YİRMİ ALTINCI BÖLÜM
127 Dakika
10.55
Gök gürültüsü gibi yükselen korkunç bir sesle platform havaya uçtu. Patlamanın şiddetiyle insanlar, oyuncak bebekler gibi dört bir yana savruldular. Yer, şiddetli bir deprem oluyormuş gibi tabaka tabaka çatlarken, etrafta çığlıklar ve haykırışlar yankılandı. Sarsıntının etkisi duvarların parça parça dökülmesine neden oldu.
Tiz bir ıslık sesiyle birlikte, muazzam bir patlama diğerini izledi. Bir dakika önce önlerinde tüm görkemiyle duran trenin, arka vagonları bir moloz yığınına dönüşmüştü. Patlamalar ve çığlıklar arka arkaya duyulurken, yukarıdan taş ve toprak yağmaya başladı. Ani bir gümbürtü trenin orta kısmını çökertti ve kamçı sesine benzeyen bir sesle yangın başladı. Tavan çökerken darbeler ardı ardına geliyor, sağdan soldan acı insan çığlıkları faciaya eşlik ediyordu.
Çok daha uzun gelen on dakika süresince, birbirini izleyen patlamaların sonunda, Peron Dokuz Üç Çeyrek harabeye dönmüştü.
11.05
10 dakika.
"Harry? Ron?" Ses Hermione'ye aitti. Bacaklarının üstündeki bir blok taşı kaldırmaya çabalıyor, bir yandan tozla kaplanmış yüzünden ter boşanıyordu.
"Hermione?" dedi Ron'a ait olduğu belli olan zayıf bir ses. Hermione bin bir güçlükle taşı iteleyip, Ron'a doğru süründü.
"İyi misin Ron?"
"Arkaya uçtum." dedi Ron kısık bir sesle. "Harry nerde? Ginny? Diğerleri?"
Arkadan gelen bir ağlama sesi, Ron'un doğrulmasına sebep oldu. Bir kaşı hafifçe yarılmıştı, ama onun dışında iyi görünüyordu. İkisi dikkatle ayağa kalkarken etrafa bakındılar. Ağlama sesine ilerlerken, içgüdüsel olarak asalarını çıkardılar. Hermione birden öne atıldı.
"Ginny!" Ron rahat bir nefes alarak hızlanırken, Hermione eğildi.
"Birinci sınıflar, Hermione!" dedi Ginny ağlayarak. "Daha birinci sınıflar." Kollarında gözleri açık, kanlar içinde küçük bir kız tutuyordu. Yanında da küçük bir oğlan. Hermione'nin gözlerinden de yaşlar boşandı. Ron kardeşinin yanına diz çöküp, ona sarıldı ve küçük kıza bakmamaya çalıştı. Harry neredeydi? Ya o da… Hayır, bunu düşünme! Annesi, Fred, George, Bill... Ron ağlamamak için şiddetle dudağını ısırdı.
Patlamalar uzaklaşınca sesler duyulmaya başladı. Birbirlerini arayanlar, ağlayanlar, yardım isteyenler… Hermione ayağa kalkıp, ilerdeki alevlere asasıyla su yağdırarak yayılmasını önledi.
"Ron! Ron!" Ron ayağa fırladı. Bill'in sesiydi.
"Bill! Buradayız."
Taşların üzerinden atlayan Bill, birkaç dakika sonra yanlarındaydı. Cüppesi yırtılmıştı ve kulağı kanıyordu, ama başka bir zarar görmemişti.
"İyisiniz, Merlin'e şükürler olsun. Dur bir dakika, Harry nerede?" Bill panikle dönerken, Ron kasıldı.
"Görmedin mi?"
"Hayır," dedi Bill, etrafı iyice görmeye çalışarak.
"Annem, Fred ve George iyi mi?" diye sordu Ginny titrek bir sesle. Bill ona döndü.
"Fred iyi, ancak George -şey- o biraz yaralı." Hepsinin gözleri ona döndü.
"Nasıl biraz yaralı?" dedi Ginny.
"İyileşecek, merak etmeyin." dedi Bill. "Kolu yaralandı, duvar üstüne düştü." Ginny, kucağındaki küçük kızı özenle yere yatırıp kalktı.
"Neredeler Bill?"
Hepsi birlikte bir yandan etrafa bakınarak, bir yandan tanıdık arayan gözlerle ilerlediler.
"Neville!"
Neville Longbottom, yaralanmış büyükannesinin başında ayağa kalktı.
"Onu taşımama yardım eder misiniz?" dedi soluk bir yüzle. Bill asasını kaldırıp bir sedye yaratırken, Neville üzüntüyle mırıldandı. "Benim aklıma gelmedi." Ron omzunu sıvazlarken, Bill sedyeyi ilerletti.
"Profesör!" diye bağırdı biri yakınlarında. Hepsi hızla döndüler. İlerde Anthea Madison yaralı çocukların durumuna bakıyordu.
Tren, normalde sadece öğrencilere mahsustu aslında. Orada daha önce yetişkin birini görmemişlerdi. Tabii makinist ve yemek arabasını süren cadı hariç. Elbette bir de üçüncü yıllarında Lupin. Şu an ise öğrencilerin yanı sıra, çocuklarını geçirmek için gelmiş ve hâlâ orada olan birkaç yetişkine Fred, George, Bill, Mrs. Weasley, Remus, Anthea ve iki koruma dâhildi. Ve Anthea Madison da Profesör'lerden biri olduğu için birçok çocuk korkuyla onun başına üşüşmüştü.
Hepsi birlikte Anthea'ya doğru ilerlediler.
Harry, kulakları zonklayarak kendine geldi. Birisi sanki beyninde büyük bir ateş topu patlatmıştı. Gözlerini güç bela açtı, ama bolca toz ve çatlak bir görüntüyle karşılaştı. Zorlukla başını kaldırırken, inleyen sesler duydu. Saldırıya mı uğramışlardı? Evet, öyleydi galiba. Yoksa gerçekten deprem falan mıydı? Doğrulup oturmayı başardı. Kendini şöyle bir yoklayıp, sağlam olduğunu fark edince büyük bir rahatlık hissetti. Ne kadar olmuştu? Güçlükle kolundaki saate baktı.
11.22
27 dakika.
"Harry?" dedi bir kız sesi. Harry döndü. "Nava? İyi misin?"
"Sanırım." dedi Nava titrekçe, "ama o değil." Eliyle yeri gösterdi. Harry yerde onlarla gelen korumalardan birini gördü. Dağılmış görünüyordu. Derin bir soluk verdi. Terlediğini fark edip, yırtılmış montunu çıkarıp attı. Nava'ya ulaşmak için ölü korumanın üzerinden atladı. Onu tanımıyordu, hiçbir zaman da tanıyamayacaktı. Tıpkı ilerde yatan beşinci sınıf öğrencisi gibi. Ürperdi. Bir eliyle asasını kontrol etti ve sağlam olduğunu görünce rahatlayarak asayı sıkı sıkı kavradı. Çatlak görüşü onu rahatsız edince gözlüğünü çıkardı. Camı kırılmıştı. Asasıyla onararak gözlüğünü tekrar taktı. Nava'yı kolundan sımsıkı tutup yürüttü.
"İlerleyelim." Nava başını salladı. Daha birkaç adım yürümüşlerdi ki; "Luna!" dedi Nava ileri fırlarken.
Harry, Ron ve Hermione'ye bakınarak peşinden gitti. Arkasındaydılar, peki şimdi nereye kaybolmuşlardı? Nava'nın peşinden devasa bir blok taşın üzerinden atladı. Luna yarı yarıya altında kalmış görünüyordu. Harry korkarak eğildi.
"Luna elini ver!" Zor nefes alıyordu Luna, ancak Harry'yi görünce gülümsedi ve solgunca elini uzatmayı başarabildi.
"Bu taşları kaldırmalıyız." Harry çaresizce Luna'nın elini sıktı. Luna halsizce fısıldadı.
