Kim Bu Francis Mosses?
THE MİLKMAN
Yoğun bir iş günü daha. "Hoş geldiniz kimlik kartınızı ve giriş izninizi görebilir miyim lütfen? Teşekkürler listede olup olmadığınızı kontrol edeyim. Buyrun geçebilirsiniz." Veya "Afedersiniz sanırım bir problem var sizi biraz bekleteceğim. (BUTON BUTON NEREDE? İŞTE!) 3312!
"D.D.D. ile bağlantı kurdunuz… İşinize devam edebilirsiniz." (Bu işi neden direkt kendileri yapmıyorlar ki? Neyse işe ihtiyacım var.)" şeklinde bir gün geçireceğim. Sabahtan akşama kadar küçük bir odanın içinde tedirginliğini belli etmemesi gereken bir gülümsemeyle oturmak ve gözünü her daim dört açmak zorunda olmak ne kadar yorucu haberleri var mı? Kimse bu yaptığımın değerinden bahsetmiyor bile. Onların hayatı ve güvenliği için sürekli canımı tehlikeye atıyor ve tüm sorumluluğu üzerimde taşıyor olmama rağmen bir teşekkür bile duymadım. Bir de listede adı olmamasına rağmen sorun çıkardığımı ima ederek içeri girmek isteyenler yok mu? SİZİN İÇİN UĞRAŞIYORUZ BURADA. Oh her neyse. En azından telefonla dairelerini aradığımda kızmıyorlar. Ohh tabiki kızmayacaklar onların yaşayıp yaşamadığını öğrenmek veya evlerine korkunç bir canavarın gelmemesi için onları arıyorum sonuçta. Bazen gerçekten kullanılmış hissediyorum.
Kapı görevlisi böyle düşüncelere dalmışken camda bir yüz belirir*
— İyi günler!
— Ohh Bay Ciprianni İyi günler.
Kimlik kartını ve giriş iznini uzatır.*
— Teşekkürler hemen işlemleri hallediyorum. Mesleğiniz iş adamlığıydı değil mi?
Angus hafifçe kafasını sallar.*
— Vee 1. Kat üçüncü daire peki bir bakalım. İşte burada! (Sanırım bilgilerinde bir sorun yok. Kat numarası ve ID doğru. Günün listesinde var bu yüzden dairesini aramama gerek yok. Şüpheli bir şey görmüyorum sanırım geçebilir.)
— Buyrun kapıyı açıyorum geçebilirsiniz efendim.
—Teşekkürler.
Kapı kapandı*
Biri gitti 4'ü kaldı. Bakalım günün listesinde kimler var?
Nacha Mikaelys
Dr. W. Afton
Angus Ciprianni
Selenne Sverchzt
Ve…
Francis Mosses
Pekala Bay Ciprianni geçti. Kalan dördü dışındakileri almama kararındayım. Beni ikna etmeleri o kadar kolay olmayacak.
— Merhaba geçebilir miyim lütfen?
(Oh bu bay Afton!)
— Merhaba Bay Afton hemen işlemlerinizi hallediyorum. Fakat rica etsem kimlik kartınızı da verebilir misiniz?
— Oh üzgünüm unutmuşum buyrun.
— Pekala bir bakalım. Kat 3 daire 1. (Mia Stone ile nişanlı. Mia hanım listede olmadığına göre evde olmalı onu arasam iyi olur. Daire tel no:1425. Evet)
Telefon çalıyor*
— Alo? Mia Stone konuşuyor. Nişanlım evde değil.
— Anlıyorum Mia Hanım teşekkürler.
— Nişanlım mı geldi?
— Evet birazdan geçişini sağlayacağım sanırım merak etmeyin.
Telefon kapanır*
— Peki Bay Afton. ID numaranız da bir problem görmüyorum. Fizikçiydiniz değil mi? Ne ilginç spesifik bir araştırma konunuz var mıydı?
— Daha çok bazı mekanik ve robotik sistemlere enerji kaynağı bulma üzerine yoğunlaştım. Sanırım onların canlıymış gibi hareket etmelerini sağlayacak şeyi buldum…
—(Neyden bahsediyor ki… Her neyse)Buyrun kapıyı açtım geçebilirsiniz.
