YİRMİ BEŞİNCİ BÖLÜM
Hainin Ölümü
Grimmauld Meydanı'nda, aile toplantısından hemen sonra Dumbledore ve Kingsley onlara katılmışlardı. Tonks da nasıl geçtiğini öğrenmek için daha önceden damlamıştı zaten. Kendi aralarında yaptıkları özel toplantıya, ne yazık ki normal kulaklar da uzayan kulaklar da misafir olamadılar. Ancak Bill, Dumbledore'a durumu çocuklara anlattığını söylediği için, hep birlikte mutfakta çay içmeye çağrıldılar. Bu hepsinin hoşuna gitti, çünkü büyükler artık daha serbest konuşuyorlardı. Dumbledore'un kızmaması da içlerine su serpti.
"Umarım bazıları akıllarını başlarına toplar." diye söylendi Anthea. "Niye beni engelledin Kingsley? O korkak herife şöyle sağlam bir lanet iyi giderdi." Herkes kahkahayı basarken, Lupin gülerek başını iki yana salladı. Kingsley yandan eğildi.
"İnan Anthea," dedi üzgün bir sesle. "Bana kalsa sen lanet yaparken, arkadan adamın kollarını tutardım, ama Dumbledore kızar, dedim." Hepsi güldü.
Dumbledore gözleri ışıldayarak baktı onlara. "Kafamı başka yana çevirirdim, ama onları görmediğime inandırmak biraz zor olurdu." Bir kahkaha daha koparken, Dumbledore muzipçe gülümsüyordu.
Harry çevresindekilerle birlikte gülerken, kendini iyi hissediyordu. Dumbledore'u endişeli görmek, onun da endişelenmesine yol açıyordu. Ancak o böyle neşeliyken, Voldemort'muş, vampirlermiş, hiçbir şey umurunda olmuyordu. Yani aslında oluyordu da o kadar olmuyordu.
Voldemort'u düşünürken önünde şakalaşan insanlara baktı. 'Keşke bu sonsuza dek sürse.' diye düşündü. 'Bir yerlerde planlar yapan bir Voldemort olmasa.' Başını salladı. 'Yoğun duygular ve düşünceler insanı savunmasız yapar.' demişti Profesör Madison. Derin bir nefes alıp beynini boşaltmaya koyuldu. Bu iş her geçen gün kolaylaşıyordu sanki. Artık otomatikleşmişti Harry. Ancak beynine girilmesinden hâlâ hoşlanmıyordu.
Rahatlayıp, arkasına yaslandı. Yanında Ron, Remus'un söylediği bir şeye gülüyordu. Harry tebessüm etti. Karanlık çok uzaktaydı sanki. Kahrolası Voldemort şimdi ne yapıyordu acaba? Ne düşünüyordu? Bilmeyi öyle çok isterdi ki. Yoksa istemez miydi? Bunu düşününce huzursuz duyguları geri geldi. Birden Harry'nin başı döndü. Gözlerini kırpıştırdı. Karanlıktı. Kafasını kaldırıp etrafına bakındı. Mutfağı görmesi gerekiyordu, peki öyleyse neden önünde karanlık bir zindan vardı?
Soluğunu tuttu, Harry. Ellerini kaldırıp bakmak istemiyordu, zira onların yine öyle uzun, ince, bembeyaz olduklarını görmeye dayanamazdı.
"Onun beynine girdim…" diye düşündü hızla farkına varırken, hemen sonra nefes almaya bile korkarak düşüncelerini kilitledi. Uzaktan sesler geliyordu. Bir yankı gibi.
"Harry? Harry?"
"Neler oluyor?"
"Profesör, bir şeyler yapın."
"Ne kadar endişeleniyorlar." diye düşündü. Harry az kalsın kafasını iki yana sallayacaktı. Voldemort anlar mıydı acaba? Riske girmemeye karar verdi. "O oldum; Harry-Voldemort," diye düşündü garipseyerek. Düşüncelerini tekrar kilitledi. Mutfaktan ses gelmiyordu artık. Etrafına bakındı. Yutkundu. Zindan kalabalıklaştı birden. Önünde Ölüm Yiyen'ler eğiliyorlardı grup grup. Ölüm çemberinden çok çok daha fazlası.
Harry-Voldemort ayağa kalktı. Ölüm Yiyen'lerine baktı.
"Beni gururlandırın!" diye emretti. Kukuletalı şekiller tekrar tekrar eğildiler.