"İçim dışıma çıkmış gibi, Harry." Harry asasını taşlara tutarak birazını kaldırmayı başardı. Ancak Luna acıyla inledi. Harry gözyaşlarıyla savaşarak etrafına bakındı. Taşı kaldırabilirdi, ama onun canını yakmaktan korkuyordu.
"Yardım lazım, lütfen!" Nava ağlayarak Luna'nın yanına çöktü. "Lütfen dayan Luna." Farklı sınıflarda bile olsalar, D.O üyelerinin birbirlerine özel bir yakınlığı vardı.
"Şükürler olsun!" dedi tanıdık bir ses.
"Remus!" dedi Harry rahatlayarak.
"Yarım saattir seni arıyorum." dedi Remus Harry'ye sarılırken.
"O kadar oldu mu?" dedi Harry çatlak bir sesle. Saate baktı.
11.29
34 dakika.
"Yardım et!" diye yalvardı Harry. "Luna yaralı." Remus hızla arkasından gitti. Luna'nın durumuna bakıp, başını salladı.
"Sen onu tut. Ben taşı kaldıracağım." Harry başını sallayıp, Nava'nın yardımıyla Luna'yı sıkıca tuttu. Remus hızlı bir hareketle kocaman taşı kaldırırken, Luna acıyla bağırdı. Harry onu sakinleştirmeye çalışırken, Nava dudaklarını ısırdı. Luna'nın karnında oldukça büyük bir yara açılmıştı ve fazlasıyla kanaması vardı. Remus ciddiyetle onu incelerken, Harry'yle göz göze geldi ve ayağa kalktı.
"St. Mungo'ya gitmeli. Yoksa dayanamaz."
Harry başını salladı. "Götürelim o zaman."
"Ben diğerlerini bulayım. Sen burada kal." diyen Remus hızla uzaklaştı. Uzaklardan bir patlama daha duyuldu. Harry Muggle'ları düşünerek dişlerini sıktı. Ne yapabilirdi ki? Nava'yı yarı baygın haldeki Luna'nın yanında bırakan Harry, bir iki adım ilerleyip çevreye bakındı. Sağlam görünenler yaralılara yardım ediyorlardı. Biraz ilerde anne babalardan olması muhtemel iki yetişkin yatıyordu. Artık onlara yardım edilemezdi. İki küçük birinci sınıfın birbirlerine sokulup ağladıklarını gördü. Hızla yanlarına gidip onlarla ilgilendi. Minik oğlanlar büyük birini görünce, hele hele de Harry Potter olduğunu fark edince ağlayarak kazağına yapıştılar. Harry ikisini de dikkatle ve sağ salim Nava'nın yanına getirdi. Orada kalmalarını öğütleyip, Ron ve diğerlerine bakınmak için geri döndü.
Altı öğrenci daha bulup getirdiğinde bir on dakika daha geçmişti.
11.39
44 dakika.
Luna'nın solukları çok yavaştı. Harry çaresizlikle etrafa bakındı. Remus nerede kalmıştı?
"George cevap ver!"
"Kolumdan yaralandım Fred, boğazımdan değil." dedi George yüzünü buruşturarak.
"Tamam, ama arada sesini duyarsam iyi olur."
"Git anneme ve diğerlerine bak Fred, Bill onları bulmuştur belki." Fred kararsızca ona baktı. George bitkince gülümsedi. "Bir süre bir yerlere gitmeyi planlamıyorum, Fred, hadi git." İkizi başını sallayarak ilerledi.
"Carmichael!" diye soludu Anthea. "Küçükleri ayakaltından çek."
"Tamam, efendim!" Okulun erkek Öğrenci Başı olan Carmichael, yanında iki yedinci sınıf öğrencisiyle birlikte uzaklaştı.
"Anthea!" dedi Bill. Onları gören Anthea'nın tozlu yüzünde büyük bir rahatlama oluşurken, araştıran gözleri kısıldı. Bill başını salladı. "Harry nerede bilmiyoruz."
Bir çığlık arkalarına dönmelerine sebep oldu. Bir cadı, yaralı küçük kızını kollarında tutmuş, kendini paralıyordu. "Yapamıyorum, yapamıyorum." Anthea kadını sakinleştirmeye çalışırken, Hermione yardımına gitti.
Mrs. Longbottom'u yanında boş bir yere yerleştiren Bill, onu dikkatle inceleyip doğruldu.
"İyileşecek Neville, sadece baygın, bacağı kırılmış." Neville başını sallayıp yere çöktü. Anthea Madison, Hermione ile birlikte telaşla yanlarına geldi.
"Bill, haber yollamayı denedin mi?"
"Hayır," dedi Bill asasını kaldırırken. Bir Patronus çıkardı, ancak Patronus hava tarafından emiliyormuş gibi eridi gitti. Bill kaşlarını çattı. "Neler oluyor?"
"Kadın bunun için bağırıyordu, kocasına haber yollayamamış; bunun üzerine kızını alıp cisimlenmeye kalkmış ve başaramamış."
Bill hızla ona döndü. "Cisimlenemiyor musun?"
"Dene!" dedi Anthea. Bill yavaşça kaybolurken tekrar belirdi. "Lanet olsun! Cisimlenme engeli!"
"Aynen öyle!" dedi Anthea sıkılı dişlerinin arasından.
"Yani demek oluyor ki bu-"
"Bu daha bir başlangıç." diye Anthea cümleyi tamamladı.
11.42
47 dakika.
Remus yıkıntıda düşe kalka yürümeye çalışıyordu.
"Profesör Lupin?" dedi şaşkın bir ses. Remus döndüğünde Seamus Finnigan ve Dean Thomas'ı gördü.
"Çocuklar, iyi olmanıza çok sevindim."
"İnanın biz de sizi gördüğümüze çok sevindik." dedi Dean. "Harry ve Ron'u gördünüz mü?"
"Harry iyi, ama Ron'u henüz görmedim." dedi Remus trenin kalıntılarına bakarken. "İçerde biri var mı?" diye ekledi cevaptan korkarak. Dean omuzlarını kaldırdı.
"Bu vagonda kimse yok. Şimdi diğerine bakacağız." Remus onayladı.
"Dinleyin, yaralı veya sağlam birilerini bulursanız, şu arkadaki büyük sütunun oraya götürün. Harry orada. Tamam mı?" Çocuklar bir yetişkin görmenin rahatlığıyla şevkle başlarını sallarken, Remus aramaya döndü.
Korkmuş çocuklar, ağlayan çocuklar, sessiz çocuklar her yerdeydi. Remus elinden geldiğince herkesi arkaya yönlendirirken, bir yandan yolu temizleyerek yürümeye devam etti. Kimse gelmemişti. Fakat birilerinin yolda olması gerekiyordu.
11.44
49 dakika.
"Zaman geçiyor ve ne haber gönderebiliyoruz, ne de gidebiliyoruz. Bir çıkış bulmalıyız." dedi Anthea.
"Birileri duymuştur." dedi Bill. Koskoca istasyon havaya uçacak ve kimsenin ruhu duymayacak; mümkün değil. Bak!" Eliyle yerde yatan Muggle cesetlerini gösterdi. "Patlama Muggle'lara da zarar verdi. Burası King's Cross, Bakanlık mutlaka duyar."
"Umarım öyle olur." dedi Anthea. "Üstelik hâlâ Harry'yi bulamadık."
"Anthea! Bill!" İkisi de hızla döndü.
"Bu Remus," dedi Anthea rahatlayarak. Onları gören Remus'un yüzündeki rahatlama da eşdeğerdi. Devrilmiş bir sütunun arkasından onlara baktı. "Şükürler olsun, hepiniz iyisiniz."
"Harry'yi gördün mü?"
"Evet, Harry iyi. Arkada, daha güvenli bir yerde." dedi Remus. Hepsi sevinçle birbirlerine bakarken, Remus hafif bir sesle ekledi: "Kötü yaralı bir arkadaşının yanında."
Hermione ve Ron aynı anda sordular: "KİM?"
"Luna," dedi Remus üzüntüyle.
"Hayır!" dedi Ginny acıyla. Hermione, "Ne kadar kötü?" diye fısıldadı.
"Acilen St. Mungo'ya gitmesi gerek." dedi Remus.
