ON BEŞİNCİ BÖLÜM
Atra Castrum
Sabahın erken saatlerinde, Grimmauld Meydanı on iki numarada acil bir toplantı vardı.
Yoldaşlık Anka Grubu, özel bir toplantı yapıyordu. Masanın başında Dumbledore oturuyordu. Sonra da sırasıyla Arthur Weasley, Molly Weasley, Remus Lupin, Alastor Moody, Amelia Bones, Kingsley Shacklebolt, Minerva McGonagall, Anthea Madison ve Severus Snape. Dumbledore gözlüklerinin üstünden Mr. Weasley'e baktı.
"Bakanlık işi nasıl Arthur?" Mr. Weasley derin derin içini çekti.
"Bu işi başıma sardığın için seni hiç affetmeyeceğim, Dumbledore." dedi. Hepsi güldü. Hatta Snape'in bile ağzı hafifçe kıvrıldı.
"İnan ki minnettarım Arthur," dedi Dumbledore gülümseyerek.
"Bakan olarak vermem gereken kararlar hoşuma gitmiyor." dedi Arthur. "Özellikle de birilerini işten çıkarmak söz konusuysa."
"Anlıyorum Arthur, ama elimizi çabuk tutmalıyız biliyorsun. Önceliğimiz ne?"
"Sen de çok iyi biliyorsun ki, Seherbaz Karargâhı'nın başına birini bulmak zorundayım." diye cevapladı Arthur. Kingsley ve Madison'a baktı, Dumbledore'a döndü.
"En iyi iki adayı okuluna aldığına göre, yeni bir isme ihtiyacım var."
"Alastor?" diyerek Moody'ye baktı Dumbledore.
"Moody kabul etmiyor." dedi Arthur yorgunca.
Moody homurdandı. "Genç çocukları ölüme yollamayı kabul etmemi bekleyemezsin."
"Bunu kimse istemiyor, ancak en iyi şekilde eğitilmeyi hak etmiyorlar mı sence?" dedi Arthur. Moody tekrar homurdandı.
Dumbledore devam etti: "Pekâlâ, buna döneriz. Şimdi, etrafta vampirlerin dolaştığını duyuyorum. Bu iyi değil. Eğer Voldemort onlarla anlaşmışsa ki bundan hiç şüphem yok, saldırmaları an meselesidir. Anthea?"
"Evet," dedi Anthea. "Atra Castrum'un hareketlendiğini duydum." Masada elle tutulur bir gerginlik oldu. Atra Castrum, ürpertici bir isimdi ve iyi bilinmesine rağmen yıllardır kullanılmamıştı. Lupin Anthea'ya baktı.
"Bunu nereden duydun?"
Anthea omzunu silkti ve gülümsedi. "Kaynaklarım var."
"Eğer işin içinde O varsa," dedi Moody, "Başımız iyice dertte demektir."
"İşte bu yüzden sana ihtiyacımız var." dedi Dumbledore. Moody ona dik dik baktı.
"İyi, tamam, tamam." dedi sinirle.
"Sanırım yeni başkanını ve Baş Seherbaz'ını buldun." dedi Dumbledore Arthur'a dönerek. Arthur gülümsedi: "Nihayet." Moody gözlerini devirdi. Dumbledore masaya döndü.
Kingsley ve Anthea'ya bakarak, "İşinizin başınızdan aşkın olduğunu biliyorum, ama en azından haftada bir, merkezde öğretmenlik yapmanızı istiyorum. Deneyimli her Seherbaza ihtiyacımız var." İkisi de başlarını salladı. Dumbledore bu sefer Mrs. Weasley'e döndü:
"Molly, katılımlar ne durumda?"
"Bazıları kararsız," dedi Mrs. Weasley. "Ancak Abbott'lar ve Patil'ler bizimle olacak gibi görünüyor. Diğerleriyle görüşmeye devam ediyorum."
"Güzel," dedi Dumbledore. "Olabildiğince aileyle görüşmeye devam et. Severus?"
"Sanırım Karanlık Lord işi şansa bırakmak istemiyor. Henüz bana bir görev verilmedi." dedi Snape.
