YİRMİ İKİNCİ BÖLÜM

Kâbus

"Merhaba Potter, biraz sohbet edelim."

Harry, gözlerini kapatıp tekrar açtı. Hayır, olmaz, lütfen artık uyanayım, lütfen.

Voldemort, kırmızı gözleri avına odaklanmış, karşısında durmaya devam ediyordu.

Biri bana yardım etsin! Harry, daha yardım talebini aklından geçirirken bile çaresiz konumda olduğunu biliyordu. Daha biraz önce –yoksa saatler mi olmuştu- mutlu bir şekilde yatağına yatmıştı. Nasıl burada olabilirdi? Hogwarts'tan çıkamazdı ki. Başını indirdi, üzerinde hâlâ pijaması vardı. Birden buzdan bir el yüreğini sıktı; asası yoktu. Yutkundu. Asası şu an, komodininin üstünde huzurla uzanıyor olmalıydı. Lütfen uyanayım, lütfen.

"Biliyor musun, artık sıkıldım." dedi Voldemort alayla. Elindeki asayı yavaş yavaş çevirdi.

Hayır, bu bir düş. Sadece bir düş. Geri dönmeliyim. Odaklan. Odaklan. Bir ses kafasının içinde bağırıyordu.

"Harry, beynini kapat!"

İyi de nasıl? Derin derin nefes al. Profesör Madison'ın anlattıklarını hatırla. Hatırla lanet olası!

"Harry!"

Voldemort'un bir şeyler söylediğini duydu. Sözcüklerin beynine ulaşıp şekillenmesi vakit alırken, Harry var gücüyle beynini kapatmaya uğraşıyordu. Kelimelerin anlamını idrak ettiğinde midesi kasıldı. Hayır! Asam bile yok. Voldemort gülümsedi, Harry tekrar yutkundu. Beynini kapat!

"Beynini kapat Harry! Uyan artık, uyan!"

Harry başını silkeledi. Bu sesler dışarıdan mı geliyordu?

"Harry! Harry!"

Gözleri büyüdü. Ron! Bu arkadaşının sesiydi. "RON!" diye haykırdı. "Ron, yardım et!"

"Harry! Lanet olsun Harry, UYAN!"

"Dikkatini bana ver, çocuk!" diye tısladı Voldemort. Harry ona dönerken, Ron'un sesi uzaklaştı.

"Harry, hayır!"

"Ron! Yardım et!"

"Beynini kapat Harry! Sana zarar veremez."

"Söylediklerimi anladın mı?" diye sordu Voldemort. Harry başını salladı. Voldemort'un zalim gülümsemesi genişledi.

"HARRY! Geri dön Harry!"

"Yapamıyorum." dedi Harry. "Ron, yapamıyorum." Gözleri acıyordu. Beyni bir cenderenin içine sıkışmış gibiydi.

"Ah! Yapamıyorsun demek." dedi Voldemort keyifle. "Öyleyse biraz eğlenelim. Karşı koyma çocuk!" Asası kalktı ve zarif bir hareketle Harry'ye döndü.

"Crucio!"

Kerpetenler ve bıçaklar uyum içinde harekete geçerlerken, Harry acı içinde çığlık attı. Ne kadar sürdü bilemiyordu. Sona erdiğinde, yerde halsizce yatarken, Ron'u duydu.

"Harry! Hogwarts'a dön. Hogwarts'a dön."

Yapmalıyım. Dişlerini sıktı. Vücudunda kalan tüm gücüyle konsantre olmaya çabaladı. Kapıları kapat! Beyninde bir kapı hafifçe hareket etti. Gözlerinin önünde asanın tekrar yükseldiğini gördü. Korkuyla yutkundu. Gözlerini kapattı. Beynine emir verdi. Kapıları kapat! Bir tane, bir tane daha. Tamam, daha çabuk. Odaklan.

"Harry, uyan!"

Geliyorum Ron. Bu bir kâbus, sadece bir kâbus. Kapıları kapat!

"Crucio!" Bir an Harry havada asılı kaldığını sandı. Bir an sonra çığlık atıyordu. Debelenip, ona dokunan kolları savuşturmaya çalışıyordu. Hayır! Hayır!

"Harry, sakin ol geçti."

