(Devam Ediyor)

Taylor: Zombi ne?

Taylor kaşını kaldırarak Zombi ustası adama sordu.

Sammy: Zombilerin uydurma olduğunu sanıyordum.

Lorenzo: Birçok filmde zombiler yer alsa da bende öyle düşünmüştüm.

Lorenzo, amigo kıza katılarak söyledi.

Mary: Aslında burası eski söylentilere göre zaten bir zombi adasıymış.

Cody: Eğer bir zombi adasındaysak neden şuanda saklanmıyoruz?

Lightning: İnek çocuk haklı, şuan oyalanmak harici birşeyler yapmalıyız.

Rock: Şu kulübelere saklanmaya ne dersiniz çocuklar?

Rock kulüpleri işaret ederek sordu.

Sanders: İyi fikir.

Lindsay: Kafam karıştı, erkeklerde mi bizimle geliyor?

Shawn: İlk olarak evet ve ikincisi bunların hepsi senin yüzünden oldu!

Shawn öfkeli halde Lindsay'e bağırarak söyledi.

Justin: Hey onu suçlama, o düğmeyi bende merak etmiştim.

Shawn: Sen bu işe karışma iğrenç şey!

Justin: Ahhh, ben iğrencim! Kimse beni bu halimle görmemeli!

Justin yüzünü saklarken söyledi.

Caleb: Buradan çıkamazsak kimse göremeyecek zaten.

Bowie: Neden burada duruyoruz? Hadi gidelim!

Herkes kulübeye koştu ve oraya girdiler.

Sanders: Herkes burada mı?

Tammy: Herkes burada.

Sanders: Güzel, şimdi bize buranın hakkında bildiklerini anlat Mary. Neler biliyorsun?

Sanders Dahi kıza sordu.

Mary: Araştırmalarıma göre burası 392 yıl kurulmuş.

Cody: Neden bunları araştırma gereği duydun ki?

Mary: Hatırlatma, ilk ölen her zaman çok soru soran kişidir.

Crimson: Aslında bu yanlış ama seni durdurmayacağım.

Crimson Gwen harici herkesi korkutarak söyledi.

Gwen: Çocuklar, korkak olmayı bırakmalısınız.

Mary: Her neyse, 392 yıl öncesinde herşey iyi gidiyordu. Ada gayet normaldi hatta burası tatil mekanıydı.

Laurie: Benim anlamadığım şey neden burayı "ölüm adası" yapmaya çalıştıkları.

Mary: Daha sonrasında 14 kişi bu adaya gelmiş.

Zoey: Onlarda mı tatil yapmak istediler?

Mary: Bazıları evet ama bazılarından 2'si önemli bir deney için geldiler.

Shawn: Tahmin edeyim zombi diriltmesi mi?

Mary: Aslında ölüleri diriltme ama buda doğru sayılır.

Cody: Böldüğüm için özür dilerim ama yanımıza silah ve erzak almaya gitsek olur mu acaba?

Laurie: Mantıklı, o zaman Shawn Ezekiel Sanders ve Cody gitsin.

Cody: Neden ben?

Laurie: Bunu isteyen sendin. Ayrıca itiraz etmeye hakkın yok.

Cody yutkundu.

Sanders: Merak etme benim gözetimimde kimsenin kılına dokunulmayacak.

Sanders inek çocuğa güvence vererek söyledi.

Cody biraz rahatladı.

Cody: Teşekkürler.

Sanders: Rica ederim.

Shawn: Pekala çocuklar, beni takip edin. Oraya ne kadar çabuk gidersek o kadar iyi. Hadi gidelim.

Shawn Ezekiel Cody Sanders kulübeden çıkarlar.

Taylor: Bende ailemi arayım. Eminimki buradan çabucak kurtulacağız.

Tyler: Tamam ama yanında duracağım. Ne olur ne olmaz diyeden.

Taylor: Teşekkürler, ayrıca şey... ummm... ismin neydi?

Taylor aptal sarışını işaret ederek sordu.

Lindsay: Ben Lindsay, gelmemi mi istiyorsun?

Taylor: Tabi, 2 el 3 elden üstündür değil mi?

Mary lafı düzeltecekken Taylor bunu engeller.

Taylor: Gerek yok, anlayan anlamıştır zaten.

Tyler: Anladık zaten, hadi gidelim Lindsay.