"Kasıtlı bilgi vermiyorsa, bu iyi sayılmaz değil mi?" dedi Lupin.
"En ufak bir bilgim yok." dedi Snape. "Fakat her zaman tedbirli davranmıştır, o yüzden kasıtlı olduğunu sanmıyorum."
"Bence de," dedi Dumbledore. "En azından kötü bir emir almadığını biliyoruz. Evet, başka?"
"Harry yine bir imge görmüş sanırım Dumbledore." dedi Lupin. Dumbledore başını salladı.
"Evet, ancak hatırlamıyor. Sanırım Voldemort birini cezalandırmış." Bunu söylerken Snape'e baktı. Adam başını salladı. "Macnair," dedi. "Nott söyledi. Ancak sebebini bilmiyorum."
Lupin ona dönüp, "Bunları görmemesi için bir iksir kullanamaz mıyız?" diye sordu.
Snape başını hayır anlamında salladı. "Sadece Rüyasız Uyku İksiri'ni kullanabiliriz. O da uykuda işe yarar; daha önce bu tarz bir durumla karşılaşılmadı. Kehanet yapıyor da sayılmaz. Sadece zaman zaman aynı duyguları paylaşıyorlar." Bir an sustu, sonra devam etti. "Tabii yeni bir iksir yaratmayı deneyebilirim, ama bence bu riski göze alamayız. Ona daha çok zarar verebilir."
Lupin içini çekti. "Sanırım katlanacağız, ama bu iş hoşuma gitmiyor."
Dumbledore onayladı. "İnan benim de hoşuma gitmiyor, ama başka çaremiz yok ve Harry'den bahsetmişken, çalışmalar nasıl gidiyor?" dedi Anthea'ya dönerek.
"Dumbledore öğrencileri hâlâ vampirler konusunda eğitiyorum, biliyorsun. Tüm öğrenciler hevesli ve iyi gidiyorlar. Tabii gerçek hayatta ne yapacakları belirsiz." Endişeyle içini çekip, ekledi: "Harry, Ron ve Hermione'ye gelince, F.Y.B.S düzeyine yaklaştıklarını söyleyebilirim."
"Gerçekten mi?" dedi McGonagall. Anthea onayladı.
"Ben de katılıyorum." dedi Kingsley. "Hatta içinde bulunduğu durumu hesaba katarsak, Harry'nin Bakanlık'taki derslere katılabileceğini bile düşündüm."
"Yok artık!" dedi Mrs. Weasley. "Seherbaz'larla birlikte mi, Harry daha çocuk."
"Aslında hayır, Molly," dedi Dumbledore. "Harry ve arkadaşları, bize 'sadece birer çocuk'tan daha fazlası olduklarını her yıl tekrar tekrar ispat ettiler." Biraz duraklayıp devam etti: "Geçen sene yaşananlardan sonra, onları bilgisiz bırakmayı hiç istemiyorum." Mrs. Weasley ağzını açarken, elini kaldırıp devam etti. "En azından neler yapmaya çalıştığımızı bilmeliler."
"Hazır söz açılmışken," dedi Anthea, "Bunu söylemenin yeri burası mı bilmiyorum, ama geçen dersimde Harry'nin havada uyuduğunu öğrendim." Herkes şaşkınca ona döndü.
"Ne?" Moody'nin iki gözü birden açılmıştı. "Yükseliyor muymuş?" Anthea başını salladı.
"Bu nasıl olur?" Lupin'in kaşları hayretle kalkmıştı. Severus Snape ilgiyle gözlerini kısmıştı ve Amelia Bones'un çay fincanı havada kalmıştı.
"İmkânsız," dedi McGonagall. "Merlin'den beri hiç yükselen birini duymadım."
"Ah, aslında var." Herkes Dumbledore'a döndü. Dumbledore devam etti. "Ben de zaman zaman yükselirim." Bir sessizlik daha oldu. "Ama çok rahatsız edici bir şey." diye ekledi Dumbledore muzipçe.