Hepsi birbirine bakarken, Anthea başını salladı. "Bazı kötü haberlerimiz var, Remus. Giderken anlatırız. Bill, sen Neville ve büyükannesini alıp, oraya getir. Biz de Harry'nin yanına gidelim."
"Annemi gördün mü?" dedi Bill usulca. Remus'un yüzü kırıştı.
"Hayır, sizinle değil mi?" Bill başını iki yana salladı. Sessizce dönüp uzaklaştı.
"Eğer kıpırdamadan durursan seni oradan çıkaracağım." dedi kadın küçük kıza. Kız başını salladı. Kadın asasını dikkatle sallayarak devasa tekerleği kaldırdı. Raylara düşmüş kıza elini uzattı. Bir an sonra kız göğsünde ağlıyordu.
"Tamam, canım, sakin ol, geçti." dedi kadın. "Bir de benimkilerin iyi olduğunu bilsem."
11.47
52 dakika.
Büyük bir patlama yeri sarstı. Uzaklardan çığlıklar duyuldu ve yukardan yine taşlar dökülmeye başladı.
"DİKKAT!" Anthea Madison, çocuklara bir büyüyle siper olurken, hepsi başlarını eğdiler. "Lanet olsun!" Anthea dikkatle başını kaldırıp etrafına baktı.
"İstasyondan geriye bir şey kalmayacak." diye solgunca söylendi Hermione.
"Amaç da bu zaten, değil mi?" dedi titrek bir sesle Ginny.
Sarsıntı durana kadar küçükler birbirlerine sokuldu. Yine sessiz sessiz ağlamaya başlarlarken, Harry, Luna'ya eğildi. Gittikçe solgunlaşıyordu. Nava fısıldadı: "Çok kan kaybediyor Harry, şu bize gösterdiğin büyü işe yaramaz mı?" Harry başını olumsuzca salladı.
"Hayır, cesaret edemem. O büyü daha küçük yaralar için."
"Potter!" Harry hızla döndü. Blaise Zabini, kucağında küçük bir kızla biraz ilerdeki demir yığınının önündeydi.
"Yardım eder misin?" dedi Zabini yorgun bir sesle. "Başını fena çarpmış." Küçük kızın şakağından kan sızıyordu. Zabini de hırpalanmış görünüyordu. Harry hızla taşların üzerinden bir yol bulup, kıza uzandı. İkisi birlikte artık kalabalıklaşmaya başlayan bölgeye kızı taşıdılar. Zabini kızı yere yatırdıktan hemen sonra doğruldu. Harry'yi kolundan geriye doğru çekti. Harry şaşırdı. Asasını sıkıca kavrarken, Zabini bir eliyle asayı itti.
"Buna gerek yok! Bir yolunu bulup buradan uzaklaş Potter." dedi kimse duymasın diye sesini alçaltarak.
"Sen ne-" dedi Harry anlamayarak. Zabini etrafa baktı. "Sadece git!"
"Gidemem." dedi Harry. "Daha Ron ve diğerlerini bulamadım. Hem niye gidecekmişim ki?" Gözleri şüpheyle endişeli görünen Slytherin'e bakıyordu. Zabini tekrar çevresine bakınırken, Harry birden anladı.
"Buradalar değil mi?" dedi. "Ölüm Yiyen'ler?"
"Git Potter!"
"Gidemem." diye tekrarladı Harry. Zabini başını iki yana sallayarak gözlerini yere çevirdi.
"Madem biliyordun, niye buradasın?" diye sordu Harry. Zabini sessizce ona baktı. Harry elini saçlarından geçirdi. "Uyardığın için teşekkür ederim Zabini, ama arkadaşlarımı bırakıp gidemem."
"Siz Gryffindor'lar aptalsınız."
"Eh! Gördüğüm kadarıyla Slytherin'lerin bazıları da öyle. Etrafta senden başkasını görmedim Zabini."
"Ön tarafta birkaç kişi vardı." diye mırıldandı Zabini.
"Birkaç kişi," diye tekrarladı Harry. "Bana değerli sınıf başkanınızın ön tarafta çocukları koruduğunu söylemeyeceksin herhalde."
Zabini yine sessiz kaldı. Harry içini çekti. "Tamam, kavga aramıyorum. Sadece arkadaşlarımı bulup uyarmak istiyorum."
11.56
61 dakika.
Sihir Bakanı odasında volta atıyordu. Amelia Bones ve Alastor Moody'nin gözü üstündeydi.
"Anlamakta zorlanıyorum Carson, Ölüm Yiyen'ler mi?"
"Büyücü sadece patlamadan bahsediyor. Belki de sadece istasyonu havaya uçurup gittiler." dedi Carson denen büyücü.
"Umarım sadece o kadardır." dedi orta yaşlı bir cadı.
"Seherbaz'lar?"
"Cisimlenemiyorlar Arthur. Bir tür engel var."
"Büyücü nasıl gelmiş?" dedi Bones.
"İnanmayacaksın, ama oğlunun süpürgesiyle gelmiş. Biraz geç kalmışlar ve daha perona girmeden patlama olmuş. Cisimlenemediklerini anlayınca, Muggle karısı ve oğlunu bir arabaya bindirmiş ve Muggle'ların gözü önünde süpürgeye binip havalanmış."
"Lanet olsun! Unutturucu ekiplerini de yollamalıyız." dedi orta yaşlı cadı.
"Boş ver onu şimdi," diye söylendi Mr. Weasley. "Önemli olan çocuklar. Üstelik orada bir sürü savunmasız Muggle da var."
"Dumbledore'a haber vermeliyiz." dedi Amelia Bones. Mr. Weasley hızla duvardaki bir portreye döndü. Yaşlı bir büyücü ciddiyetle onları izliyordu.
"Dumbledore, McGonagall, kimi bulursan, trenin istasyonda saldırıya uğradığını, Harry'nin de orada olduğunu söyle ve maalesef başka bir şey bilmediğimizi de." Büyücü başını sallayıp portreden kayboldu.
"Çocukla gitmeliydim." diye homurdandı Moody.
"Dumbledore Bakanlık için endişelendi Moody, biliyorsun."
Moody hâlâ homurdanarak kapıya ilerledi. "Burada bir ekip bırakıyorum, ne olur ne olmaz diye. Kalanı alıp gidiyorum Arthur. Cisimlenemiyoruz diye burada oturacak değiliz. O pislikler hâlâ oralarda olabilir." Mr. Weasley başını salladı. Neredeyse tüm ailesi oradaydı. Amelia Bones üzüntüyle ona baktı.
"Lanet kırıcıları yanına al, Moody. Gerçi Bill orada ama-" Mr. Weasley lafını tamamlamadı.
Moody bir şey söylemeden ilerledi ve tam o sırada kapı savrularak açıldı. Percy Weasley içeri girdi. "Baba!" Mr. Weasley hâlâ yüz vermediği oğluna dönerken, Percy etraftaki ciddi yüzlere baktı. "Doğru mu?" diye fısıldadı. Mr. Weasley başıyla onayladı. Percy iyice beyazlarken yutkundu. Arkasını dönüp kapıya gitti.
"Nereye?" dedi endişeli baba. Percy babasına ciddiyetle baktı. "Sen buradan ayrılamazsın, ben giderim." Cevap beklemeden uzaklaştı.
"PERCY!" Mr. Weasley peşinden koşmaya çalışırken, Moody onu tuttu. "Çocukla ben ilgilenirim, Arthur." Percy'nin peşinde gözden kayboldu. Mr. Weasley isteksizce koltuğuna dönerken 'bu işten nefret ediyorum' diye mırıldandı.
"Evet, ama birileri yapmalı Arthur." dedi Amelia Bones.
12.00
65 dakika.
"Harry! Harry!" Ron ve Hermione, yapabildikleri kadar hızla Harry'ye ulaşmaya çabalıyorlardı. Harry seslerini duyduğu an, içindeki sıkıntının hafiflediğini hissetti. Elini uzatıp Hermione'yi yıkıntıdan çekerek ona sarıldı. "İyisiniz." Hermione'nin de sesi titriyordu. "Ah! İyisin Harry, iyisin." Harry sevinçle onu bırakıp, arkasından gelen Ginny'ye sarıldı.