Lindsay Tyler ve Taylor kulübenin dış tarafına geçerler.

Tyler: Ailenin buraya gelmesi ne kadar sürer?

Taylor: Çabuk gelirler, eminim bundan ama yinede bunu öğrenmek lazım tabi.

Taylor telefonundan ailesini ararken içerde herkes Mary'i dinliyordu.

Beardo: Peki o kişiler kimdi?

Mary: Staci, Dakota, B, Dawn, Brick, Anne Maria, Mike, Jo, Scott, Cameron, Chase Rodney, Katie, Sadie ve Duncan.

Zoey: Mike mi dedin?

Lorenzo: Onu tanıyor musun?

Zoey: Ailemin Mike adında bir tanıdığı vardı. Bana sadece deli olduğunu söylediler ve ailemizin yüz karası olduğunu söylediler. Acaba Mike öyle birisi mi bilmiyorum.

Crimson: Bahsettiğin kişi Dawn Whispers mı acaba?

Mary: Evet yoksa sende mi onu tanıyorsun?

Crimson: Ailem onu pek anmaz ama onu tanıyorum. O bir cadı. Ailem onu bu yüzden sevmez ama cadılığı sayesinde hayatta kaldı.

Sammy: Şuan hayatta mı?

Crimson: Maalesef bilmiyorum, söylentilere göre yakılıp öldürüldüğü veya hala hayatta olduğu söyleniyor ama bundan çok şüpheliyim doğrusu.

Laurie: Başka tanıdıklarınız var mı acaba?

Zoey: Hayır ama onlar hakkında internette hiçbirşey yok. Yani hayatta olup olmadıkları hakkında hiçbir haber yok.

Laurie: Hayatta kalan var mıdır acaba merak ediyorum.

Mary: Şansıma hikayeyi biliyorum. Bunu size anlatacağım çocuklar. İşte böyle başladı...

(377 yıl önce)

("")(Kısmını görürseniz anlatan kişi Mary'dir)

"14 genç herkes gibi adaya tatil için gelmişti. 2 kişi hariç. Bunlardan birisi Cameron ve yardımcısı Rodney'di."

"İki gencin amacı ölüleri diriltmekti ve bunun için deneylere başladılar ve birkaç gün sonra deneyi bitirdiler..."

Cameron: Bitti! Başardık Rodney, başardık!

Cameron yeşil bir sıvıyla dolu cam kabı havaya kaldırarak tezahürat yaptı.

Rodney: Bu senin sayende oldu Cameron.

Rodney Cameron'a tezahürat yaptı.

Cameron: Biliyorum ama seninde katkıların var.

Cameron: Her neyse, denek olacak arkadaşımızı getir bakalım.

Rodney, içinde kırmızı boncuk gözlü küçük beyaz farelerin bulunduğu beş kafesin bulunduğu bir laboratuvar tezgahına doğru yürüdü.

Rodney, farenin su borularından birine bir huni soktu. Daha sonra Cameron yeşil sıvıyı içine döktü. Fare hemen gelip onu içmeye başladı

İki bilim adamı ne olacağını görmek için beklentiyle izledi.

Rodney: Sence işe yarayacak mı dersin?

Cameron: Emin değilim ama hesaplamalar yaptım yani olması lazım. Umarım olur...

Cameron umut etti.

İlk başta hiçbir şey olmadı, sonra fare çok yüksek sesle çığlık atmaya başladı, bilim adamları kulaklarını kapatmak zorunda kaldılar. Bilim insanları diş burkan çığlıkların arasından fareye baktılar. Fare aşırı derecede hiperleşiyor ve vızıldamaya başlıyordu.

Bilim adamları birbirlerine gülümsediler çünkü iksir, bildikleri şeydi. Cameron başka bir kafese doğru yürüdü; hindi ezmesi gibi bir şey aldı ve yeşil sıvının bir kısmını emdi. Zaten ölü olan bir fareye kapıyı açtı ve ağzına bir damla damlattı.

Hızla elini çekti ve ne olacağını görmek için izledi. Rodney de gelip izledi.

İlk başta hiçbir şey olmadı. Daha sonra burnu seğirdi ve gözleri açıldı. Bilim adamları onun ayağa kalkıp etrafta dolaşmaya başladığını gördüklerinde çok heyecanlandılar. Küçük bir sızlanma sesi çıkardı. Gözleri kırmızı değildi, ateş sarısıydı.