— Çok teşekkürler iyi günler.
— Size de iyi günler Bay Afton.
Biri daha geçti pekala bakalım hangisi gelecek.
Yaklaşık 2 saat boyunca bekledi*
Sı-kı-cııııı! Ne bir Doppelganger ne de bir insan geldi. Sıkıntıdan 3312'yi bile arayabilirim.
Derken cama bir silüet yaklaştı*
Bu Arnold Schmicht mi? Hatırladığım kadarıyla listede yoktu.
—İyi günler.
— İyi günler Bay Schmicht.
— İşte buyurun ID kartım ve giriş iznim.
— Hemen bakıyorum. (Listede yok, listede yok!) ID ve kat numarası doğru. Daire tel no:5123 . (Aramalıyım çünkü eğer bu kişi sahteyse Bay Schmicht evde olmalı. Eşi ya da kendisi telefona çıkarsa bu Doppelgangerı postalayacağım.)
—Bir dakika lütfen.
— Hmm bir sorun mu var?
— Oh şey afedersiniz ama günün listesinde yoksunuz. Nedenini sorabilir miyim?
— Oh sanırım bir hata yapılmış adımın yazması gerekiyordu tekrar kontrol edin lütfen.
—(Klasik) Sizi biraz bekleteceğim.
Telefon arıyor*
— İyi günler? Gloria Schmicht konuşuyor.
— İyi günler Bayan Gloria Schmicht. Apartman kapı görevlisiyim.
— İyi günler. Eşim ve ben evdeyiz ziyaretçi beklemiyoruz.
—Anladım teşekkürler tekrardan iyi günler.
Telefon kapanır*
— Eveeet Bay Schmicht. Güzel bir iş çıkarmışsınız lakin yeterince iyi değil. Beni kandırabileceğinizi mi sandınız!
3312 yi aradı ve D.D.D. ile iletişime geçti. Gereken yapıldı. Doppelganger temizlendi.*
— Ooh bu bir. Başka kaç tane doppelganger gelecek acaba?..
Hmm?
Cama biri yaklaştı*
—Mmm Merhaba?
—(Bu Bay Francis Mosses) Merhaba hoş geldiniz.
— Lütfen kapıyı açabilir misiniz? Buyrun belgeler.
—Giriş izni, Kimlik kartı. Teşekkürler. Kat 3 daire 2. Anlıyorum yalnız yaşıyorsunuz. (Listede ismi de var. ID ve giriş izni doğru gibi gözüküyor. Daireyi aramama gerek yok çünkü kimse açmayacak. Sütçü şapkası,uzun burun ve… Bu yorgun gözler… Herhangi bir sahtelik söz konusu değil. İçimde tuhaf bir his var. Bir kez daha, bir kez daha kontrol etmeliyim. Giriş izni, giriş izni… Evet buldum! Bir okuyayım. Tamam… Dur bir dakika!? İnsan yemek mi?.. Bu giriş izni sahte!)
Kafamı kaldırdım sessizce kapıyı açmamı bekleyen Milkman'e baktım.* (Apartmanda yaşayanlar arasında en sessizi ve en kibarı oydu. Yalnızca işini yapmaya çalışan emektar bir insandı. Gözleri her zaman yorgun ve bakışlarının içi fedakarlık doluydu. Sanki sanki… Oh ne diyorum ben karşımda bir doppelganger duruyor. Fakat sanki girişine izin verdiğim çoğu kişiden daha "insan" gibi.)
(3312'yi aramalıyım)
— Afedersiniz lütfen beni içeri alır mısınız?..
— Oh çok üzgünüm sanırım küçük bir sorun var hemen hallediyorum.
— Girişimde bir sakınca mı var? Neden?
—Aslında… Üzgünüm ama beni kandıramazsınız.
— Neden?
—Huh?
Francis Mosses tüm sakinliğini koruyordu ve yavaşça yüz hatlarında değişiklikler ortaya çıkmaya başladı.*
— Neden sizi kandıramayacağımı düşünüyorsunuz?..