"Bu çok kötüydü gerçekten." dedi korkmuş bir ses. Harry haykırarak çırpınırken, bir çift kol onu yatağa bastırarak durdurmaya çalışıyordu.

"Harry, uyandın tamam, benim, Ron."

"İyi mi?"

"Uyandı ama değil mi?"

"Harry! Beni duyuyor musun?"

Yatakhanede fısıltılar artarken Harry, acının azalmaya başladığını hissetti. Hafifçe gözlerini araladı. Kızıl saçlı bir yüz önündeydi. Döndüm mü?

"Harry?" dedi Ron. Harry kıpırdandı. Sırılsıklamdı. Yağmurdan, diye düşündü sonra kaşlarını çattı, hayır terlemişti. Elini uzatıp gözlüğünü arandı. Bir çift el, gözlüğü gözlerine taktı. Ron'un görüntüsü biraz belirginleşti. Harry, derin bir nefes aldı. Ron, doğrulmasına yardım etti.

"İyi misin?"

"Evet." Sesi kısıktı. Çığlık atabilmiş miyim? Midesi yukarı çıkmak arzusundaydı. Yutkunup, tekrar bir nefes aldı. Evet, Hogwarts'taydı. Neville, Seamus ve Dean'in korkulu yüzlerini görebiliyordu.

"Dumbledore-" diyebildi hafif bir sesle. Sanki onu görürse sakinleşecekti, emin olacaktı. Kalkmaya çabaladı, Ron onu geri itti.

"Yat, kötüsün. Biz McGonagall'ı çağırırız. O haber verir." Neville ilerlerken, Harry başını salladı.

"Ayağa kalkmalıyım, lütfen Ron." Ron tereddüt etti, sonra Seamus'a bir bakış attı. Seamus öbür kolundan tuttu ve Harry yataktan kalktı. Bir an başı döndü. Ron'a tutunup dengesini sağladı. Kapıya ilerlediler.

"Tamam, çocuklar," dedi Ron. "Sağ olun, siz yatın. Biz Dumbledore'a gideriz."

Ron, Harry'yi merdivenlerden indirirken, Harry uyandığından emin oldu. Vücudundaki acı biraz azalmıştı, ama anısı hâlâ canlıydı. Midesi kasıldı. Harry yutkundu. Sallanırken az kalsın düşüyordu. Ron ona kaşlarını çatarak baktı.

"Bence burada biraz oturmalısın, Harry."

"Hayır, " dedi Harry, sesi hâlâ kısıktı. "Ron, Dumbledore'u görmeliyim."

"Ama iyi değilsin Harry, ayakta duramıyorsun."

"Hayır, iyiyim, sadece toparlanmam gerek."

"Saçmalama Harry," dedi Ron kesin bir sesle. "Sen burada oturuyorsun ve ben Profesör McGonagall'ı çağırıyorum." Harry itiraz edemeden, Ron onu koltuğa oturttu ve hızla dışarı fırladı. Harry on saniye derin derin nefes aldı. Sonra başını iki yana salladı, ama hemen pişman oldu. Mide bulantısı artmıştı. Hayır, bekleyemezdi, gitmeliydi. Dumbledore'la konuşması gerekiyordu. Başı dönerek ayağa kalktı, bir an dengesini bulmaya çalışıp, hâlâ bulanık gören bakışlarla ilerlemeye koyuldu. Bir adım, iki adım. Aferin yapabiliyorsun.

Ancak merdivenlere geldiğinde, önündeki yol birkaç kilometre göründü gözüne. Bir basamak, iki basamak. Tamam, oluyor. Bir eli tırabzanlardan tutarken, diğer elini midesine bastırıp, dişlerini sıkarak devam etti. Sonsuzluk kadar uzun sürdü sanki ama başarmıştı. Çirkin heykelin önünde titreyerek dururken, son parolayı hatırlamaya çalıştı. Umarım değişmemiştir. Neydi? Çikolatalı kurbağa mı? Yok değil. Limon şerbeti? Evet, evet buydu galiba.

"POTTER!" Harry boş bulunup, bir an korkuyla irkildi.

"Bak sen! Gryffindor'dan elli puan." Snape, bir çuval galleon bulmuş gibi sırıtıyordu. "Bu saatte dışarıda ne işin var, Potter?"

"Müdürü görmem gerek." Sesi çok cılız çıkmıştı.