Anthea gülümsedi. "Onunla konuşur musun Dumbledore?" diye sordu. "Endişeli gibiydi."
"Evet, ben hallederim." dedi Dumbledore. "Gerçekten ilginç Anthea. Bu hiç aklıma gelmemişti. Eh, bu teorimizi güçlendiriyor."
"Bir şey daha," dedi Anthea Madison gülerek. "Tüm öğrencilerin kafasında bir D.O. fikri dolaşıyor. Dumbledore'un Ordusu diye bir şey… Anladığıma göre tekrar aktive ediyorlarmış."
"Gizlice öğrencilere Zihnefend mi yapıyorsun?" diyerek güldü Lupin.
"Ne yapayım?" dedi Anthea, hâlâ gülmeye devam ederek. "Çok yüksek sesle düşünüyorlar. Eminim Severus da fark etmiştir."
"Evet," dedi Snape yüzünü ekşiterek. "Derslere bile dikkat etmiyorlar."
McGonagall Dumbledore'a döndü: "Sence bu doğru mu?" dedi. "Yani geçen sene haklıydılar belki, ama bu sene doğru dürüst eğitiliyorlar zaten." Dumbledore biraz düşündü.
"Sanırım Harry, kendilerine öğretilenleri diğer arkadaşlarıyla paylaşmak istiyor. Eh, bunda bir yanlışlık göremiyorum. Şimdilik görmezden gelelim, Minerva." McGonagall pek hoşnut kalmamış gibiydi, ama yine de başını salladı.
"Amos nasıl?" dedi Dumbledore Arthur'a. Arthur güldü.
"Hâlâ şaşkın, ama alışıyor. Niye Amelia'yı seçmediğimi sordu. Ben de reddettiğini söyledim."
Amelia Bones homurdandı. "İşimden vazgeçmeye hiç niyetim yok Arthur, tabii istifamı istemeyeceksen?"
"Sensiz hiçbir şey yapamayız, Amelia." dedi Arthur.
Dumbledore McGonagall'a döndü. "Minerva, Hagrid'le konuştun mu?"
"Evet," dedi McGonagall. "Maxime'in tetikte olmasını sağlayacak."
"Güzel." dedi Dumbledore yine. "Remus?"
"Kurtadamlar olumlu yaklaşmıyor Dumbledore," dedi Lupin sıkkın bir şekilde. "Ancak kararsız olanlar var; yine de olası bir savaşta hangi tarafta olurlarsa olsunlar, öldürüleceklerini düşünüyorlar."
"Haksız da sayılmazlar," diye söylendi Moody. "Şahsen, çok iyi tanımadığım bir kurtadama kaba etimi dönmem. Alınma Remus."
"Alınmadım," diye gülümsedi Remus. "Şahsen, ben de birinin kaba etini ısırmak istesem, tercihim sen olmazdın." Masadan bir kahkaha sağanağı yükseldi.
"Konuya dönelim mi?" dedi Molly Weasley, kahkahalar dinerken.
"Evet, Molly," dedi Dumbledore. "Şu görevleri kararlaştıralım ve en kısa zamanda genel bir toplantı yapalım."
Bir saat daha konuştular ve toplantıyı bitirdiler.
Sabah posta geldiğinde, Gryffindor'lar kahvaltı ediyorlardı. Hermione gazeteyi masaya serdi: "Dinleyin!"
"Gelecek Postası muhabiri Vincent Chase, Bakanlıktan yeni haberleri bildiriyor...
Yeni görevine hemen başlayan Sihir Bakanı Arthur Weasley, görülmemiş bir hamleyle, Sihirli Yaratıkların Düzenlenmesi ve Denetimi Dairesi'nden Amos Diggory'yi yardımcısı seçtiğini açıkladı. Bu seçime en az büyücü topluluğu kadar şaşırmış görünen Diggory, görevine layık olmak için en iyi şekilde çalışacağını söyledi."
"Amos Diggory mi?" dedi Harry.
"Neden onu seçtiler acaba?" Hermione düşünceliydi.
"Kimin seçilmesini bekliyordun?" diye sordu Ron.