— Ne?!
— Açıkça konuşmanın daha iyi olacağını düşünmüştüm. Yani madem benim gerçek yüzümü görecek kadar zeki ve dikkatlisiniz o zaman diyeceklerimi de algılayabilecek düzeydesiniz.
—Neden sizi dinlemeliyim ki? Birazdan 3312'yi arayacağım ve D.D.D. sizin icabınıza bakacak.
— Ve böylece bir doppelgangerın daha apartmana girişi engellenmiş olacak ve bu binada yaşayan sevgili insanları kurtarmış olacaksınız değil mi? Gerçekten buna mı inanıyorsun? Ya da bunu mu istiyorsun?
— Ne demeye çalışıyorsun?
— Doppelgangerlar bu kadar büyük bir problemse ve D.D.D. tüm doppelgangerları avlayabiliyorsa neden direkt sizin işinizi de onlar yapmıyorlar. Neden sizi tehlikeye atıyorlar? Bunları daha önce düşündünüz değil mi?
— Aslında…
— Ve siz butona bastıktan sonra kapılar kapanır ve camın arkasında ne olduğunu görmezsiniz. Hiç neler yaşandığını merak etmediniz mi?
—Bazen…
— Peki orada gerçekten doppelgangerlerin yok edildiğine mi inanıyorsunuz. Bunu bu kadar kısa sürede nasıl yapabilirler ya da onları alıp nereye götürüyorlar hiç sorguladınız mı? Size daha açık bir şey sorayım sevgili kapı görevlisi… D.D.D. ekibinden birinin yüzünü hiç gördünüz mü?
— … (Sanki bu söz karşısında dilim tutulmuştu. Ne diyeceğimi bilmiyordum çünkü ne söylediyse teknik olarak doğru söylemişti.D.D.D.'ye hiçbir zaman tam olarak güvenemediğimi o kostümlerin içindeki yüzlerin kime ait olduğunu hep merak ettiğimi nereden biliyordu? Başka hiçbir doppelganger benimle bu şekilde konuşmamıştı. Apartmandaki diğer insanlar bile beni bu kadar fark etmemişlerdi. Ama Francis Mosses… Kimdi bu sütçü?)
— Cevap vermekte güçlük çekmenizi anlıyorum sonuçta benim diğerlerinden farklı olduğumu anlamış olmalısınız.
Bakın burada oturup saatlerce insanlar için nasıl çalıştığınızı biliyorum. Hedefleriniz doğrultusunda ne kadar dikkatli davrandığınızı da. Evde hiç aynaya bakıyor musunuz? Buraya geldiğimde fark ettiğiniz yorgun bakışlarımın sizde de olduğunu fark ettiniz mi? Sizce de birbirimize benzemiyor muyuz?..
—( Bu raddede biraz durdum. Haklıydı.) Belki de. Ama ben masum insanları korumak için çabalıyorum sen ise onları öldürmek için. Aramızdaki büyük fark bu.
— Gerçekten mi? Masum mu?! Hadi ama gece gündüz kendileri için uğraştığın insanların senin adını bile bilmemesi canını yakmıyor mu? Ayrıca D.D.D. için çalışıyorsun ve bunun farkındasın değil mi? Peki D.D.D.'nin amacının insanları kurtarmak ve onlara yardım etmek olduğunu mu sanıyorsun? Ohh benim tatlı kapı görevlim. Sürekli o küçük camın ardından bakıyorsun. Camın dışından gör bir de! D.D.D.'nin yakaladığı doppelgangerlara ne yaptığını biliyor musun ya da bir insanı ihbar edersen ona ne olacağı konusunda bir fikrin var mı?
— D.D.D. doppelganger ile bir insanı ayırt edemiyor mu?
— O zaman sana neden ihtiyaç duysunlar?
—...
— Anlayacağını biliyorum. D.D.D. vakit kaybetmek istemediği için ayıklama işini başkalarına bırakıyor. Çünkü derdi Doppalgangerları bulup yok etmek evet ama asla insanları kurtarmak değil.
