DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Büyük Armağan
Harry kulağında garip bir çınlama duydu sanki. Kalbi şişmiş, boynunda atıyor gibiydi. Eli hızla asasına gitti.
"Harry, HAYIR!" Dumbledore'du. Harry asası Kreacher'a uzanmış vaziyette, yüzünde katıksız bir nefret ifadesiyle durdu. Dumbledore'a baktı.
"O yaptı. O-onu öldüreceğim." Öyle şiddetle titriyordu ki, asası birden elinden uçunca peşinden atıldı. Asayı yakalayan Lupin, Harry'ye anlayışla baktı. Silahı elinden alınan Harry, yumruğunu kaldırıp Kreacher'a doğru fırladı. Bir kez daha 'HAYIR!' diye bağıran Dumbledore asasını Harry'ye uzattı. Ve Harry kendini yerde buldu. Dumbledore eğildi.
"Beni mecbur bıraktın Harry," dedi. "Şimdi lütfen Kreacher'a gitmesini ve sen çağırana kadar ortalarda dolaşmamasını söyle."
Harry anlamaz gözlerle baktı. Dumbledore ısrar edince, "Defol!" diye hırladı Kreacher'a. "Gözümün önünden kaybol!" Dumbledore içini çekerken, Kreacher pis pis bakarak mutfağa yöneldi.
"Harry, biliyorum zor. Fakat anlamak zorundasın. Kreacher şu anda sana ait." Bu sözlerin Harry'nin beynine ulaşması biraz vakit aldı.
"Sirius'un her şeyini sana bıraktığını söylemiştim. Kreacher da onlardan biri."
"Madem bana ait, o zaman onu öldürebilirim!" diye öfkeyle söylendi Harry. Dumbledore tekrar içini çekti.
"Lütfen, sakin ol, Harry. Seni anlıyorum, fakat sana geçen sene de söylemiştim; Kreacher, büyücüler onu ne hale getirdiyse odur. Ben kendi adıma ona sadece acıyorum. Ve senden bana söz vermeni istiyorum. Ona zarar vermeyeceksin. İstersen görmezden gelebilirsin."
Harry ona öyle bir bakışla baktı ki, Dumbledore kaşlarını çattı, "Tamam, en azından şimdilik söz ver. Sonra sanırım başka bir yol düşünmemiz gerekecek."
Gözlerinin içine baktı. Harry en sonunda isteksizce başını salladı. Rahat bir nefes alan Dumbledore ayağa kalktı. Lupin asasını Harry'ye geri verdi. İkisi birlikte çıktılar.
Az sonra Harry kendini, ona koruma olarak bırakılmış bir grup Seherbaz'la çay içerken buldu. Bu sıkıntılı ortamdan kısa sürede kurtulup, yukarı çıktı. Geçen yıl kaldığı oda bıraktığı gibiydi. Phineas Nigellus'un portresinden dikkatle ona baktığını görünce, kendini yatağa attı. Anında daldı. Rüyasında Sirius'un onun sandığını karıştırdığını gördü. 'Harry, sana verdiğim aynayı ne yaptın?' diye sordu Sirius. Harry onun ölümüne çok üzüldüğünü ve aynayı yanlışlıkla kırdığını anlattı ona. 'Ama onu geri almalıyım, çünkü bendekini kaybettim.' dedi Sirius. Harry aynanın artık onun işine yaramayacağını söyledi bu sefer. 'Sen öldün.' dedi Sirius'a. Sirius'un gözleri hayretle büyüdü. Birden bulanık görünmeye başladı. Harry ona gitmemesi için bağırırken, görüntüsü bir sisin içinde kayboldu. Harry hâlâ feryat ediyordu.
"Harry… Harry!"
"Harry, uyan!" Birden doğruldu. Etrafına bakındı. Grimmauld Meydanı'ndaki odasındaydı. Ter içindeydi. Başucunda Ron endişeli bir şekilde ona bakıyordu.
Ron, "İyi misin Harry?" diye sordu. Harry derin bir nefes alırken, başını salladı.