"Amelia Bones." dedi hemen Hermione. "Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi Başkanı. Yani, daha uygun olurdu sanki."
"Hmmm..." dedi Ron. "Haklısın galiba, hiç aklıma gelmemişti."
"Dumbledore'un bir bildiği vardır." dedi Ginny. Hermione okumaya devam etti:
"Aynı şekilde, Seherbaz Karargâhı'nın başına deneyimli Seherbaz Alastor Moody getirildi. Eğitimleri devam eden Seherbaz'ların yeni müfredata uyacakları açıklanırken, Bakanlık yeni Seherbaz adayları için başvuruların başladığını da duyurdu."
"Moody mi getirilmiş?" dedi Harry.
"Vaay, keşke biz de başvurabilseydik." dedi Ron.
"Ben sevindim." dedi Ginny. "Devam et, Hermione."
"Bakanlık'ta ismi verilmeyen bazı büyücülerin işten çıkarıldığı belirtilirken, önemli mevkilerde olan pek çok kişinin yerinde kaldığı dikkati çekti. Bu isimlerden en önemlisi de Sihir Bakanı seçimlerini kaybeden Bakanlık Müsteşarı Dolores Umbridge oldu."
"Hadi canım!" dedi Ron. "Babam niye onu işten atmamış?"
"Çok dikkati çekerdi Ron." dedi Hermione.
"Keşke istifa etseymiş," dedi Ginny dertli dertli.
Harry sadece başını sallamakla yetindi. Hermione, "bir de bunu dinleyin!" diyerek devam etti.
"En ilginç olay ise, Sihir Bakanı'nın oğlu Percy Ignatius Weasley'in Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi'ndeki görevinden, Sihirli Kazalar ve Felaketler Dairesi'ne kaydırılması oldu."
"Waov," dedi Ron sırıtarak. "İltimas geçmiş."
"Ah, evet ne hoş." Ginny gülmekten yerlere yatıyordu. Hermione gazeteyi katlarken onlara şöyle bir baktı.
"Percy'nin hoşuna gitmeyecek."
"Hak etti." dedi Ron.
Ertesi akşam Ron ve Harry ortak salonda ödevleriyle boğuşurken, Hermione ve Ginny portre deliğinden geçip, içeri girdiler.
Hermione yorgun bir şekilde Ron'un yanına çöktü.
"D.O'da neredeyse kırk beş kişi olduk." dedi Ginny, Harry'nin yanına otururken.
"Ne?" Harry şaşkınca baktı ona.
"McGonagall'a söylemeliyiz." dedi Hermione.
"Deli misin?" dedi Ron.
"Gidip Dumbledore'dan öğretmenlik için izin alayım bari." diye homurdandı Harry.
"Harika," dedi Ron. "Profesör Potter, güzel." Hepsi güldü. Harry kitabını ona fırlattı. Kitabı havada yakalayan Ron sırıtarak baktı ona.
Sabah kahvaltıdan sonra ilk derslerine ilerlerken, toplantıyı ertesi gün yapmayı planlıyorlardı. Ron birden kaşlarını çattı. "Ne konuşuyorlar öyle?" İkisi birden o tarafa döndüler. Koridorun sonunda, Severus Snape ve Anthea Madison hararetli hararetli bir şeyler konuşuyorlardı.
"Sanırım onlar arkadaş," dedi Harry.
"Hadi canım." dedi Ron. Harry başını salladı.
"Karargâh'ta onları gördüm. Birbirlerine isimleriyle seslendiler ve el sıkıştılar." Ron ağzı açık bakıyordu. Hermione düşünceli bir ifadeyle:
"Olabilir, aynı okuldaydılar." dedi. Ron ona inanamaz bir tavırla baktı.
"Biz de Malfoy'la aynı okuldayız, ama sen ona 'Draco' demiyorsun." İkisi de güldü.