"Bu saatte?" dedi Snape yine.

"Evet, bu önemli." Gözleri hâlâ yanıyordu. Boğazı öyle acıyordu ki. Midesi tekrar kasıldı. Harry hafifçe sendelerken, Snape kaşlarını çattı. Harry gözlerini kapatarak el yordamıyla taş duvara dayanıp, derin bir nefes almaya zorladı kendini. Burada olmaz, şimdi olmaz. Snape'in önünde değil. Tekrar tekrar nefes aldı. Başını kaldırdığında bir çift delici siyah gözle karşılaştı. Ancak tam olarak odaklanamıyordu.

"Potter? Ne oldu?" Ses meraklıydı, öfkeli ya da alaylı değil.

"Dum-ble-dore," diyebildi kekeleyerek.

Ancak tekrar sendeledi ve eğilip şiddetle kustu. Snape hafifçe geriye çekilirken, bir şeyler mırıldandı. Harry tekrar sallandı ve tekrar kustu. Duvara tutunmak isterken, kendini kontrol edemeyip kaydı. Tam düşmek üzereyken, bir çift güçlü kol onu yakaladı.

"Potter, hastane kanadına gidiyoruz hemen!"

"Hayır, ben-Dumbledore," diye mırıldandı Harry tekrar, gözlerinden yaşlar akarken. Snape'i umursayamayacaktı şu an. Zaten yeterince rezil olmuştu. O sırada çirkin oluk ağzı kenara kayarak açıldı. Gecelik giysileri içerisinde meraklı bir Dumbledore, önündeki sahneye baktı.

"Severus? Neler oluyor?" Snape düşmesin diye kollarından destek olduğu Harry'nin başı üzerinden Dumbledore'a döndü.

"Sanırım hasta Dumbledore, seni görmeye çalışıyordu." Dumbledore bir ona, bir kirlenmiş zemine, bir de Harry'nin solgun yüzüne baktı. Yüzü endişeyle kasıldı. Başını salladı. Asasıyla bir sedye yaratırken, Harry'nin kısık kısık itirazlarını dinlemedi. Snape onu sedyeye yatırırken, Dumbledore asasıyla zemini temizledi ve yola koyuldular.

"Ne olmuş Severus?"

"Bilmiyorum Dumbledore, onu burada buldum." Dumbledore tekrar başını sallarken, adımlarını hızlandırdı. Harry, sesler başının içinden geçerken, gözlerini yumdu. Midesi ona ihanet etmeye devam ediyordu. Dumbledore'la konuşmak istiyordu, ama ağzını açarsa tekrar kusacaktı.

"Harry? HARRY?"

"Mr. Weasley bağırmayın, tüm okulu uyandıracaksınız." McGonagall'ın sesiydi. Dumbledore arkasına döndü.

"Minerva?"

"Albus, çok şükür buradasınız." Sesi endişeliydi.

"Harry iyi mi?" Ron onu bulduğu için rahatlamış gibiydi.

"Öyle umuyoruz Mr. Weasley, ne olduğunu anlatabilir misiniz acaba?"

"Şey-" dedi Ron. "Onu salonda bırakmıştım, yardım çağırmak için, ama döndüğümüzde yoktu." Sesini biraz alçalttı. "Bir kâbus gördü Profesör, biz, şey, onu zor uyandırdık."

Dumbledore başını salladı. "Minerva, Anthea'yı da çağırır mısın lütfen?" Uzaklaşan adımların ardından, bir kapının açıldığını duydu Harry.

"Ne oldu?" Bu seferki ses, endişeli Madam Pomfrey'e aitti. Harry sedyeden kaldırılıp, yatağa yatırıldığını hissetti. Direnmeye çalıştı, ancak ağzını açarken safra tekrar yükseldi ve yatağın kenarından şiddetle kustu. Becerikli eller, onu yatağın yanında sabitledi.

"Tamam, canım, ne varsa çıkar hadi." Sanki bu emri bekliyormuş gibi itaat etti Harry. Bir haftadır yediği her şeyi çıkardığından emindi artık. Az sonra biraz rahatladı. Titrek ellerle ağzını silmeye çalıştı, ama Madam Pomfrey ondan önce davrandı. Yavaşça arkaya yatırıldığında memnuniyetle inledi. Yastık serindi ve yanağına dokunan soğuk his ona çok iyi gelmişti. Madamın elini alnına koyduğunu ve sonra gözlüğünü çıkardığını fark etti. Kapı tekrar açıldı.