Rodney: Başardık!

Rodney Cameron'a sarılırken söyledi.

Cameron: İşte bu! Ölüleri dirilttik!

"Deney başarılı olmuştu... peki ya öyle miydi?"

Fare, tutulmaktan hoşlanmadığına karar verdi ve aniden bir şeyi ısırıp yeme isteği duydu. Helikopterlerini alıp Cameron'un eline sapladı.

Bilim adamı, yere düştüğünde hızla uzaklaşan fareyi düşürürken acı içinde bağırdı. Cameron elini tuttu ve en yakın lavaboya doğru koştu.

Rodney: Cameron iyi misin?

Rodney endişeli bir şekilde Cameron'a sordu.

Cameron: Hayır! O küçük hayvan beni ısırdı!

Cameron, kanayan kesiğini ılık suyun altında çalıştırırken söyledi.

Su, kanı kanalizasyona akıtıyordu. Lavabodaki su kırmızıya döndü.

Rodney: Ne yapmalıyım?

Cameron: Bana biraz gazlı bez getir!

Rodney gitti ve bir dakika sonra gazlı bez ve diğer tıbbi malzemelerle geri döndü.

(Birkaç dakika sonra)

Cameron: Bu daha iyi.

Cameron, elinde gazlı bez varken söyledi.

Rodney: Neden seni ısırdığını merak ediyorum.

Cameron: Bilmiyorum.

Cameron daha sonra acıyla hafif inlemeye başladı.

Cameron: Ahhhh!

Rodney: Sorun ne?

Cameron: Büyük... baş ağrısı!

Cameron boğuldu ve bir saniye sonra yerde bayıldı.

Rodney nabzını kontrol etti, neredeyse stabil değildi. Duvardaki telefona koştu ve hemen yardım çağırdı.

Rodney: Staci? Sen misin? Şuan gelmen lazım. Cameron'un durumu hiç iyi değil! Hemen gelmelisin!

Cameron bilim insanı Rodney'in arkasından doğrulup Rodney'in olduğu yere baktı. Tamamen solgundu. Yavaşça ayağa kalktı ve ona doğru sendeleyerek ilerlemeye başladı.

Rodney aramasını bitirdi ve yardımın on dakika içinde orada olacağını öğrenince rahatladı.

Döndüğünde Cameron'un sendeleyerek ona doğru geldiğini gördü, başı hafifçe aşağıya bakıyordu. Sol ayağını sürüklüyordu ve kolları iki yana açılmıştı.

Rodney: Kalktın!

Rodney mutlu bir şekilde söyledi. En kısa sürede kontrol etmek için yanına gitti. Cameron ona kolunu salladı.

Rodney: Senin sorunun ne?

Rodney Cameron'a sordu.

Cameron cevap vermedi, sadece sendeleyerek yaklaştı ve ona doğru hızla ilerledi. Rodney'in yanağını kaşıdı ve acıyla bağırdı.

Bir sonraki bildiği şey Rodney'in boynunu ısıran bir şey hissettiğiydi. Çığlık attı.

Rodney: Aaaahhhhhhh!

"Ve işte zombi salgını başlamış oldu..."

(Günümüz)

Laurie: Peki ya diğerlerine ne oldu?

Mary: O kısmı pek bilmiyorum ama diğerleri de zombiye dönüştüler. Kısacası bu.

Sammy: Tamam ama ben diğer kısımları da bilmek istiyorum.

Mary: Hmm şanslısın ki zombi salgınıyla ilgili hazırladığım proje ödevimde bunu yazmıştım. Diğerlerine ne olduğunu hatırlıyorum.

Zoey: O zaman devam et. Bilmek istediğimiz çok şey var.

Mary: Tamam, devam ediyoruz...

(377 yıl önce)

"Staci ve yanında bulunan 3 arkadaşı ile laboratuvara girdiler..."

Staci: İşte buradalar.

Staci labaratuvara girerken söyledi.

Üç doktor etrafa bakındı ama kimseyi göremediler. Ancak odanın bir bölümündeki duvarlara, zemine ve ekipmanlara büyük miktarda kan sıçradığını gördüler. Ayrıca bölgedeki eşyaların taşınması, parçalanması ve kırılması nedeniyle bir mücadele yaşanmış gibi görünüyordu.