"Şey, sen Sirius'a sesleniyordun-" diye başlayan Ron sustu. Harry önce konuşmadı, sonra, "Rüyamda onu gördüm, aynasını istiyordu." dedi yavaşça.
"Aynasını mı?"
"Evet, Ron sen ne zaman geldin?"
"Dün geldim, sen uyuyordun." Harry anlamayarak baktı.
Ron açıkladı, "Harry, tam yirmi dört saattir uyuyorsun. Aslında biraz endişelendik, ama Dumbledore sorun olmadığını, senin uykuya ihtiyacın olduğunu söyledi." Harry doğruldu.
"O kadar uzun mu uyudum?" Ron başını salladı. Harry artık iyice uyanmıştı.
"Nasıl oldun?"
"Ben iyiyim," dedi Ron. "Hermione, Ginny ve George da geldiler. Hepsi aşağıda."
"Ya annenle baban ve-" Harry yutkundu, "Fred?"
"Annemle babam akşama gelecekmiş, şey… Fred… eee… hâlâ uyuyor." Ron biraz kekeleyip sonunda cümleyi hızlıca tamamladı. Harry dirseklerini dizlerine dayadı ve başını ellerinin arasına aldı.
Ron telaşla ekledi, "Bir şeyler yapacaklar Harry. Dumbledore endişelenmeyin dedi."
Söyleyecek başka bir şey bulamıyor gibiydi. O sırada kapı açıldı. Kucağında sıkı sıkı sarıldığı Crookshanks ile Hermione içeri girdi. Kedi saldırı esnasında bir yerlere saklanmıştı anlaşılan. Genç kızın saçları eskisinden biraz daha kısaydı. Harry'yi uyanık görünce kediyi yere bırakıp telaşla yaklaştı.
"Ah! Harry, öyle merak ettim ki, iyi misin?" Harry başını salladı.
"Asıl sen iyi misin Hermione?" Hermione gülümsedi.
"Evet, sadece bir Uğursuzluk Büyüsü, şanslıydım-" Ron'a bakıp sustu.
Ron kaşlarını çatmıştı. "Niye kimseyi öldürmediler?"
"RON!"
"Ciddiyim Hermione, yani hepimiz ölebilirdik."
"Ama ölmedik," dedi Hermione.
"Ron haklı Hermione," dedi Harry. "Bence bu saldırının başka bir amacı vardı."
"Ne ama?" diye sordu Hermione.
Harry'nin aklından birkaç şey geçiyordu, ancak hepsi tutarsız geliyordu ona. Kehanet, diye düşündü, Neville onlara 'kehanet kırıldı' demişti ve Harry de onaylamıştı, ama gerçeği onlara anlatmalı mıydı, tepkilerine hazır mıydı? Hayır, henüz değil… Eninde sonunda söyleyecekti onlara, ama şimdi değil; Fred hâlâ St Mungo'dayken değil. Bir süre daha sessizce oturdular. Sonra aşağıdan sesler geldi ve toparlanıp aşağı indiler.
Mr. ve Mrs. Weasley dönmüşlerdi. Ancak Tonks ve Fred hâlâ St. Mungo'daydılar. Tonks'un, bir iki güne daha ihtiyacı vardı yanıklarının iyileşmesi için, Fred ise muammaydı, iki saat sonra Bill dönene kadar tabii. Bill büyük bir sevinçle odaya girdi.
"Başardılar." Oda birden sevince boğuldu. Mrs. Weasley ağlarken diğerleri gülüyordu. Bill herkes sakinleşince açıkladı. "Fred'e yapılan bir çeşit Uyutma Büyüsü'ymüş. Ancak sanırım bir lanetle falan birleşmiş. Böyle garip bir etki meydana gelmiş. Aslında tabii Uyku Büyüleri kolaylıkla çözülebilir. Ancak hiçbir büyü netice vermeyince, Şifacı'lar Uyutma Büyüsü'nün çok uzun süreli olacağından endişe etmişler. Neyse işte saldırıyı düşünüp başka lanet izi aramaya başlamışlar ve nihayet Fred gözlerini açtı. Şimdi yine uyuyor ama düzelecek."