"Albus? Neler oluyor?" Profesör Madison, McGonagall'la birlikte girmişti.

"Az sonra öğreneceğiz Anthea." dedi Dumbledore. "Poppy?"

"Şok geçiriyor. Üstelik çok terlemiş ve çok ateşi var. Düşürmek zorundayım."

"Tamam, Poppy, sen elinden geleni yap. Biz de Mr. Weasley'le konuşalım." Harry gitmesinler diye elini kaldırmaya çalıştı, ama beceremedi. O sırada alnına konan soğuk bir şeyle irkildi.

"Soğuk kompres canım, iyi gelecek. Sakin ol." Evet, gerçekten iyi gelmişti. Bir de sakin olabilseydi. Gözlerini kapattı.

"İyi görünmüyor, Albus."

"Emin ellerde Minerva, şimdilik biraz sakinleşsin. Mr. Weasley?" Ron, ona dönen Profesör'lere odada olanları anlattı. Zaten fazla bir şey bilmiyordu. Harry'nin çığlıklarıyla uyanmıştı. Harry sürekli sayıklamıştı. Önce Adara'yı, sonra Hermione ve Ron'u. Sonra da Snape'e seslenmişti. Dumbledore bu kısımda kaşını kaldırarak Snape'e döndü. Snape omuzlarını silkti. Ron devam ediyordu. Harry'nin çığlıkları daha sonra yükselmiş, ama sonra birden kesilmiş ve kıvranmaya başlamıştı. Sadece 'hayır' diyordu. Ron bocaladı. Uyurken Harry'de gördüğü dehşet hissini tarif etmeye çalıştı. Ancak becerebildiğinden emin değildi.

"Farklıydı Profesör, gerçekten dehşet içindeydi. Sanırım O'nu gördü." Öğretmenler bakışırken, Ron yutkunarak Harry'ye bir göz attı.

"Ona beynini kapatmasını söyledim." dedi hafif bir sesle. Snape'e bir bakış attı, ancak korktuğu gibi Snape kızmadı. Kaşları çatık, dikkatle dinliyordu. Ron devam ederken sesi titredi.

"Sonra benden yardım istedi." Ron tekrar yutkunup, dudaklarını ısırdı. "Ben-ben de onu çağırdım. Bilmiyorum işe yaradı mı, ama-"

Dumbledore şefkatle elini omzuna koydu. "Doğru olanı yapmışsın, Ron." Ancak bu Ron'a yeterli gelmemiş gibiydi.

Anthea Madison başını salladı. "Beynini kapatmasını hatırlatman, hayatını kurtarmış olabilir, Ron. Aferin, iyi iş başarmışsın." Ron, Profesör'lerin yüzündeki gülümsemeye baktı ve kendini biraz iyi hissetti. Yatağı işaret etti. "İyi olacak değil mi?"

"İyi olacak." dedi Dumbledore. "Rüyasız Uyku'yu mu kullanacaksın, Poppy?" Madam Pomfrey başıyla onayladı.

"Tekrar uyuması doğru mu?" Ron, sözcükler ağzından çıktığı anda, McGonagall'ın da aynı soruyu sormak üzere olduğunu anladı.

"Rüyasız Uyku İksiri zarar vermez." dedi Dumbledore. "Bırakalım da biraz kendine gelsin. Severus biraz konuşalım mı?" Snape başını salladı ve ikisi birlikte çıktılar. Ron yatağın çevresini dolaşıp, bir sandalyeye oturdu. Neyse ki, kimse ona gitmesini söylemedi.

McGonagall, Harry ve Ron'un odasındaki diğer çocuklara bakacağını söyleyerek çıktı. Profesör Madison, düşünceli bir ifadeyle karşıdaki bir yatağa oturdu. Madam Pomfrey Harry'ye iksiri içirirken sessizce izlediler. Başı daha yastığa değmeden, huzurlu bir uykuya yuvarlanmıştı.