Sadie: Burada ne oldu?

Sadie endişeyle sordu.

Katie: Belli ki burada saldırı olmuş.

Chase: Ama kan yok...

Chase yeri işaret etti.

Staci: Haklısın hayatım ama burada ne olmuş olabilir ki?

Staci merakla sordu.

Daha sonrasında kapı arkalarından kapandı. Döndüklerinde orada duran solgun bir figür gördüler. Onlara doğru yürüdüler.

Chase: Ahbaplar, iyi misiniz?

Chase iki gizemli figüre sordu.

İki gizli figürde cevap vermediler, yaklaşmaya devam ettiler, boynunda boynunun içini gösteren kocaman bir yarık gördüler, o da kanla kaplıydı.

Katie: Hani kan yoktu?

Katie Chase'e kaşını kaldırarak sordu.

Sadie: Tabi bunlar titiz değilse.

Sadie espri yapmaya çalışarak söyledi.

Katie: Komik değil Sadie.

Chase: Gerçekten de değil.

Katie: Hey hey hey! Seni unuttuğumu sanma yalancı! Orada kan var dedin ama yoktu!

Chase: Sana söylüyorum, insanlar yanılabilir.

Staci: İkimizde kesin. Erkeğim ile uğraşma Katie!

Katie: Sen karışma Staci!

Sadie: Hepiniz susun. Şuan tartışmanın sırası değil arkadaşlar.

Staci: Sadie haklı. Özür dilerim Katie.

Katie: Bende, ikinizden özür diliyorum.

Chase: Sorun yok.

Üçü de birbirlerine sarıldılar.

Sadie karşılarındaki gizemli figürlere bakıyordu.

Sadie'nin beti benzi atmıştı.

Katie en yakın arkadaşına baktı.

Katie: Sadie iyi misin?

Sadie Katie'ye cevap vermedi.

Daha sonrasında Katie omzunda birşey hissetti.

Katie etrafına baktı ve orada başka bir solgun figür gördü. Bu o kadar da kötü görünmüyordu. Ama sarı yanan gözlerle ona baktığında dişleri kanla kaplıydı.

Daha sonrasında zombilerden biri Katie'yi ısırdı.

Daha sonrasında diğer zombi de Sadie'yi ısırdı.

Sadie'nin gözleri kapkanlıydı ve rengi yerine gelmişti. Daha sonrasında Chase ve Staci'yi ısırdılar.

Çift çığlık attı ve birbirlerine baktılar.

Chase: Seni seviyorum!

Staci: Bende seni seviyorum aşkım!

İkisi öpüştüler ve yere yığıldılar.

"Doktorlar da zombiye dönmüştü. Artık bu iş daha da ciddiydi... diğerlerine ne olacaktı..."

Beardo: Bu korkunç dostum.

Rock: Biliyorum değil mi? Spud'la yaptığımız jöle deneyi gibi...

Bowie: Bunun bu konuyla ne alakası var?

Rock: Bilmem aklıma geldi.

Rock omuz silkti.

Laurie: Acaba diğerlerine ne oldu?

Zoey: Acaba Mike ailemin söylediği gibi birisi mi?

Crimson: Aynısı Dawn için de geçerli. Ailem sürekli onu kötü andı.

Mary: Her neyse, devam edelim...

"Halk tarafından dışlanan çift ormanda yürüyorlardı. İkisi de birbirlerini sevselerde onlar hakkında söylenenler hoş değildi. Özellikle de aileleri onlardan nefret ediyorlardı..."

Dawn: Yürüyüşe çıkmak iyi oldu.

Dawn Mike'ın elini tutarken söyledi.

Mike: Biliyorum, biraz rahatlamamız gerekiyor.

Dawn sevgilisine gülümsedi ve biraz yüzü düştü.

Mike: Dawn? İyi misin?

Mike kız arkadaşının durumunu merak ederek sordu.

Dawn: Pek değil... ikimiz için endişeleniyorum. İnsanları bizleri sürekli dışlıyor. Seni kişiliklerinden ve beni de cadı olarak dışlıyorlar... Ya asla kabul edilmezsek? Bundan korkuyorum Mike, hemde çok...

Mike kız arkadaşına sarıldı.

Mike: Korkmana gerek yok. Bunları biz istemedik ve insanlar bizlere karşı çıksada güçlü durmalıyız.

