YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Eve Dönüş

Okulun son günü hızlı bir şekilde akıp geçti. Son İksir dersinde bile problem yaşanmadı. Garip bir gelişme olarak, Snape sınıfta ona hiç bulaşmamıştı ve Harry, bunu sorgulamayacak kadar halinden memnundu. Büyük ihtimalle, Dumbledore'un yapmamasını rica ettiğini düşündü. Muhtemelen dönüşte acısını çıkarırdı, ama belasız bir ders bile keyifliydi.

"Gidiyoruz." dedi Ron mutlulukla. Atkısına sımsıkı sarınırken, Harry güldü. Tatil neşesi bulaşıcı bir şeydi. Kâbus bile çok geride kalmıştı sanki. Ancak Testral'ler tarafından çekilen arabalara binerlerken, Profesör Madison'un kendi arabalarına binmesi, durumun Dumbledore tarafından ne kadar ciddiye alındığının bir belirtisiydi adeta. Bu, biraz sıra dışı bir durumdu. Bakışmalarına karşın Ron ve Hermione de ağızlarını açmadılar. Madison, onlara neşeyle gülümseyerek bir iki gün içinde kendisinin de geleceğini söyledi. Sonra Harry'ye dönüp göz kırptı. "Gerçi senden izin almam gerekiyor sanırım, orası senin evin." dedi.

Harry gülerek itiraz etti. "Yapmayın Profesör, sizi görmekten mutlu oluruz, biliyorsunuz."

"İyi o zaman," dedi Profesör de gülerek. Ron ve Hermione'ye dönüp sır verircesine fısıldadı: "Kendimi davet ettirdim." Hepsi birlikte güldüler.

İstasyona geldiklerinde heyecanlı kalabalığa katıldılar. Profesör Madison Harry'yi durdurdu: "Bekle!" Harry şaşkın şaşkın bakarken, Madison'un gözleri hızla etrafı taradı. Elinin cüppesinin cebinde olduğunu gören Harry, kasıldı. Soran bakışlarla Ron ve Hermione'ye döndü. Onlar da durumu fark etmişe benziyorlardı ve endişeyle ona bakıyorlardı. O sırada bir büyücü onlara yaklaştı. Arkasında beş kişi daha vardı. Madison'la hafifçe bakıştılar. Adam Harry'ye döndü.

"Mr. Potter," dedi. "Bizi Sayın Bakan gönderdi efendim, yolculuk boyunca size eşlik edeceğiz." Harry şaşkın bir şekilde adama baktı. "Ne-ne yapacaksınız?"

"Sizi koruyacağız, Mr. Potter." diyen başka bir adam, sandığını ve Hedwig'in kafesini aldı.

Harry şok içinde Ron'a döndü. Ancak Ron ve Hermione sanki bunu bekliyormuş gibi, fazla şaşırmış görünmüyorlardı. Sadece Hermione hafifçe dudağını dişliyordu. Ron omuzlarını kaldırarak, ilerlemesini işaret etti Harry'ye. Profesör Madison'a veda edip, etraftaki insanların meraklı bakışları altında ilerlediler. Harry'ye kompartımana giden yol, hiç bu kadar uzun gelmemişti.

Ron ve Hermione, sınıf başkanları vagonuna gitmek için ondan ayrıldılar. İlk defa boş kompartıman araması gerekmedi Harry'nin. Bir Bakanlık görevlisi, bunu onun yerine halletmişti. Görevliler, Harry'nin eşyalarını yerleştirmesine yardım etti ve çıktılar. İki görevli kapının iki yanında kaldı. Diğerleri uzaklaştı. Harry oturup camdan bakarken, dışarıdan Neville'in sesi duyuldu. Yerinden kalkıp kapıyı açtı. Biraz ilerde Neville ve Luna boş kompartıman arıyorlardı.

"Luna, Neville, buraya gelin." diye seslendi Harry. "Tamam, sorun yok." dedi adamlara dönerek. Luna ve Neville, kompartımana girerken kapıdaki adamlara şaşkınca baktılar.