Harry uykusunda yavaşça kıpırdandı. Dört çift göz ona döndü. Sonra sakince uyumaya devam etti. Artık sabah olmuştu. Dışarıdan öğrencilerin kahvaltıda çıkardıkları neşeli sesler, az da olsa duyulabiliyordu. Olanları Neville ve diğerlerinden öğrenen Hermione, soluğu hastane kanadında almıştı. Şimdi Ron'un yanında dudaklarını kemirerek oturuyordu. Ron fısıltıyla ona gece olanları anlatmıştı. Artık tek çareleri beklemekti. Dumbledore, Snape ile birlikte tekrar uğramış, Harry'nin huzurla uyuduğunu görünce gitmişti. Ancak Snape, Profesör Madison'un oturduğu yatağa oturup, onunla hafif sesle bir şeyler konuşmuştu. Şimdi dördü birlikte, sessizce Harry'nin uyanmasını bekliyorlardı. Ron ve Hermione, Profesör Madison'un kahvaltıya gitmeleri konusundaki teklifini reddetmişlerdi. Profesör ısrar etmemiş, ama az sonra kalkıp onları Snape'le yalnız bırakıp çıkmıştı. Birkaç dakika sonra ise, koca bir tabak sandviç ve bir çaydanlıkla dönmüştü. Herkes, isteksiz de olsa birer sandviç kemirmeye çalışmıştı. Ancak sıcak çay, Profesör'ün de dediği gibi onlara iyi gelmiş, içlerini ısıtmıştı.

"Sadece bir rüyaydı ama değil mi?" diye birden fısıldadı Hermione.

Ron başını iki yana salladı. "Sen bizim gördüklerimizi görmedin, Hermione." Profesör'lerin dikkatle dinlediğini fark edip tereddüt etti, ama sonra devam etti. "O işkence görürken, orada öylece durup da bir şey yapamamak, öyle zordu ki anlatamam." Hermione, anladığını belirtmek için yavaşça onun kolunu sıktı.

Harry uykusunda döndü. Gözleri aralandı. Başını kaldırmaya çalışırken, dördü de ayaklandılar. Profesör Madison'un asasından bir şey fırlayıp, kapıya doğru gitti. Madam Pomfrey, hastasına bakmak için, aceleyle geldi.

"Tamam, bana bırakın. Harry? Nasılsın?" Harry bir şeyler mırıldandı. Madam Pomfrey duymak için eğildi.

"Su," dedi Harry güçlükle. Profesör Madison sürahiden bir bardak doldurup, hemşireye verdi. Harry suyu önce zorlukla, sonra kana kana içti. Arkaya yatarken biraz rahatlamış görünüyordu. O sırada kapı açıldı ve Dumbledore, McGonagall'la birlikte içeri girdi.

"Görüyorum ki uyanmışsın," dedi Dumbledore gülümseyerek. "Bizi çok korkuttun Harry. Şimdi nasılsın?" Harry 'iyiyim' demek istedi, ama sesi kısıktı. Kusmak midesine iyi gelmişti, evet, ancak boğazı için aynı şey söylenemezdi. Madam Pomfrey kalktı ve az sonra elinde yeni bir şişeyle göründü.

"Bundan bir kaşık iç canım, boğazına iyi gelir." Harry, boğazından geçen iksirin, hafif yağlı, gıdıklayan etkisiyle rahatladı, sonra öksürdü. İyi gelmişti gerçekten. Dumbledore havadan bir sandalye çekip otururken, Harry, Ron'un yardımıyla doğrulup, arkasına yaslandı. Boğazını kontrol edip konuşmaya çalıştı ve sesi biraz kısık olsa da konuşabildiğini görünce, rahatladı.

"Teşekkürler, daha iyiyim."

"Seni yormayı hiç istemesem de, neler olduğunu anlatman gerekiyor sanırım." dedi Dumbledore şefkatli bir sesle. Harry başını salladı. Sonra yavaş yavaş anlatmaya başladı. Snape'in 'kaçamazsın Potter' dediği yerde Dumbledore, dönüp yine Snape'e baktı. Snape hiç tepki vermedi. Kendini Voldemort'un karşısında bulduğu yeri anlatırken, Harry yutkunup durakladı.

"Orada değildin, Harry," dedi Dumbledore sakinleştirici bir sesle. "Hiçbir güç, seni Hogwarts'tan çıkaramaz."

"Gerçek gibiydi." dedi Harry ona bakarak.