Dawn: Ama ailelerimizde bizleri dışlıyor. Ailem bana sürekli cadı diyor çünkü aura okuyabiliyorum falan ama değilim... Sihirli güçlerim yok, olsaydı zaten bu durumda olmak mı isterdim...? Mike... çok korkuyorum...

Mike: Merak etme Dawn, bunu birlikte aşacağız ve korkularımızı bir gün yeneceğiz. Ayrıca ailem ve çevrem bana hasta ve deli gibi bakmasından nefret ediyorum. Onlar benim ailem gibi. Bunu neden anlamıyorlar bilmiyorum.

Dawn: Yargılayıcı bir toplumda yaşıyoruz Mike. Benimde endişelendiğim konu da bu. Ayrıca kişiliklerin çok tatlı, keşke insanlar bunu anlasalar.

Mike: Biliyorum...

Daha sonrasında ikisi bir kütüğe oturdular ve yıldızlara bakmaya başladılar.

Dawn: Seni seviyorum Mike, sen benim hayatımdaki en iyi şeysin... seni kaybetmek istemiyorum...

Mike: Beni kaybetmeyeceksin Dawn... her zaman yanında olacağım.

Dawn: Seni seviyorum Mike...

Mike: Bende seni seviyorum Dawn... deliler gibi...

Dawn Mike'ın göğsüne kafasını koydu ve Mike kız arkadaşına gülümsedi ve yıldızlara bakmaya devam ettiler.

"İkisi de bu güzel anın bitmesini istemiyorlardı ama bilmedikleri şey, bu onların son görülmeleriydi..."

Daha sonrasında bir yerden sesler duyulmaya başlandı.

Dawn: Bu ses nereden geliyor?

Dawn erkek arkadaşına sordu.

Mike: Bilmiyorum... bu ses çok garip.

Daha sonra tekrar aynı sesi duydular.

Dawn: Sence şu çalıya bakmalı mıyız?

Dawn hareketlenen çalılığı işaret ederek sordu.

Mike: Yavaşça orada gidelim. Orada iyi şeyler hissetmiyorum.

Mike Dawn'nın elini tuttu ve çalılığa yavaştan yürüdüler.

"İkili çalılıktaki sese doğru ilerlediler. Yaklaştılar... Yaklaştılar... Yaklaştılar ve..."

Birden bire zombi ortaya çıktı. Bilim adamı gibi giyinmiş kısa boylu gözlükleri parçalanmış bir adamdı.

Zombi ikiliye saldırmaya çalıştı ve ikisi zombiyi tanıdılar.

Dawn And Mike: Cameron?

İkisi Cameron'un nasıl zombiye dönüştüğünü anlamadılar ve Cameron'u ittikleri gibi koşmaya başladılar.

Dawn: Bize yardım edin!

Mike: Burada zombi var!

İkisi koşarken yardım çığlıkları attılar.

Daha sonra onların önlerine iki zombi daha çıktı.

İki zombi aynı kıyafetleri giyiyordu.

Dawn: Katie and...

Mike: Sadie?

Dawn: Herkes zombiye mi dönüştü? Neler oluyor?

Mike: Tek bildiğim buradan acilen kaçmalıyız. Bence şuradan gitmeliyiz.

Mike sol tarafı işaret ederek söyledi.

Daha sonrasında ikisi sol tarafa koşmaya başladılar. Orada bir zombi vardı daha sonrasında diğer tarafa koşmaya çalıştılar ve başka bir zombi daha ortaya çıktı.

İkili sıkışmıştı. Her taraf zombilerle çevriliydi ve onlar gittikçe daha da yaklaşıyordu.

Dawn: Sanırım sonumuz geldi!

Dawn korkarak erkek arkadaşına baktı.

Mike ta korkmaya başladı ama sonrasında aklına bir şey geldi ve gülümsedi.

Mike: Belki de sonumuz değildir?

Mike sırıttı. Dawn'ın kafası karışmıştı. Mike Svetlana'ya dönüştü

Svetlana: Kimse Svetlana'yı yakalayamaz!

Svetlana Dawn'ı tutup hızlıca yükseğe zıpladılar ve başka tarafa atladılar.

İkili etraflarına bakındılar ve kimsenin olmadığını farkettiler ve rahatladılar. Svetlana tekrardan Mike'a döndü.

Dawn: Başardık Mike!