—(Aklımda bazı şeyler belirmeye başladı) Ne?! Ne demeye getiriyorsun… Sen… Yoksa?..
—(Francis sanki tüm içe dönüklüğünün ve insanlardan uzak tavrının bir patlaması gibi içinde birikmiş büyük bir kahkahayı dışarı çıkardı.) Evet işte anlamaya başlıyorsun. D.D.D.'nin kendisi…
— Kendisi aslında Doppelgangerlardan oluşuyor!
— ( Francis aslında oldukça sevimli diyebileceğim bir gülümsemeyle yorgun gözlerinini gözlerimin tam içine doğrulttu.)
— Ve böylece Doppelgangerlar ile ilgili ayırt edici özelliklerin bilgisine çok önceden sahiptiler. Kendileri de insan olmadıkları için yakalanan doppalgangerlarla anlaşıp hemen ortadan kaybolabiliyorlar bu kadar hızlı bir şekilde işlerini bitirmelerinin sebebi de bu değil mi?
— Aynen. Bu yüzden aslında Dappalgangerlar arasında D.D.D. bilinen bir departman. İnsanları kandırmak gerçekte Doppalgangerların güvenliğini sağlamak için kurulmuş bir örgüt. Bu yüzden yakalanma vakalarının artmasına rağmen doppalgangerler hâlâ korkusuz bir şekilde binalara girmeye çalışmakta ısrar edebiliyorlar. Üstelik D.D.D. daha fazla avın gerçekleşmesi için doppalgangerları binalara girmeye çalışmakta teşvik ediyor.
—D.D.D.'den şüpheliydim ama bu kadarını beklemiyordum. Uğruna çalıştığım şeylere bak. Bir kukla gibi kullanıldım. Hissettiğim şey bu muydu?.. Dur. Peki ama tüm bunları neden bana anlatıyorsun?..
— Çünkü D.D.D. bizi de kandırıyor ve kimse bunun farkında değil.
—Ne? Nasıl, anlat.
— Sanırım dost olmaya başladık gibi ha?
—Lafı uzatma yoksa ne yapacağımı biliyorsun.
— Peki peki dinle. D.D.D. insanları kandırmak için kurulduğunu ve doppelgangerlerin özgürce avlanabilmeleri, korkmamaları için çalıştıklarını söyleyerek aslında Doppalgangerları da kandırıyordu. Asıl amaçları… benim gibi güçlü doppalgangerları avlamak.
—("Benim gibi" mi?) Nasıl yani? Demek istediğin benim gibi çalışan insanlar sayesinde doppalgangerların güvenliğini sağlamanın yanı sıra doppalgangerleri tespit de edebiliyor. 3312'yi aramam sayesinde de anında bu doppalgangerlara ulaşabiliyor. Her zaman onları kurtarmıyor o zaman huh?
— Tahmin ettiğim kadar zekisin.
—Yani D.D.D.'nin başındaki bu Doppalgangerlar aslında sadece güçlenmek ve diğer Doppalgangerları etkileri altına almak için mi bu sistemi kurdular?! Güçlü gördükleri, kendilerine rakip olabilecek güçte ve zekada olan diğer Doppalgangerları tespit edip onları da ortadan kaldırarak bu hakimiyetlerini uzun süre devam ettirmeyi hedefliyorlar o zaman.
— Çok haklısın kapı görevlisi. Ve bütün bunlar için de seni de kullanıyorlar. Bunları idrak edebilecek bir kişiliğin var ve bunu çoktan fark ettim bu yüzden seninle bu şekilde konuşmayı ne zamandır istiyordum. Giriş iznime boşuna o şekilde bir ifade yazmadım.
—(Nedense bu beni istemsizce mutlu etmişti. O bir Doppalgangersa neden bir insanla anlaşmak istiyordu ki? Gerçekten bana saygı duyuyor mu?) Peki beni DDD. Konusunda ikna ettin sonra? Sonuçta bir insanım. Benimle daha ne kadar süre ittifak kurabilirsin ki? D.D.D.'nin yok olmasını istemen senin adına mantıklı belki ama yine de insanlara karşı böyle bir kozunuz varken bunu kaybetmeye değer mi? Bu seferde gerçekten sizi avlamak üzerine timler kurulacaktır ve yine tehlikede olacaksın.
