapkaranlık gökyüzünden kovayla dökülürcesine yağmur yağıyor, her tarafta bir an ortalığı aydınlatıp bir an sonra kaybolan şimşekler çakıyordu. Bu bir düş, bu bir düş.
"Hayır." dedi Harry. "Rüya görüyorum, uyanmalıyım, lütfen." Ancak yalvarışlarına karşılık, rüzgârın kahkahası duyuldu sadece. Bir ileri bir geri fırtınada savrulurken, sırılsıklam olduğunu ve kaskatı kesildiğini hissetti Harry. "Daha fazla tutunamam." İnledi. Bir sonraki şimşek tam süpürgesinin kuyruğuna isabet etti. Yalpalayan süpürge hızla düşmeye başladı. Harry, dehşet içinde ağzını zorlukla açtı. Çığlık atmaya çabaladı, ama sesi yok olmuştu. Can havliyle bir yerlere tutunmak istedi, ancak öyle karanlıktı ki, başka bir şeyler görmek imkânsızdı. Tutunabildiği tek şeye; süpürgesinden kalanlara sımsıkı sarıldı. Kolları kopacak gibi ağrıyordu.
Şiddetli rüzgâr onu bir kez daha döverken, çığlık atabildi Harry. Ancak kendi sesini duyamadı. Yine de bağırıyor olmalıydı, çünkü boğazı acımaya başlamıştı. Üstüne gelen bir şimşeği fark etmekte çok geç kaldı ve acıyan boğazından bir haykırış daha koptu.
"Harry? Harry?"
Kim o? Süpürgesi ellerinden uçmuş, karanlıkta bir girdaptaymış gibi döne döne yere düşüyordu.
Bir ömür sürdü sanki. Düştü, düştü, düştü…
Yere çakılırken, son düşüncesi ölüm değil, her şeyin nihayet sona ereceği olmuştu. Ne kadar zaman geçtiği hakkında bir fikri yoktu, ama yavaş yavaş kendine geliyordu. Ölmemiş miydi? Bir yudum su ihtiyacı içerisinde kıpırdandı. Tüm kemiklerinin un ufak olduğunu düşünürken, zorlukla toparlandı. Titreyen ellerini yere koyarak kalkmaya çabaladı. Ancak başaramadı. Güçlükle başını kaldırıp, nerede olduğunu görmeye çalıştı. Tam karşısına baktı. Midesi kasıldı, ağzı tekrar çığlık atmak için açıldı.
Bir çift kırmızı göz ona bakıyordu.
"Merhaba Potter, biraz sohbet edelim."