Mike: Bizi bir tek Svetlana kurtarırdı.

Dawn: Bunu unutmuşum.

Dawn kızararak kıkırdadı.

Mike: Korkudan herşey unutulur dert etme.

İkili birbirlerine yaklaştılar.

Dawn: Seni seviyorum Mike.

Mike: Bende seni seviyorum hayatım.

İkisi öpüşmek için yakınlaştılar ve öpüştüler.

Bir zombi onların üzerine atladı ve son duyulan şey onların acı içindeki çığlıklarıydı.

"Garip olanı ise öpüşmeyi kesmemeleri oldu..."

Zoey: Wow, Mike ailemin anlattığı gibi birisi değilmiş. Çok rahatladım.

Crimson: Bende, ayrıca ikimizin akrabaları birbirleriyle sevgiliymiş. Akraba olabiliriz.

Zoey: Hayatta kalırsak olabilir.

İki kız birbirlerine gülümsediler.

Laurie: Peki ya geriye kalanlar? Sonuçta onlardan birisi hayatta kalmış ve önemli kısımlardan birisi burası.

Mary: Haklısın. Anlatmaya devam ediyorum...

"Diğer hayatta kalanlar yemekhanede yemek yiyip birbirleriyle sohbet ediyorlardı. Ki bu onların bir nevi son sohbetleriydi..."

Anne Maria: Ve sonra onlara dedim ki "İsa'nın gücü adına git ayak tırnaklarımı törpüle! Seni bu şekilde okula bırakıyorum!" Bunu dedikten sonra çok iyi bir tırnak bakımı aldım. Cidden bu ayaklar seni heryere götürür kızım!

Dakota: Bu iyiydi Annie!

Dakota kıkırdayarak söyledi.

Anne Maria: Biliyorum değil mi?

B diğer arkadaşlarını merak etmeye başlamıştı. Brick'e döndü.

Brick: Noldu B? Diğerlerini mi merak ediyorsun?

B başıyla onayladı.

Jo: Sessiz Adam haklı, diğerleri kaç saatten beri yoklar.

Scott: Eminim ki Cameron ve Rodney onlara saçma deneyler uyguluyordur.

Duncan: Olabilir, ayrıca Dawn ve Mike'ın da aşk seanslarının bittiğinden şüpheliyim doğrusu.

Dakota: Haklısın hayatım.

Dakota erkek arkadaşının yanağını öperek söyledi.

Dakota: Neden onlarla gitmedik ki? Güzel bir çifte randevu olurdu.

Anne Maria: Kızım! Benimle olmak Tanrıyla aynı ortamda olmak gibi birşey. Lütfen saçma sapan konuşma.

Jo: Dini asla kendinizle karşılaştırmayın. Bu bize lanet getirir.

Brick: Jo haklı, din çocuk oyuncağı değil.

Brick kız arkadaşına onaylar bir şekilde söyledi.

Anne Maria: Neyse ne ucubeler. Hadi biraz dışarıya çıkalım.

Scottt: Kabul, artık sıkılmaya başladım.

Scott ve Anne Maria yerlerinden kalktılar ve kapıyı açtıklarında...Zombileri gördüler.

Herkes çığlık attı.

Dakota: Şimdi nereye kaçıcaz?

B diğer tarafı işaret etti.

Brick: Herkes B'yi takip etsin!

Diğerleri B'nin gittiği yöne giderken Anne Maria ve Scott onlara yetişemeden yakalandılar.

İkisinden duyulan son çığlıklardı.

Anne Maria: Ölmek için çok ateşliyim!...

En son sözler bunlardı.

Diğerleri koşmaya başladılar.

Dakota: Peki şimdi ne yapıcaz?

Duncan: Şu taraftan gidelim!

Herkes Duncan'ın işaret ettiği yere koştular.

Hepsi uzunca bir etrafına bakındılar ve etrafta zombi yoktu.

Jo: Phhh! Zombilerden kurtulmuşa benziyoruz ha?

Brick: Güzel, şimdi buradan çıkmak için birşeyler yapmalıyız yoksa ölücez.

Duncan: Birkaç kilometre ilerlersek buradan kurtulabiliriz.

Dakota: O zaman şimdiden gidelim. Zombiler her an gelebilirler.

Daha sonrasında karşılarına 2 zombi çıktı.

Duncan: Dawn ve Mike mı?