— Aslında yine bu çeşit timlerin kurulması olası çünkü insanlar bir süre sonra anlamaya başlayacaklar. Neden hâlâ bu kadar yakalanma vakaları yaşanmasına rağmen doppalgangerların tükenmediğini sorgulayacaklar. Ayrıca aralarında her daim bir güç rekabeti bulunan doppelgangerlar arasından bir müttefik bulmak inan daha zor. D.D.D.'nin gerçek yüzünü onlara anlatmaya çalışsam bile benimle savaştıktan sonra beni arkamdan vurmaları an meselesi çünkü DDD. bunu fark edip müttefiğime baş döndürücü tekliflerde bulunabilir. Seni bilmem ama ben kendi çevremde benim gibi ideallerine bağlı kalabilecek birisini bulamadım. Bu yönümüzün de benzediğini düşünüyorum. Çünkü biliyorum… İçten içe sen de insanlardan intikam almak istiyorsun.
Hepsine güvenmiyorsun ve bir savaş olsa sadece insanların kazanmasındansa haklı olan tarafın kazanmasını tercih edersin değil mi?
—Aslında… Evet. Yani ne söyleyebilirim ki haklısın. Sen gerçekten farklısın. Sen konuştukça daha da insanlaşıyorsun gözümde. Bir canavar olduğunu kabul etmek istemiyorum. Senin kadar iyi çok az kişi tanıdım. Ve sözlerine ilginç bir şekilde güvenmek istiyorum. Ama zeki olduğumu söyleyen sendin. Sonuçta sorgulamam gerek evet belki birbirimize yardım edebiliriz ama sonra? İkimiz birlik olup adaletin hem insanlar hem de doppalgangerlar için sağlanması amacıyla savaşabiliriz. Ama sonra? Sen ne uğruna savaşacaksın? Güçlü bir Doppalgangersın dediğin gibi değil mi? Peki bu gücünü nasıl kazandın? İlla ki yolun sonunda çatışacağız ve bir gün sen beni öldürmek zorunda kalacaksın.
—(Francis birden durdu. Bu fikir hiç hoşuna gitmemiş ve bu yüzden onu reddetmemden çok korkmuş gibi başını hiddetle iki yana salladı. Gülümsüyordu ama ağlayacak gibiydi.) Hayır hayır! Yaşadığım sürece buna asla izin vermem. Yani seni incitmeyeceğim. Başkalarına karşı da her zaman seni savunurum. Merak etme seni… seni öldürmeyeceğim. Çünkü birbirimize yardım edebileceğimizi düşünüyorum. Ayrıca az önce söylediğin ve muhtemelen daha önce şahit olduğun diğer Doppalgangerlar gibi vahşi değilim. İnsanlara kolay kolay zarar vermem. Yani hak etmeyenlere ama aklında bulunsun öldürdüğüm insanları öldürmeden önce uzun uzun sorgularım. Bir insanı öldürmek benim için o kadar basit bir şey değil. Ve gücümün nereden geldiğiyle ilgili… Sandığın gibi vahşi bir yaratık olmadığımı söyledim. O zaman neden güçlü sayıldığımı sana daha sonra anlatırım. Ama çok istersen eğer sana gerçek formumu gösterebilirim. Sadece içeri girmeme izin ver. Lütfen.
(Bu yorgun bakışların isteği karşısında ne yapacağımdan emin değildim. İçimden o kadar kuvvetli bir ses kapıyı açmamı ve içeri girmesine izin vermemi söylüyordu ki...)
—Beni öldürmeyeceksin. Sen bir canavar değilsin… Sen farklısın. Sana güvenmek istiyorum, seni daha iyi tanımak istiyorum. Kimsin bilmek istiyorum. Sanırım… sanırım sen içeri girmeyi hak ediyorsun.
Kapı açıldı…*