"Bundan eminim," dedi Dumbledore. "Bu, çok güçlü bir zihin kontrolü. Devam et, lütfen." Harry devam etti. Ron'un sesini nasıl duyduğunu ve beynini kapatmak için nasıl mücadele ettiğini anlattı. Bu arada, Ron'a minnet dolu bir bakış atmayı ihmal etmedi. Tüm Profesör'ler kızıl saçlı gence gülümserlerken, Ron'un kulakları kızardı.

"Anlıyorum." dedi Dumbledore. "Peki, Voldemort sana ne söyledi?" Harry, imgeyi beyninde çevirirken, kelimeler tüm canlılığıyla gözünün önüne geldi.

"Bana-bana dedi ki," sesi boğuldu, öksürdü. Dumbledore ona bardağı uzattı. Birkaç yudum su daha içip rahatlayınca, devam etti. "Bana fazladan on altı yıllık hayat sağlandığını, çok bile yaşadığımı ve bu hatayı hemen düzelteceğini söyledi."

Odada elle tutulur, gergin bir sessizlik oldu. Dumbledore Snape'e bir bakış attı. Snape kaşlarını çatmış, sessizce Harry'yi izliyordu. Kimse konuşmadı. Sanki kimse ne söylemesi gerektiğini bilemiyor gibiydi. Hermione, Ron'un kolunu acıtacak denli sıkıyordu. Ancak Ron farkında bile değildi. Gözlerini Harry'ye sabitlemiş, sanki bakışlarını çekerse Harry uçup gidecekmiş gibi bakıyordu. McGonagall beyazlamıştı ve Madam Pomfrey elini ağzına kapatmıştı. Madison Dumbledore'a doğru bir adım attı, gergin görünüyordu. Nihayet Dumbledore gözlüklerini hafifçe düzelterek konuştu.

"Anlıyorum." Sonra Harry'ye gülümsedi, ancak Harry bu gülümsemeye çeliğimsi bir bakışın eşlik ettiğini fark etti.

"Harry, bu Voldemort'un ilk denemesi değil biliyorsun." Harry başını salladı, Dumbledore içini çekerek devam etti. "Korkarım son denemesi de olmayacak. Ancak şu anda Hogwarts'tasın ve kimse seni buradan çıkaramaz. Bana inanıyorsun değil mi?" Harry yine başını salladı. Dumbledore'un olduğu yerde güvendeydi. Uykulu bir şekilde gülümsedi. Dumbledore da gülümsedi ve odadaki gerginlik biraz kırıldı.

"Biraz daha uyu Harry, öncelikle iyileş ki, seni hayatta tutabilelim." Harry, içini dökmenin verdiği huzurla yatağına gömülürken, gözleri yavaşça kapandı. Dumbledore, bir an ona acı bir ifadeyle bakıp, peşinde diğer öğretmenlerle birlikte dışarı çıktı. Ron Hermione'ye döndü. Hermione yüzünde acı ve korkuyla ona baktı.

"Merak etme," dedi Ron teskin edercesine. "Bir şey olmayacak." Hermione başını salladı. Harry'nin ateşini ölçen Madam Pomfrey'e dikti gözlerini. Ron bir an tereddüt etti, sonra kolunu uzatıp Hermione'ye sarıldı.


Harry tekrar uyandığında, kendini dinlenmiş ve huzurlu hissediyordu. Etrafına bakındı ve kaşları havaya kalktı. Yan tarafta Ron, başı arkaya düşmüş, ağzı açık uyuyordu ve bir eli Hermione'ye sarılmıştı. Hermione'nin başı Ron'un omzundaydı. Harry gülümsedi ve ikisini de uyandırmamaya çalışarak doğruldu. Komodindeki suyu alıp içerken, düşünüyordu.

Akşamki rüya çok geçmişte kalmış gibiydi. Galiba ona iksir içirmişlerdi. Yine de bu hatırlamasına engel değildi. Midesi ona bu sefer aç olduğunu haykırırken, sessizce boş bardağı yerine koydu. O sırada Madam Pomfrey içerideki odadan çıktı. Ya kulakları çok hassas, ya da hastalar uyandığı an ona haber veren bir şey var, diye düşündü Harry. Hemşire gülümseyerek yaklaştı.

"Nasılsın?"