Harry kaşlarını çattı. Ne oluyor? Bir şeyler planlıyorlar. Ne kadar çoklar… Hızla soluğunu içine çekti.
Voldemort durakladı. Kafasını omzunun üstünden şüpheyle arkaya doğru çevirdi. Harry'nin kalbi çılgınca atmaya koyuldu. Gözlerini yumdu, tüm gücüyle beynini boşalttı. Karanlık Lord müritlerine dönerken, Harry kendini çekti. Gözlerini tekrar kırpıştırdığında, karanlık yok oldu. Mutfaktaydı. Çevresinde bulanık yüzler korkuyla ona bakıyordu.
Harry hafifçe titredi. Sanki soğuk bir el sırtına dokunmuş gibi. Yaptığı şeyin farkına vardığında bedeni buz kesti. Soğuk soğuk terler boşandı yüzünden. Acı hissetmiyordu, ama sanki uzaktan bakıyordu. Bilinci onunla savaşıyor gibiydi. Gözlerinin önündeki pus dağılır gibi oldu ve Harry kendini endişeli bir Profesör Dumbledore'a bakarken buldu.
"Voldemort!" dedi kesik kesik, "Ölüm Yiyen'ler- toplantı- saldıracak…" devam edemedi. Dehşet onu ele geçiriyordu. Kısa süreli bir sessizlik oldu. Gözlerini kapattı Harry. Dakikalar sonra korkarak gözlerini açtı. Nefes aldı. Artık çevresini daha iyi görebiliyordu.
Çok endişeli görünen Hermione ve Ron'un arkasında, Weasley ailesi oldukça korkmuş gözlerle bakıyorlardı. Bill, yakınında yere çömelmişti. Lupin yanındaydı ve endişeyle onu izliyordu. Dik oturmaya ve kafasını toplamaya çalıştı. Lupin sağ tarafından omzunu sıktı. Profesör Dumbledore dikkatle ona bakıyordu, Harry konuşmayınca:
"Tekrar et, Harry!" dedi usulca.
Harry elini başına götürüp kafasını ovaladı. Niye acı yoktu acaba? Sadece sersemlemiş ve bayılacak gibi hissediyordu. Yutkundu: "O'nu gördüm; Voldemort'u. Emir verdi. Ölüm Yiyen'ler bir yere saldıracak."
Hermione, Ginny ve Mrs. Weasley yüksek sesle soluklarını çektiler. Tonks ve Kingsley bir ağızdan "Nereye?" diye sordular.
Harry sersem sersem mırıldandı: "Bilmiyorum, bir sürü Ölüm Yiyen vardı orada. Bir şey planlıyordu. Önümde eğildiler ve gittiler. Ama nereye bilmiyorum." Şaşkın ve garip hissediyordu.
Dumbledore usulca konuştu: "Önünde mi? Bunu nasıl gördün Harry?"
"Bilmiyorum, bey-beynine girdim sanırım." Harry yutkundu.
"Zihnefend mi yaptın?" Anthea şaşkın görünüyordu.
"Olamaz!" dedi Remus sıkıntılı bir sesle.
Çok ciddi görünen Dumbledore, onu dikkatle sorguladı. Onun dikkatli bakışları altında Harry her soruya cevap verdi, hatırladığı her noktayı anlattı. Bitirdiğinde Dumbledore keskin bakışlarıyla onu delmeye başladı. Harry ruhunun açıldığını hissederken, Dumbledore sordu:
"Seni fark etti mi, Harry?"
"Hayır," dedi Harry rahatsızca, röntgen hissinden kurtulmaya çalışarak. Gözleri Dumbledore'un mavilerine yapışmış gibiydi. "Fark etmedi, gerçekten. Bir ara huzursuzca arkasına baktı, ama sonra Ölüm Yiyen'lere döndü."
Dumbledore başıyla onaylayıp, Harry'yi azat ederek hızla doğruldu, kaşlarını çatmıştı. "Ekibi toplayacağım, konuşmalıyız." dedi. "Tonks, Bakanlık'a git, önce Arthur'la görüşmek istiyorum." Tonks başını salladı, Harry'ye bir bakış atıp dışarı çıktı.
Dumbledore içini çekip: "Molly sanırım biraz iş çıkacak ama-" derken, "Hiç sorun değil." dedi hemen Mrs. Weasley. Kendini biraz toplamış görünüyordu.