Ertesi akşam Hermione ve Ginny herkesi İhtiyaç Odası'nda toplayacaklarını söylerken, Harry 'acaba yanlış mı yapıyoruz' şeklinde bir düşünceye kapılmıştı. Ne olursa olsun izin almalıydılar, ama izin verilmezse her şey başlamadan biterdi ve bir sürü insan hayal kırıklığına uğrardı. Harry, Ron'la birlikte içeri girdiğinde kalabalığı görünce yutkundu.
Hermione, Ginny, Neville, Dean, Seamus, Colin ve Dennis Creevey, Parvati ve Padma Patil, Lavender, Katie Bell, Adara Wells, Luke Barret, Nava Sayeh, Luna, Terry Boot, Anthony Goldstein, Michael Corner, Brant Gordon, Mei-li Shun, Hannah Abbott, Justin Finch-Fletchley, Ernie McMillan, Susan Bones, Tate Damon, Kelly Holden, Mandy Brocklehurst, Lisa Turpin, Harry'nin alt sınıflar olarak bildiği Stewart Ackerley, Orla Quirke, Natalie McDonald, Euan Abercrombie, Eleanor Branstone, Owen Cauldwell, Laura Madley, Kevin Whitby, Rose Zeller ve Harry'nin adlarını tam bilmediği Ravenclaw'dan iki erkek ve Hufflepuff'tan iki kız daha. Hatta Zacharias Smith ve Cho Chang bile oradaydı. Cho'yu orada görmek Harry'yi şaşırtmıştı, ama üstünde durmadı. Ne de olsa artık ona karşı bir şey hissetmiyordu. Elinde olmadan dönüp, Adara'ya baktı.
Hermione ilerleyip, Harry'nin yanına geldi. Harry derin bir nefes aldı.
"Evet," diye başladı. "Bildiğiniz gibi Voldemort döndü ve planlar yapıyor." İsmi duyan pek çok kişi titredi. Harry devam etti. "Neler planladığı konusunda bir şey söyleyemem. Ancak her an saldırabileceğini söyleyebilirim. Burada bulunan herkes böyle bir saldırının sonuçlarını tahmin edebilir. Yetişkin cadı ve büyücülerin işleri başlarından aşkın ve onca işin arasında bir de bizleri korumak zorundalar. İşte bu yüzden bir saldırı olduğunda karşılık vermeyi başarabilmeliyiz. En azından kendimizi korumayı başarabilirsek bile bu çok büyük bir kazanç olacaktır."
Sözlerini bitirdiğinde, her taraftan hararetli onaylamalar ve alkışlar yükseldi. Harry devam etti, "Ben bu derse bir düello ile başlamayı düşündüm. Ron bana eşlik eder misin?" Bir an afallayan Ron, başını sallayarak kalktı. Harry Ron'a bakarak hafifçe göz kırptı. Ron mesajı aldı. İyi bir gösteri yapacaklardı.
Harry ve Ron karşılıklı eğildiler. Pozisyon aldılar ve düello başladı. Ron bir lanet yolladı. Harry bir Engelleme Büyüsü ile lanetin yönünü değiştirdi ve Ron'a bir alev gönderdi. Ron aynı şekilde büyüyü sektirip, büyünün duvara çarpmasına sebep oldu. Harry birden görünmez oldu ve hızla ilerleyip Ron'un arkasında ortaya çıktı. Bunu tahmin eden Ron, hızla döndü ve bir Kalkan Büyüsü yapıp Harry'nin büyüsünden kurtuldu. Harry tekrar görünmez olurken Ron'a bir Engelleme Büyüsü gönderdi. Ron, bir yandan Harry'nin ayak seslerini dinlemeye çalışırken, son anda geri çekildi ve büyü arkadaki kitaplığa çarptı. Harry bir Rüzgâr Büyüsü gönderdi. Ron sendeledi. Kendini hızla toparlayıp bir kalkan oluşturdu ve Harry'nin büyüsü kendine döndü. Yana kayıp, rüzgârdan kurtulan Harry, bir Kayganlaştırma Büyüsü yolladı. Zeminde birden kayan Ron bir Dondurma Büyüsü gönderdi. Harry asasını yavaşça oynatıp kurtuldu. Ron bu sefer bir ateş topu yolladı, ancak Harry'nin asasının ucundan çıkan basınçlı su ateşi olduğu gibi yuttu.