Önceki gece neyse ki avlanmaya giden baykuşlar da gelmişti. Harry Hedwig için biraz endişelendiğinden, onu görünce rahatladı. Pidwidgeon çılgınca cikleyerek odada dört dönüyordu. Ron ona ters bir bakış attı. Bu arada Dumbledore'la Kovuk'tan geriye kalanlara bakmaya giden Lupin de dönmüştü. Ve yanında kurtarmayı başardığı birkaç parça eşya vardı. Weasley'lere ait, kenarı hafiften yanmış, içi resimlerle dolu, kalın bir albüm, Mr. Weasley'e ait birkaç eski kitap, Ginny'ye ait yaldızlı bir kutu ve ufak tefek bir dolu şey daha. Hepsi daha sonra ilgilenilmek üzere bir kenara kaldırıldı.
Fred ve George'un eşyalarının büyük bir kısmı şaka dükkânlarındaydı zaten, ancak ilginç olan Ron ve Harry'nin paylaştığı odanın fazla zarar görmemesiydi. Ev çökerken duvarlar yıkılmış ve oda resmen ters dönmüştü. Fakat alevler fazla ilerlemeden söndürülmüş ve eşyaların sadece bir kısmı zarar görmüştü.
Lupin onlara sandıklarını göstererek; "En iyisi kendiniz bakın. Ben düzeltebileceğim bir şey olursa yardım edeyim." dedi.
Harry, hüzünle yarısı kararmış sandığına baktı. İçindeki hiçbir şey umurunda değildi. Bir tek şey dışında; babasının eski Pelerin'i. Yüreği çarparak açtı sandığı. Yan tarafta Ron alçak sesle küfürler savuruyordu. Harry'nin kitaplarının neredeyse tamamı zarar görmüştü. Onları hızla çekip, fırlattı. Kenarları yanmış cüppeler ve kıyafetleri de aynı kaderi paylaştı. İşte orada sandığın dibindeydi. Harry korkarak aldı onu, incitmekten korkarcasına. İnanamıyordu, ama sağlamdı. Hiçbir şey olmamıştı. Sımsıkı tuttu elinde. Başını kaldırdı. Lupin, ne hissettiğini çok iyi anlamış gibi bakıyordu ona. Harry gülümsedi, sonra yüzüne çarpan bir ışık dikkatini çekti. Sandığın dibinde parçalara ayrılmış bir ayna duruyordu. Hüzünle baktı Harry. Onun üzüntüsünü gören Lupin 'Reparo' dedi hemen. Parçalar uçuşup birleşti. Harry aynayı eline aldı. Bir süre baktı, sonra Lupin'e dönüp, "Sirius'un aynası," diye fısıldadı. Lupin'in yüzünden bir üzüntü bulutu geçti.
"Gerisi önemli değil," dedi Harry, "Ancak…" kaşlarını çattı, sandığa eğilip yamru yumru bir çift çorap çıkardı. Alev görmüşe benzemeyen çorapların içine sarılmış eski bir parşömen parçası çıktı ortaya. Harry sırıtırken, Lupin'in gözlerinden bu sefer muzip bir ifade geçti ve birbirlerine gülümsediler.
Ron, Harry kadar şanslı değildi. Ancak birkaç parça kıyafeti kurtulmuştu o kadar. Kızlarınsa neredeyse hiçbir şeyi yoktu. Ama bol bol söylenen yine Ron oldu.
Hepsine şöyle bir göz atan Harry, düşündüklerini söylemenin tam zamanı olduğunu düşündü. Biraz tedirginlikle, "Mr. Weasley, Mrs. Weasley şey acaba bir şey söyleyebilir miyim?" Herkes sustu.
"Öncelikle ben tüm olanlar için özür dilerim." Mr. Weasley itiraza başlarken, "Lütfen!" dedi Harry. "Sadece dinlerseniz sevinirim." derin bir nefes alıp devam etti. "Sanırım hepiniz biliyorsunuzdur, Sirius bu evi bana bıraktı. Ancak zaten fazlasıyla büyük ve- yani bu-" durdu, başını iki yana salladı. "Ben, bu evi size veriyorum."