"Merak etme Harry, hepimiz iyiyiz." dedi Anthea Madison'un sesi. Şimdi Ron'a sarılan Harry, gülümseyerek ona döndü. "Profesör Madison!"
Remus, arkalarındaki Luna'ya doğru ilerlerken, Harry'nin kaşları çatıldı. "Remus, gitmeliyiz." dedi kesin bir sesle. "Burası güvenli değil."
"Farkındayım Harry, ama bir sorunumuz var."
12.04
69 dakika.
"İyi misin George?" Fred'in telaşlı sesi George'u gülümsetti.
"İyiyim Fred, bu seferki patlama epey uzaktaydı."
"Kimseyi göremedim," dedi Fred kardeşine bakmak için eğilirken. "Galiba öbür taraftalar. Orada bir sürü çocuk var, bir araya toplanıyorlar."
"Herhalde birbirlerini arıyorlardır." dedi George gözlerini kapatırken.
"Fred? George? Ah! Hayır George!" Çığlık sağ taraftan gelmişti. Mrs. Weasley, yanında küçük bir kızla ikiz oğullarına bakıyordu. Biraz hırpalanmış görünüyordu, ama onun dışında iyiydi.
"Anne!" dedi Fred sevinçle annesine ilerlerken. Mrs. Weasley Fred'e sarılıp, George'a döndü. Oğlunun başına diz çökerken, yaşlar gözlerinden dökülüyordu.
"Ağlama anne," dedi George gülümseyerek. "İyi olacağım."
"Ah George!"
12.06
71 dakika.
McGonagall, kendisinden hiç beklenmeyecek halde ve koşmaktan nefes nefese kalmış bir şekilde, fırtına gibi öğretmenler odasına girdi. Öğrenciler gelmeden hemen önce yapılan son kontrolleri konuşmak için toplanmış tüm Profesörler, şaşkınca ona döndü.
"Albus tren!" diye soludu McGonagall sesi çatlayarak. "Tren istasyonda saldırıya uğramış." Hepsi dehşetle bakakaldı, fakat Dumbledore şimşek hızıyla ayağa kalktı. Kingsley ve Snape kaşları çatık ona katılırken, Dumbledore McGonagall'a doğru yürüdü.
"Arthur bir portreyle haber yollamış." diye açıkladı McGonagall yüzü bembeyaz.
"Harry orada mıymış?" McGonagall başını salladı. Dumbledore hızla öğretmenlere döndü.
"Gitmem gerek. Burayı size emanet ediyorum. Tatilde okulda kalan öğrenciler binalarından çıkmasın. Savunmayı sağlamlaştırın. Ekstra güvenlik istiyorum. Olağanüstü durum uygulaması; gerekli önlemleri alın." Hepsi başlarını sallayıp ayaklanırken, Dumbledore peşinde Kingsley ve Snape'le çıktı.
Flitwick cikledi. "Minerva, öğrenciler?"
"Bilmiyorum," diye inledi McGonagall. "Arthur da bir şey bilmiyor."
"O zaman işimizi yapalım." dedi Profesör Sinistra asasını çıkarırken. Diğerleri de endişelerini şimdilik bir kenara bırakıp, ona katıldılar.
12.08
73 dakika.
Profesör Madison yönetimi ele almıştı. Bill, Neville ve büyükannesiyle döndüğünde onları konuşurken buldu. Anthea hemen ona döndü.
"Bill, sen lanet kırıcısın; bu engeli kırmanın bir yolunu bulabilir misin?"
"Elimden geleni yaparım Anthea," dedi Bill. "Ancak önce Fred ve George'u getirmek istiyorum. Hem annemi daha bulamadık." Son sözler üzerine hepsi sessizleşirken, Anthea yumuşak bir sesle konuştu.
"Buralarda olduğundan eminim Bill, ama yardım için haber yollamalıyız. İstasyonun her tarafı yerle bir ediliyor ve Ölüm Yiyen'ler buralarda bir yerdeler."
Bill sıkıntıyla başını salladı. "Tamam, kırmaya çalışayım."
Anthea da başını sallayarak diğerlerine döndü. "Tamam, şimdi tüm sınıf başkanlarını toplasak iyi olacak. Biri Malfoy değil miydi?" Zabini'ye döndü. Zabini başını iki yana salladı.
"Bildiğim kadarıyla Draco hasta efendim. Bir hafta geç gelecekti." Çocukların gözleri kısıldı.
"Hasta öyle mi?" dedi Ron. "Ne tesadüf, değil mi?" Zabini tek kelime etmezken, Remus elini Ron'un omzuna koydu. Ron Zabini'ye ters bir bakış atmakla yetindi.
"Tamam, çocukları bir araya toplayalım." dedi Remus sakince.
O sırada başının üstünden bir ışın uçtu. Bir çığlık ve bir kahkaha yankılandı. Hepsi hızla döndüler. Trenin ilerisindeki yıkıntıların arasında, maskeli şekiller yoktan var oluyordu.
"Kahretsin!" dedi Anthea.
12.10
75 dakika.
"Cisimlenemiyor olmaları gerekmiyor muydu?"
"Evet, öyleydi. Harry, yanımda kal." dedi Remus asasını kavrarken.
Harry dönüp arkadaşlarına ve oraya toplanmış çocuk kalabalığına baktı. Luna'yı acıyla izlerken, onun kurtulup kurtulamayacağını merak etti. Gitmesi için onu zamanında uyaran Zabini'ye baktı ve sayıları hızla artan Ölüm Yiyen'lere. Gerçi nereye ve nasıl gidecekti tartışılırdı, ama yine de Zabini onu uyarmıştı.
Ölüm Yiyen'ler, etraftaki karmaşaya büyük bir zevkle katkıda bulunmaya başladılar. Büyüler çevrede uçuşurken, küçük çocuklar çığlık attı.
Zabini tereddütle etrafına bakındı. Asası elindeydi, ama hareket edemiyor gibiydi. Harry ile göz göze geldiler.
"Özür dilerim." dedi Harry.
"Ne için?" dedi Zabini bir an şaşırarak.
"Bunun için," dedi Harry. Asasını ona doğrulttu. "Sersemlet!"
Asadan çıkan ışın Zabini'yi vurdu. Genç Slytherin arkaya doğru devrildi.
"Harry? Ne yapıyorsun?" Hermione'nin gözleri şokla açılmıştı. Diğerleri de afallamış görünüyorlardı.
"İnan Hermione, onun iyiliği için." dedi Harry. "Sonra açıklarım." Derin bir nefes aldı. "Bir ara kendime de açıklamam gerekecek."
12: 15
80 dakika.
Dumbledore, okul kapısına doğru hızlı hızlı yürüyordu.
"Bunu tahmin etmeliydim." diye söylendi kendi kendine, kapının hemen önünde durduğunda.
"Ben de geliyorum." dedi Kingsley. Dumbledore onayladı. "Burada kal Severus ve Minerva'ya yardım et. Sana ihtiyacı olacak."
"Dumbledore-"
"Haber yollamaya çalışırım, Severus." Dumbledore ve Kingsley cisimlendiler. Snape arkasını dönmüştü ki, çıkan ses üzerine geri döndü. Kaşlarını iyice çatıp Dumbledore ve Kingsley'e baktı. Kingsley homurdandı.
"Cisimlenemiyorum, lanet olsun Dumbledore neler oluyor?"
"Cisimlenemiyor musun?" diye sordu Snape ve cevap beklemeden Dumbledore'a döndü. "Sen de mi?" Dumbledore, cevap vermek yerine derin derin düşünüyordu. Asasını çıkarıp, bir büyü mırıldandı, gözlerini kapattı. Kayboldu, bir an sonra tekrar belirdi. Tekrar denedi ve tekrar kayboldu. Kingsley ve Snape sessizce onu izlediler. Dumbledore beşinci kez belirdiğinde Kingsley sinirle yutkundu.
"Dumbledore, Testral'leri kullanalım bari."