Harry yine içinden yükselen bir rüzgâr gönderirken, Ron sırıttı ve asasını havada şöyle bir çevirip Harry'nin büyüsünün yine ona dönmesini sağladı. Harry dengesini bulup yine görünmez oldu. Ancak bu sefer Ron'un arkasında değil tam önünde ortaya çıkıp şaşırmasını sağladı. Ron daha asasını kaldırmadan Harry gülümsedi ve etrafı birden bir duman kapladı. Ron'un asası hızla uçup eline geldi. Harry asayı havaya kaldırdı, dumanı dağıttı ve Ron omuzlarını kaldırıp güldü. Diğerlerine döndüler.
Hızlı ve gerçekten güzel bir düello olmuştu ve en önemlisi, tamamen sözsüz büyüler kullanmışlardı. Öyle çok karmaşık ya da kötü lanetler de kullanmamışlardı. Yazın yaptıkları çalışma işe yaramıştı. Sadece onlar bu gösteriyi doğal karşılarken, sınıfın tepkisi farklı olmuştu. İzleyenler artık nefes bile almıyordu. Bütün gözler Harry'ye sabitlenmişti. Sanki karşılarında yetişkin bir büyücü varmış gibi ona bakıyorlardı. Harry önce sessizlikten huzursuz oldu, ama sonra bunun daha iyi olduğunu düşündü. Buna ihtiyaçları vardı. Bir gün karşılarına çıkacak olan şey kendi yaşlarında bir okul çocuğu olmayacaktı. Hepsi birbirinden tehlikeli Ölüm Yiyen'ler olacaktı ve belki de Voldemort. Bu arada sessizlik hafiften dağılıyor ve öğrenciler birbirine bakıyordu. Ancak ilk konuşan Neville oldu:
"H-Ha-Harry," dedi kekeleyerek, "Sen ş-şimdi bizim b-böyle-yani böyle mi düello etmemizi istiyorsun?" Soru havada asılı kaldı sanki.
Harry herkesin afallamış yüzüne baktı: "Hayır," dedi. "Bundan daha iyi olmanızı istiyorum."
Hepsi birbirlerine baktılar. Neville kaşlarını çatmıştı. Köşeden bir ses duyuldu:
"İyi de, hiçbirimiz Harry Potter değiliz." Ses Luna Lovegood'a aitti.
Harry derin bir nefes aldı, "Bunun Harry Potter olmakla ilgisi yok. Voldemort'u ve Ölüm Yiyen'lerini defalarca gördüm. Nasıl savaştıklarını biliyorum. Onlar acımayacaklardır. Hızlı olmak zorundasınız. Kararlı olmak zorundasınız ve hepsinden önemlisi kendinize güvenmelisiniz. Unutmayın, en ufak bir hata sizin ya da yanınızdaki arkadaşınızın ölümüne yol açabilir."
"Yani sen," dedi bir ses, "Bize yetişkin gibi savaşmayı öğreteceğini mi söylüyorsun?" Seamus Finnigan sersemlemiş bir şekilde ona bakıyordu.
"Evet," dedi Harry. "Bu yüzden buradayız, savaşmayı öğrenmek için." Tekrar bir sessizlik oldu, sonra:
"Eh!" dedi Ginny, sessizliği bozarak. "Öyleyse başlayalım." Harry onayladı. Hepsi ayağa kalktılar ve Harry'nin komutunu beklediler.
Harry kusursuz bir temele sahip olmaları gerektiğini söyleyip, basit büyülerle başlayarak, onları iki saat kadar çalıştırdı. Bir sonraki dersi haftaya yapmaya karar verip, ayrıldılar.
Gecenin ilerleyen saatlerinde, tepedeki ağaçların arasında bir hışırtı duyuldu. Siyah bir pelerin hafifçe savruldu ve karanlık bir gölge ortaya çıktı. Bir an durup, gerçek rengini neredeyse unuttuğu karanlık denizi seyretti. Sonra başını çevirdi. Taşları özenle şekillendirilmiş kayalıklara doğru ilerledi.