Jo: Onlarda zombiye dönüşmüşler!

Brick: Hadi kaçalım!

Herkes 2 zombiden kaçarken bir süre sonra iki zombinin onları takip etmediklerini farkettiler.

Jo: Hey, neden bizi takip etmiyorlar?

Brick: Sanırım sevişiyorlar.

Brick ikiliyi sevişirken işaret etti.

B Dawn ve Mike'ın yakınına gitmeye başladı.

Brick: B? Nereye gidiyorsun?

Jo: Sanırım ikilinin bizlere yardım edebileceğini düşünüyor.

Duncan: Biraz haklı bir tespit. Dawn belkide kendi kontrolünü kaybetmemiştir ha?

Dakota: Olabilir ama emin değilim.

Brick: B'nin yanına gidicem.

Jo: Brick yapma! Sensiz yaşayamam!

Brick: Benim için endişelenme hayatım. B'yi alıcam hepsi bu.

Jo: Dikkat et!

Jo endişe ve korkuyla sevgilisine baktı. Brick B'ye daha da yaklaştı ve iki zombi fırsat bilip onları ısırdı.

Jo: Briiiiccckkkk!

Jo erkek arkadaşının yanına koşmaya çalışırken Dakots ve Duncan onu tuttular.

Duncan: Bu iyi bir zamanlama değil Jo.

Dakota: Çok üzgünüz ama Brick artık aramızda değil...

Jo'nun gözleri dolmaya başladı ve ağlayarak Dakota'ya sarıldı.

Dakota: Geçicek Jo, hepsi geçicek. Buradan kurtulacağız tamam mı?

Dakota Jo'ya moral verirken söyledi.

Duncan Brick'in kafasını tuttuğunu farketti.

Duncan: Kızlar, sanırım Brick hala yaşıyor.

Jo: Whatt?!

Brick kafasını tutup inlemeler ve çığlıklar atıyordu.

Jo: Briiiiccckkkk!

Jo erkek arkadaşının yanına gitmeye çalışırken Dakota ve Duncan tekrardan onu tuttular ama bu sefer Jo onları atlatarak erkek arkadaşının yanına gitti.

Brick hala inliyordu. Büyük bir baş ağrısı çekiyordu.

Jo: Brick! Konuş benimle!

Brick: Jo?

Jo: Evet benim aşkım! Benim! Senin zorlukları seven sevgilin!

Brick: Kendimi iyi hissetmiyorum...

Jo: Öyle söyleme, iyi olacaksın. Yanında olucam!

Brick: Jo?...

Jo: Yes Brick?

Brick: Seni sevdiğimi sakın unutma Josephine...

Jo: Bende seni seviyorum Brickhouse...

Jo sevgilisine sarılarak ağlamaya başladı.

Dakota: Oraya gitmeli miyiz?

Duncan: Bilmiyorum, sanırım Jo gidici...

Dakota: Öyle söyleme, oraya gidip Jo'yu alıcam!

Duncan: Tamam, ama seninle gelicem. Biricik sevilimi ölüme terketmeyeceğim!

Dakota: Awww Duncan, bu çok tatlıydı...

İkisi kısa süreliğine öpüştüler.

İkili öpüşmeyi kestiklerinde Jo'nun yanına gittiler ama... Brick aniden ayağa kalkıp Jo'yu ısırdı.

Jo acı içinde çığlık attı.

Jo: Beni bırakın. Kendinizi kurtarın!

Dakota: Jo...

Jo: Bir asker asla geride kalmamalı kuralı burada geçerli değil! Şunu bilinki ikinizde benim için iyi dostlardınız. Sizi seviyorum!

Dakota: Bizde seni seviyoruz Jo! Güle güle!

Dakota ve Duncan uzaklaştılar.

Dakota ağlıyordu ve Duncan onu kucağına almaya karar verdi.

Duncan: Daha iyi mi?

Dakota Duncan'ın boynuna sarıldı.

Dakota: Seni seviyorum Duncan...

Duncan: Bende seni seviyorum bitanem...

İkili hedeflerine neredeyse vardılar.

Duncan: Mükemmel! Buradan atlayıp yüzmemiz lazım. En az 10 kilometre yüzmeliyiz! Bunu yapabilir misin?

Dakota: Sanırım evet. Bunu yapalım!

Dakota kararlı bir şekilde söyledi.