Dumbledore Bill'e döndü. Ancak konuşmasına fırsat kalmadan-
"Profesör!" Harry kalkıp, Dumbledore'a doğru yürümeye çalıştı, ancak sendeledi; düşmek üzereyken Lupin ve Bill iki yandan onu yakaladılar. Dumbledore endişeyle ona baktı: "Harry, sanırım biraz dinlensen iyi olur." Ron ve Hermione'ye döndü. Onlar da mesajı anlayarak yaklaştılar. Fakat Harry derin derin nefes alarak devam etti: "Profesör, lütfen, belki- belki bir tuzaktır. Yani bir şey olmayabilir, ama olursa…" Başı dönüyordu. Düşüncelerini toplayamıyordu. Ama Profesör Dumbledore anlayışla gülümsedi:
"Merak etme Harry, tuzak ihtimalini göz önünde bulunduracağım." Harry birden rahatladı ve daha fazla ayakta duramayarak Lupin'e doğru devrildi.
Harry, Hermione, Ron ve Ginny eşliğinde yukarı çıkarıldıktan sonra mutfakta konuşmalar devam etti.
"Merlin aşkına, Dumbledore. Bu çok-çok tehlikeli bir şey." Anthea dudaklarını ısırıyordu. "Voldemort'a Zihnefend yapmak. Nasıl mümkün olabilir?"
"İnan, senin kadar şaşkınım, Anthea." dedi Dumbledore, düşünceyle sakalını sıvazlayarak.
"Üstelik de fark ettirmeden," diye onayladı Kingsley. "Anlamadığından emin misin Dumbledore?"
Dumbledore onayladı. "Harry'de yalan yoktu. Üstelik anlasaydı neler olurdu bilmek istemem Kingsley."
"Bu bir tuzak olabilir mi, peki?" diye sordu Remus.
"Sanmıyorum, Remus. Eğer o Harry'nin beynine girseydi olabilirdi belki."
"Hayır, demek istediğim o değil." Dumbledore mavi bakışlarını ona çevirdi. Lupin devam etti: "Bizi evden çıkartmak için bir tuzak. Harry'yi o çekmiş olabilir." Dumbledore'un gözleri kısılırken, diğerlerinin gözleri büyüdü.
"Eğer öyleyse, bu çok büyük bir risk demektir, Remus. Ya Voldemort Harry'yi çılgın gibi istiyor ya da ne olduğunu bilmediğimiz başka bir planı var."
"İmkânsız," dedi Anthea. "Harry'ye imge göndermedi ki, Harry kendisi girdi onun beynine. Gerçi nasıl yaptı anlayamıyorum ama. Yine de onu beynine davet etmek… Hayır, hayır, bu mümkün değil."
"Sen de haklısın Anthea, ama ben biraz düşünmeliyim." Dumbledore huzursuzdu.
"Nereye saldıracak? Bulmamız gereken bu." dedi Kingsley.
"Hogwarts, Bakanlık, St. Mungo…" dedi Bill. "Ve Harry'nin olabileceği her yer." Bu sözleri bir sessizlik izledi. Lupin endişeyle kaşlarını çatmıştı. Bill yavaşça omuzlarını kaldırdı.
"Üzgünüm." dedi usulca.
Remus hafif bir işaret yaptı. "Yok, haklısın. Onun peşinde olduğunu biliyoruz. Ben de az önce aynı şeyi kastettim. Sadece-" Biraz durakladı, sonra devam etti. "Bilmiyorum, dediğim gibi Voldemort beynine girmesini sağlamış olabilir."
"Bu biraz fazla iddialı olmadı mı?" diye sordu Kingsley. "Yani Harry'nin beynine gireceğini biliyor ve bir tuzak hazırlıyor, öyle mi?"
"Voldemort'un ne yapacağını bilen var mı ki?"
"Tamam, baştan alalım." dedi Bill araya girerek. "Diyelim ki, Harry gerçekten Zihnefend yaptı ve O'nun haberi yok. O zaman bir yere saldırı yapılacağı kesin."
"Ya da farkına vardı ve bildiğimizi biliyor." dedi Kingsley.
Bill başını salladı. "Eğer farkına varsa, Dumbledore'un dediği gibi Harry'ye kesin zarar verirdi."
"O zaman öbür ihtimali düşünelim." dedi Anthea. "Harry'nin bunu görmesini istedi. Çünkü hemen sana haber verecekti, Dumbledore ve Bakanlık tüm kilit noktalara adam gönderecekti."