"İyiyim," dedi Harry de gülümseyerek. Konuşmalara sıçrayan Hermione, Ron'u da uyandırmıştı.

"Harry! Ah, seni çok merak ettik."

"İyiyim," dedi Harry yine.

"Tamam, sorgu yok." dedi Madam Pomfrey. "Gidip yiyecek bir şeyler getireyim, Harry, açsın değil mi?" Harry hevesle başını salladı. Hemşire uzaklaşırken, arkadaşlarına döndü. "İyiyim gerçekten," dedi. İkisi de gülümsedi.

"Sana teşekkür borçluyum Ron." dedi Harry minnetle. Ron kızardı, omuzlarını silkti. "Bir şey yapmadım, Harry." Yumruklarını sıktı hafifçe. "Çaresiz olmak çok kötü."

"Hayır, çok şey yaptın." dedi Harry. "Bana beynimi kapamamı söyledin ve beni çağırdın. Hogwarts'a dönmemi söyledin." Ron diyecek bir şey bulamazken, Hermione gülümseyerek ve yüzünde anlaşılması zor bir ifadeyle Ron'a baktı. Ron bu bakışla tekrar kızardı, yere baktı.

"Gerçek bir dostsun Ron, teşekkür ederim, sana borçluyum." dedi Harry.

Ron itiraz etmek ister gibi ağzını açtı, sonra Harry'ye baktı ve sırıttı. "Başımızı tekrar belaya soktuğunda, bunu hatırla abi." Sözlerine kıyasla mutlu görünüyordu. Harry bir kahkaha atarken, Hermione gülerek Ron'un koluna vurdu.


Madam Pomfrey, o gün Harry'yi orada tutmak için ısrar etmiş, Dumbledore da bunun iyi bir fikir olacağını söylemişti. Harry sıcacık çorbasını zevkle içerken, arkadaşlarıyla biraz konuşmuş ve yavaş yavaş rüyanın sıkıntısını atmaya başlamıştı. Daha sonra arkadaşları gönderilmiş ve Harry, kendini tekrar uyurken bulmuştu. Ertesi sabah sıkı bir muayeneden geçmiş ve ancak öğlen gitmesine izin verilmişti. Ancak kapıdan çıkar çıkmaz Snape'le karşılaşmış, Snape tek kelime etmeden bir süre yanında yürümüştü. Aşağı indiklerinde Profesör Madison'la karşılaşmışlar ve Snape yürüyüp gitmişti. Madison ise onun nasıl olduğunu falan sormuş, biraz zihin kontrolünden bahsetmiş, geceleri dikkatli olmasını öğütlemişti. Bu arada Büyük Salon'a gelmişlerdi. Ron ve Hermione'ye devredildiğini fark eden Harry kaşlarını çattı.

"Harry? Ne oldu?" Ron ona soran bir ifadeyle bakıyordu.

"Galiba birileri hiç yalnız kalmamamı garantilemeye çalışıyor." İkisi bakıştılar ve Harry bir şeyler olduğundan emin oldu. "Tamam, anlatın bakalım."

"Abi, Dumbledore bugün bizi odasına çağırdı." Harry başını salladı.

"Seni yalnız bırakmamamızı rica etti." dedi Hermione. "Gerçi söylemesine gerek yoktu, ama."

"Hogwarts'ta güvende olduğumu sanıyordum." Harry şaşkın görünüyordu.

İkisi tekrar bakıştılar ve Hermione derin bir nefes alarak devam etti. "Şey, evet güvendesin Harry, ama Dumbledore Slytherin'den bir tehlike gelebileceğini düşünüyor." Sözcüklerin Harry'ye ulaşması bir an sürdü.

"Yani onlar-" Durakladı, kelime bulamıyor gibiydi.

"Dumbledore, düşük bir ihtimal dedi Harry, ama ne olur ne olmazmış."

"Hımm." Bu arada masaya gidip oturmuşlardı ve Neville, Seamus ve Dean merakla onlara doğru eğildiler. Onları da iyi olduğu konusunda temin ettikten sonra, Ron ve Hermione'ye Snape ve Madison'un yoldaki eşliklerini anlattı. Hermione içini çekti.

"Biraz dayan Harry, neyse ki tatile az kaldı." Hermione de onlarla gelmeye karar vermişti. Tüm olanlardan sonra 'aklımı başka şeye veremem' deyip durmuştu. Harry, başını sallayıp yemeğini yemeye koyuldu.