"Seni mi koruyorlar, Harry?" diye sordu Neville sakince. Harry başını salladı.

"İyi." dedi Neville sadece, sanki bu her gün olan bir şeymiş gibi.

"Bu güzel bir şey, Harry," dedi Luna. "İstemediğin kişileri de uzak tutar." Hafifçe içi burkulan Harry, konuyu değiştirdi.

"Ee-anlatın bakalım, tatilde ne yapacaksınız?" Biraz ondan biraz bundan sohbet ederek vakit geçirdiler. Zaman hızla geçti ve yemek arabasından aldıkları yiyecekleri –bir görevli kontrol etmişti; Merlin aşkına içinde ne olabilir ki- yemek üzerelerken, Ron ve Hermione geldiler.

"Buyurun, Mr. Weasley." diyen görevli kapıyı açtı. Bu tarz bir davranışa alışık olmayan Ron, kulakları kıpkırmızı içeri girdi. Hermione, dudaklarında hafif bir gülümsemeyle ardından geldi. Bir kazan pastası kapan kızıl saçlı genç, az önce bir şey olmamış gibi davranarak, pastayı ağzına tıktı.

"Kapıda durmak zorundalar mı?" diye fısıldadı Harry, Hermione'nin kulağına eğilerek.

"Harry, başka çare yok, biliyorsun."

"Yine de hoşuma gitmiyor." dedi Harry. Hermione cevap vermedi; Ron'un önünden kapan varmış gibi yemek yemesine bakıyordu kötü kötü.

"Biliyor muydunuz?" diye sordu Harry biraz kızgınca.

"Elbette hayır," diye cevapladı Hermione. "Bilsek sana söylerdik Harry." Harry Ron'a baktı. Ron başını iki yana salladı. "İnan, babamdan haber falan gelmedi Harry, Hermione haklı, sana söylerdik." İkna olan Harry başını camdan dışarı çevirdi. Durum oldukça can sıkıcıydı, ama yapacak bir şey yoktu.

Bir an aklına bir şey gelen Harry, Ron duymasın diye özenerek Hermione'ye eğildi. "Ginny nerede?"

Hermione başını salladı. "Arkadaşlarının yanındaydı." İçi rahatlayan Harry, arkasına yaslanıp, Luna'nın Pırpır Kepereklerin kanat seslerinin verdiği sıkıntıyı, Neville'le paylaşmasını dinlemeye koyuldu.

Zaman uçarak geçti ve kapıdan yükselen bir itiraz, davetsiz misafirleri olduğunu belirtti. Harry kim olduğuna bakmak için yerinden kalkarken, "Giremezsiniz!" diyen görevlinin kesinlik taşıyan sesi duyuldu.

"Ne var?" dedi Draco Malfoy'un sinirli sesi. "Sadece konuşacaktım."

"İzin yok." dedi Bakanlık görevlisi sakince.

"Gelin!" diye buyurdu Malfoy arkadaşlarına. "Gidelim." Uzaklaşırlarken, Harry sırıtarak yerine oturdu. "Eh! Onu bugün görmesem de olur." Hepsi güldü.

"En azından bir işe yaradı." dedi Ron da sırıtarak.


Trenden indiklerinde, Kingsley ve Tonks nöbeti korumalardan aldılar. Nihayet eve gelmeyi başardıklarında, Harry biraz sakinleştiğini hissetti. Grimmauld Meydanı aynen bıraktıkları gibiydi; en azından dışarıdan. Ancak içeri girdiklerinde şaşkına döndüler. Harry doğru gelip gelmediklerinden emin olamadı bir an.

Holdeki uzun, güve yemiş, koyu renkli perdelerle birlikte duvardaki portreler de kaybolmuştu. Buna, artık nasıl olduysa Sirius'un annesinin portresi bile dâhildi. Duvardaki yırtık kâğıtlar çıkarılmış, duvarlar temizlenmişti. Karşıdaki meşaleden yansıyan pürüzsüz krem rengi parlaklık, yeni baştan boyandığını gösteriyordu. Yerdeki havları dökülmüş eski halı kaldırılmış, yerini daha ufak, koyu şarap rengi, sade bir halı almıştı. Gelip geçenin durmadan takıldığı ifrit bacağı şemsiyelik ortalıkta görünmüyordu. Yılan başlı kapı tokmakları gitmiş, yerini aslanlara bırakmıştı. Harry ve diğerleri ağızları açık, etrafa bakarken, Kingsley ve Tonks keyifle onların şaşkınlığını izliyordu.