Kingsley başını salladı: "Bu tüm Seherbaz'ları dağıtmak demek."
"Ama aynı zamanda hazırlıklı olmak da demek." diye ekledi Bill.
"Yine de nereye saldıracağını tahmin edemiyoruz, Bill." dedi Kingsley.
"Harry'nin peşinde olduğunu biliyoruz." dedi Remus.
"Karargâh mı diyorsun?" dedi Bill kaşlarını çatarken. "Nasıl olur?"
Remus omuzlarını kaldırdı. "Bir yolunu bulursa yapar."
"Her ne olursa olsun," dedi Anthea. "Eğer saldırı bir yanıltmacaysa, birileri Harry'yi korumalı. Ama bu da Kingsley'nin dediği gibi savunma için adam kaybı demektir."
Hepsi derin derin düşünürken, onları dikkatle dinleyen Dumbledore konuştu:
"Yine de Karargâh güvenli. Bunu bizzat sağladım ve Voldemort'un buraya saldıracak kadar umutsuz olduğunu sanmıyorum."
"Evet, ama Lestrange evin yerini biliyor. Daha önce pek çok kez gelmişti eminim." diye ısrar etti Remus. Dumbledore bir süre Remus'a baktı.
"Evi onlara gösterebilir mi?" diye sordu annesinin yanından Fred. Dumbledore irkildi. Fred ve George, Harry ve diğerlerinin arkasından yukarı çıkmamışlardı, ama konuşmaya da katılmamışlardı, annelerinin iki yanında onu korumak istercesine sessizce dikiliyorlardı.
"Zor, ama sanırım bunu yapabilir." dedi Dumbledore usulca. Anthea sinirle elini saçından geçirirken, Mrs. Weasley elini ağzına kapattı.
"O kadar kolay olsaydı, şimdiye kadar yapardı anne." dedi George onu teskin etmeye çalışarak. "Sonuçta Sirius'un evi burası ve artık Harry'nin. Burada olacağını bilir."
"Haklı Molly, tamam," dedi Dumbledore. "Gerisini toplantıda konuşalım. Arthur'un yanına gidiyorum. Alastor'la da konuşacağım. Amelia'ya da haber yollarım. Kingsley, sen okula git, Minerva'ya haber ver. Bir saat sonra toplanalım." Duraklayıp düşündü. "Severus'un işi olacak. Ona bir not yollayacağım."
Kingsley 'tamam' deyip, çıktı. Dumbledore Bill'e döndü. "Toplantıdan sonra seninle özel olarak konuşmak istiyorum." Mrs. Weasley'nin endişeli gözleri en büyük oğluna dönerken, Bill başını salladı sadece. Dumbledore Molly'yi selamlayıp kapıya yöneldi. Remus onu izledi.
Mrs. Weasley acıyla odada kalan üç oğluna baktı.
"Biz Harry'ye bir bakalım." dedi George, Fred'e işaret ederek. İkisi birlikte merdivenlere doğru uzaklaştılar.
Bill annesine baktı. "Her şey yoluna girecek anne."
Mrs. Weasley başını salladı. Elbette girecekti. Her gün kalbinin sekiz ayrı parçası seksen kez tehlikeyle karşılaşsa bile.
Severus Snape karanlık koridorda hızlı hızlı yürüyordu. Arkasından bir ses konuştu:
"Çocuk nerede Severus? Karargâh'ta mı?" Snape gerildi. "Lordum?"
Voldemort alayla gülümsedi. "Ah evet, Bella'nın hatıralarını dinledim biraz." Snape tepki vermeyerek bekledi. Voldemort, onu dikkatle inceledi.
"Seni çağırtmadım, Severus."
Bu, aslında bir bildiri değil, çok seçenekli bir soruydu ve Severus Snape bunu adını bildiği kadar iyi biliyordu.
"Müdür bir baykuş yollayıp buraya gelmemi istedi, Lordum."
"Ah!" Voldemort keyiflenmişti. "Demek ihtiyar bir şeylerden şüphelenmiş."
Snape fark ettirmeden derin bir soluk aldı; bazen en zor soruların cevabı en basit seçenekti. "Önemli bir şey mi, Lordum?"
Voldemort, Snape'i hafifçe süzdü. "Sana söylemezsem alınır mısın, Severus?" Al çetin bir soru daha.