Dumbledore bezgince başını salladı. "Daha fazla zamanım olsaydı kırabilirdim belki, ama öğrenciler zor durumda ve gitmek zorundayız. Yine de Testral'lerden daha hızlı bir yol var." Asasını çıkarıp şatoya tuttu. Az sonra küçük bir cisim çimenliği hızla aşarak Dumbledore'a doğru geldi. Küçük, basit bir şişeydi.
"Lazım olabileceğini düşünmüştüm. Oraya olmasa bile yakında bir yere gidebiliriz." dedi Dumbledore ve asasını şişeye çevirdi. "Portus!" Şişe alev alev yanıp söndü. Dumbledore Snape'e döndü.
"Arthur'a bunu ilet Severus!" Snape cevap vermek yerine onların şişeye dokunup gözden kayboluşunu izledi. Sonra dışarı çıkıp cisimlendi ve tekrar belirdi. İki denemeden sonra başını sallayarak okula doğru koşmaya başladı.
12.21
86 dakika.
"Anahtar kullanıyorlar." dedi Anthea dişlerinin arasından.
"Biz de kullanabiliriz belki." dedi Remus. "Ama büyü uzun sürer. Hem göndereceğimiz yerin güvenliğini de sağlayamayız. Kahretsin, önceden hazırlamalıydık."
"Artık biraz geç, Remus. Çocukları koruyalım." Anthea arkasına dönüp gergin bir şekilde çalışan Bill'e baktı. "Bill, nasıl gidiyor?"
"Bu çok yönlü bir büyü Anthea," dedi Bill sinirle. "Zamana ve adama ihtiyacım var ve sanırım ikisi de yok." Bir yandan mırıldanırken asasını tekrar salladı. Anthea sıkıntıyla önüne döndü.
"Harry'yi gönderebilsek ye-"
"Hayır!" dedi Harry sinirle.
"Sakin ol!" dedi Remus.
12.25
90 dakika.
"Hayır! Lanet olsun!" Fred, dudakları gerilmiş bir halde, sol tarafta gittikçe büyüyen Ölüm Yiyen grubuna bakıyordu. Mrs. Weasley'in yüzü kül gibi olmuştu. Korkudan titreyen küçük kız, George'un yanına sokulmuştu.
"Asamı sol elime verir misin, Fred? Bu kolum hâlâ çalışıyor."
Fred ikizine baktı. "George-"
"İtiraz yok Fred, şimdi ver şu asayı!" Sadece bir an duraklayan Fred, annesinin acı bakışları altında, George'u dikkatle kucaklayarak kaldırıp, arkadaki taş yığınına yasladı. George'un yüzü acıdan bembeyaz olmuş, şakaklarından terler akıyordu. Tiftik tiftik olmuş sağ kolu gevşekçe yanından sarkıyordu.
Fred, kardeşinin asasını yerden alıp, sol eline verdi. Asayı sımsıkı kavrayan George, derin bir nefes aldı. Fred George'un önüne geçti.
Mrs. Weasley de yaralı oğlunun yanı başında ayağa kalkarak asasını kaldırıp, kararlı bir yüzle savaşa hazırlandı.
12.27
92 dakika.
Ölüm Yiyen, maskesinin altından zevk dolu bir çığlık kopararak trenin sağlam bölümünü havaya fırlattı. Arkasından duyulan korku dolu çığlıkları adeta bir nefes gibi içine çekti ve seslendi:
"Nerdesin Potter? Pootteeer!" Bellatrix Lestrange'ın sesiydi. Bir yandan yürürken, bir yandan taşları kayaları hızla sağa sola fırlatıyordu. Kıs kıs gülen Ölüm Yiyen'ler, etrafı dağıtarak onu takip ediyorlardı.
"Hadi Potter, oynayalım!" dedi Lestrange küçük bir kız çocuğu gibi dudaklarını büzerek. Döndü ve bir lanet savurdu. Bir çocuğun inleme sesi geldi kulaklarına. Tüyler ürperten bir kahkaha attı. "Hadi Potter!" diye uludu. "Yanında korumaların olmadan ortaya çıkmaya korkuyor musun?"
Saklandıkları yerde, Harry'nin asa tutan eli seğirdi. Ron kolunu tuttu. Hermione fısıldadı: "Hayır, Harry, seni kışkırtmasına izin verme."
"Bence biz devreye girmeliyiz." dedi Anthea Madison. Remus başını salladı. Çocuklara döndü. "Buradan kıpırdamayın, anladınız mı?"
"Ama-"
"Harry lütfen," dedi Remus. Harry sıkıntıyla homurdandı. "Tek başınıza olmaz. Sizi öldürürlerse sıra bize gelecek zaten."
"POTTEER! Saklambaç oynamıyoruz. Ortaya çık!" Lestrange'ın çığlığı ortalığı inletti. Bir çocuk iniltisi ve bir gümbürtü daha duyuldu. Harry asasını sıktı.
"Bill," diye seslendi Anthea. "Boş ver, sana burada ihtiyacımız var." Bill başını sallayarak onlara dönerken, yerde birbirine sokulmuş ufak çocuklara üzüntülü bir bakış attı.
Harry ayağa kalktı, Remus ona sıkıntıyla bakarken Ron, Hermione ve Ginny de ona katıldılar. Bill, Ginny'ye doğru bir adım atarken, "Sakın!" dedi genç kız ağabeyine. "Geride kalmayacağım Bill."
12.33
98 dakika.
Bill kaşlarını çatıp ağzını açmıştı ki-
"Harry!" fısıldayan ses Dean'e aitti.
"Dean!" dedi arkasına dönen Harry. "İyi misiniz?"
"Evet, burada D.O'dan birkaç kişi var. Savaşacak mıyız Harry?"
"Hayır, savaşmayacaksınız." dedi Anthea Madison hafif ama kararlı bir sesle.
"Fakat Profesör-" diye başladı başka bir ses.
"Hayır dedim, Miss Brown." Lavender başını eğip, Harry'ye baktı. Anthea, Remus ve Bill mümkün olduğunca öğrencilerin olduğu taraftan uzaklaştılar.
"Harry," diye fısıldadı Seamus, Parvati'nin arkasından. "Sadece üç kişiler."
"Hayır, dört." dedi bir ses. Terry Boot, yanında babası olduğu yüzünden belli olan bir büyücüyle duruyordu. Mr. Boot oğlunun kolunu sıkıp diğerlerinin arkasından ilerledi. Terry sıkıntıyla babasını izledi.
12.35
100 dakika.
"Moody nerede olduğumuzu biliyor musun?" Carson önündeki dağ gibi engele bakıyordu. Dışarıda tam bir keşmekeşle karşılaşmışlardı. Her taraf Muggle'ların şu garip ışıklar saçıp, korkunç bir ses çıkartan araçlarıyla kaplıydı. Üniformalı, garip şapkalı Muggle yetkililer, içeri girmeyi de dışarı çıkmayı da epey zorlaştıran önlemler almakla meşguldü. Onlar da bir açık bulabilmek için iki Muggle'ı şaşırtmak zorunda kalmışlardı.
"Tam aşağıdayız." diye homurdandı Moody.
"Burası darmadağın olmuş, Moody." dedi başka bir ses. "Bak burası Muggle dolu." Yerdeki ölü ve yaralıları gösterdi.
"Ayrılalım." dedi Percy Weasley'nin sesi. Moody, karanlıkta göremeyeceğini bilse de çocuğa sert bir bakış atmaktan kendini alamadı. Ne yaptıysa geride kalmaya ikna olmamıştı.
"Kimse ayrılmıyor." diye homurdandı. "Şu taraftan gidiyoruz."
12.37
102 dakika.
"POTTER! Ortaya çıkmaya korkuyor musun, Potter?" Lestrange, zevkle kendinden geçmiş gibiydi.
"Harry, sakın cevap verme!" Hermione bir yandan kolunu tutuyordu, konuşmasına engel olabilirmiş gibi.
Uzaktan çığlıklar yankılandı. Remus ve diğerleri karşılık vermeye başlamışlardı. Ancak Lestrange ilgilenmeden yaklaşmaya devam etti.