Koridorlar da oldukça aydınlıktı. Evin eski, karanlık görüntüsü neredeyse tamamen yok olmuştu. Anlaşılan Mrs. Weasley hediye olarak kabul etmemiş bile olsalar, evi temiz ve sıcak bir yuvaya çevirmeyi kendisine borç bilmişti.

"Çok çalıştık Harry," dedi Tonks, "Nasıl buldun?" Harry yutkundu. Ne diyeceğini bilemiyordu.

"Vay canına!" dedi Ron.

"İşte bu, yerinde bir tepki." dedi bir ses. Fred, mutfak kapısından sırıtıyordu. George da arkasındaydı.

"Çekilin yoldan bakayım." Mrs. Weasley ikiz oğullarını iterek ilerledi. Hepsine tek tek sarılırken, onları ne kadar çok özlediğini söyleyip duruyordu. Arkasında George başını iki yana salladı.

"Mrs. Weasley," dedi Harry şaşkınca. "Bu ev-ben yani demek istiyorum ki-"

"Muhteşem olmuş." diye tamamladı Hermione. Mrs. Weasley memnuniyetle gülümsedi. "Elimizden geleni yaptık," dedi Harry'ye dönerek. "Daha çok iş var tabii, ama artık güzel bir eve benzemeye başladı."

"Zahmet etmişsiniz-" diye başladı Harry. Mrs. Weasley sözünü kesti. "Ne zahmeti, hem biz de burada yaşıyoruz değil mi?" Harry gülümsedi.

"Eşyalarınızı yukarı çıkarın hemen, az sonra yemek hazır olacak." dedi Mrs. Weasley çabuk çabuk. O mutfağa girer girmez, Fred ve George sırıtarak asalarını çıkardılar. Neyse ki niyetleri sadece sandıkları yukarı taşımaktı ve olaysız bir şekilde halledildi.

Merdivenleri çıkarken, tüyler ürpertici kesik ev cini kafalarının da ortadan kaybolduğu anlaşıldı. Harry ve Ron'un paylaştıkları yüksek tavanlı oda artık, krem rengi perdeleri ve aydınlık duvarlarıyla ışıl ışıldı. Köşedeki gardırop, tatlı bir kahverengiye boyanmıştı. Sadece Phineas Nigellus'un portresi aynen yerinde duruyordu ve onlar odaya girer girmez gözleri Harry'yi bulunca hemen fırlayıp portreden çıktı. Harry onun Dumbledore'a haber vermeye gittiğini biliyordu.

"Müthiş olmuş." dedi Ron. Harry başıyla onayladı.

"Eh!" dedi George sandığı köşe duvarın önüne indirirken, "Öyle olacak tabii."

Fred de diğer sandığı indirip, asasını cebine koyarken içini çekerek başını salladı. "Annem her gelişimizde yeni bir iş verdi."

"Gerçekten hiçbir fırsatı kaçırmadı." dedi George da neşesizce. Harry yatağa otururken güldü. "Çok işimiz var deseydiniz."

"Dedik zaten," dedi Fred hemen yanına otururken. "Ama annemi bilirsin."

Harry yine güldü. "Gerçekten harika olmuş, elinize sağlık." dedi.

"Sağ ol." George göz kırptı. "Laf aramızda tüm işi annem, Tonks ve Lupin yaptı."

"Remus nerede?" dedi Harry merakla.

"Az sonra gelir." dedi Fred kaygısızca. Harry ona soran bir ifadeyle baktı. Fred aldırmadı. "Ee- Harry?" dedi neşeyle, "Yine ortalığı ayağa kaldırmışsın." George gülerken, Harry homurdandı.