"Bir şey daha," dedi Hermione'nin gülümseyen sesi.

"Ne?" dedi Harry.

"Adara seni çok merak etti, ama içeri girmesine izin vermediler." Harry'nin midesi takla attı. Yüzünde Ron'u eğlendiren bir gülümseme peydahlandığının farkındaydı, ama kendine engel olamıyordu.

"Nerede o?"

"Yemeğini bitirdi, yukarıda sanırım." dedi Hermione.

"Hımm, peki." dedi Harry sadece, Ron'a bakmamaya çalışarak.

Öğle yemeği sonunda, çantasını almak için yukarı koşturdu Harry. Ron ve Hermione de beklemesi için bağırarak peşinden. Ortak salona girdiğinde, çanta aklından uçup gitmişti; Adara'ya bakınıyordu.

"Harry?"

"Ah- Adara, ben de tam sana- ee çantama şey yani-" sustu ve devamını getiremedi.

"İyi misin?" dedi Adara merakla. "Senin için endişelendim." Harry gülümseyerek başını salladı. "İyiyim, beni sorduğun için teşekkür ederim." Adara gülümsedi. Bir an öylece bakıştılar, sonra girişin yanından gelen imalı bir öksürük sesi büyüyü bozdu. Harry döndüğünde gülümsememeye çalışan arkadaşlarını gördü.

"Derse geç kalıyoruz." dedi Ron. Harry sonunda nihayet hatırlayabildiği çantasını aldı ve hep birlikte konuşarak çıktılar. Öğleden sonra neyse ki İleri Düzey Savunma dersi vardı. Profesör Madison geldiğinde Harry, Adara'yla konuşmaya devam ediyordu.

Profesör Madison, "Evet, vampirlerle ilgili ayrıntıları tekrar ederek başlayalım." dediğinde tüm D.O üyelerinin gözleri Harry'ye döndü. Başlar bilgiç ifadelerle sallanırken, bazıları içini çekti.

"Profesör, biz daha önce buralarda hiç vampir görmedik." dedi Seamus Finnigan biraz bilgi almak umuduyla.

"Görmemiş olmanız hiç görmeyeceğinizi göstermez, Mr. Finnigan." dedi Profesör Madison. "Hem ben sizin geceleri dolaştığınızı bilmiyordum, iyi oldu bunu söylediğiniz." Tüm sınıf kahkahaya boğulurken, Seamus kızararak sırıttı.


"Nihayet az kaldı." diyerek gerindi Ron, esnemesini bastırarak.

Hermione onu dürtükledi. "Daha yarın var ve İksir dersi."

Ron ona kötü kötü baktı. "Hiçbir şeyin tadını çıkarmama izin verme Hermione, olur mu?"

"Tamam." dedi kız neşeyle Crookshanks'ın kulaklarını kaşıyıp mırıldamasını sağlayarak. Harry güldü.

"Ben de bir an önce gitmek istiyorum, yani eve-" durdu ve bir anda söylediklerini fark etti. Yine Sirius'suz bir eve gidecekti. İçini çekerek artık buna alışması gerektiğini düşündü. Hem Remus oradaydı. Bu düşünce içini ısıttı. Gülümseyerek etrafına bakındı. Dünden beri Adara ve o bol bol sohbet etmişlerdi. Harry Cho'yla olduğu gibi 'ne konuşsam' derdi yaşamamıştı ve bu onu çok mutlu etmişti. Tatil süresince onu göremeyeceğini düşününce canı sıkıldı, ama geri dönecekti değil mi? Voldemort yakalamazsa, diye düşündü. Ama sonra bu fikri kafasından kovdu. Dumbledore, Karargâh'ta güvende olacağını söylemişti ve sonra da Hogwarts'a dönecekti. Yani bu ikisi de birbirinden güvenli mekânda, Voldemort istese bile ona asla ulaşamazdı.

Yatakhaneye çıktıklarında Harry esniyordu. Yatağına yatıp, bir anda dalan Ron'a gülümsedi. Sessiz ve sakin bir şekilde zihnini boşaltmaya koyuldu. Eve gitmeden hemen önce bir saldırıyı daha kaldıramazdı. Kesinlikle yeni bir sohbet daha istemiyordu.