Adanın adı Vita Insula'ydı. Zephyr hafifçe tebessüm etti. Ne ironik! 'Hayat Adası' anlamına geliyordu. Ataları yüzyıllar önce hayatta kalabilmek için bu adaya sığınmışlardı. Vita Insula onların yerleşim bölgesi olmuştu. İşaretlenemez, görülemez ve bulunamazdı. Bunu yapabilmek üstün bir güç isterdi. Ataları bunu halletmişti. Bu taştan duvarları inşa etmişler, çalışmışlar ve gizlenmeyi başarmışlardı. Saklanabildikleri ve burada yaşayabildikleri için adaya bu ismi vermişlerdi. İsim bu güne kadar korunmuştu. Fakat, bu sadece vampirler için geçerliydi; bu adaya getirilme bahtsızlığına uğramış insanlar için değil.
Zephyr, istediği yere çok daha çabuk ulaşabilirdi; ancak düşünmek istiyordu. Bunu yapmanın en güzel yolu, bir yandan yürümekti. Bugüne kadar herhangi bir savaşa girmekten özellikle kaçınmışlardı. Ne normal insanlarla, ne de büyücülerle bir sorun yaşamamışlardı, zaten normal insanlar onların varlığını reddederken bu olanaksızdı. Olası sorunlarla ise Zephyr ilgilenmiş ve gerekli müdahaleyi yapmıştı. Oysa şimdi yeni bir çağ başlıyordu ve olacaklar onu bile endişelendiriyordu. Onu, Zephyr'i bile.
En son kayalığa geldiğinde, başını kaldırıp karşısında süzülen dev yapıya baktı. Atra Castrum… Tüm vampirlerin sığınağı, ya da sadece en yüce olanlarının. Soylu kandan olmayanlar Atra Castrum'un gölgesini bile göremezdi. Safkan olmak şarttı. Zephyr yine acı acı tebessüm etti. Bu şekilde yoldan çıkmışlardı işte. Diğer vampirler ise, Atra Castrum'un gölgesinde, ona bağlı olan iki ayrı kalede yaşıyorlardı. Bunlardan Summa Castrum batıda, Serva Castrum doğudaydı. Atra Castrum ise ikisinin ortasında bir tehdit gibi yükseliyordu. ~
Yarı dağlık bir arazi üzerinde; adanın kuzeyindeki kayalıkların üzerine kurulmuştu. Simsiyah taştan duvarlarıyla ürkütücü bir görünümü vardı. Tek ilginç yönü pencerelerin olmamasıydı. Yalnızca birkaç tane pencere vardı ve onlar da güneşin bir tek ışınının bile içeri girmemesi için özel olarak kapatılmışlardı.
Kaleye giren Zephyr, hâlâ yeni bir çözüm bulunup bulunamayacağını düşünerek ilerledi. Efendisi kararını vermişti ve amaç ne kadar asil olursa olsun, Zephyr bu karardan memnun değildi. Yürümeye devam etti. Koridorlardan geçerken, önünde eğilerek yol verenleri görmezden geliyordu. Kuleye geldiğinde durdu. Kapıdaki nöbetçi önünde eğildi ve kapıyı açtı. Zephyr odaya girdi.
Devasa bir salondu. Her yer taştandı. Taş heykeller odanın dört bir yanında ürpertici siluetleriyle dikiliyorlardı. Duvarlardaki meşaleler odaya loş bir ışık yayıyordu. Zephyr, salonun en sonuna, taştan oyulup biçimlendirilmiş tahtta oturan adama doğru yürüdü.
"Dominus," saygıyla eğildi.
Uzun, sivri tırnaklı eller bastonu yere vurdu.
"Kalk, Zephyr!" Zephyr doğruldu. Efendisine baktı.
"İyi haber var mı, Zephyr?"
"Non, Dominus." dedi Zephyr. "Hiç haber yok."
~ Notlar:
Atra : Karanlık.
Summa : Yüksek, seçkin.
Serva : Köle.
Castrum : Kale.