"Hiçbir şey yapmadım. Sadece bir kâbus-"

"Sakin ol," dedi Fred gülerek. "Aslında biz de anneme öyle söyledik. Yani altı üstü bir kâbus, dedik. Ama annem esti, gürledi." Fred anısı hâlâ canını yakıyormuş gibi yüzünü buruşturdu.

"Eh! Biz de bu yüzden buradayız," dedi George, "Temizliğe hevesimizden gelmedik."

"Ne kadar çok, o kadar iyi." diye göz kırptı Fred. Harry'nin teşekkürlerine karşılık elini kaldırdı. "Gerek yok Harry, zaten Noel'de hep birlikte olmalıyız, değil mi?" Harry gülümserken, kapı açıldı. Hermione ve Ginny, evin ne kadar farklı olduğundan bahsederek içeri girdiler.

"Annem aşağı insinler diyor," dedi Ginny. Hepsi birden ayaklanıp, odadan çıktılar. Merdivenlerden indiklerinde, eve yeni girmiş Remus'la karşılaştılar. Selamlar ve neşeli kucaklaşmalardan sonra diğerleri mutfağa girerken, Harry Remus'la geride kaldı. Remus gülümsedi ona. "İyi görünmene sevindim, Harry."

"Sağ ol," diyerek sırıttı Harry.

"Aslında trende sana eşlik etmek isterdim, ama hem ortalarda görünmemeliyim, hem de arkadaşlarınla olmak istersin dedim."

"Gelmeni isterdim. Hem herkes seni gördüğü için mutlu olurdu." dedi Harry. Lupin gülümsedi.

"Ortalarda niye görünmemelisin peki?" diye sordu Harry.

"Şey," dedi Lupin. "Aslında ortalarda değil de, senin yanında pek görünmemeliyim."

"Neden?" dedi Harry kaşlarını çatarak. Lupin bir an sessiz kaldı.

"Bilirsin işte, görevler." dedi sadece.

"Casusluk mu yapıyorsun?" dedi Harry.

Lupin irkildi. "Öyle demedim." Arkasını döndü.

"Ama öyle değil mi?" diye üsteledi Harry. Lupin cevap vermedi.

"Sana bir şey olmasını istemiyorum, Remus." dedi Harry yavaşça. Lupin ona doğru döndü yeniden. Kocaman gülümseyerek baktı Harry'ye.

"Merak etme Harry," dedi. "Ben iyiyim, üstelik çok dikkatliyim." Harry söyleyecek bir şey bulamadı, mutfağa girerlerken başını sallayabildi sadece.

Yemek, keyifli bir sohbet eşliğinde ilerliyordu. Etrafına bakınan Harry, kaşlarını çattı. "Mr. Weasley yok mu?" diye sordu Mrs. Weasley'e bakarak.

"Neredeyse onu artık hiç göremiyoruz." diye içini çekti Mrs. Weasley. "Eğer Karargâh'ta yaşıyor olmasaydık…" devamını getirmedi.

"Babamın işi başından aşkın." dedi Fred.

"Bill nerede?" diye sordu bu sefer Ginny.

"Onun da işi var." dedi George. "Geç gelir herhalde." Ron tam ağzını açacakken, annesinin bakışlarını görüp yemeğiyle ilgilenmeyi tercih etti.

Yemek bittikten sonra, artık pırıl pırıl görünen ve son derece rahat olan oturma odasına geçip, sohbete devam ettiler. Bill, gece geç vakit gelip, onlara katıldı. Hepsi de onu görmekten memnun olmuşlardı. Remus, evde yaptıkları çalışmaları anlattı. Fred ve George, biraz şaka dükkânlarından bahsettiler ve biraz da okuldan konuştuktan sonra zamanın hızla geçtiğini fark edip, esneyerek yatmaya çıktılar. En önemli konulara hiç değinilmemişti.