"Pootteerrr!" Yakından gelen bir sese hızla yeşil bir lanet yolladı, bir beden yere devrilirken çevreden çığlıklar koptu. "Ortaya çıkmazsan hepsi ölecek Potter!"
"GÜCÜN SADECE ÇOCUKLARA YETİYOR DEĞİL Mİ?" diye haykırdı Harry, az önce kimin öldüğünü bilememenin acısıyla kıvranarak.
"Ah! Hayır, Harry!" diye inledi Hermione. Ancak Lestrange tek bir hareketle maskesini sıyırıp attı. Yüzü zevk ve beklentiyle parlayarak sesin geldiği yöne baktı. Harry arkasında diz çöktüğü yığından asasını uzattı.
"EXPELLIARMUS!" Bellatrix hızla büyüden kaçınırken alayla güldü.
"Ah! Mini mini Potter'cık yeni bir şeyler öğrenememiş mi hâlâ?" Kadın kahkahalarla güldü. "Dur, sana ben göstereyim, Potter!" Şiddetle asasını salladı. Kızıl bir büyü, önlerindeki sütunu vurup, parçalarını dört bir yana fırlattı. Arkasındakiler haykırırken Harry dişlerini sıktı.
Bellatrix tekrar gülerek, asasını kamçı gibi şaklattı. Harry'ye yaklaşmak için yerinden fırlayan Ginny bacağını tutarak düştü.
"Ginny!" Ginny çığlık atarken, Harry arkasında Ron'la birlikte ona doğru fırladı. Ginny beyaz bir yüzle, sıkı sıkı dizine kadar yarılmış olan kanlı bacağını tutuyordu.
"Tamam, Ginny sakin ol." Ron, kardeşinin yaşadığını görüp, rahatlayarak çökerken, Ginny dişlerini sıkıyordu. Harry asasını kaldırdı. "Hazır mısın?" Ginny başını salladı. Harry asasını yaraya doğrultup hafifçe çevirdi.
"Salvere Sano!" Yara hızla kapanırken, Ginny titrek bir soluk verdi.
"Sağ ol Harry, kendim yapamayacaktım." Harry başını salladı. Ayağa kalktı. Biraz uzaklaşıp, onlara gittikçe daha da yaklaşan Lestrange'a baktı.
"Beni mi arıyorsun?"
Bellatrix'in dudakları keyifle kıvrıldı. Asasından turuncu bir ışın çıktı. Harry başını eğerken, geriledi. "Taptığın efendin nerde Bella? Pis işlerini sana mı veriyor? Hâlâ senin beceriksiz olduğunu anlamadı mı?"
"Seni küçük pis-" ancak lafı yarım kaldı.
"CONFRINGO!"
"Ooo! Bakıyorum da öğreniyorsun Potter!" Bellatrix büyüyü saptırırken, gözleri deli bir ışıkla parladı. Büyü, duvarda kocaman bir delik açtı. Arka tarafta Hermione, Harry'ye ulaşmak için eğilerek yürürken, Ron Harry'yi takip etti. Harry eliyle onlara geride kalmalarını işaret etti, ama ikisi de dinlemeye niyetli değildi.
"Elimdesin ufaklık!" dedi Lestrange zevkle.
"Hiç sanmıyorum!" dedi bir ses. Anthea Madison zarafetle tuttuğu asasını salladı. Bellatrix son anda büyüden kaçınırken, gözleri kısıldı.
"Madison!"
"Kesinlikle!" dedi Madison ve asasını tekrar salladı.
12.40
105 dakika.
Hermione, Ron'un yardımıyla Harry'yi başlayan savaştan geriye çekti. Harry silkinerek kurtulmaya çalıştı.
"Harry, lütfen!" dedi Hermione yalvaran bir sesle.
"Bırak Hermione!"
Ancak kimsenin bir şey söylemesine fırsat kalmadan, bir çığlık koptu. Hızla döndüklerinde Ginny ve Seamus, bir Ölüm Yiyen'e büyü savuruyorlardı. Parvati yarı baygın bir halde yerde yatıyordu. Hepsi asalarını kaldırdılar, büyüler birbirine karıştı. Ancak yetenekli Ölüm Yiyen, hepsinden sıyrılmayı başardı. Sırıtarak onlara döndüğünde, maskesi artık yüzünde değildi. Harry Rodolphus Lestrange'ı tanıdı. Arkasından daha genç ve yine maskesiz bir Ölüm Yiyen yaklaştı.
"Bana da bırak biraz," Rodolphus dönüp ona güldü.
"Yeterince var, Rabastan."
Harry sinirlenerek bir lanet yolladı. İki kardeş kahkahalarla geriye çekilirken, yüzlerinde birbirinin eşi gülümsemeler vardı.
İki Ölüm Yiyen sağ taraftan yaklaştı, Harry diğerlerini geri çekti. Ancak solda gözden kaçırdıkları biri ayağa kalktı.
"Neville, hayır!" diye fısıldadı Harry. Ancak Neville, solgun yüzüyle güçlükle soluk alıyor görünen büyükannesinin yanında ayakta dikiliyordu. Mrs. Longbottom ayılmış, elini hafifçe torununa uzatmıştı. Neville ilerledi, ancak Rodolphus hızlı davrandı.
"Crucio!"
Lanet hedefini bulurken, Neville acıyla haykırdı. Fakat sıkı sıkı yapıştığı asasını bırakmadı. Yere düşer düşmez, nefes nefese bir Eksiltme Laneti yolladı. Harry, Ron'la birlikte Neville'in yanına koştu. Rabastan ve Rodolphus'un keyifli çığlıklarla attıkları lanetler başlarının üzerinde sekiyordu. Harry yere eğildi:
"Neville, iyi misin?"
"Evet," dedi Neville soluyarak. "Savaşabilirim." Harry onu büyükannesinin olduğu yere çekerken, Ron önlerinde birkaç büyü fırlatarak onları korumaya çalıştı.
"Oğlum!" dedi Mrs. Longbottom, sesinde belirgin bir gururla.
"Sessiz kal, büyükanne!" dedi Neville. "Döneceğim." Başını çevirip Harry ve Ron'a döndü. Bir an birbirlerine baktılar. Konuşmalarına fırsat kalmadı. Maskeli biri bağırdı:
"POTTER BURADA!" Bir büyü daha yanlarından uçarken, Ölüm Yiyen'ler sesin geldiği yöne yoğunlaştılar. Harry dişlerini sıkıp döndü. Hermione ve Ginny, çığlıklar atarak kaçmaya kalkan küçük çocukları yerde tutmak için çabalıyorlardı. Nava elinde asası, hâlâ yerde yatan Luna'nın yanı başında korkuyla savaşı izliyordu.
Harry, bir engelleme büyüsüyle yaklaşan birini saf dışı bıraktı. Ron ve Neville bir ağızdan bir diğerini kör ettiler. Ölüm Yiyen hışımla sağa sola çarpmaya ve dengesizce büyü savurmaya başladı. Harry tek bir hareketle onu bayılttı.
"Yön değiştirelim." dedi Ron'a dönerek. "Diğerlerinden uzaklaşalım." Ron kafasını sallarken, arkasına, küçüklerin olduğu yere bir bakış attı. Eddie Carmichael ve Terry Boot, Hermione ve Ginny ile birlikte yanlarında belirdiler. Çocukları Nava'ya bırakmışlardı.
"Biz de varız Harry," dedi Eddie.
"Sola doğru," dedi Harry. "Saklanacak sütunlar var, hadi!" Hepsi birden hızla sol tarafa koştular. Ölüm Yiyen'ler onları takip etti.
12.44
109 dakika.
Dumbledore, etrafındaki karmaşaya baktı.
"Korkarım çok geç kaldık Kingsley," sesinde keder vardı. Kingsley yerde yatan Muggle'lara üzüntüyle baktı.
"Çocukları bulalım, Dumbledore." Dumbledore başını eğip asasını salladı. Önünde havada kırmızı bir şerit oluştu. Silik bir ankaya dönüşen şerit, havada salınarak önlerine düştü. Dumbledore ve Kingsley hızla takip ettiler.