"Lordum nasıl uygun görürlerse." Cevap, sakin, duru ve yapmacıksızdı. Voldemort tekrar gülümsedi. Snape eşi bulunmaz bir müritti. Onda ne Bella'nın dizginlenemeyen öfkesi, ne de Lucius'un kişisel ihtirası vardı. Voldemort ona sahip olduğu için kendisini bir kez daha kutlayarak döndü.
"Benimle yürü Severus ve sana planımı anlatayım."
"Lordum," Snape eğildi ve efendisine yol verdi.
Harry odasında dinleniyordu. Aslında iyiydi, ama Hermione vesvese etmişti ve yatağında uzanarak da düşünebilirdi. Hermione, Ron ve Ginny etrafına dizilmişlerdi.
"İyi misin Harry?" diye sordu Ginny. "Canın yanıyor mu?"
"Acı yok, sadece-" Harry uygun kelimeyi bulmak için durakladı. "Bilmiyorum işte."
"Nasıl yaptın abi?"
"RON!"
"Ne var?" diye Hermione'ye döndü Ron. "Başka kime anlatacak ki?" Hermione cevap vermedi. Ron, Harry'ye döndü.
"Gerçekten bilmiyorum Ron." diye mırıldandı Harry. "Orada öyle oturup Voldemort'un ne yaptığını düşünüyordum. Sonra birden bir şey oldu. Onun beynindeydim. Garip, ama oldu işte." Kimse sesini çıkarmadı. Sonra Ron "vay be!" diye söylendi.
"Gerçekten Zihnefend yaptın, Harry." dedi Hermione yarı korku yarı hayranlıkla.
"Yine de abi, merak ediyorum," dedi Ron teatral bir edayla. "İlk denemeni Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'le yapmak zorunda mıydın? Yani beni ya da Hermione'yi seçebilirdin. Yani daha güvenli olmaz mıydı? Hatta hatta Fred ve George'u seçseydin." duraklayıp kaşlarını çattı, "Gerçi onlar ne kadar güvenli olur tartışılır ya."
Odadaki gerginlik bir anda kırılırken, Harry diğerleriyle birlikte kahkahayı patlattı.
Dumbledore, gecenin ilerleyen saatlerinde, Hogwarts'ın tatil sessizliği içindeki koridorlarında Snape'le birlikte yürüyordu.
"Her şey yolunda mı Dumbledore?"
"Ne? Ah! Evet, Severus, umarım öyledir." Bir süre konuşmadan ilerlediler.
"Demek başka bir şey söylemedi, Severus."
"Hayır, söylemedi. Fakat bir şeyler olduğundan eminim."
Dumbledore başını salladı. "Erken, fazla erken." diye mırıldandı. Snape anlamadan ona baktı. Dumbledore durdu, dönüp Snape'e baktı.
"Dumbledore, neler oluyor?" dedi Snape tekrar. "Bana bir not yollayıp, Karanlık Lord'a gitmemi söylüyorsun; evet, orada bir şeyler döndüğü kesin, fakat bu kadar acil olan ne?"
Dumbledore içini çekti. "Harry, bugün Voldemort'a Zihnefend yaptı."
Derin bir sessizlik oluşurken, Severus Snape, ömrü hayatında belki de ilk kez, yüzünün kontrolünü kaybetti. Kaşlarını kaldırmadı ya da alayla dudağını bükmedi; sadece ayıklama işleminden henüz geçmiş, başı dönmüş ve fazlasıyla sersemlemiş bir bahçe cücesi gibi aval aval baktı Dumbledore'a.
"Ne yaptı?" Sesi fısıltıdan farksızdı.
Durum bu kadar vahim olmasa, belki Dumbledore onun yüz ifadesine gülümseyebilirdi. Ancak o, acı bir dudak büküşüyle yetindi. "Söylediğimi duydun."
"İmkânsız!" Snape başını silkeleyerek sersemlikten kurtuldu. "Bu imkânsız!"
"Gözümün önünde oldu, Severus."
Snape uzunca bir süre Dumbledore'a baktı. "Nasıl?" dedi en sonunda. "Nasıl yapabilir?"
"Korkarım sadece tahmin yürütebilirim." dedi Dumbledore. "Nasıl yaptığını kendisi de bilmiyor; düşünürken beynine girivermiş."
"Karanlık Lord'dan başka düşünecek bir şey bulamamış mı?" diye patladı Snape. "Merlin aşkına Dumbledore, ne yaptığının farkında mı?"