Ertesi gün oldukça keyifli bir şekilde başladı. Fred ve George'un, yeni Marizleyen-Atkılar'ını Ron'un üzerinde test etmeye kalkmaları ve Mrs. Weasley'in ikizlere bas bas bağırması eşliğinde, Ron'un atkının ikide bir onu pataklayan kollarından kaçma çabaları, herkesin kahkahalarla gülmesine neden oldu. Ron durumdan hiç memnun değildi o başka. Nihayet sükûnet sağlandıktan sonra güzel bir kahvaltı ettiler. Sonra Fred ve George, Bill ile birlikte çıktılar. Mrs. Weasley arkalarından bir şey söyleyecek oldu, ama sonra vazgeçip yukarı çıktı.

Hâlâ zıplayıp, sağa sola tokatlar atan atkıya sinirli patiler atan Crookshanks, atkı tarafından yakalanınca acı acı miyavlayarak merdivenlere fırladı. Mutfaktan kahkahalar yükselirken, Ginny kediyi kurtarmak için peşinden koştu. Masayı toplamak için kalan Ron, Harry ve Hermione'ye Remus eşlik etti. Daha sonra birer fincan çay alıp, karşılıklı oturdular.

"Eee? Anlatın bakalım," dedi Remus. "Ne var ne yok?"

Harry kayıtsızca elini salladı. "Bilirsin işte sıradan şeyler; dersler, D.O, vampirler, Güneş Taşı, Voldemort falan." Diğerleri gülerken, Remus kaşlarını kaldırdı. "Çok sıradanmış Harry, keşke bize temizliğe yardıma gelseydin; heyecan olurdu." Ron ve Hermione bu sefer kahkahayı basarken, Harry sırıttı.

Bir süre zevkle D.O'nun gelişmesini anlattılar Remus'a, o da gülümseyerek dinledi. Aslında onun vampirler ve taş hakkındaki fikirlerini sormak istiyorlardı, ama aşağı yukarı Dumbledore'un söylediği şeyleri söyleyeceğini tahmin ediyorlardı. Az sonra Crookshanks'ın dışarıdan gelen öfkeli mırlamaları Hermione'yi yerinden sıçratırken, Ron da arkasından fırladı.

Remus gülümseyerek Harry'ye baktı. "Her şey yolunda değil mi Harry?"

Harry başını salladı. "Evet, sen-sen de iyisin değil mi?"

Remus sımsıcak gülümsedi ona. "İyiyim Harry." Harry yine başını salladı. Bir süre düşüncelere daldı. Remus dikkatle onu süzüyordu. "Bir sorun mu var, Harry?"

"Yok- Aslında var. Yani çok şey duydum, daha doğrusu Dumbledore'un anlattıklarını ve sen ne düşünüyorsun, sormak istemiştim."

Remus arkasına yaslandı. "Durumun ciddi olduğunu fark etmişsindir." Harry başını salladı. Remus devam etti. "Ancak neler olabileceğini kestirmek zor. Tek bildiğim Dumbledore'un endişeli olduğu ve bu pek de iyiye alamet bir şey değil."

"Taş ne işe yarıyor, biliyor musun?"

"Sana söylenenden fazlasını bilmiyorum. Sanırım bir tür güç nesnesi gibi bir şey, ama nasıl kullanılır, işte onu bilmiyorum."

"Vampirleri gündüz yürütebilecek bir şey ama?"

Remus omuzlarını silkti. "Belki evet, belki hayır. Bence Voldemort o kadar güçlenmelerine izin vermez."

"Peki ya Azarel?" diye sordu Harry. Remus şaşkınlıkla baktı ona. "Bunu da nereden öğrendin?" Harry sırıttı. "Sence?" Remus başını iki yana salladı: "Hermione." Fincanını elinde yavaşça çevirirken düşünceliydi.

"Bilmiyorum Harry, tüm bu olanlar iyi değil. Önümüzde karanlık günler var sanırım." Dönüp Harry'ye baktı. Endişesini görünce gülümsedi. "Ama önümüzde hâlâ kutlanacak bir de Noel var."

Harry de belli belirsiz gülümsedi. Bir şey söylemek için ağzını açtı, tereddüt etti. "Evet?" dedi Remus.