12.45
110 dakika.
"POTTER BURADA!" Remus bu söz üzerine hızla döndü. İlerde Harry, Ron ve Neville'i Rodolphus'a karşı görünce dehşetle soludu. Bill'e işaret ederek geriledi. Büyüler savurup elinden geldiğince yürümeye devam ederek, çocukların yardımına koştu. Bill ve Mr. Boot ise bir grup Ölüm Yiyen'e karşılık vermekle meşguldüler.
"Harry, geride kalın!"
"Bak biri yardımına geldi Potter!" Rodolphus gözleri kısılarak Remus'a baktı. Remus hiç vakit kaybetmeden asasını salladı. Rodolphus karşılık verdi.
12.48
113 dakika.
Anthea Madison, Bellatrix Lestrange'la kıran kırana bir savaşa tutuşmuştu. Bir ileri, bir geri, soluk soluğa kalmış iki kadın, yenilgiyi kabul etmeksizin lanetleri yağdırıyorlardı.
Madison'un attığı bir lanet Bellatrix'in omzuna isabet ettiğinde kadın çığlık attı.
"Seni kaltak!"
"Canın mı yandı, Lestrange?" diye bir büyü daha yolladı Anthea. "Annen sana böyle konuşmamayı öğretmedi mi?"
"Kalbini ben sökeceğim Madison, duydun mu?" diye tısladı Bellatrix öfkeyle.
"Şeref duydum Lestrange," dedi Anthea. Asasıyla havada bir daire çizdi. "Ama önce birbirimizi daha iyi tanıyalım. Al bakalım!" Attığı büyü, öfkeden dikkati dağılan Bellatrix'i göğsünden vurdu. Bir çığlıkla rayların ötesine uçan Bellatrix "Madisooon!" diye haykırarak gözden kayboldu.
12.50
115 dakika.
Ölüm Yiyen'ler öğrencilere avuç avuç büyü savuruyorlardı.
Neville, buz haline getirdiği bir Ölüm Yiyen'e bir tekme savurup parça parça olmasına yol açtı. Dehşetle yutkundu, ama duraklamadı. Ginny ve Hermione ilerde bir başkasıyla savaşıyorlardı. Ron, Eddie ve Terry'nin bir diğeriyle olan savaşına yardım ediyordu.
Harry, onu yakalamak için yollanan bir şeritten ustaca kurtuldu. Hızla bağırdı.
"VENEFICIUM!" Zehirleme Büyüsü tam isabet etti ve Ölüm Yiyen birden yeşile döndü. Sendeleyerek gerilerken asası elinden düştü. Arkasındaki kukuletalı onu itti ve öne geçti. Temkinli bir tavırla Harry'yi kollarken, hemen yanındaki iki Ölüm Yiyen iki koldan yavaşça yaklaşmaya başladı.
Yeşile dönen Ölüm Yiyen, elini maskesinin altından boğazına sokarak zehri kusmaya çalışıyordu, ancak öyle şiddetli spazm geçiriyordu ki, başarılı olmakta zorlanıyordu.
Harry sağ tarafından tekrar ona yaklaşan Ron'u hissetti. Birlikte bağırdılar: "LACERO!"
Maskesi yüzünden kayıp giden Ölüm Yiyen, başında bir kesikle doğrulup, pis bir sırıtışla baktı onlara. Hızla asasını çevirdi.
Ron, yeni bir lanetten güç bela kurtulurken arkaya savruldu. Söverek kalkarken, Harry dikkat dağıtmak için bir büyü daha yolladı. Hermione o tarafa fırlayarak Ron'a yardım etti. Ron ise Hermione'yi korumak için arkasına itti.
Harry, Nava'nın bir şeyler söylediğini duydu. "Harry, lütfen!" Döndü ve Nava'nın Luna'yı ayakaltından çekmeye çabaladığını gördü. Çaresizlik içinde Ron'a döndü. Ron 'ben giderim' dercesine başını sallayıp, geriledi. O sırada bir büyü ona çarpıp yere devirdi.
"RON!" Harry ve Hermione aynı anda bağırdılar. Ron yüzünden kanlar akarak bir 'iyiyim' mırıldandı. Bir eliyle yüzünü temizleyip etrafını görmeye çabalıyordu. Hermione yanına çöküp, kesikleri iyileştirirken, Harry onun düştüğü yerin tam aksi yönüne ilerledi. Nava'nın ağlaması daha fazla duyuluyordu şimdi. Harry o tarafa acı bir bakış atıp, daha da uzaklaştı. Ancak Rabastan Lestrange tam karşısına çıktı. Son anda eğilen Harry, yerde derin derin nefes alırken, Rabastan alayla mırıldandı.
"Kimi koruyorsun bakalım?" İlerde, yerde yatan Luna'yı fark etti. "Ah, bana zaten ölü gibi göründü."
"İstediğiniz ben değil miyim? HADİ!" diye bağırdı Harry, dikkati çekmeye çalışarak ayağa fırlayıp.
"Onunla oynama Rabastan!" dedi sert bir ses. Harry, Rodophus'un kardeşine yaklaştığını görünce gerildi. Remus'a ne olmuştu?
12: 53
118 dakika.
"Remus, iyi misin?" Anthea telaşla üzerine eğilmişti. "Çözül!" Sersemletmenin etkisiyle yerde yatan Remus, şaşkınca Anthea'ya baktı.
"Yaşıyor muyum?"
"Evet, hadi kalk! Harry'nin bize ihtiyacı var." Harry lafıyla hızla kendine gelen Remus, ayağa fırladı. İkisi birlikte çocukları kuşatan Ölüm Yiyen grubuna baktılar.
"Adam beni öldürmedi, inanabiliyor musun?" diye söylendi o tarafa koşarlarken.
12: 55
120 dakika.
"Tanrım Moody!" diye soludu bir Seherbaz. "Şuranın haline bak!"
"Tamam, çocukları kurtarın." diye söylendi Moody. "Carson, sen oraya git!" Moody eliyle, ilerde yorgunluktan yere yığılmak üzere olan Bill'i işaret ediyordu. Carson şimşek hızıyla o tarafa fırladı. Moody adamları hızla dağıtıp, Ölüm Yiyen'lerin en fazla olduğu tarafa ilerledi.
12: 56
121 dakika.
Harry, Rabastan ve Rodolphus'un karşısında geriledi. Kafası çılgın gibi çalışıyor, ne yapması gerektiğini düşünüyordu.
"Bence biraz eğlenelim." diyerek sırıttı Rabastan. Asasını Luna'ya çevirdi.
"HAYIR!" diye bağırdı Harry.
Rabastan zevkle haykırdı: "EVISCERO!"
Mor lanet, savunmasız yatan Luna'nın bedeninde patladı. Kanlar içindeki vücudu parçalanırken, Hermione ilerden Luna'yla birlikte çığlık attı. Harry "LUNA!" diye bağırarak öne fırladı.
Rabastan ve Rodolphus, kahkahalarla gülerek geriye doğru fırladılar.
Harry onlara doğru koşarken nefesi tıkanıyordu. Bir yandan lanet üstüne lanet fırlatıyor, bir yandan haykırıyordu. Rabastan Lestrange, sinsi bir gülüşle geriliyordu. Harry arkasında birini hissetti. Döndüğünde ağlayan bir Neville'le karşılaştı.
"Luna'yı öldürdüler," dedi çocuk hıçkırarak. "Luna'yı öldürdüler, Harry."
Harry kenetlenmiş çenesiyle başını salladı. İçinde bir şey haykırıyordu. Gözlerinin arkasında başlamak için çığlık çığlığa bağıran yangınla dudaklarını ısırarak savaşmaya çalıştı.
Arkasında sesler duydu. Ron, Hermione, Ginny, Eddie ve Nava yüzlerinde gerçek bir acı ifadesiyle asalarını kaldırmış, Harry'ye bakıyorlardı. Terry, Justin, Dean ve Seamus onları izliyordu. Padma, Lavender ve Hannah Abbott gözlerinde yaşlarla, ama kararlı bakışlarıyla hemen yanlarındaydılar. Ve arkalardan yine D.O'dan Brant, Ernie, Susan, Tate ve başkaları da geliyordu.