"Farkına vardığından eminim Severus. Yeterince sarsılmıştı."
"Sarsılmış? Sarsılmış? Dumbledore burada-"
"Sakin ol Severus," dedi Dumbledore elini kaldırarak. "Ne anlama geldiğini biliyorum. Eminim kendisi de şu anda bunun dehşetiyle yüzleşiyordur. Ancak neyse ki şanslıydı, değil mi? Voldemort farkına varsa sen mutlaka öğrenirdin."
"Bana bunu söylemeden göndermen büyük incelik doğrusu."
Dumbledore üzüntüyle ona baktı. "Bilmeden gitmen senin için daha iyi olur dedim."
Snape ona ters bir bakış attı. "Eminim çocuğa kızmamışsındır da, şimdi daha çok havalara girip caka satacak."
"Lütfen Severus, Harry yaptıklarıyla hiçbir zaman övünmedi ve sen de bunu gayet iyi biliyorsun."
Kısa bir süre sessizlik oldu. Snape daha çok kendi kendine konuşur gibi devam etti. "Yine de en mükemmel Zihnefendar bile bunu başaramazken, bir çocuk nasıl yapar?"
Dumbledore düşünceliydi. "Güçleniyor ya da nasıl kontrol edeceğini keşfetmeye başlıyor. Tabii Voldemort'un kafası bugün çok meşgulse bunun da yardımı olmuş olabilir."
"İnanıyorsun değil mi?" diye sordu Snape başını kaldırıp ona bakarak.
"Neye?"
"Çocuğun onu yeneceğine." dedi Snape gözlerini dikerek.
Dumbledore düşünceli bakışlarla yere baktı. "İnanç olmazsa hiçbir şey olmaz, Severus." Başını kaldırdı. "Öbür gün tüm öğrenciler dönecek. Umarım güvenle. Elbette Harry de. Senden bir şey istiyorum."
Snape dikkatle başını salladı. Dumbledore derin bir nefes aldı. "Ortalıkta olmazsam, gözün üstünde olsun Severus."
İksir öğretmeni kaşlarını çattı. "Herkesin gözü onun üstünde zaten, Dumbledore. Hem ortalıkta olmazsam da ne demek?"
Dumbledore derin derin iç geçirip, Snape'in arkasındaki pencereye dikti gözlerini. "Neler olacağını kim bilebilir ki?" dedi yorgun bir sesle. "Sadece çocuğa dikkat et yeter." Snape'e döndü. "Olur mu?"
"Tamam." Snape başını salladı.
Dumbledore bir an tereddüt etti. "Ve hatırım için biraz tolerans göster lütfen Severus, ihtiyacı olacak." İksir öğretmeni kaşlarını çatarken, Dumbledore cevap beklemeden uzaklaştı. Severus Snape, saat gece yarısını geçene dek, aynı pencereden karanlık geceyi izledi.
Ertesi günün sabahı, Harry, kahvaltıda olağandışı bir kalabalıkla karşılaştı. Mr. Weasley evdeydi ve Kingsley, Tonks, Anthea ve Remus hep birlikte masada oturuyorlardı. Harry, Ron, Hermione ve Ginny kahvaltı için otururken bakıştılar. Mrs. Weasley tabaklarını doldururken Bill, Fred ve George ile birlikte onlara katıldı.
Ron Harry'ye 'bu senin için' gibilerinden bir bakış attı. Harry sıkıntıyla iç geçirirken, Moody'nin olmadığını fark etti. Muhtemelen olası bir saldırı için başka bir yerdeydi. Yine de tüm bu insanlar, eve bir saldırı olabileceği ihtimalini güçlendiriyordu ve Harry bu ihtimalden hiç hoşlanmamıştı. Üstelik tam okula dönüş vakti gelmişken.
Kahvaltıda kimse fazla konuşmadı. Mrs. Weasley, ertesi gün yola çıkmaları gerektiği için hazırlanmalarını söyleyip, onları mutfaktan kış kışladı. Huzursuzca yukarı çıkıp, bugünün neler getirebileceğini tartışarak, eşyalarını toparlamaya çalıştılar. Ancak öğle yemeği vakti geldiğinde, endişeyle etrafa kulak kabartmak ve sürekli pencereden bir göz atmak dışında pek bir şey yapmadıklarını fark ettiler.