"Şey, önemli bir şey değil." dedi Harry kararsızca.

"Kafana takıldığına göre önemli. Hem bırak ben karar vereyim."

Harry, kararsızca parmaklarıyla masada trampet çalarken, durakladı. Sonra ona dikkatle baktı. "Ben- Animagus olmak istiyorum." Lupin kaşlarını kaldırdı. "Ne?"

"Beni duydun."

Lupin ona dikkatle baktı. "Harry, bu gerçekten zor bir şeydir."

"Ama siz hepiniz yaptınız."

"İyi de ben Animagus değilim, ben bir kurtadamım."

"Ama yardım edebilirsin."

Lupin ciddi bir ifadeyle onu süzdü. "Ne olmak istiyorsun?" dedi düşünceli bir sesle.

Harry gülümsedi: "Gryffindor!"


Bir sonraki gün, Profesör Madison söylemiş olduğu gibi onlara katılmıştı. Gelir gelmez de ilk işi, Harry'ye Zihinbend derslerine tatilde devam edeceklerini söylemek olmuştu. Harry, canı ne kadar sıkılırsa sıkılsın, son kâbustan sonra bunun kaçınılmaz olduğunu biliyordu. Bu arada Mr. Weasley'i de nihayet görme şansını yakalamışlardı. Oldukça yorgun görünüyordu, ama Harry'nin 'Sayın Bakan!' hitabına hepsi gülerken, şakacıktan yüzünü buruşturması hariç, onlarla şakalaşırken gözleri parlıyordu. Öğleden sonra -Ron bundan pek memnun olmasa da- Fred ve George evdeydiler ve Profesör Madison ile Remus'un da katılımıyla mutfak masasında keyifli bir sohbet vardı. Ginny kaymakbirası servisi yaparken, Hermione kocaman bir keki dilimliyordu.

Profesör Madison'un neşeli havasını fırsat bilen Harry, uzun zamandır merak ettiği bir şeyi sordu: "Annemi tanıyor muydunuz?"

"Elbette tanıyordum. Ancak yakından değil. Benden büyüktü, yani üst sınıftaydı." Harry başını salladı, sonra fark etti. "Ama Remus da öyleydi, onunla yakın dostsunuz."

"O kadar kolay dost olmadık canıım." dedi Anthea gülerek.

"Niye?"

"İlk bakışta Remus'la dost olmak pek akıllıca değil gibiydi." Remus, bu laf üzerine kaşlarını kaldırdı. Masadakiler hevesle dinliyordu.

"Neden?" dedi Harry gülümseyerek.

"İki baş belasıyla arkadaştı." sustu, Harry'ye baktı. "Eh… Kim olduklarını tahmin edersin." Hepsi güldü.

"Sonra onun o iki serseriye kıyasla akıllı, uslu olduğunu düşündüm, ama yakından tanıyınca onun da diğerlerinden geri kalmadığını anladım."

"Hey! Hey!" dedi Remus çatalını ona doğru sallayarak. Anthea kıkırdarken, hepsi yine güldüler.

"Hadi Remus," dedi. "Senin de yaramazlıkların oldu, kabul et."

"Tamam, birkaç şakaya karıştığımı kabul ediyorum, ama-" diye başladı Remus.

"Ciddi misin, gerçekten mi, itiraf ediyorsun yani?" diye sözünü kesti Anthea, heyecanlanmış gibi öne eğilerek.

"Anthea!" dedi Remus sitemle. Hepsi kahkahayı bastı. Lupin hafifçe gülümsedi. Sonra Anthea'ya dönüp muzip bir tavırla konuştu: "Ee-bazılarından payını almıştın sanırım."

Anthea birden ona döndü: "Yanlışlıkla oldu demiştin." Remus başını sallarken, herkes merakla onlara bakıyordu.

"Etüt saatinde kazanımı patlatmıştı." diye açıkladı Anthea.

"Gerçekten yanlışlıkla olmuştu Anthea, ama sen inanmamıştın." İçini çekti. "Unutulacak bir şey değildi yani."