"SALDIRIN!" diye bağırdı Harry. Bütün asalardan lanetler uçtu. Engelleme Büyüleri, Parçalama Lanetlerine karıştı. Ölüm Yiyen'lerden öfkeli çığlıklar yükseldi. Dumbledore'un Ordusu ileri fırladı.
"REDUCTO!"
"IMPEDIMENTA!"
"INCENDIO!"
"CALIGARE!"
"CAECARE!"
"LACERO!"
Dumbledore'un Ordusu tek yürek olmuştu sanki. Üstelik yalnız da değildiler. D.O. üyesi olmamasına rağmen yanlarında asa kaldıran, yürekli pek çok küçük el onlara destek veriyordu.
"SALDIRIN!" diye bağırdı Harry tekrar. Hepsi birden hırsla büyüler bağırmaya başlarken, Ölüm Yiyen'ler karşılık verdiler. Ancak Harry'nin öfke ve acıdan çakmak çakmak olmuş gözleri Rabastan'ı arıyordu.
"Annem!" diye çığlık attı Ron. Harry sese dönerken, dikkati elden bırakmadı. Fred, annesi ve kardeşinin önünde savaşa devam ediyordu. Harry, Bakanlık cüppeli bir yetişkin gördüğünü sandı, ancak bir laneti engellerken onu gözden kaçırdı.
12.58
123 dakika.
Öğrenciler arka tarafta savaşıyorlardı, fakat yine de Fred, yerde yatan George ve Mrs. Weasley onlardan uzakta, korunmasız bir alandaydılar. Ron ve Harry bir yandan kendilerini savunurken, bir yandan onlara ulaşmaya çalışıyorlardı.
"Ron!" diye bağırdı Mrs. Weasley güçsüzce. "Hayır, orada kal, lütfen."
Mrs. Weasley endişeyle küçük oğlunu izlerken, solgunca George'un yanında uzanıyordu. Büyü onu bitkin düşürmüştü, ama hâlâ kendindeydi. Fred ter içinde, hâlâ büyü üstüne büyü savuruyordu. İki Ölüm Yiyen, yorgun gruba yaklaştı. Mrs. Weasley asasını kaldırıp bir büyü yolladı, ama ıskaladı. Ölüm Yiyen'lerden biri alayla güldü. Asasını Fred'e doğrulttu.
"Kardeşimden uzak dur, seni pislik!" Percy Weasley aralarına atlamış, Ölüm Yiyen'i hızlı bir büyüyle vurmuştu. Diğeri Fred'in büyüsünden kaçmak için hızla geriledi, ancak Bakanlık cüppeli, zinde bir büyücü grubuyla karşılaştı.
"Percy!" dedi Mrs. Weasley solgunca.
"İyi misin anne?" Percy endişeyle annesine eğildi. Annesi gülümseyerek oğlunun elini tuttu. Percy derin bir nefes alarak yaralı George'a baktı. Bir an söyleyecek bir şey bulamadı. Yutkundu, sonra ciddi bir ifadeyle;
"Yine ortalığı dağıtmışsınız." dedi.
"Ne?" dedi Fred ve George bir ağızdan. Fred tam kaşlarını çatıyordu ki, Percy'nin yüzündeki ifadeyi fark etti. Gözleri büyüdü. "Espri yaptı."
"Olamaz!" dedi George. "Ölmüş olmalıyım." Percy başını iki yana sallayarak sırıtan yüzlere bakmamaya çalışırken, Fred sırtına kuvvetle vurdu.
"Tam bir Weasley gibi davrandın, Perce." Percy iki büklüm olurken homurdandı.
13.00
125 dakika.
Harry, Ron'u hedef alan bir büyüyü savuştururken, hemen ilerde Rabastan'ı gördü. Kan beynine sıçrayarak ona doğru fırladı.
"Harry, hayır!" Bu Remus'un sesiydi, ama Harry dinleyecek durumda değildi. Bir anda karşı karşıya geldiler.
Rabastan'ın asasından çıkan ışın Harry'yi hedefledi, ama Harry yüzünde çılgınca bir ifadeyle asasını Rabastan'a uzattı ve büyüyü karşıladı:
"MAGICUS REDDO!" İki ışın havada buluştu. Harry'nin asasından çıkan ışın, Rabastan'ın büyüsünü şimşek hızıyla sahibine geri yolladı. Ölüm Yiyen korkuyla kaçmaya çalışırken büyü onu vurdu. Rabastan'ın bedeni sanki az önce bir bomba yutmuş gibi parçalanırken, savaş bir anlığına durdu. Beden parçaları üzerlerine yağarken, Harry yutkundu. Bir çığlık duyuldu.
"RABASTAN! HAYIIIR!" Rodolphus Lestrange, şok içinde, az önce kardeşinin darmadağın olduğu yere bakıyordu. Harry asasını kaldırdı. Otomatikman arkadan gelen tüm D.O üyeleri Harry'yi taklit ederken, Rodolphus'un etrafındaki Ölüm Yiyen'ler kararsızca geriledi. Rodolphus gözleri zalimce yanarak Harry'ye baktı.
"BENİMSİN POTTER!"
"NE OLDU?" diye haykırdı Harry çılgın gibi. "SAVUNMASIZ YERDE YATMIYORDU, DEĞİL Mİ?"
Rodolphus asasını kaldırdı.
"AVADA-"
"Ah, işte onu yapamazsın!" Remus Lupin bir tek büyüyle Rodolphus'u geriye fırlattı. Endişeyle Harry'ye döndü. Ancak Harry'nin gözleri, karşıdaki Ölüm Yiyen'ler haricinde kimseyi görmüyordu.
"Harry, beni duyuyor musun?" Biri –Ron'muydu- ona yaklaşmaya çalıştı, ama geriye savruldu.
Harry hiddetle asasını iki eliyle tutup, başının üstüne, gökyüzüne doğru kaldırdı. "ROTTO VENTUS!" Bir anda asasından çıkan rüzgâr, bir girdap gibi asadan döne döne inerek, Harry'yi ayaklarının ucuna kadar sarmaladı. Merkezinde Harry'yle, hızla büyüyen devasa bir hortuma dönüşen rüzgâr gitgide şiddetlenirken, D.O üyeleri birbirlerine tutunarak eğildiler. Hepsi Harry'nin arkalarında bir yerlere sıkıca tutunurken, Ölüm Yiyen grubu tedirgince hafif hafif gerilemeye başlamıştı bile.
Harry, gözlerinde şiddetli bir öfkeyle, kollarını Ölüm Yiyen grubuna doğru savurdu: "MITTERE!"
Devasa hortum, Harry'yi geride bırakarak Ölüm Yiyen'lerin üstüne fırladı. Gittikçe daha büyük bir alanı kaplayarak, geçtiği yerlerdeki toz, toprak ve taşları içine çekerek hızlandı, hızlandı ve artık çığlıklarla kaçmaya başlamış Ölüm Yiyen'leri şiddetle geriye doğru püskürttü. Bazıları haykırışlar içerisinde kaçışırken, diğerleri hortuma müdahale etmeye çalıştılar. Ancak hortum onları yakaladı ve içine çekti.
Harry, elinde asası, yoğun bir kızgınlıkla, yaptığı tahribatı izledi. Göğsü körük gibi kalkıp inerken, yeşil gözlerinden alev alev öfke saçılıyordu.
Hortuma yakalanmamayı başaran üç Ölüm Yiyen hızla uzaklaşmaya çabalarken, görünmeyen bir şeylerle yakalanıp, bir araya bağlandılar.
Harry hareketin nereden geldiğini görmek için hışımla döndü.
"Gerisini ben hallederim, Harry." dedi Dumbledore sağ tarafından usulca.
Bakanlık cüppeli birkaç kişinin öğrencileri savunmaya aldığını da fark etti Harry. Ancak bakmadı, umursamadı. Her şey için çok geçti. Çok geç.
13.02
127 dakika.