Harry, hayatında böyle uzun başka bir gün geçirdiyse bile hatırlamıyordu. Sürekli etrafta dolaşan, evin büyülerini kontrol eden gruptan uzak kalmak için gün boyu odadan çıkmadılar.
Akşam, yatma zamanı geldiğinde, olağandışı hiçbir şey olmamıştı. Ron sıkıntıyla kendini yatağa fırlatmış ve horultulu bir uykuya dalmayı başarmıştı. Harry dikkatle beynini boşaltmaya çalıştı, ama huzursuz kafası ancak beşinci denemede rahatlayabildi.
Sakin, huzurlu ve aydınlık bir sabaha gözlerini açan Harry, yatağında sıçrayıp doğruldu. Karşısında Ron, bir çift çorabı sandığına tıkıyor, bir yandan da söyleniyordu. Harry'nin uyandığını görünce doğruldu.
"Hah! Kalk bakalım. Annem esiyor yine, hemen kahvaltı etmezsek aç gidecekmişiz." Bir yandan sırıtıyordu.
"Bir şey olmadı mı?" diyerek fırladı yataktan Harry.
"Hayır." diyerek güldü Ron. Harry de elinde olmadan ona karşılık verirken, içi mutlulukla dolmuştu. Kimse saldırmamıştı ve bugün okula dönüyorlardı. Her şey yolundaydı.
Kahvaltıya inerken, merdivenlerde Ginny ve Hermione'ye rastladılar. Onlar da müthiş rahatlamış görünüyorlardı. Ancak mutfağa girdiklerinde, masada oturan hiç kimsenin mutlu görünmediğini fark ettiler.
"Ne?" dedi Ron etrafa bakınarak. "Biri mi öldü?" Bir an hiç kimseden ses çıkmadı, sonra Bill elindeki gazeteyi hafifçe önlerine iteledi: "Sabah postası."
Hermione nefesini içine çekerken, Ron yutkundu. Harry midesinde kötü bir kasılmayla diğerleriyle birlikte masaya yaklaştı.
"ESKİ MÜDÜR KANALİZASYONDA BULUNDU."
"Durmstrang okulunun eski müdürü Igor Karkaroff, Fransa'da bir kanalizasyonda öldürülmüş olarak bulundu. Bedeni parçalara ayrılmış şekilde lağım suları arasında yüzen Karkaroff'un, öldürülmeden önce günlerce işkence gördüğü belirtildi.
Igor Karkaroff, Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in eski destekçilerindendi. Adı Anılmaması Gereken Kişi'nin düşüşünden sonra yakalanmış, ancak Sihir Bakanlığı ile işbirliği yapıp, Ölüm Yiyen'ler olarak da bilinen diğer müritlerden birçoğunun adını vererek Azkaban'a düşmekten kurtulmuştu. Ancak Adı Anılmaması Gereken Kişi'nin dönüşüyle birlikte arkasında iz bırakmadan ortadan kaybolmuştu.
Karkaroff'un öldürülüş biçimi, Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in yükselişte olduğu zamanlarda yaşanan olaylara benzerliği ve O'na ihanet ederek yaptığı açıklamalar göz önüne alındığında, Bakanlık henüz bu yönde bir açıklama yapmasa da, bu cinayetin sorumlusunun Adı Anılmaması Gereken Kişi olduğuna kesin gözüyle bakılıyor.
Bakanlık'ın onaylamayı reddetmesine rağmen, bunu kanıtlayan önemli bir delil de ele geçirildiği öğrenildi. Kanalizasyondan toplanan vücut parçaları içerisinde bir tanesi özellikle dikkati çekiyordu. Tek parça olarak bulunan bir kol üzerindeki Karanlık İşaret, kırmızı bir çarpı işaretiyle dağlanmıştı."
"Tanrım!" diye nefesini tuttu Hermione. Ginny beyazlamış görünüyordu.
"Gene de iyi dayanmış." dedi Ron çok tuhaf bir sesle. Harry başını salladı. Karkaroff ele geçtiğine göre, Voldemort çok ciddi demekti. Kâbusunu hatırlayıp yutkundu. Hermione ve Ron'un da ona baktığını ve oradakilerin de bakıştıklarını gördü. Kaygısız görünmeye çalışarak gazeteyi tekrar okuyormuş gibi yaptı. Bir yandan da düşünüyordu. Voldemort'un saplantı haline getirdiği bir kendisi vardı. Elbette bir de ihanet edenler. Karkaroff da öldüğüne göre kendisi muhtemelen Voldemort'un bir sonraki hedefi olacaktı. Yine de Ron haklıydı; Karkaroff bir yıl dayanabilmişti. Üç Büyücü Turnuvası'ndan hemen sonra kayıplara karışmış, kendisinden bir daha haber alınamamıştı.