"Özellikle de intikamım." diye bir kahkaha attı Anthea.

"Off!" dedi Remus, başını iki yana sallayarak.

"Ne yaptı?" diye hevesle sordu Ginny Remus'a.

"Saçlarımı kıvırcıklaştırıp, yeşile çevirmişti." Masadan bir kahkaha tufanı daha yükseldi. Harry bir çeşit brokoliye benzeyen bir Lupin düşündü bir an.

"Yakışmıştır." dedi George göz kırparak.

"Çok fenaydı." diye iç çekti Lupin, "Ama sonra düzeltti. Çok yufka yüreklidir."

"Kapa çeneni!" dedi Anthea.

"Ayrıca kibardır da." diyerek Remus sırıttı. Anthea ona muzipçe baktı.

"Her zaman sizin grubun hiç büyümeyeceğini düşünmüşümdür. Bir ara yanıldığımı sandım, ama haklıymışım Remus." Lupin bir kahkaha attı. "Sağ ol Anthea."

"Rica ederim." dedi Anthea. Bu şakalaşmayı keyifle izleyen Harry, "Farklı sınıflarda olduğunuz halde nasıl bu kadar yakın dost oldunuz?" diye sordu.

İkisi de sustu ve birbirlerine baktı. Anthea'nın gözlerinden bir anlayış ışını geçerken, Remus üzüntüyle karışık bir minnetle baktı ona. Bir süre sessizce oturdu. Sonra Harry'ye döndü, "Tüm arkadaşlarımı kaybettikten sonra -ki biliyorsun annenle baban ve o sırada Peter da buna dâhildi, Sirius da Azkaban'a gönderilmişti- ben bir süre buralardan uzaklaştım." Bir an o günlerin acısını yaşıyor gibi göründü. Kimse sesini çıkarmadı. Derin bir nefes alıp devam etti:

"Her neyse işte, sağda solda biraz oyalandım. Sonra bir gün, hâlâ efendilerini bulma çabası içinde bir grup Ölüm Yiyen'e çattım. Anthea ile orada karşılaştık. Biliyorsunuz, o bir Seherbaz. Birlikte savaştık. Bu beni biraz kendime getirdi. Sonra beni davet etti. Orada kalmaya başladım. Sanki Hogwarts günlerine geri dönmek gibiydi. Anthea bana bir iş bulmayı başardı. Yaklaşık bir yıl orada kaldım." Anthea'ya sevgiyle gülümsedi. Anthea sandalyesinde rahatsız rahatsız kımıldandı.

"Abartma, Remus!" Lupin kocaman bir gülümsemeyle ona baktı, "O gerçek bir dost. Ona çok şey borçluyum." Anthea omzunu silkti.

"Sen de aynısını yapardın Remus, büyütme. Bu sayede dostluk bağlarımızı yeniledik işte."

"Evet, sürekli bana iyi tavsiyelerde bulunurdu. Tabii bazıları hariç." Lupin başını dertli dertli salladı.

Anthea bir kahkaha attı. "Aslında ona iyi bir kız bulup, evlenmesini salık vermiştim." Tüm yüzler merakla ona dönerken, Lupin homurdandı.

"Merlin aşkına Anthea, lütfen gene başlama."

"Bana hep böyle tepki verdi işte." dedi Anthea yapmacık bir üzüntüyle.

"Eve arkadaş getirip duruyordu." diye sızlandı Lupin. Tüm masa kahkahayı bastı. Remus onlara yalancıktan bir öfkeyle baktı.

"En azından denedim." dedi Anthea bu sefer. "Aslında ciddiydim Remus. Yani iyi bir kız-"

"Anthea, bu tartışmayı tekrar yapmaya hiç niyetim yok." dedi Remus sertçe. Ciddileşmeye başlıyordu. Anthea hiç aldırmayarak devam etti. "Seni çekip çevirecek bir eşe ihtiyacın var canıım. Hem bunun neresi yanlış?"

Remus bir anda alevlendi. "BEN-BİR-KURTADAMIM!" Oldukça sinirlenmiş görünüyordu.