Nihayet söylemiş olmanın rahatlığıyla dışarı bir nefes bırakıp, "Benim evim artık sizindir, lütfen kabul edin." diye bitirdi.
Weasley'ler şaşkınlık içindeydi. Harry devam etti, "Lütfen, biliyorum biraz karanlık bir ev, ancak siz bunu halledebilirsiniz."
Sessizlik inanılmayacak kadar yoğundu. Aradan birkaç dakika geçti. Mr. Weasley en sonunda konuşabildi, "Harry, bu gerçekten çok güzel bir teklif, inan ki fazlasıyla duygulandım; ancak Sirius bu evi sana bıraktı ve biz bu kadar büyük bir hediyeyi kabul edemeyiz."
"Mr. Weasley bana her zaman evinizi açtınız. Bildiğim tek ev de sizinkiydi. Yuva olarak sadece orayı bildim." Mrs. Weasley'e döndü, "Benim için oğlum sayılır demiştiniz. İşte burası da artık sizin eviniz. Lütfen reddetmeyin." Adeta yalvarıyordu Harry.
Weasley'ler konuşamayacak kadar duygulanmış görünüyorlardı. Mrs. Weasley'in gözleri dolmuştu. Yerinden kalkıp Harry'ye sarıldı. Mr. Weasley buğulanan gözlüğünü çıkarıp ağır ağır temizledi. Şöyle bir öksürüp, titrek bir sesle, "Söylediklerin için çok teşekkür ederim, Harry. Sen de bizim ailemizin bir parçası oldun ve öyle kalacaksın. Ama yine de bu armağan çok büyük ve onu alamayız."
"Fakat-" diyecek oldu Harry, Mr. Weasley kararlı bir şekilde sözünü kesti, "Hayır, Harry." dedi. "Bizi düşündüğün için çok teşekkür ederim, fakat olmaz. Yine de bir süre bizi misafir edersen minnettar kalırız." İçini çekti. "Korkarım uzun bir süre olacak."
Harry başını sallamak zorunda kaldı. Yüzündeki ifadeyi inceleyen Mr. Weasley yumuşak bir sesle, "Bak Harry," dedi. "Bu senin suçun değildi. Sakın kendini suçlama."
Harry başını eğdi. Bu o kadar kolay değildi işte. "Ben orada olmasaydım-"
"Orada olmasaydın yine olacaktı." dedi Mr. Weasley.
"Harry canım," diyerek konuşmaya katıldı Mrs. Weasley, "Biz O'na karşı savaşıyoruz, kime, ne zaman, nerede saldıracağını da kimse bilemez. Hem şanslıyız, kimseye bir şey olmadı. O yüzden lütfen kendini üzme."
Grimmauld Meydanı oldukça büyük olduğundan, misafirlere de yetecek kadar oda vardı. Herkes yerleştikten sonra nihayet Harry, Ron ve Hermione oturup konuşabildiler. Harry'yi hâlâ biraz üzgün gören Ron, kendince bir neşelendirme girişiminde bulundu. "E-hadi ama artık Harry!" dedi. "Suratını asma artık." Hermione ters ters baktı ona.
"Ne var?" dedi Ron. "Harry'nin bir suçu olmadığını anlatmaya çalışıyorum."
"İyi de bunu doğru düzgün yapabilirsin Ron."
"Ya… Şimdi ne söyledim ki ben?"
"Of!" dedi Harry. Bir an içi sıkılmıştı. Daha fazla kavga dinleyemeyecekti. Dışarı çıkıp, merdivenlerden indi. Mutfağa gitmek niyetiyle tam köşeyi dönerken onları duydu. Aslında kimseyi gizlice dinlemek niyetinde değildi, fakat ismini duyunca ister istemez durakladı. Sesler fısıltı halindeydi; ancak Harry konuşulanları duyabiliyordu.