İkili birbirlerinin elini tuttular birbirlerine gülümsedikten sonra denize atladılar ve hızlıca yüzmeye başladılar.

Bir taraftan zombiler onları takip ediyordu. Bütün arkadaşları zombiye dönüşmüştü. Bu onlar için zordu ama yaşamaları için oradan kurtulmak zorundaydılar.

Duncan: Neredeyse vardık!

Dakota ve Duncan acele ettiler ama maalesef zombilerden birisi Duncan'ı yakaladı.

Dakota: Duncaaaaannnn!

Dakota Duncan'ı kendi tarafına çekmeye çalışıyordu.

Dakota: Seni kurtarıcam!

Duncan: Dakota bunu yapma!

Dakota: Neden?!

Duncan: Bu işimizi zorlaştıracak!

Dakota: Seni burada bırakmıyorum!

Duncan: Bunu yapmak zorundasın. Herkese bunu anlatman lazım! Hepimizin kahramanı olabilirsin!

Dakota gözleri yaşlı bir şekilde Duncan'a baktı.

Dakota: Seni seviyorum...

Duncan: Bende seni seviyorum...

İkili son öpücüklerini paylaştıktan sonra Dakota Duncan'ı bırakarak arkasına bakmadan yüzmeye devam etti. Diğer zombiler konu kovalamayı bırakmıştı. Dakota bir kayanın arkasına geçti ve Duncan'ın acı çığlıklarını izledi.

Dakota: Seni asla unutmayacağım aşkım...

Dakota ağlayarak yüzmeye devam ederken sevgilisine veda etti.

"Dakota bunu insanlara anlattığında kimse ona inanmadı, delirdiğini düşündü ama Dakota onlara kanıtlarını gösterdikten insanların çoğu ona inandı ve o ada tamamen kapatıldı... Ta ki günümüze kadar..."

Herkes bu hikaye karşısında ürpermişti ve kimse tek bir kelime bile edemiyordu.

Diğer tarafta Taylor annesini arıyordu.

Taylor: Alo Anne?

Kelly: Tatlım ne oluyor?

Taylor: Anne, acilen buraya gelmelisiniz! Burada tehlikedeyiz çabucak gelin! Burada hepimiz tehlikedeyiz!

Kelly: Nasıl tehlikesiniz?

Taylor: Ada zombiler adasıymış. Ölüm adası diye geldik şimdi ise zombilerle ölücez! Sunucu öldü! Yardımcısı öldü! Hatta yarışmacılardan birisi bile öldü! Çabuk gel anne! Bizleri kurtar!

Kelly: Tamam, tatlım! Orada olacağız! Bizleri bekleyin!

Taylor: Teşekkürler anne, seni seviyorum.

Kelly: Bende seni seviyorum tatlım!

İkili telefonlarını kapadılar.

Tyler: Peki ne oldu?

Taylor: Annem geleceklerini söyledi. Jetle gelecekler.

Lindsay: Yeyy! Jetlere bayılırım! Çok kez jetle seyahat yaptım!

Tyler: Peki ne zaman gelicek?

Taylor: Bilmiyorum. Yakında gelecektir. Yoksa... sonumuz geldi demektir.

Lindsay: Çocuklar... oradaki yeşil tipli adamları görüyor musunuz?

Tyler: Yeşil ne?

Taylor: Bak!

Üçü zombilerin yavaştan buralara geldiklerini gördüler.

Üçü de birbirlerine korkarak baktılar.

(Devam Edecek)

Note: Herkese Merhaba, bu bölümü 1 aydır yazıyorum. Gecikme nedenim psikolojik olarak çökmemden kaynaklı. YouTube kanalım kapandığı için bu fanfice odaklanamadım. (YouTube kanalımın ismi Dakota Queen ( Dakotaqueen3'tü)) 41,2k lık bir hesaptı ve hala gittiği için çok üzgünüm. Ayrıca dm'den herhangi birinize derdimi ve üzüntümü anlatmak isterim. Açıklamayı uzatmak istemiyorum çünkü psikolojik olarak iyi değilim. Bu bölümde böyle oldu. Sonraki bölümlerde görüşürüz. Ayrıca özelden yazışmak isteyen olursa çok sevinirim. Bunu başkalarına anlatmak iyi olacaktır. Belki senden tavsiye bile alabilirim33 Başka bölümlerde görüşürüz.