"Saldırı bu muydu yani?" diye sordu Ginny. Hepsi tekrar bakıştı.
"Hayır," dedi Anthea sadece. "Sanmıyoruz." Kimse başka bir şey söylemedi. Gözlerini ya masaya, ya duvara ya da birbirlerine dikmekle yetindiler.
Harry etrafındaki sessizliğin farkındaydı, ancak başını gazeteden kaldırıp, ona kaçamak bakışlar atan endişeli yüzleri görmek istemiyordu. Tam kalkıp eşyalarına bakmanın daha iyi bir fikir olabileceğini düşünürken, Remus yumuşak bir sesle konuştu: "Harry, iyi misin?"
Harry başını kaldırıp baktı. "İyiyim." dedi sakince. Omuzlarını silkti. "Ben on altı yıl dayandım, değil mi?" Kimse gülmedi.
Bu nahoş havadisin ardından, sandıklar sessiz bir şekilde aşağı indirildi. Sanki herkes sözleşmiş gibi, gerilim yüklü bir sükûnet içerisindeydi. Anthea'nın emriyle asalar sandıklardan çıkarılıp, pantolonların cebine koyuldu. Ne olur ne olmazdı. Ancak bu içlerini rahatlatmadı.
Tonks, erkenden Bakanlık'a gitmişti. Kingsley ise çoktan okula dönmüştü. Remus, gergince Anthea'yla fısıldaşıyordu, ancak bir gözü sürekli Harry'nin üzerindeydi. Onları istasyona yine Sihir Bakanı Arthur Weasley'nin emriyle dört koruma götürecekti. Ancak Karargâh'ın gizliliği açısından, arabalar ilerdeki köşe başında bekliyorlardı. Sandıklar göze görünmeden Bill, Fred ve George tarafından hızla taşınıp yerleştirildikten sonra, geride vedalaşacak kimse kalmadığı için hep birlikte evden çıktılar. Remus ve Anthea'nın kısılmış gözlerine bakan Harry, bir an önce sağ salim okula dönmeyi diledi.
Sorunsuz bir şekilde arabalara yerleştikten sonra, göz açıp kapayana kadar istasyona vardılar. Harry, Ron ve Ginny'nin derin bir nefes aldığını, ancak diğerlerinin bu duyguyu paylaşmadıklarını fark etti. Kendince en güvenli yerlerden biri saydığı kırmızı treni görmeyi iple çekti.
Dokuzuncu ve onuncu peronları ayıran bölmeye geldiklerinde, Fred ve George'un hemen arkasından, bir eliyle sıkı sıkı kolunu tutan Anthea ve arkasında Remus'la Harry geçti. Önünde buharlar saçan kıpkırmızı trene gülümseyerek bakan Harry, diğerleri de güvenle yanına gelene kadar bekledi. İki koruma yanlarında yerlerini alırken, diğer ikisi eşyalar için geride kalmıştı.
Etrafa, klasik okula dönüş görüntüleri hâkimdi. İlerde Neville, büyükannesinin otoriter bir tavırla söylediği sözleri yere bakarak dinliyordu. Acelesi olan bazı anne babalar, çocuklarıyla vedalaştıktan sonra hızlıca buharlaşıyorlardı. Bazıları ise hâlâ nasihat vermeye devam ediyordu. Bir grup birinci sınıf öğrencisi, Harry ve çevresindeki ekibe kocaman açılmış gözlerle bakıyordu.
"Kontrol!" dedi Anthea ciddi bir sesle iki korumaya. Korumalar başlarını sallayıp, hızla ilerlediler. Bill etrafa bakınarak önlerine geçerken, Remus Harry'nin diğer tarafına geçti. Harry bu gerginlikten iyice huzursuzlanarak, sabırsızlıkla saate baktı. On bire beş vardı. Trenin kalkmasına beş dakika. Mrs. Weasley ile gelen Ron ve Hermione'ye bakmak için döndü.
"Harry, Ron!" Onlara trenin yanından el sallayan Seamus ve Dean gözlerine ilişti. Gülümseyerek selam verip, tekrar Ron'a döndü.
Birden etraflarında dünya patladı.