Tüm masa bir anda sessizleşirken, Anthea öfkeli görünen Remus'u ciddiyetle süzdü. "Aslında senin sorunun ne biliyor musun, Remus?" dedi gözlerinde garip bir ışıltıyla. "Sen, kurtadamlara karşı önyargılısın."

Herkesin gözleri fal taşı gibi açılırken, Remus öfkesini birden unuttu. Şok geçirmiş gibi bakarken, "pardon?" diyebildi sadece.

"Çok ayıp Remus, senden hiç beklemezdim." diye üzüntüyle içini çekti Anthea. Masa bastırılmaya çalışılan kıkırdamalarla dolarken, Remus'un şaşkın, hayret dolu bakışları da bir anda gerçekliğe odaklanarak, sitemle doldu.

"ANTHEA!" Masadan esaslı bir kahkaha sağanağı yükseldi.

"Herkesin bir kusuru vardır Remus." dedi Anthea sahte bir ciddiyetle. "Ben muzip biriyim… Sen bir kurtadamsın… Fred ve George, Fred ve George… Harry Seçilmiş Kişiii…"

Harry'nin gözlerinden yaşlar gelirken, Ginny son söylenenler üzerine sandalyesinden düştü ve Remus dayanamayıp, artık kontrol edilemeyen kahkahalara katıldı.


Harry'nin Animagusluk konusunda, Remus'tan yardım istediğini Ron ve Hermione öğrenince biraz şaşırdılar. Ancak kurallar konusunda oldukça titiz olan Hermione, bir yetişkinin haberi olmasından memnun oldu. Üstüne bir de Remus kalkıp da onlara 'Animagusluk El Kitabı: Hızlı ve Acısız' isimli kitabı verince, bu konuda özellikle ikna edilmesine hiç gerek kalmadı.

Sonraki günler Noel hazırlıklarıyla geçti. Bill, Anthea ve Remus, Noel için evin süslenmesi işini -Mrs. Weasley'nin denetiminde elbette- üstlenmişlerdi. Daha sonra Tonks da onlara katıldı; daha doğrusu yaptıklarından çok yıkana dek Mrs. Weasley katılmasına izin verdi, sonra da dinlenmesini söyledi. Fred ve George, sık sık annelerinin onlara sinirli bakışlar atmasını sağlayacak oyuncaklarla görülüyorlardı. Ginny ve Hermione mutfakta yardım ederken, Harry ve Ron oturma odasını ve ağacı süsleme işinde Remus'a eşlik ediyorlardı.

Nihayet Noel geldi çattı. Tüm hazırlıklar bitirilmişti. Ancak Harry, sanki Quidditch Dünya Kupası hazırlığı yapmışlar gibi yorgunluk hissediyordu.

"Tamam, herkes erken yatacak. Yarın Noel, sabah erken kalkmamız gerekiyor." dedi Mrs. Weasley. Toplu bir itiraz yükselmesine rağmen, sandalyeler yorgunca geriye itildi. Mrs. Weasley, Ginny ile konuşarak yukarı çıkarken, Ron ve Hermione merdivene yaklaşmışlardı bile. Ancak ikizler annelerini hiç kale almamış görünüyorlardı. George neşeyle bir şeyler anlatıyordu. Harry elindeki bardağı lavaboya bırakmak için kalkarken, Lupin ikizlere ikinci kez yatmalarını söyledi. Oralı olmayan ikizler devam ettiler.

"Çocuklar hadi." dedi Remus tekrar.

"Fıkra bitsin de," dedi Fred. "Cadaloz kurtadama ne demiş, George?"

"Cadaloz demiş ki-"

"Eğer hemen kalkmazsanız, ben size kurtadamın ne yaptığını göstereceğim!" Lupin kızgın görünüyordu.

"Peki, peki," dedi Fred. "Sinirlenme."

İkizler homurdanarak çıkar çıkmaz, Lupin hızla sakin haline dönerek Harry'ye göz kırptı. Harry de gülümseyerek iyi geceler dileyip, odasına çıktı.